İçeriğe geç

BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ

Bölüm 4 · 14 dk okuma

BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ

Bölüm 4

2. Kısım

•

Uzun yolculuğun verdiği sessizlik beni tedirgin ediyordu. Astantra Krallığı'na olan adımlarım zihnimde beliren korkuyu bastıramasa da ömrüm boyunca köle olacağımı kulaklarıma dokundurmakla gecikmemişti. Bunu yapamazdım, bu esaretten kurtulmak için tüm çabamı ortaya koymak zorundaydım.

Bunu kendim için yapmalıydım.

Zihnime uğrayan çetin savaş arasında birçok kerpiçten yapılma yerleşim alanlarından geçiyorduk. Kral Ronza’nın kızı Desina’nın bir köle ile yola çıkması herkesin ağzına malzeme olarak çoktan yerleşmişti. Önümüzde ekmek yapan, dokuma işiyle uğraşan ve evlerinin önünde kazanlarda aş pişiren kadınların işlerini bıraktıkları gibi bizlere bakmaları Desina’nın aksine beni oldukça utandırıyordu. Bu durum karşısında Desina çok rahat görünüyordu ve beni ölüme sürükleyecek şekilde güveni kendine tamdı.

Bileklerime geçirilen halatın çevresini kaplayan kırmızı yaranın acısıyla üzerinde bulunduğum atın yularını çeken muhafızın yönlendirdiği tarafa doğru sürüklenmeye devam ediyordum. Bu yolculuk hayatımda hiç düşünemediğim bir şekilde gerçekleşiyordu çünkü kulaklarıma ilişen gizemli sesi yol boyunca duymamıştım. Bu sesin bana kattığı duygular zihnimde dolanan zehirden ibaret olunca duygularım karışıyordu. Tüm hücrelerimde ahenkle dolanan ve beni çevreye alay konusu edecek şekildeydi. Sanırım işitmemden dolayı deli olduğumu düşünebilirlerdi fakat hepsi tüm gerçekliğiyle ortadaydı.

Ben bu sesin kalbimin derinliklerinden geldiğini düşünüyordum.

Tüm atların aniden kişnemeleri yüzünden telaşla duraksamak zorunda kaldık. Yanımıza yaklaşmakta olan tehlikeyi sezmişlerdi. Önümüzü kesen haydutların etrafımızı çevreleyecek kadar cesaretli olmaları şaşılacak işti çünkü Kral Ronza’nın kızıydı ve etrafımızda bizi korumakla yükümlü olan birçok muhafız bulunuyordu. “Astantra Krallığı’nın Prensesi Bayan Desina,” dedi alaycı bir şekilde haydutların lideri. “Bence değerli eşyalarınızı vermenizin zamanı geldi. Özellikle boynunda parıldayan, safirden yapılma kolyeyi istiyorum.”

Desina, yanındaki muhafızlara işaret ettiğinde atlarından korkusuzca indiler. Haydutların lideri amacının kolay olmayacağını zaten biliyordu ve bu yüzden, “Saldırın!” diye emir verdi. Gözlerimin önünde kılıçların çarpışma sesleri yankılanıyordu. Sesleri işiten insanların korkudan evlerine girdiklerini fark ettim. Desina, atından indiği gibi yanıma gelerek bulunduğum atın arkasına geçti ve yuları tutup savaşın ortasından kaçmak için ileriye doğru harekete geçirdi. Arkamızdan bizi takip eden haydutların seslerini işitmek zor olmadı. Atın etrafı toza dumana katmasıyla ne kadar süredir kaçmak zorunda kalmıştık bilmiyordum ama, bizi köşeye sıkıştıran başka haydutlar ile çevrelenmekle gecikmedik. “Bence kaçmanız anlamsız Bayan Desina. Ayrıca kölenizi bizden kaçırmaya çalışmanız ayrı bir sorun.”

