İçeriğe geç

buzul savaş

Bölüm 3 · 5 dk okuma

buzul savaş

Bölüm 3

BÖLÜM 3

“plan şu: kurtadam kılığında gireceğiz ama kurda dönüşmediğimizi fark ettiklerin de şüphelenmesinler diye de annemiz elf -ki bu doğru- babamız kurtadam diyeceğiz -bak bunda emin değilim- bu yüzden kurda dönüşmediğimizi anlattığımızda bize inanacaklardır. Ve biz de kolaylıkla hepsini öldüreceğiz. Çok zor olacağını sanmıyorum. Tek yapmamız gereken biraz oyunculuk katmak. Onlarla olabildiğince yakın ol ki sana güvensinler” dedim fısıltıyla

Holly evet dercesine kafasını salladı. Kamp alanında çadırın içindeydik. Çadırın içinden bile ateşin çıtırtısı duyuluyor ve istemsizce güven veriyordu insana.

Okul yarın başlıyordu ve boşa harcayacak zamanımız yoktu. Eve gidip bir bavul yapmalıydık. Bu çantayla gidersek şüphelenme ihtimalleri çok yüksekti.

“eve gitmeliyiz” dedim. Bunu holly onayladı çünkü eve gitmemizin sebebi onları öldürmek için eşya toparlamamızdı.

Yolu kolaylıkla bulduk. Artık ezberlemiştim. Ezberim iyidir. Eve gittiğimizde, annemin cesedinin yerin kuru kan almıştı. Annem şuan benim yerimde olsaydı her ne kadar zamanı az olsa da bu kanları temizlerdi. Bunu düşününce istemsizce yüzümde bir tebessüm belirdi.

Ben hala kapının önünde dururken holly çoktan odasına doğru ilerlemişti bile. Onun yanına gittiğimde dolabının üstünden bavulunu indirmeye çalışıyordu, fakat boyu kısa olduğu için yetişemiyordu.

Hayatımdan boyunca holly’den daha ince ve daha zayıf olmuşumdur. Bu yönümden holly beni hep kıskanırdı. Aslında hollyle aynı şeyleri yiyorduk ama holly daha hızlı kilo alıyordu.

Ona doğru ilerledim ve bavulu almasına yardım ettim. Bizim evin her odasındaki dolabın üstünde bir valiz bulunurdu acil durumlar için. Acil durumlar da çok sık olurdu çünkü bundan önce de kurtadam ve vampirler köyümüzü yağmalıyordu. -bu kadar büyüğü ilk defa oldu.- o zamanlarda hemen bavulumuzu toplayıp çıkıyorduk evden, amber teyzem farklı bir köyde oturuyordu. Onun yanına gidiyor birkaç günü orada geçiriyorduk

Holly bavulunu doldururken ben de kendi odama gidip bavulumu çıkarttım. İçine ilk önce kıyafetleri daha sonra bütün silahları ve kılıçlarımı doldurdum. Ve en sonunda süikastçı kıyafetimi de alıp bavulu kapattım.

Depoya gittim ve çekmeceden bir harita aldım. Okulun nerede olduğunu bilmeden yola çıkamazdık ya.

Evin çıkış kapısına doğru gittiğimde holly orada beni bekliyordu. “çok geç kaldın, yarım saat oldu” dedi

“harita aldım, her şeye söylenmesen süper olur” dedim “eğer ben olmasaydım ormanda kaybolacaktık”

“uff tamam özür dilerim, alt tarafı bir laf ettim onu da ağzıma tıktın” dedi ormanda yürürken

“aç mısın?” diye sordum. Eğer açsa onun için bir şeyler avlamak uzun sürerdi ve gece geç yatmak zorunda kalırdık. Ama gece geç yatmamalıydık çünkü yola çıkmak için sabah saat 6 da uyanacaktık

“hayır, kilo vermem lazım. Aç olsam da dayanmalıyım” dedi kendinden emin bir şekilde. Hep böyle diyor sonra vazgeçiyordu.

Benim de canım yemek istemiyordu (üşendiğimden değil de(!)) kamp alanına ulaştığımızda ilk yaptığımız şey bavulları çadırın kenarına yerleştirmek oldu.

Zaten daha sonra da uyuduk. Erken yattığımız için (diğer günlere göre erken) sabah uyanmamız kolay oldu. Holly’i zar zor uyandırdım. Çok açtım. Yemek almak için ormana gittik. Tabii ki de elim boş değildi. Bende bir ok holly’de ise bir hançer vardı

Bu gün şanslı değildik anlaşılan, çünkü ormanda kuş bile uçmuyordu. Maalesef ki çok aç olmamıza rağmen meyve ile idare etmemiz gerekiyordu. Ağaçlardan böğürtlen ve kiraz topladık. Karnımızı az da olsa doyurmaya yetti. Zaten o okula gittiğimizde büyük bir ziyafetle karşılaşacaktık muhtemelen

Saat yaklaşık sekiz olmuştu. Bizim de yavaştan yola çıkmamız gerekiyordu aksi takdirde geç kalacaktık. Yola çıktık. Elimdeki haritaya bakarak holly’ye yön vermeye çalışıyordum. Bu benim için fazlasıyla zordu çünkü yol bilgim hiç iyi değildir.

