İçeriğe geç

buzul savaş

Bölüm 1 · 7 dk okuma

buzul savaş

Bölüm 1

bölüm 1

Tabi ki de sabah annemin çığlık sesleriyle uyanmayı beklemiyordum. Sırtımı dikleştirip yatağa oturdum ve camdan dışarı göz gezdirdim. “Olamaz” dedim kendi kendime. Bu olmuş olamazdı.

Kurtadamlar ve vampirler köyümüzü yakıp yıkıyordu. Zaten ne zaman elfleri sevmişlerdi ki. Anlamıyordum. Anlayamıyordum. Ne zaman geldiler? Neden geldiler? Amaçları ne? Niye küçümsüyorlardı ki bizi? Yeteri kadar savaş ekipmanımız olsaydı şu an onların sığınacak bir evi bile yoktu.

Düşünmem lazımdı ilk önce Holly’i daha sonra annemi kurtarmalıydım. Ayağa kalktım hızla dolabımdaki her şeyi duvarımın kenarındaki çantaya boşaltmaya başladım. Çanta dolunca çantayı kapattım ve koşarak odadan çıktım.

Tam kapıdan çıkmıştım ki ayağıma bir şey çarptı. Eğilip bakınca onun annemin cesedi olduğunu fark ettim. Hayır. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi ki? Bana ve Holly’ye savaşmayı öğreten o güçlü kadın şu an ayaklarımın altında hareketsiz bir şekilde yatıyordu.

Şu an buna takılıp kendimi de öldürtemezdim. Annemin cesedi burada, yani evin en iç odalarının kapısında olduğuna göre içeride bir cadı veya kurtadam olabilirdi.

Çekmecemin içinden hançerimi alıp sıkı sıkı kavradım ve holly’nin odasına doğru temkinli bir şekilde ilerlemeye başladım. Odaya geldiğimde oradaydı. Uykusu çok derin olduğu için hiçbir sesi duymamış mışıl mışıl uyuyordu.

Ona doğru ilerleyip yavaşça dürttüm. Gözleri hafifçe kırpıştı ama uyanmadı. Bir kez daha dürttüğümde gözlerini yavaşça açıldı. Onun uyanmasını bekleyemezdim. Her an bir kurtadam gelip ikimizi de öldürebilirdi. O ne olduğunu bile anlamadan onu kucağıma alıp koşarak evden uzaklaştım.

Annemin öldüğünü ona nasıl söyleyecektim bilmiyordum. Gerçi söylesem bile şu an pek anlayacağını sanmıyordum çünkü hala omuzumda uyuyordu. Bir elimde hançer tutup diğer elimle holly’i kavramak çok zordu. evden çıktıktan sonra saklanacak bir çalılık bulmam çok uzun sürmedi. Arkasına tünedim ve uygun zaman olunca koşarak köyden kaçtım.

Bir ormanın içindeydim. Burada beni kimse bulamazdı. Tabi arayacaklarını da sanmıyordum. Bütün köyü yıktıktan sonra “bir kız vardı onu bulalım” diyecek halleri yoktu ya.

Holly’i toprağın üstüne bıraktım. Çok yorulmuştum. Kucağımda bir kızla metrelerce koşmuştum. Kızın gözleri yavaşça açıldı. Bana baktı ve bir anda endişeli bir ifade büründü “niye buradayız?” dedi.

Ona olanları yavaş ve sakin anlatamam gerekiyordu. “hiç mi bir şey hatırlamıyorsun?” dedim sakince.

İlk önce bana daha sonra yeşillikler içindeki ormana baktı. “sence, sence hatırlasaydım bunu sorar mıydım” dedi. Sesinde alttan gelen bir sinir var gibiydi.

Nasıl anlatacağımı bilemiyordum. Ona bakmamaya çalışarak söze başladım “bak, sen uyanmadan baya bir önce kurtlar ve cadılar gelmişler. Köyümüzü yıkmaya başladılar-“ zaten anlatamıyordum, söze girince daha çok bocaladım. “pe-peki annemi niye almıyoruz” kalkıp köye doğru gitmeye yeltendi ama onun bileğinden tuttum. Gözümde yaşların süzülmesini zor tutuyordum “o öldü” diyebildim sadece.

