İçeriğe geç

Camdan gökyüzü

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Camdan gökyüzü

Bölüm 3

BÖLÜM 3: Yasak Kelebek

“Bir yalanı korumanın en kolay yolu, gerçeği görenleri susturmaktır.”

⸻

Ertesi sabah Lina uyandığında odasının kapısı çalındı.

Annesi her zamankinden daha gergin görünüyordu.

“Lina… aşağıya gelir misin?”

Sesindeki titreme, Lina’nın midesine bir düğüm attı.

Merdivenlerden indiğinde salonda iki kişi oturuyordu.

Siyah üniformaları, omuzlarındaki gümüş amblem ve ifadesiz yüzleriyle Merkez Güvenlik Kurumu görevlileriydi.

Babası ayakta duruyor, annesi ise sessizce ellerini birbirine kenetliyordu.

Görevlilerden biri ayağa kalktı.

“Lina Aydın?”

“Evet.”

“Dün saat 17.42’de yasak sınır bölgesinde bulunduğun doğru mu?”

Lina birkaç saniye düşündü.

“Evet.”

“Neden?”

“Yürüyordum.”

“Gördüğün olağan dışı bir şey oldu mu?”

Kelebek…

Soruyu duyar duymaz aklına o turuncu kanatlar geldi.

Görevlinin gözleri, en ufak bir mimik arıyormuş gibi dikkatle yüzünü inceliyordu.

Lina derin bir nefes aldı.

“Hayır.”

Görevli birkaç saniye daha ona baktı.

Sonra elindeki dijital tableti kapattı.

“Bugünden itibaren sınır bölgesine yaklaşman yasaktır.”

“Zaten yasaktı.”

“Artık özellikle senin için.”

İki görevli sessizce evden ayrıldı.

Kapı kapanır kapanmaz annesi Lina’ya döndü.

“Neden oraya gittin?”

“Merak ettim.”

“Merak bazen insanın başına felaket getirir.”

Babası ilk kez sert bir ses tonuyla konuştu.

“Bu konuyu bir daha açmayacağız.”

⸻

O gün eğitim merkezinde garip bir hava vardı.

Koridorlarda normalden fazla güvenlik görevlisi dolaşıyordu.

Öğrenciler fısıltıyla konuşuyor, herkes birbirine aynı soruyu soruyordu.

“Dün sınırda ne oldu?”

Kimse cevabı bilmiyordu.

Noa, Lina’yı görünce hızla yanına geldi.

“Seni arıyorlarmış.”

“Kim?”

“Arven.”

Lina hiç vakit kaybetmeden öğretmenin odasına çıktı.

Kapı bu kez açıktı.

Arven pencerenin önünde durmuş, kubbeye bakıyordu.

“Gel.”

Lina içeri girdi.

“Sen gördün.”

Lina irkildi.

“Neyi?”

“Kelebeği.”

Sessizlik…

Arven başını çevirmeden konuşmaya devam etti.

“Yalan söylemene gerek yok.”

“Nereden biliyorsunuz?”

“Çünkü yıllar önce ben de gördüm.”

Lina’nın gözleri büyüdü.

“Ne?”

“Ve o gün hayatım tamamen değişti.”

⸻

Arven masasındaki çekmeceyi açtı.

İçinden eski, yıpranmış bir defter çıkardı.

Kapağında tek kelime yazıyordu:

DIŞARISI

“Bu…”

“Benim notlarım.”

Arven defteri Lina’ya uzattı.

“Kimseye gösterme.”

Lina ilk sayfayı açtı.

İçeride eski çizimler vardı.

Ağaçlar…

Nehirler…

Kuşlar…

Gerçek gökyüzü…

Sayfaların arasında şu cümle dikkatini çekti:

“Dış dünya öldürmüyor. Gerçekleri bilen insanlar öldürülüyor.”

Lina’nın boğazı kurudu.

“Bu doğru olamaz.”

“Keşke olmasaydı.”

Arven derin bir nefes aldı.

“Yıllardır sana öğretilenlerin çoğu eksik.”

“Eksik mi?”

“Evet.”

“Yani dışarısı…”

“Cevabı benim vermem doğru olmaz.”

“Neden?”

“Çünkü buna kendin karar vermelisin.”

⸻

Ders çıkışında Lina doğruca evine gitmedi.

Sınır bölgesine yakın eski bir gözlem kulesine yürüdü.

Kule kullanılmıyordu.

Merdivenleri paslanmıştı.

Zorlukla en üst kata çıktı.

Buradan kubbenin tamamı görünüyordu.

İlk kez…

Kubbenin gerçekten ne kadar büyük olduğunu fark etti.

Tam o sırada…

“Çıt…”

İnce bir ses duyuldu.

Lina başını kaldırdı.

Kubbenin kuzey kısmında, güneş ışığını yansıtan ince bir çizgi vardı.

Bir çatlak.

Çok küçük…

Ama gerçekti.

Kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Demek gerçekten çatlıyor…”

Bir anda çatlağın yanından küçük bir kuş geçti.

Kuş…

Gerçek bir kuş.

Kubbenin dışındaydı.

Ve canlıydı.

Lina nefesini tuttu.

Eğer dışarıda kuş yaşayabiliyorsa…

İnsan da yaşayabilirdi.

⸻

Tam o sırada kulenin altından motor sesleri yükseldi.

Siyah zırhlı araçlar…

Beş…

Altı…

Yedi tane…

Hepsi kulenin etrafını sardı.

Hoparlörden sert bir ses yükseldi.

“Bulunduğun binadan derhal çık!”

Lina şaşkınlıkla geri çekildi.

“Beni nasıl buldular?”

Cevap gecikmedi.

Kulenin köşesinde küçük, siyah bir kamera kırmızı ışığını yakıp söndürüyordu.

İzleniyordu.

Belki de her zaman izlenmişti.

Merdivenlere koştu.

Ama aşağı indiğinde giriş kapısı çoktan kapanmıştı.

Dışarıdan kilitlenmiştı.

Hoparlör yeniden konuştu.

“Lina Aydın.”

“Bulunduğun yerde kal.”

“Bu senin son uyarın.”

Lina’nın kalbi göğsünü yumrukluyordu.

O sırada kulenin arka tarafındaki dar servis kapısı rüzgârın etkisiyle hafifçe aralandı.

Daha önce fark etmediği eski bir geçit…

Karar vermek için yalnızca birkaç saniyesi vardı.

Teslim olmak…

Ya da o karanlık geçide girip bilinmeyene doğru koşmak.

Lina, bir an bile duraksamadı.

Ve karanlığa doğru ilk adımını attı…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.