
•
Mersah, muhafızlarını geri çekmeyip adımlarını Ronza’ya doğru yaklaştırdı. Gözlerindeki öfke lanetin bir getirisi ile sınansa da intikam için yemin etmiş gibi görünüyordu. Kral Ronza’nın büyülü kılıcı ben de arıyorum demesi ile zaten niyetini ortaya çoktan dökmüştü. Lanet ile kaplanan krallığın hiçbir zaman eskiye dönmemesi için büyülü kılıcı yok etme isteğini açık etmişti. “Gerçekten kendi söylediklerine inanıyor musun?” diye sordu Mersah. “Bir gün karanlık bizim için değerli olanı verdiğinde sen bizi uzaktan izleyerek can vereceksin.”
“Yapmadığım bir şey için sorumlu tutulmam, sizin gibi zorba bir ırka yakışırdı. Bu gezegende sadece sizler yoksunuz. Bunları bilerek yaşamanı öneririm.”
Öfkeden parmaklarını avucuna alıp sıkıyordu. “O büyülü kılıcı bulduğumda laneti senin üzerine yıkmak için sabırsızlanıyorum.”
“Kim bilir... Belki de aynı noktada tekrar sohbet etme olanağımız olur. Aynı şekilde, Astantra Krallığı’nın kurtarıcısıyla-” dediğinde muhafız ensesine dirseğiyle vurup sesini kesti. Dizleri yere değince muhafızlara karşı tedirginliğini gizleyemedi. Efrasto Krallığı hakkında okuduğum en önemli bilgilerden biri ise lanetin üzerlerinde yarattığı zayıflıktı. Efrasto Krallığı lanetten sonra güçlerinin bir çoğunu yitirmiş durumda kalmıştı. Astantra Krallığı'nı çoktan haritadan silme şerefine ulaşabilirlerdi fakat en büyük engelleri demek ki büyülü kılıçta gizliydi.
“Gidelim,” dedi Mersah. Efrasto ırkına verilen emir ile geri çekilmelerine çok şaşırdım. Mersah’ın buraya gelme amacının büyülü kılıcı sormaktan daha çok bana başka bir şeymiş gibi geldi. “Tekrar aynı noktada olacağız. Ama bu sefer elimde büyülü kılıç ile geleceğimi sakın unutma.”
“Peki bekliyorum,” dedi gülümseyerek. “Aynı noktada kimlerle olacağımızı merakla bekliyorum.”
Sarayın dışına doğru ilerleyen atlar arkasında korkulu gözleri bıraktı ıssızca. Gözcü kulelerinde olan okçular Efrasto ırkının gittiğinden emin olurken muhafızlar yakmış oldukları meşalelerle sarayın çevresini kontrol ediyordu. Efrasto ırkının üzerimize saldığı korku yüzünden tedirginliğimize gecenin zifiri karanlığı da eşlik etmişti zaten. Buradan gitmelerine rağmen bir yerlerden çıkacaklarmış hissi tüm saray sakinlerinin çevresini sarmalamıştı.
Sonuçta yere gömülen bir ırktan bahsediyorduk.
“Hadi artık gidelim buradan Ares,” diye uyardı Ernam. “Şimdi ortalığı biz de ateşe vermeyelim. Bizi burada görürlerse bitirirler.”
“Tamam, gidelim.”
Kalabalığın arasından sıyrıldığımız gibi mutfağa doğru ilerledik. Muhafızlardan biri yanıma gelince beni kalacağım zindana doğru ittiriyordu. Tutukluların bulunduğu kata çıkarıldım ama Desina’yı ortalıklarda göremedim. Parmaklıklar ardına geçtim ve duvara yasladığım bedenimin ağırlığı ile yere doğru çömeldim. İçeride dolanan kara böceklerin, kirli samanların olduğu bu yer berbat bir kokuya sahipti. Duvarlardaki örümcek ağlarının büyüklüğü meşalelerin verdiği kızıllıkla yerlere resmedilmiş gölgeler çiziyordu. Dört duvar arasında gözlerimi sımsıkı kapattım sanki bir daha açmak istemiyormuş gibi. Aklımda beliren beyaz suret gözlerimin önünden hiç gitmeyince zihnimin soluksuz nefesini işitiyordum. Bu duygunun nedeni sırlarla dolu beyaz surette gizliydi. Beyazlığının arkasında dolanan karamsar ruhu etrafa zehir saçarken bana farklı duygular hissettirmesi tuhaftı. Sırlara karışan kadının gerçek yüzünü bilmek istiyordum.