“annemizin intikamını alacağımız için çok heyecanlıyım” diye cıvıldadı sabırsızlıkla “valizime bütün silahlarımı koydum.”

“buradan şu tarafa doğru gideceğiz” dedim solu göstererek. Sağım solum iyi değildir, hep karıştırırım. Bu yüzden göstermek daha mantıklı geliyor.

2 saatlik bir yürüyüşten sonra sonunda okula varmıştık. Okul çok görkemliydi. Birkaç metre ötede bir kalabalık vardı, galiba orası okulun girişiydi.

Kalabalığa doğru yürüdük. O kalabalığın içinde kaybolmamamız için holly’yi bileğinden kavradım. İlerilere doğru baktığımda giriş kapısının açıldığını gördüm. O an herkes ilerliyor, birbirini itiyordu. Zar zor ayakta kalmayı başardık.

Yağmur çiselemeye başlamıştı. Bizi ise yağmurdan kurtarmak için apar topar okulun içine aldılar. Giriş salonuna geldiğimizde 3 ayrı masa vardı, ve bu masalrın her biri çok uzundu. İlk masanın üstüne işlenmiş kocaman KURTADAMLAR yazısını görmem pek de zor olmadı. Orada bulabildiğimiz ilk yere yerleştik holly’le.

Etrafa göz gezdirdim. Diğer masalarda ise VAMPİRLER ve ÖĞRETMENLER yazıyordu. Bizim masamız ortadaydı. Tam karşısında 3 tane büyük ve heybetli sandalye duruyordu. Bu yer muhtemelen müdür ve müdür yardımcısının yeridir diye düşündüm. Ama 3. Yer kimindi ki?

Birkaç dakika sonra müdür olduğunu düşündüğüm bir kadın geldi. En büyük ve en ortadaki sandalyeye oturdu. Sonrasında ise bir adam ve bir kadın yanlarına oturdu.

Kadın olanın ten rengi fazlasıyla beyaz ve dişleriyse keskindi. Dudakları kan kırmızısıydı. Muhtemelen bir vampirdi.

Diğer adam ise normal herhangi bir insana benziyordu. Şimdi anlamıştım 2 müdür yardımcısı vardı bu yardımcıların kadın olanı vampirlere erkek olanı ise kurtlara rehberlik ediyordu.

Müdür salonun susmasını bekleyip konuşmaya başladı “evet sevgili dragon okulu öğrencileri,” dedi hafif bağırarak. Salon büyük olduğu için sesi zar zor duyuluyordu “ yeni bir döneme adım attık. Ben sizin okul müdürünüz mary black. Bu yanımdakiler ise (o anda yanındaki öğretmenler ayağa kalktı) Thomas honest ve Jessica grey. onlar sizin müdürleriniz gibi. Jessica vampirlerin, Thomas ise kurtların rehberi. Bu gün ve yarın ders işlemeyeceksiniz, çünkü birbirinizi tanıyıp arkadaş edinmeniz için size bu süreyi vereceğiz. birazdan herkes yanına bir eş seçip odalara gidecekler. Eşlerinizin kendi türünüzden olmasına dikkat ederseniz sevinirim. Sağ tarafta kurtların, sol tarafta ise vampirlerin odaları var ve her oda 2 kişiliktir bilginize. Evet, şimdi dağılabilirsiniz!”

Odalara gittik. Daha önce hiç bu kadar güzel bir yer görmemiştim. Isısı tam yerindeydi, uzun süre soğukta kaldıktan sonra burası bir mucize gibi gelmişti bize. Bavullarımızı dolaba yerleştirdik. Silahlarımızı ise yatağın altına gizledik.

Birkaç dakika sonra Mr. Honest kapıyı tıklayıp içeri girdi. Uzun kahve saçlarını alttan toplamayı seçmişti. Elinde birkaç tane kağıt parçası vardı.

Onlardan 2 tanesini eliyle seçerek bize doğru uzattı. Sahte bir gülümsemeyle “bunlar bu günün programı” her sabah bu saatlerde size dağıtılacak” dedi. uzattığı kağıt parçasını hızlı bir şekilde kaptım.

Saçlarımın beyaz olduğunu ve kulaklarımın elf kulağı olduğunu görünce olabildiğince sakin bir ses tonuyla -ki sakin olamadı- “siz yoksa elf misiniz!” dedi.

Sakin ve savumasın olduğumu düşünmesini istiyordum aksi taktirde beni buradan attırabilirdi “sakin olun,” dedim tatlı atlı “benim sadece babam kurt annem ise elf di ama beni doğururken ölmüş. Babam hala hayatta o benim gelmemi istedi”

“baban küm, belki tanırım. Çevrem geniştir.” diye sordu şüpheyle

aklıma gelen ilk ismi salladım .”william glory” dedim. O anda yüzünde büyük bir şaşırma oluştu “haaa, evet! Tanıyorum!” dedi. OLAMAZ! Dedim içimden

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.