Hakan, babasının nüfuzlu dostları sayesinde karakoldan tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı ama prestiji yerle bir olmuştu. İstanbul sosyetesinde alay konusu haline gelmişti. Ofisinde öfkeden deliye dönmüş bir halde içkisini yudumlarken içeri giren adamı, sanayi mahallesinde Kaan’a çocukluktan beri düşman olan kumarbaz çete lideri Vedat’tı.
"O tamirci parçası canını çok sıkmış galiba, Hakan Bey," dedi Vedat, sinsi bir gülüşle sandalye çekip oturarak. "Kaan sokakların kralı gibi davranıyor ama onun da bir zayıf noktası var."
Hakan bardağı masaya vurdu. "Parası yok, gücü yok! Nasıl oluyor da beni tüm şehrin önünde rezil edebiliyor?!" diye kükredi. "O herifi tamamen bitirecek bir şeye ihtiyacım var."
Vedat öne doğru eğildi, gözlerinde karanlık bir parıltı vardı. "Kaan’ın sanayideki dükkanı onun namusudur. Ama ondan da değerli bir şeyi var: Annesi. Kadın ağır hasta, haftada üç gün hastaneye gidiyor. Eğer annesinin tedavi gördüğü hastaneyi ve ilaç lojistiğini holdingin gücüyle kesersen, Kaan diz çöker. Üstelik mahallede onun dükkanını yakmak için bir kıvılcım bekleyen adamlarım var. Sen parayı ver, ben Kaan’ı bu şehirde nefes alamaz hale getireyim."
Hakan’ın dudaklarında iğrenç bir tebessüm belirdi. "Güzel," dedi. "O tamirhaneyi küle çevir. Annesinin hastane kayıtlarını da bizzat ben sildireceğim. Bakalım o zengin sevgilisi onu kurtarabilecek mi?"
Aynı saatlerde Kaan ve Aylin, sanayi mahallesindeki küçük evde şöminenin başında geleceğe dair planlar yapıyordu. Aylin, Kaan’ın göğsüne başını yaslamış, onun kalbinin ritmini dinliyordu. Kaan onun saçlarını koklarken içinden, "Seni her şeyden koruyacağım," diye geçiriyordu. Ancak dışarıda, dükkanın etrafındaki gölgelerde Vedat’ın adamları ellerinde benzin bidonlarıyla sinsice yaklaşmaktaydı. Büyük fırtınanın en karanlık dalgası kapıdaydı.