O dakikadan sonra gözyaşlarımı tutamadım. Yavaşça gözümü terk ettiler. Holly’nin de tek yapabildiği şey oturup ağlamaktı. Taşın üstüne çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Bir anda bana döndü yüzü epey bir sinirliydi “sen buna nasıl izin verirsin” dedi bağırarak. Koca ormanda sadece onun sesi ve sesinin yankısı duyuluyordu. Buna verecek cevabın yoktu

Holly ağlayan yüzünü gizlemeye çalışarak elini yüzünün üstüne götürdü. Daha sonra yüzünü açtığında kıpkırmızı olduğunu gördüm. Bunun sebebinin sinirden mi yoksa ağladığından mı olduğunu kestiremiyordum. Sinirle “neden” dedi bana “cevap ver!”

Yüzüne bakamıyordum. Yüzüm toprağa dönüktü. “ benim bir suçum yok. Ben sadece seni ve annemi alıp kaçmak istedim ama odadan çıktığımda orada yatıyordu. Eğer onun orada ölmek üzere olduğunu görseydim emin ol ki ona canım pahasına da olsa yardım ederdim. Çok özür dilerim.” Dedim olabildiğince sakin olmaya çalışarak

Yüzüme baktı. Artık yüzünde kızgınlık yok gibiydi. ” tamam, sakinim. Asıl ben özür dilerim… çok üstüne gittim” dedi ve ayağa kalktı “hadi gidelim daha çok işimiz var.”

Onunla beraber ayağa kalktım ve ormanda bir yürüyüşe çıktık. Ne yapacağımız hakkında ikimizin de bir fikri yoktu. Tek bildiğimiz şey şu an köye geri dönersek kesin bir şekilde öleceğimizdi. Cidden biz ne yapacaktık? Yiyecek yemeğimiz yoktu, ikimiz de daha önce hiç ormana gitmemiştik. Annem bizi korumak için pek evden çıkarmazdı. Sebebini şimdi anlıyorum. Kurtadamlar ve vampirler…

Tahminime biz ormanın tam ortalarındayken bir uğultu yükseldi. Aklıma ilk ayılar geldi ama bu uğultunun ayı uğultusuyla hiçbir alakası yoktu. Evet. Onlardı. Gelmişlerdi.

Kurtadamların beni takip edeceği hiç aklıma gelmedi çünkü onca savaş varken saklanmış bir kızı nasıl takip edebilirlerdi ki?

Elimle hançerimi kavrarken Holly de ağacın kenarından kalın bir dal aldı. Sis yavaş yavaş bastırmaya başlamıştı. Zaten walentia da havalar çoğunlukla kötü olurdu. Sisten dolayı etrafımı bile göremezken o adi kurdun nerden geleceğini kestirmek zor oluyordu açıkçası.

Uğultu giderek yaklaşıyordu. O sırada uzaklardan bir silüet belirdi ve bize doğru koşmaya başladı. Silüetinden anladığım kadarıyla elinde bir sopa vardı. Yenme ihtimalimiz çok yüksekti çünkü onda sadece bir sopa varken bizde bir hançer ve kalın bir dal vardı. Yenecektik tabii yanında kimse yoksa.

Kurt yanımıza ulaştığında ilk hamleyi ben yaptım karnına doğru. Fakat kaçtı. İyi dövüşüyordu. Ama benden iyi değildi. Ben onunla dövüşürken bütün dikkatini bana vermişti ki Holly’nin onu arkasına doğru ilerlediğini fark etmedi.

Tam koluma doğru bir hamle yapmıştı ki Holly onun hafasın dalı vurarak onu bayılttı ama kurdun sopası çoktan benim kolumu bulmuştu. Çok acımıyordu. Sopası olduğu için bir yara açmamıştı fakat sert bir darbe indirdiği için fena halde sızlıyordu.

Holly kolumdaki morluğu yeni fark etti. Endişeyle “iyi misin” diye sordu. Çok bozuntuya vermeden “iyiyim” dedim umursamazca. Ama holly benim canımın yandığını hissediyordu anlaşılan. Şüpheli bakışlarla beni süzdü. “ iyi olduğuna emin misin?” dedi

“evet” dedim kendimden çok emin bir şekilde “hadi devam edelim”

Yürüyüşe devam ettik. Hava yavaştan soğumaya başlamıştı. Kış geldiği için bu normaldi. Walentia da kışlar çok soğuk, yazlar ise çok sıcak geçiyordu. Ne yazık ki kışın dondurucu soğukta bir ormanda hayatta kalmamız imkansıza çok yakındı. Acilen sığınacak bir yer bulmamız gerekiyordu, aksi takdirde donarak ölecektik.

Bazıları benim çok kötü şeyler düşünerek insanın moralini bozduğumu düşünse de ben sadece olabilecek en kötü ihtimalleri bile gözden geçiriyorum. Böylelikle temkinli davranıp hayatta kalıyorum.

