İçeriğe geç

buzul savaş

Bölüm 2 · 3 dk okuma

buzul savaş

Bölüm 2

bölüm 2

Yaklaşık 1 saatlik uğraştan sonra nihayet holly’i ikna etmeyi başardım. Köye doğru tekrar yola çıktık. Ama şöyle bir sorunumuz vardı ne ben ne de holly giderken nereye gittiğimize bakmamıştık. Kısacası köyün nerede olduğunu bilmiyorduk. Kaybolmayız diyerek yola çıktık ama şans bizim yanımızda değildi anlaşılan.

Kaybolmuştuk. Holly “ben sana demiştim!” diye bana bağırıyor, ben ise nerelerden geçtiğimizi hatırlamaya çalışıyordum. Ama bu mümkün bile değildi. Koskocaman orman ve her yerde ağaç vardı, her yer aynıydı. Bu benim işimi zorlaştırıyordu.

Yürüyelim diye düşündüm. Belki gittikçe bir yerleri hatırlamaya başlarız. Holly hala susmamıştı “ben sana dedim, gitmeyelim diye! Başımıza bir şey geleceği çok belliydi! Off! Keşke gelmeseydim!”

Yolda henüz bir kurt veya bir vampirle karşılaşmadık. Bu konuda şanslıydık. Güneş tam tepeye vurmaya, hava sıcaklamaya başladı. Holly kar beyazı saçını at kuyruğu yaparken, ben ise tepeden topuz yapmayı tercih ettim.

2 saat yürüdük. Artık ikimizin de bacakları ağrıyordu. Çok yorulmuştuk ve daha yürüyecek gücümüz kalmamıştı. Holly hala söyleniyordu. 2 saattir zar zor güneşin alnında yürürken yanınızda hiç durmadan bir konu üzerine sizi suçlayan birisini düşünün. Çok sinir bozucu değil mi?

Benimde artık sinirlerim kafama sıçramaya başlamıştı. Herkesin sabrının bir sınırı vardı ne de olsa. O konuşmasını sürdürürken “sus!” diye bağırdım tüm gücümle.

“sabahtan beri hiç susmuyorsun, 7/24 beni suçluyorsun. Ben geleceği mi görüyorum! Böyle olacağını bilseydim sence hem kendimi hem de seni 2 saat yürütür müydüm sanıyorsun? Tek isteğim anneme bir cenaze düzenlemekti” bu dakikadan sonra gözyaşlarıma hakim olamadım “sen de gelmiş başımda dırdır yapıyorsun. Bunun farkında değilsin ama yaşından çok daha küçük davranıyorsun! Bunu düzeltmen gerekirken bunu normalleştiriyorsun.”

Ben ona bağırdıktan sonra köpek yavrusu gibi sustu ve yol boyunca hiç konuşmadı.

En sonunda bulduk evimizi. Bizim evi görmemle koşarak kendimi içine atmam bir oldu.

Annemin cesedi hala oradaydı. Resmen tanınmayacak haldeydi. Bembeyazdı. Yüzünde birçok yara izi vardı. Korkunç görünüyordu açıkçası. Yanına diz çöküp ağlamaya başladım. Holly ise ayaktaydı. Yüzünde hiçbir mimik yoktu. Ağlamamasını garipsedim çünkü holly bütün duyguları doruklarda yaşayan biriydi.

İlk önce odama gittim ve dolabımda bulduğum bütün kılıç ve hançerleri acil durumda hemen alabileceğim şekilde çantama yerleştirdim.

Daha sonra depoya gittim. Depoda çoğunlukla kamp malzemeleri bulunurdu. Annem amber teyzemle kampa gitmeyi severdi. Ta ki amber teyzem kurtlar tarafından öldürülene kadar. O haberi aldıktan sonra bir daha hiç kampa gitmedi. Bütün kamp malzemelerini de buraya koydu. Sadece kamp malzemelerini değil, kullanmadığı tüm eşyaları buraya koyardı.

Kamp malzemelerini çantama tıktıktan sonra depoyu incelemek istedim çünkü annemin eşyalarına son bir kez bakmak belki de beni iyileştirir diye düşündüm.

Deponun içine doğru ilerledim. O sırada gözüme bir kutu çarptı. Küçük ve camdandı. Üstünde çiçek işlemeleri vardı. İçini açtığımda içinde birçok takının olduğunu gördüm. Saatler, kolyeler, yüzükler, küpeler…

Annemden bir şeyin hatıra kalmasını zaten istiyordum ama bunun ne olacağını bilmiyordum. Ama şimdi bulmuştum. Bu kutu artık benimdi. Ona ben sahip çıkacaktım. Kutuyu dikkatlice çantama koydum. Kırılmamasın için üstünü kıyafetlerle örttüm. Artık ne kırılabilirdi ne de birisi onu farkedebilirdi.

Depodan çıkıp annemin yanına gittiğimde holly hala orada, annemin başındaydı. Sırtını sıvazladım ve “artık gitmemiz gerek, bir kurt veya bir vampir gelirse sonumuz kötü olur” dedim.

Ağlayarak da olsa annemin cesedini bir çarşafa sardık ve yola koyulduk. Artık yolu az da olsa ezberlemiştim bu yüzden kamp alanını bulmamız pek zor olmadı.

Kamp alanına gittiğimizde oradaki en büyük ağacın altına gömdük annemi. Holly ağlama krizine girmişti. Holly’i teselli etmeye ya da ağlamaması gerektiğini söylemek için çabalamadım çünkü acısını ağlayarak azalttığını düşünüyordum.

Ben ise taşa oturmuş, yere bakıyordum. Hiçbir şey düşünmüyor, düşünemiyordum. Bu olayı hala sindirememiştim. Hava kararmak üzereydi. Acıkmıştım, ama hiçbir şey yemek istemiyordum.

Taştan kalktım ve ormanda bir gezintiye çıktım. Bu sefer köye doğru olan yoldan değil ters taraftan yani hiç gitmediğim yoldan gidiyordum.

Sinirli miydim, üzgün müydüm, yoksa korkuyor muydum? Bunu bile anlayamıyordum. Hollyi bile orada yalnız bırakmıştım. Kendimi tanıyamıyordum. Bu kişi ben miydim?

Ormanda dolanırken bir ağaca asılmış bir afiş gördüm. Afişte frieen okuluna hoşgeldiniz! kurt adam ve vampirlerin ilk tercihi burası! Yazıyordu.

Bu afişi gördüğüm an aklıma ilk gelen şey oraya sızıp bütün kurt ve vampirleri öldürmek oldu. Evet, bunu yapacaktım. Onlar benim hayatımı mahvetmişlerdi ben de onların hayatını bitirecektim!

Koşarak holly’nin yanına gittim ve ona her şeyi tüm planlarımı anlattım. Resmen saatlerdir ağlayan o kızın suratındaki bütün üzüntü gitti ve yerini sinsi bir gülümseme aldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.