
...
“Öylece kolay gidemezsin Desina.”
“Ne bekliyorsun benden? Artık yüzümü görmeyeceksin, istediğin oldu.”
“Kral Ronza,” dediğimde zor yutkundu. “Onun hakkında olan her şeyi anlatma vaktin gelmedi mi? Senin de annen öldü Desina, aynı benim annem gibi.”
“Sen-”
“Evet ben,” diye lafını böldüm. “Her şeyi biliyorum. Siz ailemin katillerisiniz! Senin baban bir katil!” diye bağırdım.
“Hayır, biz katil değiliz. Duyduklarının hepsi yalan.”
“O zaman âşık olduğuna inandırıp beni saraya neden getirdin? Amacınız ne Desina! Ne! Ailemin katillerinin benimle işi ne!” diye bağırdığımda ter içinde uykudan kalktım. Desina'nın verdiği ilaçtan sonra divanda uykuya daldığımı anlamış oldum. “Rüyaymış. Çok gerçekçiydi kahretsin. Benim hayatım bir kâbustan farksız.” Gözlerim kaldığım odada bir süre gezindi. Rüyanın etkisinden sıyrılınca ayağa kalktım. Desina büyü odasında beni tek bırakalı uzun bir süre geçmiş olmalıydı çünkü dışarıda çoktan sesler kesilmişti. Gözlerim odanın penceresindeyken kargaşanın son bulduğunu anladım. Mersah’ın tüm sarayın çevresini kana bulaması yakamıza kondurduğu büyük bir tehditti ve yerde olan kanlar bunun göstergesiydi. Ulak ile gelişlerini haber eden ırkın amacının gözdağı vermek olduğunu anlamamak büyük bir aptallık olurdu. Önceden gönderilen ulak ile ne amaçlıyordu bilmiyordum ama, Kral Ronza’nın Efrasto ırkına vaatleri olduğu ortadaydı.
Tabii... Nedeninin büyülü kılıç olduğu da bir gerçekti.
Cam kenarından ayrılıp Desina'ya ait olan odaya baktım. Burada olmam büyük bir şanstı. Duvarlara dayalı olan raflara yerleştirilen birçok kitaplara yaklaştım hızlıca. Çoğu kitaplar Papirüs bitkisinden yapılma, eskimiş sayfalara sahipti. Meşale yardımıyla tek tek elime alarak bir şeyler bulabileceğimi umut ediyordum. Özellikle de bana ait olabilecek şeyler... Ama maalesef yazılanların bazılarını anlayamıyordum. Efrasto Krallığı’na ait olan bir dildi ve bunu anlamam kesinlikle imkansızdı. Anlayamadığım kitabı yerine bırakınca başka kitabı elime aldım. Arasına karıştığım sayfalar Desina’nın büyücü olduğunu bana tekrar hatırlatmakta gecikmedi. Sayfalarda birçok karışımların elde edileceği iksirlerin formülleri yazılıydı. Bunun da işime yaramayacağını düşündüm ve kitaplığa tekrar geri bıraktım. Gözüme çarpan kahverengi kapakçığa sahip olan kitabı hiç düşünmeden elime aldım fakat büyük bir acıyla elimden kayıp yere düştü. “Kahretsin, bu da ne böyle!” Kitabın çevresinde parıldayan parlak ışıltılar yüzünden ne yapacağımı bilemedim. Desina’nın kimsenin dokunmasını istemediği bir kitaba benziyordu. Almak için yere doğru çömeldim. Parmağımı dokundurmak istedim ama tekrar verdiği acı elimi hızla geri çekmeme neden oldu. “Bu kitabı yerde görürse odasını karıştırdığım ortaya çıkar. Yerden almam lazım.” Büyülü kitabı hızlıca elime aldığım an masaya fırlatır gibi attım. Raftan aldığım başka bir kitabın kapakçığı ile arasını aralamaya çalışıyordum. Sayfalarını açmak zorundaydım çünkü önemli bir şeylerin gizlendiği ortadaydı. Kitabın kalın kapağını büyülü kitabın arasına yerleştirmeye çalıştım fakat olmadı. “Bu olamaz...” Kitabın kapağı açılmıyordu, zaten yere düştüğünde dahi sayfalarında kıpırdama oluşmamıştı. “Kahretsin...”
Demek ki bu yüzden büyü odasında rahatça kalmamı ima ettiniz Bayan Desina.
