Kumarhane baskınının yankıları gazete manşetlerinden düşmüyordu. Hakan ve Vedat’ın tutuklanması, Sancaktar ailesinin imparatorluğunu yerle bir ederken, Karahan Holding de büyük bir sarsıntı içindeydi. Ancak sanayi mahallesinde bambaşka bir hava esiyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Kaan’ın yanan tamirhanesinin önünde onlarca motokurye, mahalleli ve usta toplanmıştı. Herkesin elinde çimento torbaları, tuğlalar ve demirler vardı. Kaan, şaşkınlıkla kalabalığa bakarken arkasından sessizce yaklaşan Aylin, onun güçlü elini tuttu.
"Sana dükkanının küle döndüğünü ama bizim yangınımızın yeni başladığını söylemiştim," dedi Aylin gülümsüyerek.
Kaan, mahallelinin onun için seferber olduğunu görünce gözleri doldu ama gururla çenesini dik tuttu. "Bu dükkan sadece benim değil, bu mahallenin namusuydu. Şimdi eskisinden daha güçlü ayağa kalkacağız," dedi. Aylin’in elini sıktı, doğrudan kalabalığa döndü: "Hadi bakalım millet! İş başı!"
Günün sonunda, dükkanın temel kolonları yeniden yükselirken, Aylin de lüks kıyafetlerini bir kenara bırakmış, elinde boya fırçasıyla Kaan’ın çırağına yardım ediyordu. Kaan, üzerindeki siyah atletiyle tuğla taşırken durup Aylin’i izledi. Onun o şatafatlı plazalardan çıkıp bu tozlu tamirhanede mutluluğu bulması, Kaan'ın içindeki aşka olan inancını perçinlemişti. Yanına gitti, boyun arkasından kavrayıp onu kendine çekti ve alnına derin bir öpücük kondurdu. "Sen benim başıma gelen en güzel kazasın, Karahan," diye fısıldadı.