“Ares,” diye işitmem olduğum yerde irkilmeme neden oldu. Desina’yı karşımda görünce gözlerim telaşla etrafta dolandı. “Korkma, sakin ol.”
“Burada ne işin var? Nöbetçileri nasıl atlattın?”
“Seni görmek istedim ve geldim. Ayrıca ağzına kadar dolu olan altın kesesi onların dilini mühürler sen merak etme,” dedi gülümseyerek. “Babamın karşısında beni savunman aklımdan çıkmıyor Ares. Doğru bir seçim yaptığımı bir kez daha hissettirdin.”
“Bu sana özgü bir şey değildi Prenses Desina. Gözlerimin önünde şiddet görmene dayanamadım hepsi bu,” dediğimde gülümseyen yüzünden eser kalmadı. Mutluluğu öfkeye dönüşünce parmaklıkları kavradı sımsıkı. “Neden öyle bakıyorsun? Bunu sana âşık olduğum için yaptığımı düşünmüş olamazsın değil mi? Bu çok saçma.”
“Benimle böyle konuşamazsın! Sen benim kölemsin, bu tavırlarından bir an önce kurtulmalısın.”
“Peki Prenses Desina, siz nasıl isterseniz. Bu arada çok sevecensiniz,” dedim alaycı bir gülümsemeyle.
“Sanırım seninle işim çok zor.”
“Yani... Bence de zor. İzdivaç konusunu açtığından bu yana şaşkınlığımı maruz görmelisin. Bir prenses ile hayatımı birleştirme düşüncesi beni korkutuyor.” Hâlâ dalga geçtiğimin farkındaydı.
“Pekâlâ,” dedi ve çömeldiği yerden ayağa kalktı. Gözleri hâlâ üzerimdeydi. Ona karşı soğuk tavırlarımın farkındaydı fakat bu kadar takıntılı biri olacağını tahmin edemezdim. Kölemsin diye ithamda bulununca onun dediklerini harfiyen yapacağımı sanıyordu. Sonuçta o daha beni tanımıyordu. Petro'nun emirlerini uyguladığımda bile hep bir şeyleri eksik yapmıştım. Bu yüzden çok eziyetler görmüştüm ama yine de ona karşı tavırlarımdan asla vazgeçmemiştim. Kendilerinin de bildiği bir şey vardı. Ben diğer kölelere benzemiyordum. Buyruklarının çoğunu dinlemeyen ve kafası dik biriydim. “Taşın altına bakmayı unutma.” Yavaş adımlarla yanımdan ayrılarak uzaklaştı. Aniden böyle söyleyip yanımdan çekip gitmesine anlam veremedim ama kimse görmeden gitmesi işime gelecekti. Karıncaların dolandığı taşı elime alınca gözlerim Papirüs bitkisinden yapılma kâğıdın üzerindeki siyah mürekkep ile yazılmış harflere çarptı.
Astantra’nın yeni kralı olabilirsin. Bunun için her şeyi yapabilirim. Özellikle Ronza'ya. Yeter ki bana olan duvarlarını aş Ares. Yeter ki gözlerindeki perdeyi arala.
Notu birkaç defa okuduğumda öncelikle tek tek harflerin sonra kâğıdın ellerimin arasında yanarak yok olduğunu fark ettim. Yere doğru düşen külleri içime korku esintisi bırakmayı ihmal etmedi. Kâğıdın yok olması için uyguladığı bir büyüydü bu ve aynı zamanda Ronza’nın yakınında olan en büyük düşmanı, biricik varisi Desina’ydı.
“Nasıl bir bataklığa düştüm ben böyle...” dedim şaşkınlıkla. Düşüncelerle boğuştuğum gece beni bekliyordu. Gözlerimi zor kapatacağım saatler olacaktı. “Ne yapmaya çalışıyorsun...”
Yoksa... Babanı mı öldüreceksin...
...