Rafa yöneldiğim gibi tekrar bilgi kitabını elime aldım. Büyüsünü bozabilecek bir şeyler arıyordum. Sayfalarda gezinen gözlerim birçok saçma büyülere rastladı. Bunlardan bir tanesi koruma büyüsüydü. “Bu saçma şey de neymiş böyle?” Ne olduğunu anlamak için bir süre inceledim. Bu meraklı hâllerim yüzünden masada duran büyülü kitabı bile unutmuştum. “Ne,” dedim şaşkınlıkla. Taşın arasına önceden yerleştirilmiş olan mavi sıvıyı ve yeşil sıvıyı elime aldım. Bunlar Desina’nın karıştırıp bana içirmeye çalıştığı Küfran’dı. Kitapta gördüğüm koruma büyüsünü sağlayan iki sıvının karışımıyla aynıydı.
Ne yaptım ben? Verdiği sıvıyı içtim... Lanet olsun!
Öfkeden masada duran büyülü kitaba dokundum. Acı vermesine aldırmadan aralamaya çalışıyordum fakat olmadı. Telaşla tekrar büyüyü bozacak olan bilgiyi aramak zorunda kaldım. Bulduğum kitapta kilit büyüsünü görünce duraksadım. “Ah... Lanet olsun! Büyüyü yapan kişi tarafından açılabilir demesi, tekrar bu hayatta şansımın olmadığını bana göstermiş oldu.” Odaya doğru yaklaşan ayak seslerini işitince gözlerim irileşti. Telaşla büyülü kitabını belime doğru yerleştirmek zorunda kaldım. Verdiği acı çekilmezdi fakat bu kitabı onlara bırakamazdım. Hemen divana uzandığım gibi gözlerimi yumdum. Kapıyı aralayan kişiyi anlayamadım ama lavantaya bulanmış teninin kokusu burnuma yaklaştıkça kim olduğunu tahmin edebildim. Gözlerim kapalı şekilde yanıma doğru yaklaşmasını bekliyordum. Elini alnıma yerleştirince teninin yumuşaklığı uzuvlarımı sakinleştirirken kokusunun ahengi ile bütünleştim. Bir taraftan belimde gezinen işkenceyi anlamaması için kendimi zor tutuyordum.
“Hâlâ terliyorsun. Neden böyle oldun ki şimdi?” Adımlarını kitaplığa atınca gözlerimi araladım. Desina’nın ne yapmaya çalıştığını öğrenmek istiyordum çünkü gizemli hâlleri beni öfkelendiriyordu. Belimde gezinen acı yüzünden ağzımdan bir inilti çıkıverdi. Hemen gözlerimi yummak zorunda kaldım. “O da neydi öyle?” diyerek adımlarını yanıma doğru yaklaştırıp tekrar elini alnıma yerleştirdi. Akşamdan kalma suda ıslattığı bezi yine alnımda gezindiriyordu. İşini bitirip karşımda sessizce beklerken belimdeki acıdan dolayı zorluk çekiyordum. Sessizliğinin altında yatan düşüncelerini kavrayamadım ama benim için endişelendiğini hissedince kalbimde kıpırdanmalar oldu. Benimle ilgilenmesi hoşuma gidiyordu. “Lütfen sana bir şey olmasın,” diye söylendi fısıltıyla. “Korkuyorum Ares. Bir gün vicdan azabı yaşamaktan çok korkuyorum.” Elimi avuçlarının arasına aldı. “Çok çaresizim... Ama sakın bunu unutma hiçbir şeyi isteyerek yapmıyorum. Keşke her şeyi sana söyleyebilseydim keşke... Ben asla kötü biri olmak istemezdim.”
Bu içirdiği karışımın çaresizliği miydi?
Desina tekrar ayağa kalkıp kitaplarının yanına gitti. Divandan doğruldum ve yavaş adımlarla yanına yaklaşıyordum. Arkasına dönecekken elimle ağzını kapattığım gibi sırtını kitaplığa çarptım. “Ne işin var senin burada? Gecenin bu saatinde uyuman gerekmiyor muydu!” dedim öfkeyle. Elimi yavaşça ağzından geri çektim.
“Seni kontrol etmek için gelmiştim. Hem ne bu hâllerin, delirdin mi sen?”
“Sana güvenmiyorum,” dedim aniden. Şaşkınlıkla bana baktı. “O içirdiğin iksirin ne anlama geldiğini biliyorum Desina. Amacın ne senin? Üstelik onu sen de içtin.”
Telaşlanınca ellerini konumlandıramadığı için birbirine kenetlemek zorunda kaldı. “Seni senden korumak içindi hepsi bu,” diye çıkıştı buruk bir sesle.
