“Gökyüzü kusursuzsa, kimse başını kaldırıp nedenini sormaz.”
⸻
Alarm tam 06.30’da çaldı.
Lina gözlerini araladığında odasının tavanındaki yapay güneş çoktan doğmuştu. Sarıya çalan sıcak ışık, odanın her köşesine aynı açıyla vuruyordu. Her sabah olduğu gibi…
Ne bir dakika erken.
Ne de bir dakika geç.
Lina doğrulup yatağın kenarına oturdu. Pencereye doğru baktı. Şehrin üzerinde uzanan dev cam kubbe, sabah ışığını kusursuz bir şekilde yansıtıyordu. Gökyüzünde tek bir bulut bile yoktu.
Hiç olmuyordu.
Çünkü bulutlar, yağmur ve rüzgâr artık doğanın değil, sistemin kontrolündeydi.
Duvara gömülü hoparlörden tanıdık bir kadın sesi yükseldi.
“Yeni güne hoş geldiniz. Kubbe-7’de hava sıcaklığı yirmi üç derece. Nem oranı yüzde kırk altı. Bugün de güvenli bir gün geçirmeniz dileğiyle.”
Lina istemsizce gülümsedi.
“Güvenli…”
Bu kelimeyi doğduğundan beri her gün duyuyordu.
Güvenli şehir.
Güvenli insanlar.
Güvenli yaşam.
Ama hiçbir zaman “özgür” kelimesini duymamıştı.
⸻
Kahvaltı salonunda annesi çoktan masayı hazırlamıştı.
“Geç kaldın.” dedi annesi.
“Sadece iki dakika.”
“İki dakika bile sistem için gecikmedir.”
Babası gazetesini katlayıp Lina’ya baktı.
Gazete gerçek kâğıttan değildi. İnce bir dijital ekran gibiydi ve her gün yalnızca devletin onayladığı haberleri gösterirdi.
Bugünkü manşet aynıydı.
DIŞ DÜNYADA RADYASYON SEVİYESİ ÖLÜMCÜL DÜZEYDE.
Lina habere birkaç saniye baktı.
Her gün aynı başlık…
Her gün farklı cümleler ama aynı korku.
Annesi çayını doldururken konuştu.
“Bugün eğitim merkezin var, değil mi?”
“Evet.”
“Noa ile yine birlikte misiniz?”
“Evet.”
Babası ciddi bir ifadeyle söz aldı.
“Bugün dış sınır bölgesine yaklaşmayın.”
“Neden?”
“Geçen hafta birkaç kişi yasak bölgeye girmeye çalışmış.”
“Sonra?”
Babası gözlerini gazeteye çevirdi.
“Artık önemli değil.”
Bu cevap Lina’nın hoşuna gitmedi.
“Ne demek ‘önemli değil’?”
“Kuralları çiğneyenler sonuçlarına katlanır.”
Masaya sessizlik çöktü.
⸻
Şehrin sokakları tertemizdi.
Yollarda tek bir çöp yoktu.
Her bina aynı yükseklikteydi.
Her ağaç aynı aralıklarla dikilmişti.
Her insan aynı saatte yürüyordu.
Sanki bütün şehir tek bir makineydi.
Lina yürürken etrafındaki insanlara baktı.
Kimse gökyüzüne bakmıyordu.
Kimse etrafını incelemiyordu.
Herkes önüne bakıyor, aynı hızda ilerliyordu.
Noa koşarak yanına geldi.
“Bugün yine geç kaldın.”
“İki dakika.”
“İki dakika bile öğretmen Arven’i sinirlendirir.”
Lina güldü.
“Onu mutlu eden bir şey gördün mü hiç?”
Noa omuz silkti.
“Sanırım hayır.”
İkisi birlikte eğitim merkezine girdiler.
⸻
Salon yüzlerce öğrencinin bulunduğu devasa bir odaydı.
Duvarlarda tek bir pencere bile yoktu.
En öndeki ekranda dev harflerle yazıyordu:
SİSTEM HAYATTIR.
Öğretmen Arven kürsüye çıktı.
“Bugünkü dersimiz dış dünya.”
Salon sessizleşti.
Ekranda yanmış ormanlar gösterildi.
Çökmüş şehirler.
Toz fırtınaları.
İskelete dönmüş ağaçlar.
Öğretmen konuşmaya devam etti.
“İnsanlık, geçmişte yaptığı hataların bedelini ödedi.”
Bir görüntü daha değişti.
Koruyucu kıyafet giymiş insanlar…
Yerde cansız bedenler…
Çatlamış binalar…
“Cam kubbeler olmasaydı bugün hiçbiriniz hayatta olmazdınız.”
Öğrencilerin çoğu korkuyla ekrana bakıyordu.
Lina ise farklı bir şeye takılmıştı.
Görüntüler çok eski görünüyordu.
Belki elli…
Belki yüz yıllık.
Parmağını kaldırdı.
Öğretmen durdu.
“Evet Lina?”
“Bu görüntüler ne zaman çekildi?”
Salonda hafif bir uğultu yükseldi.
Öğretmenin yüzündeki ifade sertleşti.
“Bu sorunun önemi yok.”
“Ama dışarının hâlâ aynı durumda olduğundan nasıl emin olabiliyoruz?”
Noa usulca kolunu çekti.
“Yeter…”
Öğretmen kürsüden indi.
Adımlarını ağır ağır Lina’ya doğru attı.
“Bazı soruların cevabı aranmaz.”
“Neden?”
“Çünkü cevaplarını senden daha iyi bilen insanlar vardır.”
Lina başını eğmedi.
“Ya yanılıyorlarsa?”
Bir anda bütün salon sessizliğe gömüldü.
Öğretmen uzun süre Lina’nın gözlerinin içine baktı.
Sonra sadece tek cümle söyledi.
“Ders bitiminde beni odama gel.”
⸻
Dersler sona erdiğinde Noa telaşla Lina’nın yanına geldi.
“Delirdin mi sen?”
“Ne yaptım?”
“Öğretmene meydan okudun.”
“Ben sadece soru sordum.”
“Burada bazı sorular sorulmaz.”
“İşte sorun da bu.”
Noa derin bir nefes aldı.
“Bazen bilmemek daha güvenlidir.”
Lina hafifçe gülümsedi.
“Ya ben güvenli olmak istemiyorsam?”
Noa cevap veremedi.
İlk kez arkadaşının gözlerinde daha önce hiç görmediği bir şey vardı.
Merak.
Ve merak, Kubbe-7’de en tehlikeli şeylerden biriydi.