“Hadi kalk!” Sabah olduğunu zindanın kapısına dayanan muhafız ile anlamıştım ve geç uyumamdan dolayı gözlerimi zorlukla aralamaya çalışıyordum. Bir yandan muhafızı takip ediyordum. Koridorun taş merdivenlerinden indiğimiz an mutfağa doğru giriş yaptım.
“Sonunda Ares mutfağa gelebildi,” dedi aşçı. “Ernam ve sen atıştırdıktan sonra Bayan Desina için keçi ayağı toplamanız gerekecek.”
Şaşkınlıkla bir süre Ernam’a baktım. Keçi ayağı derken ne anlama geliyordu bu isteği? Bu Desina büyücü falan mıydı? Gerçi bıraktığı notun avuçlarımın arasında yanarak kaybolması bunun bir kanıtıydı zaten. Sırlarla dolu bir kadın yüzünden merakım iyice artıyordu ve aşçının üzerimizde oluşturduğu baskıdan dolayı keçi ayağı işini Ernam’a bir türlü soramamıştım. Kuru ekmek ve birkaç kaşık çorba yudumladıktan sonra muhafızlar eşliğinde saray dışına çıktık. İleriye doğru attığımız adımlar beni tedirgin ediyordu. Gideceğimiz yerde ellerinden kurtulma gibi bir olasılığımın oluşu yüzümü gülümsetirken aklıma keçi ayağı takılmıştı tekrar.
Aklımdan nasıl çıkabilirdi ki bu saçma buyruk!
Atlara binince Ernam ile muhafızlar eşliğinde varacağımız yere doğru ilerliyorduk. Yol boyunca muhafızları atlatabilmenin yollarını arıyordum fakat bu zor olacaktı belli ki. Etrafımızda sıralanan uzun ağaçlar ve yeşil bitki örtüsü bizlere hayatı fısıldarken tepemizde dolanan kuşların cıvıltıları kulaklarıma melodi gibi işleniyordu. Kuşlar tekrar bana esaretimi hatırlatınca hüzne sarıldım çünkü kuşların kanatlarında sihirli kelime vardı ve bu kelimeye benim ulaşabilmem zor görünüyordu. Özgürlüğüne çırptığı her bir kanat beni tekrar karamsarlığa gömdü ve geçmişimi, ne olduğumu hatırlattı.
Bu yüzden yeşil gözlü çocuğun kuşları neden sevmediğini bir kez daha anladım.
Çünkü gözlerindeki ormanda kanat çırpamıyordu.
Esaretimi hissettiğim anlarda attan indirildiğim gibi gözlerim etrafta dolandı. Keçilerle karşılaşacağımı düşünüyordum fakat etrafımızda bitki örtüsünden başka bir şey yoktu. “Nerede keçiler Ernam?” diye sordum fısıltıyla.
İşaret parmağını beyaz, küçük boncuk tanelerini anımsatan çiçeğe doğru uzattı. “Orada işte Ares.”
“Aklıma aptalca şeyler gelmişti. Keçilerin ayağını keseceğiz diye düşünmüştüm.”
“Şaka yapıyorsun değil mi?” dedi sırıtarak. “Hiç güleceğim yoktu.”
“Maalesef ciddiyim.” Önümüzde duran keçi ayağı bitkisini toplarken aklıma takılan sorularla cebelleşiyordum bir yandan.
“Bayan Desina nedense hep toplatır bu bitkiyi. Büyü ile uğraşmayı sever,” dedi Ernam.
“Bu bitkinin başka ismi daha vardır, zaten bu yüzden karıştırdım. Derin yaraları iyileştirmek için kullanılır. Amacı büyü anlamında ise başka bitkilerle karışım yapacağı kesin.”
Şaşkınlıkla bana baktı. “Bir köleye göre çok bilgilisin. Nereden biliyorsun tüm bunları? Sakın yanıma köle kılığında gözlemci olarak getirildiğini söyleme Ares. Benim gibi bir köleden ne istiyorsun?”
“Yine saçmalıyorsun. Ne gözlemcisi ne öğrenmesi? Özellikle kitaplardan öğrenmeyi severim ben.”
“Öyle olsun bakalım. Pek inanmadım ama...”
“Bu senin sorunun,” dedim tek kaşım havalanırken. “Umurumda değil.”
