Drake meraklı bakışlarıyla bana bakıyor, ne düşündüğümü, ne hissettiğimi çözmeye çalışıyordu. Tabii bunu başaramıyordu. İyi bir prenses olmaya çalışmak duygularımı belli etmemek konusunda ustalaşmama neden olmuştu ve sanırım tek iyi yönü de buydu.
En sonunda bakışlarımı yerden kaldırdım ve Drake'in soluk ve pürüzsüz yüzüne baktım. Ona bakınca Kral Erix'e hiç benzemediğini fark ettim. Drake ablası Astoria Krawe'e daha çok benziyordu. Astoria ile aynı simsiyah dalgalı dağınık saçlara, hafif turuncuya çalan kahverengi gözlere sahipti.
Aramızda süren kısa sessizliğin sonunda konuştum ;
"Sanırım haklısın Velet Varis bir plana ihtiyacımız var. İlk ve son defa sana hak veriyorum tadını çıkar. " Drake her zamanki alaycı sırıtışıyla ;
"Bana hak vermeniz benim için bir onurdur Prensesim, pekii o aşırı zeki beyninizin içinde bulunduğu kafanızda bir plan var mıdır acaba? " Sırıtışı daha da genişlemişti.
Zevzeklik yapmayı bırakması, bu işi ciddiye alması Drake''in omzuna sert bir yumruk attım ve ;
"Zevzekliğin sırası değil hem Aptal hem de Velet olan varis."
"Sen benimle aynı yaşta değil misin ya ?"
"Olabilir ama her şey yaş değildir, sen tam bir velet gibi davranıyorsun. Neyse seninle bu konuyu daha fazla konuşmayacağım. Asıl konuya dönelim. Benim bir planım var. "
Drake'in sırıtışının yerini meraklı bir yüz ifadesi aldı.
"Pekii Buz Prensesi planın nedir? "
"Yarın gece herkes uyurken hem Kraliçe Dahlia'nın hem de Kral Erix'in öldürüldüğü odalara bakacağız, katil (veya katiller) bir iz bırakmış mı diye bakacağız. Yarın sabah da ben Olivia'nın çalışanlarına Kraliçe Dahlia'nın öldüğü gün hakkında sorular soracağım, sen de Serwia'nın çalışanlarına Kral Erix'in öldüğü gün hakkında sorular soracaksın . Tabii çalışanlara sorular sorduğumuzdan kimsenin haberi olmamalı, özellikle babam Kral Harold ve annen Kraliçe Selyx'in . "
Drake net bir sesle cevap verdi
"Tamamdır Buz Prensesi. O zaman yarın gece buluşuyoruz peki saat kaçta ve nerede buluşacağız? "
"Yarın gece 2 de Kızıl Çeşme'nin önünde buluşalım. İlk başta Olivia Sarayı'na gidelim orası Kızıl Çeşme'ye daha yakın. Sonra da oradan Serwia Sarayına geçeriz. "
"Peki Buz Prensesi bana uyar yarın görüşürüz o zaman."
"Görüşmemek gibi bir seçeneğimiz olmadığına göre görüşürüz sanırım. "
Odama girdiğimde kafam düşüncelerle doluydu ve başım zonkluyordu. Hemen üzerindeki lanet açık mor kabarık elbiseyi çıkarttım ve rahat kıyafetlerimi giydim. Başımın zonklaması dinmiyor hatta gittikçe artıyordu. En sonunda inadı bırakıp bana öz ablam Diana Valery'den daha çok ablalık yapmış Olivia Sarayı'ndaki en sevdiğim çalışan olan Keith Rawse'ı çağırttım.Keith bana güzel bir buzlu bitki çayı hazırladı ve güçlü bir baş ağrısı ilacı getirdi. Sonra da yapmacık ve abartılı bir naziklikle;
"Başka bir isteğiniz var mıydı Efendim?" dedi bende ona bıkkınlıkla cevap verdim;
"Bana efendim dememeni kaç defa daha söylemem lazım Keith. Bana ismimle hitap etmeni söylemiştim. Yapmacık kibarlıklardan hoşlanmadığımı biliyorsun. " Beni daha çok sinir etmek için aynı sahte ve abartılı kibarlıkla ;
"Peki İcea Hanım , başka bir isteğiniz, dileğiniz bir arzunuz var mıydı? " Abartılı bir şekilde göz devirdim ve sonra biraz utana sıkıla;
"Şey Keith benim, benim yanımda kalabilir misin yani sadece bir kaç dakika." Keith bu sözlerime hiç şaşırmadı gerçek samimiyetiyle bir dakika bile tereddüt etmeden;
"Tabii ki İcea. Sen iste yeter ki."
Yüzümde ufak bir tebbessüm oluştu. Ben her zaman ve her yerde taşıdığım soğuk ve ciddi yüz maskemi Keith'in yanında düşürüyordum. Keith'in yanında kendimi çok, çok mutlu hissediyordum. Sanki " normal" bir çocukmuş gibi...
Onu gerçekten öz ablam gibi seviyordum. Ve o da bana çok belli etmese bile beni küçük kız kardeşi gibi seviyordu.
Keşke dedim içimden. Keşke bir prenses olmasaydım, keşke normal bir kız olsaydım, keşke Keith benim öz ablam olsaydı...
"Keşke kelimesinden nefret ediyordum. Ama hayatım keşkelerle doluydu... "
Keith yatağımın yanındaydı bense yatağıma yatmış düşünüyordum. Aradan 30 dakika geçmişti ama hâlâ uyuyamamıştım. Çünkü gözlerimi kapattığımda düşünceler beynimi ele geçiriyordu. Keith bu hâlimi fark etmiş olacak ki nazik bir ses tonuyla;
"Düşünmeyi bırak İcea şuan tek düşünmen gereken şey düşünmemek. Gözlerini kapat ve düşünmemeği düşün. Aklındaki diğer tüm düşünceleri serbest bırak."
Keith'in sözleri yavaş yavaş uykuya dalmama neden oldu...
Şiddetli bir gürültü koptu.