“Aşağıya indiğimizde bileklerimdeki halatı çözmen gerekiyor. Kılıcını bana ver ve geri çekil,” diye fısıldadım Desina’nın duyabileceği şekilde. Gözleri ile odaklanınca korkusunu bana da yansıtmakta gecikmedi. Çaresi olmadığından dolayı onaylamak zorunda kaldı. Hafifçe kafasını sallayıp tekrar yüzünü haydutlara çevirdi. “Tamam, teslim oluyoruz. Ayrıca tüm üzerimizdeki ziynet eşyalar sizindir.” Haydutların gülüşmelerinden neler planladıklarını tahmin etmek zor olmuyordu. Ziynet eşyalarını alınca bizi asla bırakmayacaklardı ama ilk adımı atmak zorundaydım başka çarem yoktu. Attan indiğimizde bize doğru adım atan haydutların gözlerindeki ışıltı ne kadar da başarılı bir işe el attıklarının bir işareti gibi yüzümüze yansırken Desina kendisine ait olan hançeri sırtı bana dönük şekilde elime doğru uzattı. Bileklerimdeki halatı kesmeye çalışıyordum, bir yandan gözlerim Desina'nın kınında dolanıyordu. Haydutlar yaklaştıklarında bileklerimdeki ipten kurtulup Desina'nın kılıcını elime aldım ve kolundan kavradığım gibi arkama geçmesini sağladım.

“Gerçekten çok duygulandım Bayan Desina,” diye ortaya atıldı haydutlardan biri. “Kölenizin sizi kurtaracağını hiç tahmin etmezdim.”

“Gel de bak neler yapıyor bu köle size,” dedim onu kışkırtmak için.

Yanıma attıkları adımlara aldırmadan arkalarında kalan hayduda fırlattığım hançerle yere doğru savruluşu kalplerine tedirginlik işledi. Liderleri kılıcını bana doğru saplamaya çalışıyordu ama engellediğim her bir darbe sinirlerinin gerilmesine neden olunca kılıçlarımız çapraz şekilde birbirine sürttü. Öfkeyle yüz yüze geldik. “Kendini pek önemseme, şu aldığın son nefeslerin,” dedi. Dizimle karnına tekme geçirince geriye doğru savruldu ve yanındaki haydutların ellerimde kan döktüklerine şahit oldu. Korku dolu gözlerle liderleri yerden kalktı. “Lanet olası. Sen nasıl bir kölesin böyle!”

“Bence buradan bir an önce gitmen lazım çünkü seni zevkle öldüreceğimi tahmin etmen zor olmamalı,” dedim çatmış olduğum kaşlarımla. Geride bıraktığımız Desina’ya ait muhafızların yanımıza doğru geldiğini gören haydut arkasına bakmadan burayı terk ediyordu. Muhafızlardan aldığım yaya geçirdiğim oku haydudun ensesini hedef alarak kendime doğru gerdim. Herkesin gözleri önünde bırakınca haydudun ensesine saplandı acımadan.

“İnanamıyorum,” dedi şaşkınlıkla Desina. Yanıma attığı adımları nedensizce kalbime huzursuzluk işliyordu. “Beni bir kölenin kurtaracağını hiç tahmin etmezdim. Sana bir kez daha hayran kaldığımı söyleyebilirim Ares. Ödül olarak benden ne istersen yapacağıma emin olabilirsin.”

“Beni bırakmanızı istiyorum. Beni azat edin.”

Yüzündeki donuk ifade beni bırakmaya niyetinin olmadığını söylüyordu. Muhafızı keskin bir cismi enseme dokundurunca gülümsedi. “Üzgünüm, seni bırakamam.” Ensemde hissettiğim kılıç elimdekileri bırakmamı ima ediyordu. Kılıcı ve yayı öfkeyle yere bıraktım. Gözleri gömleğimin dışına çıkmış kolyeme kayınca kaşlarını çattı. “Bu kolyeyi kim verdi sana? Bir kadın mı?” Cevap vermedim. “Kime diyorum? Kim verdi sana bunu?”

“Neden bunu önemsiyorsun?”

“Çünkü seni önemsiyorum,” dedi emin bir şekilde.

“İlk defa gördüğün birini önemseyemezsin,” dedim. “Her neyse... Kolyeyi bir kız çocuğu vermişti.”

“Güzel, sevindim.” Anlamsız tavırları son bulunca gülümsedi. “Göz renginin yeşilliği ile uyumlu görünüyor. Yeşim taşını vermesi tam isabet olmuş. Sana çok yakışmış.” Desina muhafızlarına işarette bulununca tekrar bileklerime geçirdikleri halatı sımsıkı kavrayıp ata bindirildim. Atın yularını çekiştirdikleri gibi Astantra Krallığı’na doğru ilerlemeye devam ediyorduk.

