İçeriğe geç

BUZDAN PRANGA

Bölüm 2 · 3 dk okuma

BUZDAN PRANGA

Bölüm 2

PAZARLIK

Çenemi kavrayan parmakları bir kelepçe gibiydi, ne kaçmama izin veriyor ne de canımı yakıyordu. Sadece oradaydı, tenimi yakan bir mühür gibi. Boris Dragunov’un boyu, heybeti ve üzerime çöken o karanlık aurası altında ezilmemek için tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim. Bal rengi gözlerimi onun hiçbir duygu kırıntısı barındırmayan buz grisi gözlerinden ayırmadım. "Kardeşimden uzak dur," dedim sesimi olabildiğince sabit tutmaya çalışarak. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu ama o bunu bilmek zorunda değildi. Boris’in dudaklarında çarpık, karanlık bir gülümseme belirdi. Elini çenemden çekmedi, aksine başparmağıyla alt dudağımı yavaşça sıyırdı. Bu dokunuşun yarattığı ürperti, kasıklarıma kadar inen ani bir sızıya dönüştü. "Uzak durmak mı?" diye fısıldadı. Sesi öyle derindi ki, kemiklerimin sızladığını hissettim. "Küçük sarışın, senin kardeşin benim sahamda, benim kurallarımla oynadı. Ve kaybetti. Kaybedenlerin bedel ödediğini sana öğretmediler mi?" "Bedeli neyse ben ödeyeceğim," dedim bir an bile düşünmeden. Boris bu sözümle beraber bir an duraksadı. Buz grisi gözlerinde ilk kez bir şaşkınlık emaresi, belki de karanlık bir eğlence parladı. Beni yavaşça serbest bıraktı ve aramızdaki o gergin boşlukta bir adım geri giderek arkasındaki masaya yaslandı. Uzun bacaklarını çaprazladı, platin saçları şöminenin ışığında bakır rengine bürünmüştü. "Sen mi?" dedi beni aşağıdan yukarıya, sanki bir malı inceler gibi süzerek. "Bir kuruşun bile yok Elis. Üzerindeki bu elbise bile muhtemelen emanet. Benim istediğim bedeli senin gibiler banka hesaplarıyla ödeyemez." Ona doğru bir adım attım. Korkumun yerini hayatta kalma içgüdüsü almıştı. "Nakit istemediğini biliyorum Boris. O senedi istiyorum. Karşılığında ne istiyorsun?" Oda bir anda sessizliğe gömüldü. Sadece şöminedeki odunların çıtırtısı ve benim düzensiz nefes alışlarım duyuluyordu. Boris, elindeki kristal kadehi masadan alıp içindeki kehribar sıvıyı yavaşça çalkaladı. Bakışları bardaktaydı ama tüm dikkatinin bende olduğunu biliyordum. "Bir oyun oynayalım," dedi aniden. Gözlerini tekrar bana diktiğinde bakışlarındaki yoğunluk nefesimi kesti. "O senedi sana veririm. Hatta kardeşinin borçlarını da silerim. Ama bir şartla." "Nedir?" diye sordum, boğazım kurumuştu. "Bir ay boyunca benimle kalacaksın. Benim odada, benim malikanemde, her an yanımda. Ben ne dersem onu yapacaksın, ben nereye gidersem oraya geleceksin." Masadan kalktı ve ağır adımlarla tekrar üzerime yürümeye başladı. "Bana tamamen ait olacaksın Elis. Ruhunla, bedeninle, her bir nefesinle... Bir ayın sonunda, özgürsün." Aramızdaki mesafe kapandığında devasa gövdesiyle beni duvarla kendi arasına sıkıştırdı. Bir eli başımın hemen yanındaki duvara yaslanırken, diğeri yavaşça belime indi. Elbisenin ince kumaşı üzerinden tenimin sıcaklığını hissettiğine emindim. Eğilip yüzünü boynuma gömdü, ağır odunsu kokusu ciğerlerime dolarken vücudumun ihanet ederek ona doğru çekildiğini hissettim. "Buna... Evet dersen," diye fısıldadı kulağıma doğru, sıcak nefesi tenimi yakıp geçiyordu. "Geri dönüşün olmayacak. Seni parçalamamdan korkmuyor musun?" Başımı kaldırıp tam gözlerinin içine baktım. "Korkuyorum," dedim dürüstçe. "Ama kardeşimi senin gibi birine kurban etmeyeceğim." Boris’in bakışları dudaklarıma indi. O an, aramızdaki çekim fiziksel bir boyuta ulaştı. Eli belimden aşağı, kalçama doğru indi ve beni kendine sertçe bastırdı. Sertliğini hissettiğimde nefesim kesildi. Boris Dragunov, sadece tehlikeli bir adam değil, aynı zamanda karşı konulamaz bir günahtı. "Güzel," dedi, sesi aç bir hayvanın hırıltısı gibiydi. "O zaman anlaşma imzalandı." Aniden beni kucağına alıp masanın üzerine oturttu. Elbisenin yırtmacı yukarı sıyrılırken, Boris ellerini bacaklarımın arasında gezdirmeye başladı. Bal rengi gözlerim onun buz gibi bakışlarında kaybolurken, bu bir ayın sadece bir pazarlık değil, kendimi tamamen ona teslim edeceğim bir cehennem olacağını anlamıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.