Sırıttı. “Bu tavrını sevdim. Kendim gibi birini bulmak için ne kadar dilek dilemiştim bir bilsen.”
“Ama dileğinin kabul olduğunu sanmıyorum,” dedim ve ayağa kalktım. Keçi ayağı bitkisini toplama işlemimiz son bulunca bitkilerin toplu durmasını sağlamak için halatla bağladık ve atların arkalarına yerleştirdik.
“Az önce sen bana ne demek istedin?” diye sordu tekrardan.
Hafifçe dudağımın tek tarafı kıvrıldı. “Anladığını sanıyordum. Hani sana benzediğimi ima etmiştin ya?”
“Ne komik ne komik ama...”
Muhafızların yanımızdan bir an bile ayrılmaması işlerimi zorlaştırmıştı fakat yanıma yaklaşan muhafızın kolunu kavradığım gibi sırtına doğru katlayıp kınındaki kılıcı boğazına dayadım. Diğer muhafızlar telaşla kılıçlarını kınlarından çektiklerinde Ernam ise panikle izliyordu olacakları.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun ahmak!” dedi karşımda duran miğferli ve kirli sakallı adam. “Ölüm fermanını hazırlasan iyi olur Ares! Kral Ronza bu yaptığını duyunca kaçacak delik ara!”
“Beni bırakırsanız öldürmem. Karar sizin!”
“Ares, bunu yapmamalısın,” diyen Ernam ile göz göze geldim.
“Neden?” Tepkisiz kalınca muhafızlar birbirlerine baktılar ve ani davranışlarım yüzünden ne yapacaklarını şaşırdılar. Kafalarındaki miğferlerin Kral Ronza tarafından düşürüleceğini gayet iyi bilen muhafızlardan biri elindeki kılıcı yere doğru fırlatmak zorunda kaldı.
“Sen ne yapıyorsun ahmak adam! Kılıcını yerden al!” diye diğer muhafız tarafından uyarıldığında kılını bile kıpırdatmadı. Sakinlikle bir süre gözleri üzerimde dolandı ama benim ayaklarım geri geri gidiyordu. Yanlarından yavaşça uzaklaşmaya çalışırken esir aldığım muhafız kollarımın arasında beni takip etmek zorundaydı. Ölüm ile yüz yüze geldiği için kalp ritimlerini hissedebiliyordum.
Ernam, “Ares!” diye bağırdı. Arkamda birinin olduğunu duyurmak istemişti ama gözlerimi arkama çevirdiğim an yüzüme atılan yumruğun yaratmış olduğu sersemlik yüzünden yere yığılmam bir oldu. Üzerime yapışan topraktan kollarımdan tuttukları gibi ayırdılar. Gülümsemeler eşliğinde bileklerime tekrar halat geçirildi.
“Kral Ronza’ya bize yaptıklarını zevkle anlatacağım Ares. Ama kabul etmeliyim ki gerçekten cesaretlisin,” dedi kirli sakallı muhafız.
“Bir gün farklı konumlarda olacağımıza yemin edebilirim.”
“Bence pek emin olma. Çünkü sen esaretin çocuğusun.”
“Ne?” dedim şaşkınlıkla. “Beni tanıyor musun?” Söylemlerime cevap vermeyince ata bindirilmemi diğer muhafızlara emretti. Yaratmış olduğum kaosun sonucunu ağır ödeyeceğimi biliyordum. Saraya doğru atılan adımların korkusuna kapılmadım aksine kralın karşısında dimdik durmakta kararlıydım.
...
Sarayın dört bir tarafını kaplayan taştan surlar görüş açımıza girdi ve gözlemci kulelerindeki okçular bize doğru odaklandı. İki sütunun üzerine yerleştirilen kemer şeklindeki kapıdan geçince gözler üzerimizde toplandı. Avluda attan inince keçi ayağı bitkisini alıp omuzladım. Muhafızlar eşliğinde mutfağa doğru giriş yaptık. Bizi gören aşçı adımlarını yanımıza doğru hızlandırdı. “Prenses Desina büyü odasına çekilmişti. Oraya taşısanız iyi olur.” Keçi ayağı bitkisini kucakladığımız anda Ernam’ın yönlendirdiği tarafa doğru ilerliyordum. Sarayın birçok bölümlere ayrıldığı odalar anlamsızca boştu.