“Bu ne demek oluyor şimdi? Neden hayatında ilk kez gördüğün bu adamı önemsiyorsun? Benden bir şeyler gizliyorsun ama bunu öğreneceğim Desina. Bu yaptığın saçma büyülere de bir son ver. Karşında aptal ve büyülerine boyun eğecek kadar güçsüz biri yok! Etki etseydi şu an farklı bir konumda olurdum.”
Buğulu gözlerle, “Peki,” dedi. “Ben ne demek istediğini anladım Ares. Bundan sonra böyle bir şey olmayacak. Bu geceyi burada geçir, yarın gece saraydan gideceksin.”
Adımlarını kapıya doğru atınca kolunu kavradım. “Kusura bakma. Aniden öfkeme yenik düştüm.”
“Neyse boş verelim. Hem, sen nereden anladın koruma büyüsü yaptığımı?”
Zor yutkundum. “Şey... Aslında içirdiğin iksirlerin kokusundan anlamıştım.”
“Nasıl yani? Sen de benim gibi büyüye aşina mısın?”
Kafamı olumsuz anlamda salladım. “Hayır, büyüyle bir işim yok. Sadece tanıdığım bir büyücü dostumdan biliyordum.”
Yalanlarımın bu kadar da berbat olduğunu bilmiyordum.
Büyücü bir dost? Köleyken? Kahretsin...
“Akrep bacağından yapılan iksirleri tanıyorsun o zaman,” diye güldü. Şaşkınlıkla dondum kaldım. Bana içirdiği şey yüzünden midemin bulandığını hissedebiliyordum. “Diğer sıvı ise yılan derisinden yapılmaydı.”
Kusmanın sırası değil Ares, dayan! Kahretsin, nereye düştüm ben!
Bir şey anlamaması için, “Evet öyle. Özellikle de akrep bacağının tadını çok iyi bilirim,” diye kestirip attım.
Hâlâ saçmalıyorum...
“Çok şaşırdım,” dedi sırıtarak. “Ortak noktalarımızın olması güzel ama biz büyücüler onlarla beslenmeyiz. Gerekmedikçe.”
“Tabii ki öyledir.”
“Neyse... Ben artık gitsem iyi olacak. Sabah burada olurum. Gece kimseye görünmeden özgürlüğüne kavuşacaksın.”
Adımlarını kapının ardına doğru atınca kendimle baş başa kaldım. Duyduklarımın karşısında taşıyamadığım bedenimi divana bıraktım. “Seni senden koruyorum derken duyduğum seslerden mi bahsetti? Kesinlikle hakkımda çok şey biliyor.” Derin bir nefes verince aklıma belimde olan büyülü kitap geldi. Desina’nın canlılara olan ilgisi yüzünden belimdeki acıya alışmış olmalıydım. Kitabı divanın yanına bıraktım.
Sabah saraydan kitapla birlikte çıkacaktım. Hem de onu açmış bir şekilde.
...
Sabahın ilk ışığı tüm odayı kapladı. Meşalelerin çoktan söndüğünü gördüm. Divandan bedenimi doğrultunca yanımda bulunan büyülü kitabı elime aldım. “Kahretsin,” diye verdiği acıdan dolayı sitem edip duvara dayalı olan kumaş parçalarına yaklaştım. Kuzu derisinden yapılma parçayı aldığım an büyülü kitabı sarınca işlem tamamlandı. Belime yerleştirip artık bu lanet olası odadan çıkabilirdim. Adımlarımı kapıya doğru atınca Desina ile karşılaşmam tedirginliğimi arttırdı. “Uyanmışsın,” dedi gülümseyerek. “Yemek yemelisin. Gece yarısı buradan çıkacaksın.”
“Neden beni bırakıyorsun? Kral Ronza'yı çiğneme nedenin nedir?” diye sordum kaşlarımı çatıp.
“Bazı şeyleri bilmen gerekmiyor. Hem istediğin de bu değil miydi? Artık özgür biri olacaksın.”
Kolunu sert şekilde kavrayıp kendime yaklaştırdım. Gözlerimi gözlerinden alamadım. “Koruma kalkanından bahsetmedin?”
“Neden olduğunu zaten anladın Ares. Bunu benden daha iyi biliyorsun,” dedi yakınlaşmamızın verdiği tedirginlikle. “Beni sürekli kendine mi yaklaştıracaksın bu şekilde?”
“Gerekirse evet.” Gözlerim istemsizce dudaklarına kayınca geri adım attı. “Kaç bakalım sırların kadını. Nereye kadar kaçabileceksin bilmiyorum...” Tekrar kolunu tutup kendime çektim. “Kaçıyorsun ama neden?”
