İçeriğe geç

BUZDAN PRANGA

Bölüm 3 · 2 dk okuma

BUZDAN PRANGA

Bölüm 3

MÜHÜR

Masanın soğuk ahşabı bacaklarımın arkasına değerken, Boris’in devasa gövdesi bacaklarımın arasına yerleşmişti bile. Elbisemin yırtmacından sızan parmakları sanki geçtiği her milimetreyi kendi mülkü ilan ediyordu. Başımı arkaya atıp gözlerimi kapattığımda, onun platin saçlarının yüzüme sürtündüğünü hissettim. Bu adam bir insan değildi; o, Tanrı’nın özenle yarattığı ama şeytanın eğittiği bir günah abidesiydi. "Bana bak Elis," diye gürledi sesi. Bir emir değil, bir büyüydü. Gözlerimi açtığımda o buz grisi irislerin simsiyah bir arzuyla gölgelendiğini gördüm. Boris, bakışlarıyla insanı soyabiliyordu. "Bu odadan çıktığın an," dedi, elini yavaşça boğazıma sarıp başımı hafifçe yukarı kaldırırken. "Artık sadece bir Türk kızı değilsin. Sen Boris Dragunov’un koruması altındaki tek kadınsın. Bu ne demek biliyor musun?" Cevap vermeme izin vermeden başparmağını dudaklarımın üzerine bastırdı, ağzımın içine girmek istercesine baskı uyguladı. "Sana dokunmaya cüret eden her eli kıracağım, sana bakan her gözü oyacağım anlamına geliyor. Ama bunun bir bedeli var." Eğildi, dudakları kulağımın hemen altında, şah damarımın üzerinde gezindi. "Bana ait olan her şeye istediğim zaman, istediğim şekilde dokunurum." Dişlerini boynumdaki o hassas deriye hafifçe geçirdiğinde küçük bir inilti kaçtı dudaklarımdan. Bu acı değildi; bu, vücudumun kontrolümden çıkıp ona teslim oluşunun ilk kanıtıydı. Ellerim istemsizce onun geniş omuzlarına çıktı, pahalı kumaşın altındaki çelik gibi sert kasları hissetmek başımı döndürüyordu. Boris’in elleri artık kalçalarımdaydı, beni kendine öyle bir hırsla bastırdı ki, pantolonunun altındaki devasa sertliği kasıklarımda hissettim. "Boris..." diye inledim. Adı dudaklarımdan dökülürken bile bir günah işliyormuşum gibi geliyordu. "Bir daha söyle," dedi, sesi karanlık bir zevkle boğuklaşmıştı. Bir eliyle elbisemin askısını omuzlarımdan aşağı indirdi. Göğüslerimin üst kısmı soğuk havayla temas ettiğinde ürperdim ama onun bakışları oraya değdiği an sanki alev aldım. Bakışları, sanki bir sanat eserini parçalamak ister gibi aç ve kararlıydı. "Senin o bal rengi gözlerini, sadece benim altımdayken bu kadar parlak görmek istiyorum. Sadece bana bakarken böyle titremeni istiyorum." Eğilip göğüs dekoltemin üzerinden tenimi sertçe öptü. Dudaklarının sıcaklığı içimdeki tüm direnç duvarlarını yerle bir ediyordu. Bu adam sadece bir mafya lideri değildi, o bir kadının ruhunu ve bedenini nasıl ele geçireceğini bilen bir zanaatkardı. Aniden beni masadan kucağına aldı. Bacaklarımı beline doladım, kollarımı boynuna sardım. Boy farkımız o kadar fazlaydı ki kucağındayken bile kendimi küçük bir kuş gibi hissediyordum. Boris, odaya bağlı olan özel yatak odasının kapısını tekmesiyle açtı. İçerisi devasa bir yatak ve dev pencerelerle doluydu. Beni yatağın tam ortasına, ipek çarşafların üzerine bıraktı. Üzerime çöktüğünde yatak onun ağırlığıyla sarsıldı. Gömleğinin düğmelerini tek hamlede çözüp kenara fırlattı. Geniş göğsü tamamen dövmelerle kaplıydı; Rusça yazılar, kurt figürleri ve karanlık semboller... Hepsi onun ne kadar tehlikeli bir geçmişe sahip olduğunu bağırıyordu. "Şimdi Elis," dedi, kemerini çözerken gözlerimin içine o ölümcül çekicilikle bakarak. "Pazarlığın en ağır kısmına geldik. Kardeşinin hayatı için... Kendi hayatını bana feda etmeye hazır mısın?" Gözlerimi ondan ayırmadım. Kalbim vahşi bir tempo tutturmuştu, arzum korkumu çoktan geride bırakmıştı. "Hazırım," diye fısıldadım. Boris, üzerindeki son engeli de kaldırıp aramıza hiçbir mesafe bırakmayacak şekilde üzerime uzandığında, bu gecenin Moskova’nın gördüğü en uzun ve en sıcak gece olacağını biliyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.