Neler oluyordu böyle? Bakışlarındaki alevin nedeni ben miydim?

...

Astantra Krallığı

Astantra Krallığı'nın çevrelendiği surlar büyük ihtişamlığı ile dile geliyordu. Nöbetçi kulelerinin yüksekliği buraya yanaşacak düşmanların korkulu rüyası olurken birçok vahşetin ve eziyetlerin kulaklarıma yansıdığı bir yerdi Astantra Krallığı. Halkın büyük bir bölümü esir olduğu için yapacakları vazifelerin karşılığı Kral Ronza’nın eline geçmekteydi. Esirlerinin kazandığı pay kuru ekmek ve suydu. Atlarımız krallığın surlarından içeriye doğru süzüldüğünde ise tüm meraklı gözlerin odağı olmuştuk. Herkes Prenses Desina’ya selam veriyordu ama benim gözlerim avluda toplanmış olan muhafızlar eşliğinde Kral Ronza’da takılı kalmıştı. Kafasındaki altından yapılma tacı güneşin verdiği ışınlar sayesinde yansıyordu gözlerime. Kirli sakallı, keskin bakışlı bu adam tüm korkuyu üzerine çekmeyi başaran ve kandan beslenen bir soylu konumundaydı fakat benim gözümde güç gösterisi yapan zavallıdan farksızdı.

Kral Ronza, uzun zamandır göremediği kızının mutluluğunu hisseder diye düşünmüştüm ama beni yanlarında görmeleri mutluluklarına gölge düşürdü. Hemen attan indirildim. Yanımdaki muhafızlar kollarımdan sımsıkı kavradıkları gibi Kral Ronza’nın huzuruna kadar getirildim. Desina, gülümseyerek başını hafifçe aşağıya eğdi. Kral Ronza'nın öfkeli bakışları kızının selamını alamayacak kadar kudretli görünüyordu. “Kralım, uzun zamandır özleminizi çektiğimi söylemek isterim. Artık eğitimimi tamamladığıma göre izniniz olursa odama yerleşebilirim.” Tarosan’da sadece varlıklı kişilerin eğitim aldığı ve yazı aşamasında kendilerini geliştirdikleri tapınak okulları vardı. Okulların birçoğu yatılı olsa da eğitim için bunu göze alabilecekleri bir yerdi ve ben bunu ailemden duymuştum.

Kral Ronza, gözlerini bana doğru çevirdiğinde neler döndüğünü kavramak zordu. Ronza'nın bu kadar sessiz oluşu büyük bir kaosun başlangıcı gibi görünse de sonucunun bana varacağını biliyordum. “Bu kölenin ne işi var burada Desina? Ayrıca seni pek bir neşeli görüyorum,” diye söylendi merakla. Aslında neler döndüğünü biliyordu.

“Köle tüccarına yeni getirilmişti. Ben de onun burada refaha kavuşması için-” dediğinde Ronza tarafından yüzüne sert bir tokat atıldı. Neye uğradığını kestiremeyen Desina buğulu gözlerle babasına baktı. Bir eliyle yanağını tutuyordu. “Neler oluyor kralım?”

“Ne mi oluyor... Sen benimle dalga mı geçiyorsun Desina!” Elleri titrediği için sırtında bağlamayı tercih etti. “Tüm Tarosan halkı Kral Ronza’nın kızı Desina’nın bir köleye âşık olduğunu etrafa yayıyor! Pazarın içinde nasıl olurda bir köleye bin altın vererek karşıma rahatça geçebilirsin!”

“Kötü bir amacım yoktu. Ben sadece onun...”

“Sus!” dedi gür bir sesle. “Utanmadan buraya benden habersiz bir köle getirmişsin, üstelik yüzün kızarmadan yaptığın şeyin doğru olduğunu savunuyorsun!” Desina yüzünü aşağıya eğdi. “Rezil ettin beni, rezil!”