“Desina’nın kardeşi var mı?” diye sordum aniden.
“Hayır, Desina tek çocuktur. Kral Ronza eşini doğumda kaybetmiş. Desina bu yüzden onun için çok anlam ifade ediyor.”
“Anladım,” diye kestirip attım.
Eğer başka çocukları olsaydı bu eziyetlerin hükümdarlığını devredecek birçok kişi bulunurdu. İyi tarafından bakmak benim de hakkım.
“Bu oda,” dediğinde kapı aralığından gelen sesler karşısında duraksadı. “Yanında Kral Ronza var daha sonra getiririz. Şimdi bu adama görünmesen iyi olur Ares.”
Gülümsedim. “Sence bunu önemseyen biri gibi duruyor muyum?”
“Bak, saçmalıyorsun.”
Cevap vermeden kapıyı biraz daha araladığımda Kral Ronza’nın ağzından Ares diye işitmem adımlarımı duraksattı. Konuşmalarına kulak kabartmak istedim.
“Ares’i köle tüccarından buraya getirmen çok iyi oldu kızım,” dedi sakinlikle.
Kaşlarımın çatılmasıyla kulağımı iyice kapıya dayadım. Ernam bu yaptığım davranış karşısında telaşa kapıldı. “Buradan gidelim, bizi görürlerse bitirirler.” İşaret parmağımı dudaklarıma dokundurup susmasını ima ettim. Telaşı kalbime korkuyu hissettirmedi bile.
“Neden Ares’i getirmem gerekiyordu baba? Hâlâ onun neden bu kadar önemli olduğunu açıklamadın. Ares’e belli etmemek için onu beğenmiş gibi yapmak ve bin altın saymak gerçekten saçmalıktı. Resmen herkesin önünde bana tokat attın,” dedi Desina.
Duyduklarım karşısında şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. Desina’nın bana olan ilgisi bir oyundu ve beni buraya getirmesinin nedeni çok farklıydı. İkisinin önümde çevirdikleri düzmecelere gerçekten inanmıştım. Ayrıca Desina’nın zindandaki cezasının hemen bitmesini ve zindana kapatıldığımda rahatça yanıma gelebilmesinin nedenini şimdi anlayabiliyordum.
Anlamadığım tek şey bana bırakmış olduğu kağıtta yazılanlardı.
“Biliyorum Desina, sana bunlar çok saçma geliyor ve bu konuda gayet haklısın. Ares, Efrasto ırkına karşı bizim için çok önemli. Daha doğrusu krallıkların arasındaki savaşı bile körükleyebilecek biri o. Yani anlatmak istediğim asıl şey Ares benim eski arkadaşım olan Hetar’ın oğlu.” Duyduklarımın ağırlığını omuzlarımda hissettim. Ağzından çıkan kelimeler kalbime bir mızrak gibi işlenince babamın ismini duymamdan dolayı gözlerimin buğulanmasına hâkim olamadım. “Hetar, çok bilge ve onurlu bir insandı. Onu gören yürüyüşünden krallığa layık biri olduğunu sezerdi. Astantra Krallığı’nın hükümdarıydı.”
“Ne... Babam Astantra Krallığı’nın...” Kelimelerin devamını getiremediğimde Ernam buraya doğru gelen bir muhafızı gördü. Koluma dokunur dokunmaz elimizde keçi ayağı bitkisi ile büyü odasının karşısında bulunan boş odaya geçtik. Bu muhafız beni Ronza’ya şikâyet edeceğini söyleyen kişiydi.
“Bu, o muhafız ne yapacağız şimdi,” dedi telaşla. “Eğer onu önceden fark etmeseydim şimdi de kapıları dinleyen biri olarak görünecektin.” Bir süre düşünceli şekilde duraksadı. “Ben ne diyorum böyle... Zaten öylesin. Benim de beynimi durdurdun artık.”
“Biraz daha konuşursan ben değil, sen yakalatacaksın bizi.”