“Ben asla kaçmam,” dedi derin bakışlarla. Gözlerinde saklı olan sırlar vardı ama anlatamıyordu ve benden kaçıyordu. Gözlerinin ardına geçemedim yasaktı, saklıydı. Tuttuğum kolunu bırakınca yanımdan uzaklaşarak giderken derin bir nefes bıraktım. Burnumda gezinen lavanta kokusu Desina’nın peşinden kaybolunca adımlarımı mutfağa doğru hızlandırdım. Ernam’ın ve aşçının yanına oturdum.
“İyi misin?” diye sordu Ernam. “Tüm gece yoktun, seni merak ettim. Neredeydin?” Aşçının bizi dinlemesi yüzünden bir şey söyleyemedim, göz kırpmakla yetindim. Önümde duran kuzu eti ve ballı ekmeği görünce dün olanlar aklıma geldi. Kral Ronza’nın sözünü tuttuğuna hâlâ inanamıyordum. Astantra Kralı Ronza aciz bir kölenin dediklerini yapıyordu. Tüm bu sırlar yüzünden aklımı kaçırmazsam iyiydi. Peki... Desina’nın bana uyguladığı koruma büyüsü? Seni senden koruyorum demesi beni tanıdığını gösteriyordu ve duyduğum sesi biliyordu. Ailemin katilinin kızı bana yardım edemezdi, bu bir tuzak olabilirdi. Beni buradan çıkaracağına inanmıyordum.
Büyük bir yalana sürüklendiğim ortadaydı. Ailemin katilleri bana göre fazla düzenbazdı.
“Aşçı!” diye seslenen muhafız mutfağa giriş yaptı. “Kral Ronza seni huzurunda görmek istiyor.”
“Hemen... Hemen geliyorum,” diye panikleyen aşçı hızlıca muhafız eşliğiyle mutfaktan ayrıldı. Aşçının gitmesi rahat bir nefes almamıza neden oldu.
“Hadi neler olduğunu bana anlatmalısın.” Belimde olan büyülü kitabı çıkardım ve üzerini örten kumaşı araladım. “Bu da ne böyle? Sen aklını mı kaçırdın Ares... Çabuk bunu kimse fark etmeden bırakmalısın.”
“Neden bu kadar telaş yapıyorsun? Bunu bırakamam. Hakkımda bir şeylerin yazılı olduğu belli.”
“Daha içine bakmadın mı?" dedi kaşlarını çatıp. Alması için ona doğru uzattım. Eline aldığı gibi bırakması bir oldu. “Kahretsin, bu da ne böyle! Bana tuzak kurdun.”
Gülümsedim. “Saçmalama da sessiz ol, biri duyacak şimdi.” Yüzüne alaycı gözlerle baktım. “Umarım neden açamadığımı artık anlamışsındır. Bazı şeylere burnunu sokmamayı öğrenmiş oldun.”
“Başımıza bela alacağız. Bizi sağ bırakmazlar. Aldığını fark ettiklerinde nereye kaçmayı düşünüyorsun? Desina’nın yanına mı kaçacaksın elindeki kitapla?” Dalga geçiyordu.
“Ya sağ çıkacağım ya da öleceğim Ernam. Ama seni bırakmam merak etme. Sen de geliyorsun.”
Zor yutkundu. “Sen aklını kaçırmışsın. Dışarıda olan on binden fazla askerden haberin yok sanırım? Kafamı uçurmalarını istemiyorum. Sen bu görkemli yüzünden vazgeçtiysen orasını bilemem. Bence iyi düşünmelisin yoksa Desina’ya kavuşamadan ölürsün.”
Hâlâ dalga geçiyor...
“Elimi sallayarak buradan çıkamayacağımı zaten biliyorum. Prenses Desina bizi buradan çıkaracak.” İnanmamış bir şekilde sırıttı. “Neden gülüyorsun?” Durmasını söyledim fakat şaka yaptığımı düşünüyordu. Şaşkınlıkla ona bakmaya devam ettim. “Artık bitti mi sırıtman? Beni alaya aldığın yeterli bence.”
“Nasıl bitebilir?” dedi ve tekrar kahkahalara boğuldu. Gülmekten gözlerinden yaşların aktığını görünce elimi alnıma yerleştirip sıkıntıyla nefes verdim. “Tamam tamam gülmeyeceğim. Ama böyle bir saçmalığa inanacağımı bekleme benden. Kendine gel artık, seni buraya getiren bir kadının nasıl serbest bırakacağına inanabilirsin... Kendine gel.”
