Otobüs okulun önünde durduğunda yağmur iyice hızlanmıştı. Öğrenciler, başlarının üzerine çantalarını tutarak okul binasına doğru koşuyordu. Islak zeminde yankılanan ayak sesleri ve koridorlardan taşan kahkahalar birbirine karışıyordu.
Larin otobüsten en son indi. Acele etmiyordu. Zaten onu bekleyen kimse yoktu.
Okulun demir kapısından içeri girerken başını kaldırıp binaya baktı. Üç katlı, gri duvarlı eski okul ona her sabah aynı hissi veriyordu. Sanki burası ders çalışılan bir yer değil de insanların birbirini yargıladığı kocaman bir sahneydi. Burada herkes bir gruba aitti. Sporcular, çalışkan öğrenciler, popülerler, sessizler... Larin ise hiçbir yere ait değildi.
Koridorun girişindeki panoda yaklaşan etkinliklerin afişleri asılıydı. Bahar şenliği, voleybol turnuvası, müzik kulübünün seçmeleri... Geçen yıl bu afişlere bakarken içi kıpır kıpır olurdu. Bu yıl ise göz ucuyla bile bakmadı. Çünkü katılacağı hiçbir şey yoktu.
Dolabına doğru yürürken çevresindeki konuşmaları istemeden duyuyordu.
"Hafta sonu alışverişe gittik."
"Yeni telefonu gördün mü?"
"Sınav iptal olmuş."
İnsanların gündelik sohbetleri ona çok uzak geliyordu. Sanki herkes aynı dili konuşuyor ama o anlamıyordu.
Dolabını açıp kitaplarını düzenlerken arkasından tanıdık bir ses duydu.
"Larin."
Arkasını döndüğünde sınıf öğretmeni Melis Hanım'ın kendisine doğru geldiğini gördü. Kadın her zamanki gibi sakin görünüyordu.
"Nasılsın?"
Larin kısa bir gülümsemeyle omuz silkti.
"İyiyim öğretmenim."
Melis Hanım birkaç saniye yüzüne baktı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamış gibiydi.
"Emin misin?"
"Evet."
"Biliyorsun, konuşmak istersen her zaman odama gelebilirsin."
Larin teşekkür edip sınıfa doğru yürüdü. Öğretmeninin iyi niyetli olduğunu biliyordu ama bazı şeyleri anlatmak kolay değildi. İnsan bazen neden üzgün olduğunu bile açıklayamazdı.
Sınıfa girdiğinde öğrencilerin çoğu yerini almıştı. Cam kenarındaki en arka sıraya oturdu. Orası onun yeriydi. Kimse o sıraya oturmak istemezdi çünkü kalorifer çalışmadığında sınıfın en soğuk köşesi orası olurdu.
Sınıfın kapısı açıldı.
İçeri kahkahalar eşliğinde dört kişilik bir grup girdi.
Sınıfın en popüler öğrencileri...
Deniz, Aras, Selin ve Cansu.
Hepsi gülüyor, yüksek sesle konuşuyordu. Sınıftaki birçok kişi dönüp onlara baktı.
Deniz'in bakışları bir anlığına Larin'e kaydı.
Dudaklarının kenarında küçümseyen bir tebessüm belirdi.
Hiçbir şey söylemedi.
Ama bazen tek bir bakış bile saatlerce insanın aklından çıkmazdı.
İlk ders edebiyattı. Öğretmen sınıfa girip yoklamayı aldıktan sonra öğrencilere kısa bir kompozisyon yazacaklarını söyledi.
"Konu serbest," dedi. "Sizi en çok etkileyen anınızı yazın."
Kalemler kâğıda dokunmaya başladı.
Larin uzun süre boş sayfaya baktı.
Yazabileceği çok şey vardı.
Ama hangisini yazsa kim inanırdı?
Evdeki sessizliği mi?
Okuldaki yalnızlığını mı?
Yoksa her sabah aynaya bakıp kendinden biraz daha uzaklaştığını mı?
Sonunda sadece tek bir cümle yazdı.
"Bazen insanın en kalabalık olduğu yer, en yalnız olduğu yerdir."
Zil çaldığında herkes bahçeye koştu. Larin ise sınıfta kaldı. Pencereden yağmuru izlemek, kalabalığın içine karışmaktan daha huzurluydu.
Tam kitabını çıkaracakken sınıfın kapısı tekrar açıldı.
Ece içeri girdi.
Elinde iki sıcak çikolata vardı.
Birini Larin'in sırasına bıraktı.
"Bunu sana aldım."
Larin şaşkınlıkla bardağa baktı.
"Gerçekten mi?"
Ece gülümsedi.
"Sabah pek iyi görünmüyordun."
Larin ilk kez o gün gerçekten gülümsedi.
Belki de hâlâ her şeyini kaybetmemişti...