Sessizce Kral Ronza’nın yanına giden muhafızın gitmesini bekliyorduk. Bir ses duyuldu. Desina ve Ronza kapıdan çıktıkları gibi muhafıza karşı sitemlerini belli etmeye devam ediyorlardı. “Ares’i bir daha elinden kaçırırsan yemin ederim kafanı kopartırım!” diyen Ronza bağırarak konuşuyordu.
“Ama efendim, benim bir suçum-”
“Kes! Yıkıl karşımdan!” Muhafız bulunduğu ortamın öfkesinden uzaklaşmak için ardına bakmadan hızlı adımlar atıyordu. “Onun gelmesi için neleri göze aldık ama onlar bir kişiye sahip çıkamıyorlar. Gözünü dört açmalısın Desina. Onu uykudan uyandır. Her şeyi öğrenemese de en azından bir şeyler duyur kulaklarına.” Kral Ronza öfkeli şekilde Desina’nın yanından hızlı adımlarla uzaklaşıyordu. Desina büyü odasına girince rahat bir nefes alabildik. Ernam ile bir süre bekleyip keçi ayağı bitkisini vermemiz gerekiyordu çünkü aşçıya böyle bir duyum ulaşırsa işimiz biterdi.
“Bunların derdi ne seninle Ares? Hiçbir şey anlamıyorum,” dedi şaşkınlıkla.
“Tek bildiğim şey onlar için beladan başka bir şey değilim. Hatta babamı tanıyan bu kralın yanından gitmem gerekiyor.”
“Babanın adı ne? Soylu biri mi?” dedi merakla.
Düşüncelere daldığımda Kral Ronza’nın ağzından çıkan kelimeler kulaklarımda yankılanıyordu. On üç yaşımda yollarımızın ayrıldığı ailemin suretlerinden geriye kalanlar silik izlerdi. “Babamın ismi Hetar. Annemin ismi Sayina. Ama yüzlerini pek hatırlayamıyorum.” Ernam’ın şaşkınlığı üzerine kaşlarım çatıldı. Yüzüne anlayamadığım bir durgunluk çökmüştü. “Neden öyle bakıyorsun?”
Elini alnına dayadı. “İnanamıyorum. Kral Ronza’nın öldürdüğü soylu ailenin oğlu Ares sen olmalısın.”
“Ne diyorsun sen! Ne öldürmesi!” diye yakasına yapıştım.
“Sakin ol. Sadece doğruları söylüyorum.” Ellerimi yakasından çekip anlatmasını bekliyordum. “Kral Ronza’nın yanında küçük yaşlardan beri hizmet veriyorum. Onun hakkında öğrendiğim en önemli şey Astantra Krallığı’nın hükümdarı olan Hetar’ı öldürmesiydi. Duyduğum kadarıyla alevler arasında kalarak can vermişler. O yangında senin kurtulduğunu biliyorlarmış fakat seni bulamamışlar. Ve tabii...”
“Tabii?” Gözlerimden akan yaşların yanaklarımı ıslattığını hissettiğimde yumruğumu sıktım. Babamın katiline hizmet etme düşüncesi kalbimin içine düşen bir kordu ve bu kor tüm vücuduma yayılan intikamın başlangıcıydı. “Evet... Ne?”
“Kız kardeşin de alevlerin arasından kurtulmuş ama nerede olduğu bilinmiyor. Yani anlayacağın sen soylu birisin ve Kral Ronza yüzünden kölelik yapmak zorunda kalmışsın. Yani taht savaşlarının arasında kalan en masum çocukmuşsun.” Sırtımı duvara yasladığım gibi bacaklarımın taşıyamadığı yük ile yere doğru çömeldim. Gözlerimin önünde beliren ve çocukluğumdan kalan silik hatıraların bir parçası hâline gelmiştim bugün. Hep o parçayı tamam sanırdım, ben kötü yazı ile bu hâle geldiğimi düşünürdüm. Bunların hepsi yalandan ibaretmiş ve ailemin katili ile yüz yüze geldiğimde yapabileceğim şeylerden korkuyordum. Bu çok zordu, onun yanında kaldığım sürece daha da zor olacaktı ama en doğrusu belki de burada yaratacağım gizli bir kaostu. Ya da tüm bunları görmezden gelip amaçlarını öğrenmemin daha iyi olacağını düşünmem gerekiyordu. Sonuçta beni öldürmek yerine burada tutmalarının altında yatan başka şeyler olmalıydı. “Hadi Ares. Şunları artık Prenses Desina’nın yanına bırakalım.” Elini uzatıp ayağa kalkmam için destek oldu.