“Ben kendimdeyim!” dedim öfkeyle. “Sen-” lafımı tamamlayamadan mutfağa Bayan Desina uğradı. Ernam ile şaşkınlıkla ayağa kalktık. Masada unuttuğum büyülü kitabı fark edince odasını karıştırdığımı artık anlamış oldu. Yanımıza yaklaştığı gibi masanın üzerinde bulunan büyülü kitabı alıp üzerine elini yerleştirdi. Ağız hareketleriyle kitapta olan büyüyü çözüyordu. “Neler olduğunu açıklayabilirim. Ben o kitabı...”
“Şimdi tamam,” dedi büyülü kitabı bana uzatarak. “Çok merak ettiysen okuyabilirsin Ares. Ayrıca yemeğinizi yediyseniz hazırlanın ve burada her şey normalmiş gibi davranmaya devam edin. Gece büyü odasında sizi bekliyor olacağım. Kimseye bir şey söyleme olur mu? Özellikle de babamın haberi olursa her şey son bulur. Özgürlük anahtarını artık zor görürsün. Tabii ben de zindandan çıkamam.”
“Anlaştık.” Yanımızdan uzaklaşarak gittiğinde Ernam şaşkınlıkla olduğu yere çakılı kaldı. “Sana söylemiştim değil mi? Artık özgürüz. Bir an önce kendimize çeki düzen verelim. Mutfakta olan işleri halleder halletmez Prenses Desina’nın yanına gidiyoruz,” diye konuştum ama kendinde değildi. “Kime söylüyorum ben? Kendine gel.”
“Gördüklerim gerçek miydi? Bu kadını nasıl ikna ettin?”
“Zor olmadı,” dedim gülümseyerek. “Karşılaştığımız günden beri benden etkilenmiş olmalı.” Konudan faydalanmamda ayrı bir sorundu ama bazen kibirli davranabiliyordum bende.
Kaşlarını çattı. “Kendini beğenmiş, sırık! Ukala adam! Bu hâllerinden kurtul. Kadının başka bir amacı olursa sorarım sana bunun hesabını.”
“Hadi ama Ernam... En fazla ne olabilir ki? Şuradan bir çıkalım, sonrası kolay. Korkak olma bu kadar.”
“Korkmuyorum. Kahretsin başıma bela olacaksın...” dedi inanmaz bir tavırla ve mutfaktaki işleri halletmeye koyuldu. Esaretten kurtulmam artık çok yakındı. Bu yüzden kalbimde oluşan huzurun tarifi bile yoktu. Aklımda dolanan en büyük sorun kendi kendine çözülen bir düğümdü. Artık ailemin kanını döken Kral Ronza’nın yanından gidecektim. Ama şimdilik. Ona yapacaklarım uzak değildi.
Mutfakta olan işlerimizin bitimi kulağıma yansıyan özgürlüğümün sesiydi. Güneşten geriye kalan etrafa yaymış olduğu karamsarlığıydı. Yeniden doğacağıma bir işareti olsa da herhangi bir tuzakla karşılaşmak beni tedirgin ediyordu. Düşüncelerimi arkamda bırakıp Desina'nın büyüsünü çözdüğü kitabı elime aldım ve sayfalarını karıştırdıkça birçok bilgiyle karşılaştım. Bu bilgiler benden ziyade çevremde oluşan gizemli olayları açığa vuracak olan bilgilerdi. Özellikle bunlar Efrasto Krallığı’na aitti.
Kahretsin. Bir şeyler olacağından o kadar emindim ki... Bunu beklemiyordum.
“Kendinle ilgili bir şeyler bulabildin mi?” diye sordu Ernam.
“Hayır. Benimle alakalı hiçbir şey yok. Klişe bilgilerden farksız bir kitap.”
Gülümsedi. “Hadi artık Prenses Desina’nın yanına uğramamız gerekiyor. Herkes uyumuşken bizim gitmemiz lazım. Muhafızlara mutfaktaki işlerimizi bahane ettik ama kimse anlamadan şuradan gitmeliyiz.” Tekrar gülümseyince şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Bakalım büyük aşkın bizi buradan çıkarabilecek mi?”
Dirseğimi koluna vurdum. “Saçmalama... Ne aşkı... Yok öyle bir şey.”
“Tamam tamam, bir şey söylemedim say. Utandırmam seni.”
“Utanmıyorum Ernam... Ne alakası var?”
“Kabul ettin yani büyük aşkını?”