Ağaçlar azalmaya, yağmur çiselemeye başladı. Galiba ormanın sonuna doğru gelmiştik. Ormandan tam olarak çıktığımızda karşımızda mükemmel bir manzara vardı.

Tam önümüzde gökkuşağı ve güneşin üstüne vurduğu kocaman bir göl vardı. Önümüzde ise yaprakları yavaş yavaş dökülen kırmızı turuncu ve sarı renklerinde birçok ağaç vardı. Bu güzel manzaraya bakınca hem ben hem de holly ağzı açık bir şekilde manzaraya bakakaldık.

“ilk günümüzü net bir şekilde burada geçirmeliyiz hope” dedi. Doğru ya ben size kendimi tanıtmamıştım. Ben holly dean. 18 yaşındayım. Yıllarca dövüş eğitimi aldım annemden. Babam ben küçükken ölmüş, hep öyle derdi annem. Tabi gerçeklik derecesini bilemem, çünkü annem bizi korumak için genellikle yalan söylerdi. Bu konu hakkında ona az da olsa kızıyorum, bu yaşımda babamın kim olduğunu bilmek benim de hakkım değil mi? Şimdi beynindeki onlarca sırları saklayarak öldü. Bu cidden sinirimi bozuyor.

Holly gidip turuncu renkli bir ağaca oturdu. Ama ben oturmamalıydım, hatta onunda oturmaması gerekiyordu, çünkü hem acıkmıştım hem de gece için odun toplayıp ateş yakmamız gerekiyordu. Walentia da geceleri aşırı soğuk geçerdi. Fakat şöyle bir sorunumuz vardı, ne ben ne de holly ateş yakmayı bilmiyorduk.

“kalk” dedim holly’ye “bir sürü işimiz var, güneş de batmak üzere. Kısıtlı vaktimiz var ve bu süreyi iyi değerlendirmeliyiz”

Ayağa kalktı ve ellerini beline yerleştirdi “ ee ne yapacağız?”. Bir süre düşündükten sonra cevap verdim “normalde görev dağılımı yaptığımızda işimizi daha kolay hallederdik ama maalesef ki ben seni kurtlara ve vampirlere yem edemem o yüzden benimle geliyorsun”

İlk başta çalı çırpı toplamaya başladık. “ben çok acıktım bir an önce ateş yakıp yemek pişirmeliyiz, gerçi ben ne yiyip ne yemeyeceğimizi bilmiyorum ama…” dedim. Holly’nin kucağı dallarla dolmuştu. Çünkü ben topladığım her şeyi ona veriyordum.

Ateş yakabilecek kadar çalı çırpı topladık, sıra ateş yakmaya geldi. Tabi yakabilirsek. Daha önce birkaç kere ateş yakan insanları izlemiştim ama yıllar önceydi. Nasıl yapıldığını azcık bile hatırlamam büyük bir mucizeydi çünkü unutkan bir tipimdir.

Zor da olsa bir şekilde ateşi yaktık. Et avlamak için ormana geri gittik ikimizin elinde de birer tane hançer vardı. Bu orman çok sessizdi. İçinde bizden başka bırakın hayvanı, bitkiler dışında bir canlının bile olduğunu sanmıyordum.

Ormanın biraz daha derinlerine gittiğimizde büyük bir ağacın kovuğuna saklanmış 4 tane sincap bulduk. Onu pişirdik ve yedin. 2 tanesi arttı. Onu da sabah yeriz diye düşünüp sakladık.

Sabah uyandığımızda tahminime göre saat dokuzu geçiyordu. İlk ben uyandım. Daha önce dediğim gibi holly’nin uykusu derindir, Onu uyandırmazsan kış uykusuna bile yatabilir.

zor da olsa holly'i uyandırdım. kahvaltımızı yaptık. o an aklıma bir fikir geldi. evimize geri gidip annemin cesedini almalıydık. evet, bu fazlasıyla tehlikeliydi ama bunu yapmamız lazımdı.

bunu holly'e ilk söyledim. "delirdin mi?" dedi kızgın bir şekilde "ölmek istiyorsan git kendini vur!" niye bu kadar kızmıştı anlayamıyordum. gayet normal bir şey istemiştim ondan sadece gidip annemin cesedini alıp ona sade bir cenaze töreni düzenlemek...

holly böyledir işte, olur olmadık yerlerde sinirlenir ve etrafındaki kimseyi görmez ezer geçer. en yakınını bile...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.