Gözlerinde benim için olan hüznü hissedince omuzuna dokundum. “Merak etme, hepsi cezasını çekecekler.” Arkama döndüğüm an aklıma takılan bir şey yüzünden tekrar Ernam’a baktım. “Sen burada bekle beni. Desina’ya hepsini ben vermek istiyorum.”
“Sakın fevri bir şey yapma. Buradan mantıklı bir şekilde özgürlüğümüze ulaşınca ne yapmamız gerekiyorsa düşünürüz. Ben seninleyim.”
Kafamı hafifçe salladım. Adımlarımı Desina’nın bulunduğu odaya doğru attığımda sakin olmaya çalışıyordum. Öfkeme yenik düşersem zaten baştan kaybedebilirdim. Büyü odasının kapısını aralayınca beni görmekten mutlu oldu. Elimdeki keçi ayağı bitkisini yere bırakıp gözlerim odada dolanmaya başladı. Camdan yapılma şişelerin içerisinde birçok renklerin bulunduğu sıvılar vardı. Bu sıvılar taşların oyuklarına özenle yerleştirilmişti. Ortada kaynayan siyah kazandan süzülen dumanlar etrafa yayılırken gözlerim fanus içerisinde bulunan akreplere çarptı. Canlıydılar ve kazanın içine atılmayı bekliyorlardı şüphesiz.
“Keçi ayağı bitkisini özellikle sana vazifelendirmek istemiştim Ares. Bunlara daha çok alışman gerekiyor sonuçta seni seven bir kadının büyüye olan merakı fazla,” dedi gülümseyerek. Yanıma doğru attığı adımlar yüzünden zor yutkundum. Mesafemiz oldukça yakındı. “Kâğıtta yazılanlara ne diyorsun? Hoşuna gitti mi?”
“Evet, hem de çok hoşuma gitti. Tek anlayamadığım şey neden babana bir düşman gibi davrandığın? Bu tavrın beni kabul etmediği için mi? Babanı benim için silebilir misin?”
Gülümsedi. “Herkesi karşıma almaya razıyım, yeter ki cevabın olumlu olsun.”
Desina’nın beline dokunup hızla kendime doğru çektim. Bedenlerimiz birbirine sürtününce telaş yaptı. Bu ani çıkışıma ben bile inanamadım. “Kabul, seni istiyorum ama bunun geri dönüşü olmayacağını şimdiden bilmelisin.” Dudaklarını öpmek istedim. İyice nefesine yakınlaştım ve dudaklarımı dudaklarına yerleştirdim. Öpücüğün verdiği etkiye telaşlanınca geriye doğru çekilmek zorunda hissetti kendini. “Ne oldu? Hoşuna gitmedi mi?”
“Bir şey olmadı. Sadece heyecanlandım. Ayrıca fazla hızlısın,” dedi şaşkınlıkla.
“Hızlı? Bence sana göre fazla yavaş kaldım.” Adımlarımı yanına doğru yaklaştırıp omuzlarına salınan dalgalı saçlarını okşuyordum. “Hem böyle bir güzelliğe sahipken peşinde dolanan erkekleri öldüreceğime yemin bile edebilirim. Beni buraya neden getirdiğini sakın unutma ve sana ait olacağımı bil.”
“Ben...”
“Benden bunu beklemediğini biliyorum. Bir şey söylemene gerek yok. Ama şunu unutma artık bizim geri dönüşümüz asla olamaz. Seni öptüğümü unutmayacaksın. Asla.”
Şaşkın bakışlarında ürperdiğini sezebiliyordum. Desina verdiği notun işe yaradığını düşünürken bir süre gözlerinin içine baktım usulca. Planlarını anlayamıyordum ama o da benim düzmecelerime düşecekti elbet. Son göz temasından sonra arkama döndüğüm gibi kapıya doğru ilerleyip yanından hızla ayrıldım.
Desina’nın aklında kalan en büyük kuşku, ona karşı olan sahte ilgimdi.
.
.
.
.
Not: Görseldeki Ernam.