“Ernam! Düş önüme!”
“Tamam, anladık,” dedi ve Bayan Desina’nın odasına doğru ilerliyorduk. Mutfağın olduğu katta adımlarımızı hızlandırdık. Duvarlardan zihnime yansıyan şeyler oldu. Desina’nın yanına geldiğim günü hatırladım. Keçi ayağı bitkisini verdiğimizde Kral Ronza ile olan konuşmalarını duyar gibi oldum. Anlamsızca kapının önünde duraksayıp içeriye girmek istemedim. “Ne oldu? Hadi artık şu konuşma gerçekleşsin Ares.”
★
“Neden Ares’i getirmem gerekiyordu baba? Hâlâ onun neden bu kadar önemli olduğunu açıklamadın. Ares’e belli etmemek için onu beğenmiş gibi yapmak ve bin altın saymak gerçekten saçmalıktı. Resmen herkesin önünde bana tokat attın.”
“Biliyorum Desina, sana bunlar çok saçma geliyor ve bu konuda gayet haklısın. Ares, Efrasto ırkına karşı bizim için çok önemli. Daha doğrusu krallıkların arasındaki savaşı bile körükleyebilecek biri o. Yani anlatmak istediğim asıl şey Ares benim eski arkadaşım olan Hetar’ın oğlu. Hetar, çok bilge ve onurlu bir insandı. Onu gören yürüyüşünden krallığa layık biri olduğunu sezerdi. Astantra Krallığı’nın hükümdarıydı.”
★
“Ares?” diye tekrar seslendi. “İyi misin?”
Kafamı onaylar bir şekilde salladım. “Buradan sağ çıkacağız. Sonra kulağıma dokunan ve zihnimden hiç gitmeyen lanet olası kelimeleri herkese ödeteceğim.”
“Keşke ailen yaşasaydı Ares. Bunları tatmamış olurdun.”
Gülümsedim. “Onlar zaten yaşıyor merak etme,” dedim ve kalbime dokundum. “Ve her zaman onların bu topraklarda yaşadığını kanıtlayacağım. Onların kaybettiği değeri herkes bilecek.” Kapının kulpuna dokunup açınca gözlerime çarpan ilk şey Desina oldu. Yine lavantanın esaretine kapıldım ve kendime gelmek için kafamı silkeledim ama olmadı. Masasında oturuyordu ve pek düşünceli görünüyordu. Yanına doğru yaklaşıp tam karşısında duraksadım.
“Artık şu işi halledelim,” dedi ve ayağa kalktı. “Nöbetçiler her yeri büyük bir titizlikle kontrol ediyorlar. Efrasto ırkının başımıza açtığı belaların sonu yok.”
“Bizi neden azat ediyorsunuz? Amacınız nedir Prenses Desina?” diye sorunca kurcalamasından dolayı çatık kaşlarıma maruz kaldı. “Neden öyle bakıyorsun Ares? Bunu bilmeye hakkım var.”
“Doğru,” dedi Desina. Gözlerini öfkeli bakışlarıma çevirdi. “Önceki çıkardığın isyanını biliyorsun. Az daha babam tarafından öldürülecektin. Tüm köleleri kışkırttığın için teklifini kabul etmek zorunda kaldı. Buna neden olman doğru değildi.”
“Sen ne dediğinin farkında mısın? Şimdi de bana babanı düşündüğünü mü söylüyorsun? Buna inanmamı bekleme benden. Ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorum. Bana bıraktığın not-”
“Evet sana bıraktığım not vardı,” dedi lafımı tamamlamama izin vermeyerek. “Vazgeçtim. Hem bu topraklardaki sistem sana uygun değil. Son yaşanılanlar bunu fazlası ile kanıtlamış oldu bana.”
“Evet, uygun değil ama senin çelişkili davranışların bana hepten zıt düştü. Elbet bu davranışlarının sebebini öğrenirim.”
