Etrafımda ne dendiğini anlamayacağım bir dilde konuşan birden fazla kişi,
adeta koro halinde şeyler söylüyorlardı. Göz kapaklarımdaki ağırlık, ne olup
bittiğini anlamamı daha da zorlaştırıyordu. Zorlukla aralamış olduğum
gözlerim beni daha çok dehşete düşürmüştü. Hareket edemiyordum;
ellerim ayaklarım bağlı, sırtüstü sert bir zeminde öylece yatıyordum.
Üzerimde kefeni andıran bembeyaz bir örtü ile kalakalmıştım. Sesleri tüm
dikkatimle dinlemeye başladım:
“Ya kahfar eşfahun el zaher şemfaeahşe zahur ye inzilleh şuhur el muzhari
fazgar şuma şefsela in keyni mahfekun dilerşahi zehur kambe sallatahu ya
kahfar ya cinneti ya fazhell”
Bir çeşit ayine benziyor... Üzerimdeki örtü yavaşça ıslanmaya başlamıştı.
Kokusu ciğerlerime doldukça midemdeki bulantı dayanılmaz bir hal almaya
başladı. Aniden sesler kesildi, gür bir erkek sesi yükseldi:
— Sayın nezir sahipleri ve sahibeleri, bugün burada olan herkese teşekkür
ederim. Hepimiz tek bir amaç için burada toplanmış bulunmaktayız. Elimde
tutmuş olduğum bu altın çanak, hepimizi isteklerine bir adım daha
yaklaştıracak. 41 gün boyunca özenle saklamış olduğunuz leş suları ile
yerdeki bu aciz ruhu onurlandırdınız. Birazdan onu ebediyete yolculayıp
ruhlarımıza yeni bir nefes bahşedeceğiz. 1. Nezir sahibesi, öne çık! Hayız
döneminin sana getirmiş olduğu kutsallığı bizimle paylaş.
Topuklu ayakkabısı ile yere en sağlam adımlarını sergiliyordu. Üzerime
konulmuş olan kaseye, sesinden anladığım kadarıyla ne olduğu hakkında
fikrim olmayan sıvıyı ekledi ve yerine geçti. Adam yeniden konuşmaya
başladı:
— Sayın 1. Nezir sahibi, lütfen adağının sana olan armağanını bizimle paylaş.
Bu şekilde beş kadın ve beş erkek olmak üzere toplam on kişi aynı şeyi yaptı.
— Herkese şükranlarımı sunuyorum, yavaş yavaş sona ulaşmaktayız. Lütfen
yanıma buyurun ve bu çanağın içindeki kıymetli hazineye dokunun. Şimdi
sırayla yerde yatan bu kızı şereflendirin.
Yüzüme, örtünün üzerinden koyu kıvamlı bir sıvıyı bırakıyorlardı. Felç olmuş
gibiydim; dilim dönmüyor, ses tellerim yerini boşluğa bırakmışçasına
çaresizce olan biteni anlamaya çalışıyordum. Nihayet yüzümdeki örtü
açılmıştı. Herkes gururlu bakışlarla beni süzerken, ellerindeki gümüş
kadehlerden birinde süzülmekte olan kan damlası tüylerimi diken diken
etmişti. Herkes çanaktan bir kadeh almış, keyifle yudumluyordu.
“Kul nasha mafa'el o-qatolo deele!”
Herkes kendi mahfazasından bir şeyler çıkarmaya başlamıştı. Oan hayatta
kalma umudum tamamen sona eriyordu ve zihnimdeki tek arzu acı
çekmeden ölmekti. Sırayla yanıma gelmeye başladılar; kimisinde hançer,
kimisinde bıçak, kimisinde cam kırıkları ve daha sayamadığım onlarcası... Ve
ilk darbe... Kolumun üst kısmında keskin bir sızı hissetmemle beraber
gözyaşlarımı özgür bıraktım. Adam kolumdan bir fileto çıkarmıştı resmen.
Gözlerini gözlerime dikmesiyle beraber elinde tuttuğu et parçamı büyük bir
doyumsuzlukla yemeye başladı. Yüzündeki açlık ifadesini açıkça gözler
önüne sermişti bu cani. Daha fazla dayanamadım, öğürmemle yere
yığılmam bir oldu…