“Bazen bir medeniyeti yıkmak için bir bomba değil, tek bir soru yeterlidir.”
⸻
Lina, eğitim merkezinin en üst katındaki koridora çıktığında binanın geri kalanı çoktan boşalmıştı.
Koridor, gün içinde yüzlerce öğrencinin ayak sesleriyle dolup taşarken şimdi ürkütücü bir sessizliğe bürünmüştü.
Duvarların iki yanında aynı aralıklarla yerleştirilmiş beyaz ışıklar yanıyordu. Ne çok parlaktılar ne de loş… Her şey gibi onlar da kusursuzdu.
Koridorun sonunda metal bir kapı duruyordu.
Üzerinde yalnızca tek bir kelime yazıyordu:
ARVEN
Lina derin bir nefes aldı ve kapıya hafifçe vurdu.
“Gel.”
Kapı sessizce açıldı.
Odanın içi beklediğinden farklıydı.
Kitap…
Gerçek kitaplar…
Rafların tamamı tozlanmış ciltlerle doluydu. Lina hayatında ilk kez bu kadar çok basılı kitap görüyordu.
Arven masasından kalkmadı.
“Sana bir soru soracağım.”
Lina sessizce başını salladı.
“Dış dünyanın yaşanabilir olduğunu gerçekten düşünüyor musun?”
“Bilmiyorum.”
“Az önce öyle görünüyordun.”
“Ben sadece emin olmak istedim.”
Arven birkaç saniye sustu.
Sonra masasındaki eski bir fotoğraf çerçevesini eline aldı.
Fotoğrafta mavi gökyüzünün altında gülümseyen insanlar vardı.
Bulutlar…
Gerçek bulutlar…
Lina’nın nefesi kesildi.
“Bu…”
Arven hemen fotoğrafı çekmeceye kaldırdı.
“Gördüğünü unut.”
“Ama o fotoğraf…”
“Hiçbir şey görmedin.”
Lina’nın kafası iyice karışmıştı.
Öğretmen onu cezalandırmak yerine sanki bir şey saklıyordu.
“Artık gidebilirsin.”
“Bir dakika…”
Arven başını kaldırdı.
“Bugün sorduklarını bir daha kimsenin yanında sorma.”
“Neden?”
Çünkü…
Adam cümlesini tamamlamadı.
Sadece pencereye döndü.
“Henüz zamanı değil.”
⸻
Lina binadan çıktığında güneş batmaya başlamıştı.
En azından öyle görünüyordu.
Gökyüzündeki turuncu renk kusursuz bir şekilde değişiyor, sanki görünmez bir ressam bütün kubbeyi boyuyordu.
Noa girişte onu bekliyordu.
“Ne dedi?”
“Hiç.”
“Hiç mi?”
“Sadece dikkatli olmamı söyledi.”
Noa rahat bir nefes aldı.
“Şanslısın.”
Lina yürümeye başladı.
“Hiç düşündün mü?”
“Neyi?”
“Güneş her gün neden tam aynı dakikada batıyor?”
Noa güldü.
“Çünkü sistem öyle ayarlıyor.”
“İşte ben de bunu garip buluyorum.”
Noa’nın gülümsemesi kayboldu.
“Böyle konuşma.”
“Neden herkes korkuyor?”
“Çünkü korkmamız öğretildi.”
Bu cümleyi söyledikten sonra Noa bile şaşırdı.
İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.
⸻
O gece Lina uyuyamadı.
Sürekli Arven’in masasındaki fotoğrafı düşünüyordu.
Gerçek bulutlar…
Rüzgâr…
Bunlar gerçekten var olmuş muydu?
Yoksa fotoğraf sahte miydi?
Yatağından kalktı.
Pencerenin önüne geçti.
Şehir ışıl ışıldı.
Her bina aynı anda ışıklarını kapatıyor, aynı anda açıyordu.
Tam o sırada gözü kubbenin kuzey tarafına takıldı.
Bir ışık…
Çok küçük.
Sonra tekrar…
Sanki biri el feneriyle sinyal veriyordu.
Lina gözlerini kısmaya çalıştı.
Işık birkaç kez daha yanıp söndü.
Sonra tamamen kayboldu.
“Orada biri mi var?”
Kalbi hızlanmaya başladı.
Çünkü o bölge…
Yasak sınırdı.
⸻
Ertesi gün eğitimden sonra Lina tek başına yürümeye karar verdi.
Normalde herkes merkezi caddeleri kullanırdı.
O ise dar sokaklara saptı.
Şehir ilk kez farklı görünüyordu.
Eski binalar…
Kullanılmayan depolar…
Kimsenin uğramadığı parklar…
Yürüdükçe insanlar azaldı.
Sessizlik arttı.
Bir süre sonra önünde yüksek bir tel örgü belirdi.
Üzerinde kırmızı harflerle yazıyordu:
SINIR BÖLGESİ – GİRMEK YASAKTIR.
Lina tellerin arasından baktı.
İlk bakışta hiçbir şey yoktu.
Sonra…
Ayağının dibine hafifçe bir şey kondu.
Bir kelebek.
Kanatları turuncu ve siyahtı.
Lina donup kaldı.
“Eğitim videolarında böceklerin neslinin tükendiği söylenmişti…”
Kelebek birkaç saniye kanat çırptı.
Sonra tel örgünün öte tarafına doğru uçtu.
Lina istemsizce bir adım attı.
Tam o anda arkasından sert bir ses duyuldu.
“Yerinden kıpırdama!”
İki güvenlik görevlisi hızla ona doğru koşuyordu.
Lina’nın kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu.
Görevlilerden biri nefes nefese önünde durdu.
“Burada ne yapıyorsun?”
“Sadece…”
“Kelebeği gördün mü?”
Lina cevap vermedi.
İki görevli birbirine baktı.
Birinin yüzü aniden bembeyaz kesildi.
“Sisteme haber ver.”
“Hayır!”
“Emir bu.”
Lina şaşkınlıkla onların konuşmasını dinliyordu.
“Neden korkuyorsunuz?”
Görevliler cevap vermedi.
Sadece telsizlerine sarıldılar.
Dakikalar içinde bölgeye siyah araçlar gelmeye başladı.
Sanki tek bir kelebek, bütün şehri alarma geçirmişti.
Lina artık emindi.
Sorun kelebek değildi.
Sorun, kelebeğin var olabilmesiydi.
Ve ilk kez aklından şu düşünce geçti:
“Belki de bize anlatılan her şey yalandı.”