“Fazla uzatmayalım.” Bu sistemi kabul etmediğimi zaten biliyordu ama yine de ona inanmadım. Maalesef ki buradan çıkmak için de konuları fazla kurcalamak istemiyordum. Sonuçta en büyük hedefim buydu özgürlük. “Hadi giyin şunları.” Bize doğru uzattığı pelerinli kıyafetleri giymemizi istiyordu. Sarayda kimsenin bizi tanımaması için kuşanmamız gerekliydi. Ernam ile giyindiğimiz siyah pelerin tüm vücudumuzu baştan aşağıya örttü, kafamızı da örtünce elimize tutuşturduğu hançeri, kılıcı ve yayı bize verdi. “Bunlara ihtiyacınız olacak. Karanlıkta dikkat çekmezsiniz ama sessiz olmazsak ben de dahil olmak üzere babam tarafından büyük bir cezaya çarptırılırız. Şimdi beni sessizce takip edin.” Büyü odasının kapısını araladığı gibi dışarıya çıkınca onu takip etmeye başladık. Önceden Ernam ile saklanmak zorunda kaldığımız odaya geçiş yaptık. Muhafızlardan gizlendiğimiz oda bana yeniden duyduklarımı hatırlattı, yani ailemin katillerini. Öfkemi dindirmek için kendimi sakin tutmak zorundaydım. Bir yandan Desina boş odada duvarlara dokunuyordu ve tekrar ağzında dolanan harflerin gizemine buladı bizi. Büyü yaptığı ortadaydı ve duvarı sertçe ittirince gizli bir geçit açıldı. “Hadi.”
“Vay be...” dedi Ernam. “Burayı önceden bilmeliydim. Nasıl bir aptalım ben böyle bilmiyorum ki.”
“Geçmiş olsun artık aptal,” dedim dudağımın tek tarafı kıvrılırken.
“Aman kendini beğenmiş ukala.”
Desina yüzünü bize doğru çevirdi. “Hadi neyi bekliyorsunuz? Artık gidelim.” Kalp ritimlerimin beni sürüklediği alana doğru ilerliyordum. Desina’nın elindeki meşale yolumuzu aydınlatırken gözlerim taştan geçitte takılı kaldı. Bu geçit sadece karanlığı barındırıyordu. Duvarlarda yosunlaşmış bitki örtüsü ve örümcek ağlarıyla kaplanmış boşluklar gözlerime yansıdı meşalenin aydınlattığı kısımlarda... Gizemli geçidin sarayın bir parçası olacağını tahmin edemezdim. Küçük yaşlardan beri burada hizmet veren Ernam bile daha yeni görmüştü.
Sanırım hayatımın en güzel yoluydu bu özgürlüğe giden yol.
Desina duraksayınca olduğumuz yerde bekledik. “Bu ses de ne böyle?” diye sordu endişeyle. Aynı sesi bizde duyunca gözlerimiz sarayın gizemli geçidinde dolanıyordu. Desina’nın elindeki meşale sağ tarafına doğru yansıyınca kılıcımla yerdeki yılanı öldürmek zorunda kaldım. Yılan Desina’nın uzun, mavi elbisesine tırmanmak üzereydi.
“Yılanmış,” dediğimde minnet duyar gibi gözlerime baktı.
“Minnettarım Ares.”
“Önemli değil.”
Bakışmalarımızın arasında, “Bittiyse gidebilir miyiz?” diye sordu Ernam. “Bak şimdiden söylüyorum aranızda bir şey varsa yol yakınken geri dönelim.” Susmasını istercesine yüzüne bakınca telaşlandı. “Ne... İleride çıkış mı varmış? Hadi size iyi bakışmalar ben gidiyorum.” Ernam önümüzden ilerlerken Desina ile arkasından yürüyorduk. Yüzümü hafifçe çevirip yüzüne baktım. Gizemli ve soğuk kanlı bir yüze sahip olduğunu hissettiriyordu bana. Yaptığından pişman değilmiş aksine doğru bir şey yapmış gibi görünüyordu. Ona bakınca aramızdaki buzların eridiğini hissediyordum ama bunun nedenini anlayamıyordum. Kalbime iyi gelecek ve beni hayata bağlayacak kadın oydu sanki.
“Bana özgürlüğümü verdiğine inanamıyorum,” dedim aniden.
“Yaptığım çok yanlıştı. Seni buraya getirmemeliydim.”
İleriye bakan gözlerini bana çevirmedi. Aksine ben gözlerim onda dolanırken ilerliyordum. “Bunun için mi beni özgür bırakıyorsun? Yapma bunu Desina, bana neler olduğunu anlatmalısın.” Sessiz kaldı. Cevap vermeyeceğini anladığımda yüzümü ileriye doğru çevirdim.
“Sonunda geldik,” diye seslendi Ernam. Bu geçit bize bayağı zaman kaybettirdiği için ayaklarımız ağrımıştı ama çıkışa doğru attığımız adımlar, nefes aldığımı hissettirince tüm yorgunluğum son buldu. Hâlâ şaşkındım çünkü boğulduğum bu saraydan böylece özgürlüğüme ulaşabileceğimi düşünemezdim. Gözlerim ileride görünen taştan yapılma pazara doğru kayınca gülümsedim. Sarayın arka tarafına çıkaran bu gizemli geçit sayesinde artık Kral Ronza ve krallığı ardımızda kalacaktı.