Azarlanmasına daha fazla dayanamadım. Bir köle olarak Kral Ronza'nın karşısındaki bu tavırım cidden saçmalık olacaktı. “Onun bir suçu yok. Desina’ya beni kurtarmasını söylemiştim, bu yüzden onun tarafından pazarda bana teklif sunulmuştu.” Tüm bakışların arasında kaldığımda Kral Ronza adımlarını bana doğru attı. Yüzündeki öfkenin odağı hâline gelmem hayatımda yaptığım en aptalca şey olarak görünebilirdi fakat buna razı gelemezdim.

Çünkü her şeye rağmen Desina bir kadındı.

“Öyle mi... Sen kimsin ki kralın kızına böyle bir teklif sunabilirsin!”

“Zor durumdaydım. Mecbur kaldım.”

“Bunun cezasının ne olduğunu bilmiyorsun o zaman?” dedi tek kaşı havalanırken.

“Hayır baba,” diye önüme geçti Desina. “Şu an beni korumaya çalışıyor, onun hiçbir suçu yok. Hatta beni haydutların elinden kurtaran da Ares’ti.”

“Ben anlayacağımı anladım...” Kral Ronza yanındaki muhafızlarına kaş işareti yapınca Desina’nın kollarından sımsıkı kavradılar. Bir köle için yaptığı bu saygısızlığın bedelini zindanda ödeyecekti ve cezasının ne zaman sonlanacağını hiçbirimiz bilmiyorduk. Desina son kez gözlerimin içine bakıp çaresizce yanımdan uzaklaşarak gitti. Kral Ronza benimle yüz yüze geldiğinde ise, “Kızımı kurtardığın için sana bir şey yapmayacağım ama burada hizmet vermeye devam edeceksin. Kızımdan da uzak durmanı tavsiye ederim, sonuçları hiç iyi olmaz,” dedi. “Bunu yapmak istemezdim, üstelik kızımın bulunduğu sarayda çalışmanı hiç istemezdim. Fakat seni azat etmem demek Desina’nın sana olan aşkını doğruluyorum demektir. İzdivaç için değil köle olarak buraya getirildiğini herkes bilmeli.”

Kafamı olumlu bir şekilde salladım şimdilik. Yeni görevime doğru muhafızlar eşliğinde yürüyordum. Desina beni bir bataklıktan kurtardığını düşünüyordu fakat beni daha büyük bir bataklığa sürükledi. Kral Ronza’nın Tarosan’da yarattığı eziyetlerin sonu yoktu ve halkına acımayan bu adamın eline düştüm. Ve ben buna boyun eğmek zorunda kalıp sadece taş duvarların sırayla dizildiği sarayda uzun bir koridorda yürümek zorunda bırakıldım. Duvarlarda asılı olan meşalelerin gölgeleri ayaklarımızın altında ezilirken bir ses yankılandı. “Çıkarın beni buradan!” diye bağıran Desina zindanın karanlığına sarılmış bir gece geçirecekti. Kölelerin alışkın olduğu bu sistem, bir kral kızına yakışmayacak düzeyde olsa da hatalar hepimiz içindi ve gerçekten yaptığı şey hepimizi ateşe sürüklüyordu.

Bunu yapmamalıydın Desina. Neden yaptığını da anlayamıyorum çünkü ilk kez gördüğün birine âşık olabileceğini asla düşünmüyorum.

Uzun koridor sonunda taş merdivenlerin aşağıya doğru sıralanışı yeni bir maceraya açılan kapı gibi göründü gözlerime. Yavaş adımlarla merdivenlerden indik. Koridorun ilk girişinden yansıyan kızılımsı ışık ayaklarımıza doğru seriliyken içeriye geçtik. Burada kaynayan kazanlardan tut, yemek için gereken tüm malzemeler bulunuyordu. Kazanın altındaki yanan odunlar mutfağı kırmızıya boyamıştı. Mutfağın aşçısı bizi görünce, “Kim bu? Bizim yardımcıya ihtiyacımız yoktu. Neden getirdiniz?” diyerek yanımıza yaklaştı.

“Kral Ronza’nın emri ile buradayız. Ares artık burada hizmet verecek. Akşamları da zindanına kapatılacak,” dedi muhafızlardan biri.

