-5.BÖLÜM- " Anne..." --- Yüzümde kan, elimde silah, kalbimde geçmişin kabuslarını tetikleyen yangın var. Çıkmaz bir sokağa girdim. Oradan çıkabilmek için karşımdaki canavarı yenmem gerekiyordu. Öyle yaptım. Pişman olmayacağımı bilerek elimi kana buladım. Karşımdaki canavara zarar verdim. Şimdi ise o karşımda acıyla kıvranıyor bense onu izliyorum. " Sen ! " diyor acıyla vurulduğu yeri tutarken. " Bunu sana ödeteceğim ! " ve vücudu yere yığılıyor. Yığıldığı anda uyanıyorum. Silahı tutan ellerim eskisi kadar sağlam değil, titriyorlar. Beyaz kara karışan kanı görünce kalbimin titrediğini, acıyla yandığını hissediyorum. O kan bana tek bir şeyi hatırlatıyor. Annemi... Kan gittikçe çoğalıyor. Bir gölü anımsatıyor. Gözlerim korkuyu derinliklerine kadar hissederken kan gölünden yansımama bakıyorum. Orada annem var.. Yanımda bana bakıyor. " Anne..." diyorum. Sesim titriyor. Gözlerimden yaşlar boşanıyor. Burada, yanı başımda. Benimle ! " ANNE ! " Çığlığım kargaları korkutarak kaçırıyor. Zaten ben hep insanları kendimden kaçıran ben olmadım mı? Annemde bu yüzden benden kaçmadı mı... Ben bu yaşıma kadar tek başıma gelmedim mi... Boğuluyorum. Sanki boğazımı sıkıyorlar. Nefes alamıyorum ! Onu istiyorum. Annemi... Bir kez olsun sarılmasını istiyorum. " Emelia..." Duyduğum sesle kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. Hemen arkamı dönüyorum. Orada... Her zaman ki beyaz elbisesi ,gece mavisi saçları ve ondan aldığım okyanus mavisi gözleriyle bana bakıyor. Bana bakıyor... O şefkatli gözlerini vücudumda hissediyorum.. Kelimeler boğazıma dizilirken tek bir cümle kurabiliyorum. " Anne... Seni çok özledim... " Yavaşça bana yaklaşıyor. Elleri saçlarımda dolaşıyor.. Gözleri uzaklara dalırken ağzının içine bakıyorum. Kalbime kazıyacağım tek bir cümle istiyorum. Ondan, onun sesinden... Sanki zamanla beraber kalbimde aklımda duruyor. Zaman ve mekan kavramını yitiriyorum. Sadece o ve gözleri. Sadece o ve dokunuşları.. Sadece o ve ben... Ve sonunda konuşuyor. " Canavarı bul Emelia..." Yaşlı gözlerimle gözlerine bakıyorum. " Canavar.. canavar da ne ? " Anlayamıyorum. Kaşlarım çatılıyor cevap vermesini istercesine ona bakıyorum. Cevap vermiyor. "Anne..." diyorum. Artık bana bakmıyor. "Anne.." diyorum çaresizce " Ne olur bana cevap ver ! Lütfen ! " Ayağı kalkıyor. Geriye doğru yavaş yavaş giderken bu sefer gözleri benim üzerimde. Bir saniye olsundan ondan ayırmıyorum gözlerimi.. Anladım.. O vakit geldi. İstemiyorum. İSTEMİYORUM ! Yeniden gitmesini istemiyorum... " HAYIR ! " diye bağırıyorum. " GİTME ! " Ayrılık vakti geldiğinde onu durdurabilecek tek şey zamandır. Zaman yine annemle kalmama izin vermiyor. Çanlar çalıyor, kargalar uçuyor. Gecedeki yıldızlar parlıyor. Ve hepsi ayrılık vaktinin geldiğini haykırıyorlar. Annem gidiyor.. Ellerimden kayıp gidiyor. Bense sadece ellimi ona uzatmakla kalıyorum... " Anne..." diye sesleniyorum bir umut. Artık daha da uzağımda. Kaybolmadan önce sadece tek bir hareketini görebiliyorum. Dudaklarıyla bana " Canavarı bul..." diye fısıltıyor ve tamamen küle dönüşmeden önce işaret parmağını dudakların götürerek "Bu bizim sırrımız..." diyor. Ayaklarından başlayarak yavaşça küle dönüşüyor. En son sadece o okyanuslarını görebiliyorum... Gözleri bana bir hikayeyi anlatır gibi. "Bul" diyor. "Onu bul !" Bedeninden kalan külleri yüzüme savrulurken hıçkırarak ağlıyorum. Bedenimi kontrol edemiyorum. "Gitme !" ağzımdan çıkan tek kelime bu. " Ne olur geri gel anne... " Onun gittiğini tamamen kavradığımda aklıma o canavar geliyor. Bana bul dedi. Son kez... Annemden kalan son cümle buydu. Bulacağım... Bulacağım anne ! Senin için o canavarı bulacağım !
---
Zaman sıkıntım olduğu için bölümler kısa olabilir ama olay akışları aynı.
Yorumlarda buluşalım 🖤🕯️