Desina, “Artık özgürsün,” deyince gözlerine baktım. “Kendine çok dikkat et olur mu? Özellikle de duyduklarına.”
“Benim hakkımda ne biliyorsun? Sesler duyduğumu nasıl anladın?”
“Bunları söylersem canını tehlikeye atmış olurum Ares. Kafanda gezinen birçok soruyu kendin çözmelisin. Bunu yapamam ama sana sadece büyülü kitabı verebilirim.”
Omuzumda asılı olan bezden yapılma çantamın içerisinden büyülü kitabı elime aldım. “Bu benim işime yaramaz Desina. Bunu almalısın.”
Gülümsedi. “O senin işine çok yarayacak Ares.” Elime dokunarak geriye ittirdi. “Büyülü kitap artık senindir. Kendinle yüzleşme vaktin geldi.”
“Söylediklerinden hiçbir şey anlayamıyorum ama yaptıkların için minnettarım.”
“Umarım bir gün karşılaşırız. Sanırım bunu çok istiyorum. Hayatımda ilk defa bir şeyi bu kadar çok istediğimi hissediyorum sanki. Ama nedenini bilmiyorum.”
“Sen de benimle gelir misin?” dedim aniden.
Şaşkınlıkla gözleri irileşti. Derin bir nefes verince, “Ben seninle gelemem,” dedi.
“Ama neden?” Cevap vermeyince bana ilgi duymadığını sezmiş oldum. Benimle gelmek istemiyordu. “Peki anladım. Kendine iyi bak olur mu?” Kafasını olumlu bir şekilde sallamakla yetinince hüzünle arkama döndüğüm an adımlarımı ileride beni bekleyen Ernam’a doğru atıyordum. Birkaç adımdan sonra tekrar yüzümü Desina’ya doğru çevirip adımlarımı yanına doğru hızlandırdım. Ellerimin arasına aldığım yüzünü kendime doğru yaklaştırınca alnına dudaklarımı yerleştirdim. Kalbim onu dilemekle meşgulken ruhum farklı evrene gitmek için bedenimden ayrılmak istiyordu sanki. Ruhum isteksizdi. Dudaklarımı geri çekince yummuş olduğu buğulu gözlerini yavaşça araladı. “Senin için tekrar geleceğimi sakın unutma. Sadece senin için bu saraya geleceğim.” Suskun nefesini kalbime doğru salınca kalbinin benim için attığını hissediyordum ama ani davranışlarım karşısında korkuyordu. Ellerimi yüzünden geri çekip adımlarımı tekrar ileriye doğru attım.
“Mersah’a nasıl baktığını gördüm Ares,” diye seslendi. Şaşkınlıkla olduğum yere çakılı kaldım. “Hiç kimse göründüğü gibi değildir. Sakın gördüğün her şeye inanma.”
Yüzümü yarım şekilde Desina’ya çevirdim. “Sen de gördüğün her şeye inanma Desina. Benim hakkımda düşündüklerin doğru değil.” Mersah’ı önemsemediğimi belli etmek istemiştim. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum ama Desina’nın hakkımda yanlış bilgilere kapılması beni rahatsız ediyordu. İlgisi yüzümü gülümsetirken yönümü ileriye doğru çevirdim. Arkamdan bakan bir çift bal rengi gözü geride bırakmıştım. Aramızda engellerin olduğunu biliyordum fakat bu derece kalbimin sızlayacağını tahmin edemezdim. Kalbimi bıraktığım kadın bana bir hediye verdi, özgürlüğüme giden yolu ayaklarıma serdi. Bu yüzden Desina’nın yeri bende hep ayrı kalacaktı. Onun yeri doldurulamaz bir yerdeydim hem de hiç kimse tarafından sağlanamayacak kadar derinlerdeydi.
Desina’nın da dediği gibi kendim öğrenmeliydim ve kendim keşfetmeliydim. O zaman içimde oluşan gizemli savaşın kazananı olurdum.
Ben gizemli savaşa doğru sürükleniyordum ama yanımda ve aklımda olan biriyle. Fakat bana ait olur muydu bir gün bilmiyordum. Gözlerindeki gizemin ardına geçmem imkânsız gibi.
Çünkü biz baştan kaybedenleriz.
Çünkü biz baştan saklananlarız.
.
.
.
.
Not: Görseldeki Kral Ronza.