Kral Ronza’nın yemekleri ile ilgilenen aşçı beni görmekten pek hoşlanmadı. Yanında yardımlarını karşılayacak biri vardı zaten ve bana ihtiyacı olduğunu düşünmüyordum. İhtiyaçtan çok eziyet edecek gibi görünen bu adam kesinlikle bana kendi vazifelerini görevlendirecekti. “Pekâlâ, emir büyük yerden. Ares bana emanet siz gidebilirsiniz.” Muhafızlar yanımızdan ayrıldığı an aşçının elime torba dolu soğanı tutuşturması bir oldu. “Bunlarla başla. Kral Ronza’nın yemeğinde bir eksiklik olursa hepimiz biteriz. Gözünü dört açmalısın.” Bulduğum ahşaptan yapılma sandalyeye oturdum. Elime aldığım soğanları soymaya başladım. Aşçı mutfağın ambarına geçince diğer yardımcı ile yalnız kaldık. Aklımda beliren sorular o kadar yoğundu ki... Kızı ile adı çıkan birini aşçısına yardımcı olarak vazifelendirmesi saçmalık ötesiydi. Bunun altında yatan bir sır olmalıydı ya da ben böyle düşünüyordum. Ama ne olursa olsun buradan kaçmalıydım. En azından etrafımda dolanan muhafızlar olmayacaktı ve bu benim için büyük bir şanstı. Fakat sarayın etrafındaki gözlemci kulelerinde nöbet tutan okçulardan nasıl kaçabilirdim, bilemiyordum.

Aşçının yanına önceden vazifelendirilmiş yardımcı yanıma geldiğinde soğanları soymama eşlik ediyordu. Sanki yabancı biri ile tanışma isteğini gözler önüne sermekti amacı. “Yüzün hiç yabancı değil sanki, nereden geliyorsun? Ayrıca neden Prenses Desina ile buraya geldin?”

“Ticaret ile uğraşan Petro’nun kölesiydim. Belki tanıyorsundur, gerçi onu tanımayan yoktu pazar alanında. Evleri bizlere yaptırıp fazlası ile karşılığını alırdı insanlardan. Ama garip bir şey oldu, beni bırakmaya karar verdi. Prenses Desina ise beni köle pazarından satın alınca yolum buraya düştü,” dediğimde şaşkınlıkla baktı. “Yalan söylemiyorum.”

“Ne... Prenses senin için altın mı saydı tüccara? İnanamıyorum, senin durumun çok garip. Sarayda bizim köleye ihtiyacımız yokken hem de. Çok tuhaf.” Cevap alamayınca bir süre duraksadı. Bir yandan soğanların acılığı gözlerimizin içine nüfuz ediyordu. “Ama seninle çok iyi anlaşacağımızı hissedebiliyorum. Hem benim gibi birine rastlaman büyük bir şans.”

“Neden?" dedim alaycı bir tavırla. “Seni ilk defa görüyorum. Gerçi... Herkes beni önceden tanıyormuş gibi davranıyor, aynı senin gibi. Beni tanıman köle olmamızdan değildir herhalde...”

“Keşke... Keşke daha önceden tanışsaydık ama zaten tanışacağız. Artık buradasın,” diye elini uzattı. “Benim adım Ernam ve bu iğrenç sarayın neşe kaynağıyım diyebilirim. En azından somurtkan insan görünce gülümsetebiliyorum. Bunu senin üzerinde denemem lazım.”

Elini tutmadım ve yüz ifademde en ufak bir kıpırdama dahi olmadı. Kime çattığımı düşünmeden de edemiyordum bir yandan. Benim hayatımın zaten gülünecek bir tarafı vardı ve bu saçmalıkları dinleyemeyecek kadar zihnim kaçma planları ile doluydu. Aynı zamanda zihnimi sürekli meşgul eden bir ses vardı. Bunu Ernam’ın yanında duymam hiç iyi olmadı.

-Karanlık ruhları bilir misin?

Bir kez daha tekrar etti ve bir kez daha...

-Karanlık ruhları bilir misin?

Ne demekti bu...

Soğanlar elimde sabit kalırken Ernam bana baktı ve ensemden akan terin şaşkınlığına uğradığında panikle ayağa kalktı. “Ne oldu? Hasta falan mısın sen yoksa? Bak eğer bana bir hastalık bulaştırırsan bu sarayı ayağa kaldırırım.” Cevap vermeyince, “Hey! Kime diyorum ben,” diye tekrar etti.

“Yok bir şey.”

“İnanmadım ama neyse...”

