Odada şuan babaannem,babam,annem,halam ve eşi,amcam ve eşi ve de kuzenlerim Ebrar,Delal,Bilal abi ve Düzgün abi vardı. Bilal abi,Delal ve Düzgün abi amcamın çocuklarıydı. Amcam ve yengem benden ve annemden pek hoşlanmıyordu çünkü benim ve annemin bu kandan olması mirasta fazladan kişi demek. Babamla zaten bir husumeti olan amcam bir de bizimle uğraşmak zorunda kalıyordu. Babamın büyük dedesinden kalma bir inşaat şirketimiz vardı ve uzun yıllar içinde bu iş aile mesleğine dönmüştü ve şirketi büyük bir zincire dönüştürebildik. Yurt dışında iki tane Türkiye'de ise on tane şirketimiz vardı. Burada küçük bir şirketimiz vardı diğer kapsamlı ve büyük bir donanıma sahip olan şirketlerimiz İstanbul,Ankara,İzmir,Karadeniz taraflarında bulunmakta ve babam ile amcam toplantılar için İstanbulda ki şirkete gidiyorlardı.
Yurt dışında olanlar ile manevi abim ilgileniyordu. Uğur abi bizim evdeki temizlikçilerinden birinin oğluydu fakat sonrasında annesi kanserden vefat edince babamlar onu evlat edinmişti. Babaannem ise görevlilere çok önem veriyordu onları kendi çocuklarından ayrı tutmadan büyütmüştü ve babamın bu hareketine karşı çıkmak yerine onu takdir etmiş ve şirket hisselerinde onun da hak sahibi olmasını o istemişti. Amcam ne kadar karşı çıkmak istese de babaannemin kararına karşı gelemedi ve Uğur abimi kabullenmek zorunda kaldı. Abim iki yıl önce yüksek lisansını bitirmiş ve İstanbuldaki yüksek kurula yurt dışındaki şirketlerin başına geçmek için dosya yollamıştı. ODTÜ inşaat mühendisliğini birincilikle bitirmişti ve çok parlak bir cvsi vardı bu sebeple bu isteği kolaylıkla kabul olmuştu. En çok zorlanılan kısım ise veda olmuştu... Her ne kadar gitmek istese de bende o da birbirimize veda ederken gözyaşlarımızı tutamamıştık.
Abim bu olayı öğrenince buraya gelmiş ve büyük bir tartışma çıkarmıştı ama babaannem onu şirketlerin başından almak ve işsiz bırakmak ile tehdit etmişti. Babam abi geriye çekmek istese de abim her türlü şartı kabul edip beni vermemişti fakat babaannem beni iki gün boyunca kilitli bir oda da aç bıraktığında bunu yapmak zorunda kalmıştı. Burada bizimle olacaktı normalde fakat son anda işler ters gittiği için şirketlerin başında durmak zorunda kalmıştı. Umarım hiç değilse bile düğüne yetişirdi çünkü her ne kadar istemesem bile sadece bir kere evleniyordum ve onu orada görmek istiyordum. Abimin benim için yeri çok ayrıydı bazen öyle zamanlar gelirdi ki babamı mı yoksa abimi mi daha çok seviyorum diye kendi kendime sorardım ve babamı kırarım düşüncesi ile bu soruya asla cevap vermezdim. Yine de bende içimdeki küçük kız çocuğu da cevabı çok iyi biliyordu.
Ben abimi çok özlediğimi fark edip hüzünlü bir gülümseyişle yere bakarken babaannem ve babamlar karşı taraf ile sohbet ediyordu. Biz kızlar ile yan yana duran 5 sandalyede oturuyorduk diğerleri ise koltuklardaydı. Oğuz, Ali ve Ayaz ayakta kalmıştı ama sonradan onlara da sandalye getirilmişti. Zümra bir anda beni dürtünce ona doğru döndüm fakat o pişmiş kelle gibi sırıtıp başı ile bir yeri gösteriyordu. Ona kaş göz yaptım ama en son kolumu tutup o tarafa doğru çevirince bende bakmak zorunda kaldım ve kafamı çevirir çevirmez Umut ile göz göze geldim. Sonrasında helsn gözlerimi halıya indirdim ama yüzünde hafif bir gülümseme ile beni izlemesi kaşlarımı kaldırmama ve yanaklarımın ısınmasına sebebiyet verdi.
Sanırım bu evliliği istemeyen taraf bendim çünkü o aksini düşündürecek şeyler yapıyordu. Biraz düşününce... Sanırım her ne kadar istemesem de bunu belli eden şeyler yapmamıştım ve o bunu yanlış anlamış olabilirdi. Bundan sonra tavrımı ortaya koymam gerekiyor.
"Keçıkamın hadi bir kahve yapın da içelim,ağzımın tadı yerine gelsin."
Babaannemin alttan yaptığı ima ile o anın yaklaştığını ve bu kez çok yakın olduğu tekrar yüzüme çarptı. Tabii ben daha bunu atlatamadan kalkmak ve mutfağa gidip kahve yapmak zorunda kalıyordum.
