Tamirhanenin yapımı hızla devam ederken, lüks bir makam aracı sanayi sokağının başında durdu. Araçtan inen kişi, Aylin’in babasıydı. Yaşlı adam, kızının elindeki boya lekelerini ve mahalleliyle olan samimiyetini görünce yüzünü ekşitti. Doğrudan Aylin ve Kaan’ın yanına yürüdü.
"Aylin, bu maskaralığa derhal son veriyorsun," dedi adam, sesi her zamanki gibi emrediciydi ama bu kez içinde çaresiz bir tını vardı. "Holding hisseleri dibe vurdu. Yönetim kurulu senin bizzat şirketin başına geçmeni istiyor. Eğer o serseriyle bu varoşta kalmaya devam edersen, seni evlatlıktan reddediyorum. Tek bir kuruş bile alamayacaksın."
Aylin boya fırçasını yere bıraktı. Babasının karşısında ilk kez bu kadar dik, bu kadar özgür duruyordu. "Ben o kuruşlarla ördüğün hapishaneden çoktan kaçtım baba," dedi, sesi çelik gibi netti. "Evlatlıktan reddedebilirsin. Hisselerimi de şirketin geleceği için feda etmeye hazırım. Ben burada, bu adamın yanında ilk kez nefes aldım."
Kaan öne çıktı, Aylin’in omzunu kavrayarak yaşlı adamın tam karşısında durdu. "Kızını paranla tehdit edemezsin, Karahan. Senin o cam sarayların yalan üzerine kuruluydu, bu yüzden ilk rüzgarda yıkıldı. Bizim burada kurduğumuz bu dünya ise çelikten daha sağlam. Şimdi o lüks arabana bin ve bu mahalleden git. Bir daha da yolumuza çıkma."
Yaşlı adam, kızının gözlerindeki o kararlı aşkı ve Kaan’ın sarsılmaz duruşunu görünce tamamen yenildiğini anladı. Arkasını döndü, arabasına binip uzaklaşırken Aylin ilk kez babasının arkasından ağlamadı. Çünkü biliyordu ki, o sahte ailenin bittiği yerde, Kaan ile gerçek ailesi başlıyordu.