Yavaşça yanıma geldi. Tekrar soğanları soymaya çalışırken tek gözü bende dolanıyordu. Şaşkın bakışlarının verdiği baskıdan dolayı üzerime huzursuzluk çöktü. Kötü haberlerin yolda olduğunu hissedebiliyordum. Bu hislerimin nedeni sürekli duyduğum bu sesti ve bu gizemli ses ilk defa farklı bir şey kulaklarıma duyurmuştu. Karanlık ruhlar demesi aklımı karıştıran yeni sorulara yol açmıştı.

Kahretsin, bu da ne demek oluyordu? Bu bir kehanet olabilir miydi?

...

Aşçının verdiği emirlerle yemekleri pişirmemiz son buldu. Yemek sunumlarını Kral Ronza’ya yakışacak şekilde hazırlamıştık. Serviste balla yapılan ekmek, soğan çorbası ve kızarmış koyun eti bulunuyordu. Yemekten sonra tatlı niyetine yenilecek incir ve nar da vardı. Aşçı, Kral Ronza’nın gözüne girebilmek için kendisinin servis yapmasını ima eder gibi, “Kral yaptığım yemeklere bayılacak,” dedi ve bize sırıtıp yanımızdan ayrıldı.

“Her şeyi sanki kendi yapmış da! Şu ihtiyarın kadın gibi süzülmelerine de bak!” dedi Ernam. “Hayır anlamıyorum ki... Sen yaptığını söylesen sanki seni veziri ilan edecek!” Gülümsediğimi görünce şaşkına uğradı. “Ares... Senin dişlerin varmış, gözlerime inanamıyorum.”

“Dalga geçme benimle.”

“Dalga geçmiyorum. Somurtkan adamın tekisin. Dişlerini ilk defa gördüm, şaşkınlığım normal yani.”

“Bu dalga geçmemiş hâlin mi?” dedim tek kaşım havadayken.

Tekrar gülümseyince elini omuzuma attı. “Yani... Bence öyle. Dürüst olmak zorundayım... Desina’nın neden sana karşı koyamadığı ortada.”

“Sen ne saçmalıyorsun...” diye kaşlarımı çattım.

“Fazla yakışıklısın. Bence Desina senden çok etkilenmiş olmalı.”

“Bir prenses köleden hoşlanamaz. Saçmalamayı bırak.” Sarayın dışından içeriye doğru yayılan ani sesler yüzünden duraksadım. Hızla mutfaktan ayrıldığımız gibi taş merdivenleri çıktık ve Ernam ile bu seslerin nedenini öğrenmek için dört bir tarafı kemerli sütunlarla çevrili olan sarayın geniş avlusuna geldik. Yoğun bir kalabalık vardı. Önümüzdeki insanlar görüş açımızı kapattığı için onları aşmamız gerekiyordu. En ön safhaya geçince Efrasto ırkının liderini görme şerefine nail oldum. “İnanamıyorum... Efrasto ırkının lideri bir kadın mıydı...” dedim kendi kendime.

Ernam bana baktı. “Evet öyle. Özellikle ırkına çok sadıktır, eli kanlı biridir. Uzun yıllardır lanetin çözümü için iz peşinde. Irkını lanetten kurtarmak için tüm çabalarını ortaya koymaktan hiç çekinmez.”

“Ama ben başka türlü...”

“Bu ne demek oluyor?”

Ernam'ın anlattıkları karşısında çok şaşırmadım çünkü Efrasto hakkında birçok bilgilerin bulunduğu kitapları okuduğum için bunlara aşinaydım. Köle olmama rağmen Petro’ya ait olan eski kütüphanede okumadığım kitap neredeyse kalmamıştı. Efrasto liderinin bir erkek olduğuna yemin edebilirdim fakat bir bayanı görmem ve diğerlerine göre görünüşünün bir insan suretinde olması beni iyice şaşırtmıştı. Efrasto ırkı yüzlerini örten pelerin ile halkın arasına karışmalarıyla bilinir fakat Kral Ronza’nın karşısına çıkmalarının nedenini anlayamamıştım.

Özellikle yanındaki pelerinli kişilere göre liderlerinin farklı görünmesi çok garipti. Liderlerinin de ırkına benzediğini düşünüyordum.