"Tabii hemen babaanne."
Kızlarla birlikte içeri girdik ama çıkmadan önce Ayaz'ın hemen yanında olan Umut'u gülerek dürttüğünü gördüm. Büyük ihtimalle şu tuzlu kahve adeti sebebindendir ama öyle bir şey olmayacaktı. Birde keyifle onun tuzlu kahvesini içmesini izleyemezdim. Mutfağa girmemle Aybüke'nin dolapları karıştırdığını görmem bir oldu.
"Aybüke napıyorsun balım?"
"Aşkım işte tuz,karabiber,tarçın,isot falan nerede onları arıyorum."
"Yok artık, kızım sen katil olmaya mı çalışıyorsun?"
"Rojbin haklı Aybüş ayrıca ben tuz bile katmayı düşünmüyorum. Sakın aklınızdan geçirmeyin. Zaten sanki istiyormuş gibi görünüyorum."
"Ne,ne alaka ya?"
"Ebrar iki oldu hep bir şeyler yapıyor ya da ima ediyor. Mesela avmde olanlar,benden izinsiz yanıma oturdu ve normalmiş gibi yemeğine devam etti."
"Çünkü normal..."
"Zümra!"
Kızlar kendi aralarında gülüşmüştü ama bakışlarımı görünce susmak zorunda kalmışlardı.
"Ay tamam be tamam demedim bir şey. E başka ne oldu ne ima etti mesela."
"Ya siz içeri girdikten sonra bende içeri girecekken bir anda tuttu beni sonra kulağıma arkadaşın haklı sanırım şuan önümde beni yakıp kül edecek bir meteor var dedi."
"Yalnız araya gireyim ben duydum ve enişte beni değil insanları dedi kankiş bence sen tekrar düşün bu istemeyi falan."
Bir anda şokla Aybükeye dönmüştüm ama ben daha onun üstüne atlayamadan o Rojbinin arkasına saklanmıştı.
" Tamam gülüm tamam sonra konuşuruz bunları hadi yapalım şu kahveleri de bir an önce bitsin bu iş ha? Hem sen de daha fazla katlanmak zorunda kalmazsın."
Rojbini başımla onaylayıp önüme döndüm ve kahveleri yapmaya başladık. Kahveye tuz atma sırası gelince ben ne kadar hayır desem de Aybüke her şeyden yarım çay kaşığı katmıştı. Hatta sonradan bir fikir ortaya atıp arkadaşlarının kahvesine de atmıştı.
"Hayır onlarınkine neden kattık onu anlamadım ben. Kızım sen cidden katil olmak istiyon he."
"Ya ebroş hayatım dedim ya. Bakalım kankalarını arkadan vuracaklar mı vurmayacaklar mı? Mesela bana sizden biri için yapılan tuzlu kahve gelse ben içmezdim."
"Hiih! Kız sen şimdi düştün elime hele dediğine bak birde pişkin pişkin gülüyor."
Aybüke,ben ve diğerleri gülerken Zümra elinde terlikle mutfaktaki barın etrafında dönerek Aybükeyi kovalıyordu.
"Ay tamam hadi içeri girelim de dağıtalım şu kahveleri çok oyalandık."
Benim elimdeki tepside sevgili kayınbabam kayın validem ve oğulları ile onun arkadaşlarının kahvesi vardı. Aybüke ve Zümra ise diğer büyüklere dağıtmıştı. Bizim ailedeki herkes onları tanır ve sever ayriyeten aileleriyle iş yaparlardı.
Herkese kahvesini verdikten sonra hepimiz birlikte Umut ile arkadaşlarını izliyorduk. Tabii Umut kendini hazırlıyordu,diğerleri ise sıcak diye içmiyordu sanırım ama Ayaz bir anda kafasına dikti fincanı ve o an hepimiz şok olmuş şekilde ona bakakaldık ki biz daha şoku atlatamadan o konuşmaya başladı.
"HAS- HAS MIDIR BU KAHVENİN GÜZELLİĞİ? ELLERİNE SAĞLIK YENGEM BENİM."
Salondaki herkesin gözlerinin üzerinde olduğunu fark edip özür diledi böldüğü için ve sonra bir yudum daha alıp kahveyi bıraktı. Kızlar diğerlerine dikkat ederek gülüyordu ama Ayaz gözlerini benden ayırmadığı için gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum sıkıca ama her an patlayabilirdim. O ise bana o sırada bu hikayede yanan ben oldum bakışları atıyordu. Cidden eğlenceli çocuktu bu çocuk.
★Eveeett yeniden hepinize merhabaa, umarım bölümü keyifle okumuşsunuzdur ve okurken yüzünüzü güldürmeyi başarabilmişimdir. Ee bu bölüm hakkında ki düşünceleriniz neler? Bu arada hikayemize yeni bir karakterin eklenmesi ile ilgili ne düşünüyorsunuzz? Hepsini yorumlarda bekliyorum ama şimdii Androş kaccov💋🙂↔️★