İçeriğe geç

Canavar ve İnsanları

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Canavar ve İnsanları

Bölüm 4

3. Bölüm

Etrafımda ne dendiğini anlamayacağım bir dilde konuşan birden fazla kişi,

adeta koro halinde şeyler söylüyorlardı. Göz kapaklarımdaki ağırlık, ne olup

bittiğini anlamamı daha da zorlaştırıyordu. Zorlukla aralamış olduğum

gözlerim beni daha çok dehşete düşürmüştü. Hareket edemiyordum;

ellerim ayaklarım bağlı, sırtüstü sert bir zeminde öylece yatıyordum.

Üzerimde kefeni andıran bembeyaz bir örtü ile kalakalmıştım. Sesleri tüm

dikkatimle dinlemeye başladım:

“Ya kahfar eşfahun el zaher şemfaeahşe zahur ye inzilleh şuhur el muzhari

fazgar şuma şefsela in keyni mahfekun dilerşahi zehur kambe sallatahu ya

kahfar ya cinneti ya fazhell”

Bir çeşit ayine benziyor... Üzerimdeki örtü yavaşça ıslanmaya başlamıştı.

Kokusu ciğerlerime doldukça midemdeki bulantı dayanılmaz bir hal almaya

başladı. Aniden sesler kesildi, gür bir erkek sesi yükseldi:

— Sayın nezir sahipleri ve sahibeleri, bugün burada olan herkese teşekkür

ederim. Hepimiz tek bir amaç için burada toplanmış bulunmaktayız. Elimde

tutmuş olduğum bu altın çanak, hepimizi isteklerine bir adım daha

yaklaştıracak. 41 gün boyunca özenle saklamış olduğunuz leş suları ile

yerdeki bu aciz ruhu onurlandırdınız. Birazdan onu ebediyete yolculayıp

ruhlarımıza yeni bir nefes bahşedeceğiz. 1. Nezir sahibesi, öne çık! Hayız

döneminin sana getirmiş olduğu kutsallığı bizimle paylaş.

Topuklu ayakkabısı ile yere en sağlam adımlarını sergiliyordu. Üzerime

konulmuş olan kaseye, sesinden anladığım kadarıyla ne olduğu hakkında

fikrim olmayan sıvıyı ekledi ve yerine geçti. Adam yeniden konuşmaya

başladı:

— Sayın 1. Nezir sahibi, lütfen adağının sana olan armağanını bizimle paylaş.

Bu şekilde beş kadın ve beş erkek olmak üzere toplam on kişi aynı şeyi yaptı.

— Herkese şükranlarımı sunuyorum, yavaş yavaş sona ulaşmaktayız. Lütfen

yanıma buyurun ve bu çanağın içindeki kıymetli hazineye dokunun. Şimdi

sırayla yerde yatan bu kızı şereflendirin.

Yüzüme, örtünün üzerinden koyu kıvamlı bir sıvıyı bırakıyorlardı. Felç olmuş

gibiydim; dilim dönmüyor, ses tellerim yerini boşluğa bırakmışçasına

çaresizce olan biteni anlamaya çalışıyordum. Nihayet yüzümdeki örtü

açılmıştı. Herkes gururlu bakışlarla beni süzerken, ellerindeki gümüş

kadehlerden birinde süzülmekte olan kan damlası tüylerimi diken diken

etmişti. Herkes çanaktan bir kadeh almış, keyifle yudumluyordu.

“Kul nasha mafa'el o-qatolo deele!”

Herkes kendi mahfazasından bir şeyler çıkarmaya başlamıştı. Oan hayatta

kalma umudum tamamen sona eriyordu ve zihnimdeki tek arzu acı

çekmeden ölmekti. Sırayla yanıma gelmeye başladılar; kimisinde hançer,

kimisinde bıçak, kimisinde cam kırıkları ve daha sayamadığım onlarcası... Ve

ilk darbe... Kolumun üst kısmında keskin bir sızı hissetmemle beraber

gözyaşlarımı özgür bıraktım. Adam kolumdan bir fileto çıkarmıştı resmen.

Gözlerini gözlerime dikmesiyle beraber elinde tuttuğu et parçamı büyük bir

doyumsuzlukla yemeye başladı. Yüzündeki açlık ifadesini açıkça gözler

önüne sermişti bu cani. Daha fazla dayanamadım, öğürmemle yere

yığılmam bir oldu…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.