“Beni gördüğüne bu kadar sevineceğini tahmin etmezdim Ronza,” dedi Efrasto ırkının lideri. “Bakıyorum sarayda ne kadar nöbetçiler ve muhafızlar varsa hepsini etrafımda toplamışsın.”

Kral Ronza’nın gözleri avluda olan pelerinli Efrasto ırkına dalgınlaştığı için sesini duyamadık bir süre. Onların güçlerinin ne kadar ihtişamlı olduğunu biliyordu ve lanetli bir ırkın gözlerini intikam bürümüştü. “Ne istiyorsun yine? Sürekli buraya gelmen ve Tarosan kentine tehdit olarak görünmen bence aşağılanacak bir durum. Sen lanetli bir ırkın, lanetli bir liderisin öyle değil mi Mersah?”

Beyaz tenli ve siyah saçlı kadından gözlerimi alamadığımda Ernam bunu fark etti. “Kendine gel Ares. Yoksa Efrasto ırkının liderine âşık olduğunu söyleme bana.”

“Saçmalama... Yok böyle bir şey. Tamam kadın güzel olabilir ama...”

Ama? Ne diyordum ben böyle... Kahretsin!

Hayır hayır... Bu Ernam'ın saçmalıkları. Liderlerinin erkek olduğunu sanıyordum, bu yüzden bakışlarımı kontrol edemedim.

Ernam inanmamış bir tavırla, “Evet, evet... Kesin öyledir,” dedi. “Ama Desina sayesinde buradasın unutma. Seni kimseye vereceğini düşünmüyorum.”

“Saçmalama Ernam, yok böyle bir şey. Hem Desina kendine başka birini bulmalı. Beni pazardan alıp parmağıma yüzük takamaz.” Alaycı gülümsemesini görmezlikten geldim ve tekrar gözlerimi kavgalı iki krallığa çevirdim. Mersah ve Ronza arasında dönen bu düşmanlığın bir nedeni olmalıydı. Lanetli ırkın Kral Ronza gibi birinden ne gibi bir isteği olabilirdi ki?

“Ne istediğimi biliyorsun! Sürekli aynı şeyleri tekrar etmekten çok sıkıldım! Bu laneti başıma açan sensin ve çözümü senin sakladığın büyülü kılıçta!" diye bağırdı. Büyülü kılıç onlar için ne anlam ifade ediyordu? Aralarındaki en büyük sorun bu muydu? Üzerlerinde dolanan laneti Kral Ronza yüzünden mi bu yıla kadar yaşamak zorunda kalmışlardı? Ben neyin arasına düşmüştüm bilmiyordum ama, bir an önce buradan kaçmam gerekiyordu. Bu iki krallığın arasında kalmak intiharla eş değerdi. Ronza cevapsız kalınca Mersah yanındaki pelerinli muhafızlarına "Tutun," diye seslendi. Hepsinin yer altına gömüldüğünü görünce endişeye kapıldım. Muhafızları ortadan kaybolunca herkesin gözleri telaşla etrafta dolanıyordu. İki Efrasto muhafızı Kral Ronza’nın yanında dirilip kollarının arasına aldılar onu ve yüzündeki endişeyi fazlası ile bizlere yansıtıyordu artık.

“Tamam dur! Sana yemin ederim benim büyülü kılıç ile ilgili en ufak bir bilgim yok! Onu senin gibi her yerde aradığımı bildiğin hâlde sürekli bana sorman çok saçma!”

“Saçma öyle mi? Daha fazla komik olma... Sizin yaptığınızı biliyorum! Benden kurtulamazsınız!”

Sizin? Bu lanette sorumlu olan başka kişiler de mi vardı?

Mersah’ın elinde olan güç ve ağzından çıkan kelimeler beni hayrete düşürmeye devam ediyordu. Özellikle muhafızlarının yere gömülmesine çok şaşırmıştım. Ronza’nın yanında dirilmesi yapabileceklerinin sadece küçük bir başlangıcıydı.

Ve ben Efrasto Krallığı hakkında bilgi sahibi olduğumu düşünüyordum ama yanılmışım. Bilmediğim çok şey gizliymiş.

Hem de çok şey.

.

.

.

.

Not: Görseldeki Desina Asdeon.

Bölüm sonu

5 yorum