İçeriğe geç

BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ

Bölüm 41 · 12 dk okuma

BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ

Bölüm 41

4. Kısım FİNAL (1. Kitap)

...

Arkamdan birinin yaklaştığını hissedince gerginleştim. Kokusu burnuma yaklaşınca bir kadın olduğunu anlamam zor olmadı. Omzumun üzerinden arkama bakıp öfkeyle nefes verdim. “Ne istiyorsun?”

“Tanışmak istiyorum, benim adım Rina,” dedi elini uzatarak. “Rina Oarvis.”

“Ben de Desina.” Eli havada kaldı, tutmadım. “Gecenin bir yarısı odamda ne işin vardı? Ayrıca kim olduğunu henüz bilmiyorum ama sen beni gayet iyi tanıyorsun.”

“Ben Büyücüler Tapınağı’ndan Baş Eğitmen Janıs Oarvis’in kızıyım. Birinci derecede sınıf öğrencisiyim, yani henüz. Babam sayesinde son sınıfa geçeceğimi umuyorum.”

“Baban sayesinde?” diye sordum şaşkınlıkla. Gülümseyip kafasını hafifçe salladı. Dudağımın tek tarafı kıvrılırken gözlerim baştan aşağıya üzerinde dolanıyordu. “Sınıf atlamak için neden birine ihtiyacın olduğunu anlayabiliyorum.”

Kaşları çatıldı. “Ne demek bu?”

“Çünkü başarılarınla övünmek yerine babanla övünüyorsun. Bu, anlamam için yeterli bir sebep değil mi?” Sessiz kalmayı tercih edince elimi balkonun mermerine yerleştirdim. “Peki burada ne işin var?”

“Buraya Ares ile gelmiştik. Çok kibar bir adam ve oldukça yakışıklı.” Durgunluk çöken gözlerimle ona bakmaya devam ediyordum. “Ama ben onun öldüğüne inanmıyorum, buraya gelecek ve bir an önce evliliğimiz gerçekleşecek.”

Ne?

“Nasıl yani?” dedim hayretle. “Benim kim olduğumu tam anlayamadın galiba, karşıma geçip bu kadar rahat konuşabildiğine göre?”

“Senin başka bir adamla mühürlü olduğunu duyunca Ares ile yaşadıklarınız mazide kalmıştır diye düşünmüştüm. Yanılıyor muyum?” Sırıtıp kafamı iki yana sallayınca gülümsemeye devam ediyordu. “Komik olan ne?”

“Çok yanılıyorsun. Hangi hayal alemindeysen bir an önce çıkmanı istiyorum çünkü sana ne yapabileceğimi tahmin dahi etmek istemezsin. Bay Janıs’ı da takacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Üzgünüm, baban başarısızlıklarını örtüyordu değil mi?”

“Aslında babam Ares’i pek istemiyor. Çünkü bir gece ansızın odamda olunca...”

“Kes artık!” diye elimi kaldırdım. “Buna inanacağımı gerçekten düşünebildin mi? Sen kendini akıllı sanıyorsun ama değilsin, yanıma gelme sebebin de buydu!”

“Neye inanmak istiyorsan inanabilirsin. Ben sadece sonradan hayal kırıklığına uğramamanı, şimdiden hazır olmanı istemiştim. Sonuçta onunla olan anılarımız var.”

“Çok düşüncelisin,” dedim gülerek. “Uyarıların bittiyse artık gidebilirsin. Yalanlarına kanacak başka birini seçmeliydin.”

Öfkeli bakışlarla yanımdan ayrıldığı gibi içeriye girdi. Ellerimi balkonun mermerine sertçe vurdum, kendimi zor tutuyordum. Öfkemi belli etmek istememiştim ama gerçekten Ares’e ilgi duyduğunu anladığım an, onu bu kadar kıskanacağımı bilmiyordum. Ares’i paylaşamayacak kadar yoğun bir gerginlik tüm zihnimi ve bedenimi ele geçirmişti.

Gerçekten ansızın odasında mıydı? Hayır... Bunu kendime yapamam, zaten amacı da bu değil miydi? Kafamı kurcalamak ve beni öfkelendirmek.

Daha fazla bu yalanlara aldırış etmeden, yakında olacaklara kendimi hazırlamalıydım. Maalesef artık Astantra Krallığı’na gidiyordum. Zarf eline ulaşırsa geceden yollara çıkacaklarına emindim ve bir gün sonra burada olabilirlerdi. Tüm gün hayallerime değil de nasıl zindanıma kendi ayaklarımla gidiyor oluşumu düşünecektim. Ve tabii Ares ile nasıl yollarımızın kesiştiğini, ona hiçbir şey olmamış gibi sahte davranışlarıma devam etmem gerektiğini biliyordum.

Ama maalesef göz pınarlarımda kalmayı reddeden duygularıma pranga vurmak zorundaydım. Gözyaşlarımla bütünleşmek yerine onlara sebep olanlarla yüzleşmeliydim.

...

Bir gün sonra...

Kaldığım odada tüm gece yıldızları izlemekle meşguldüm. Sarayın sessizliğinde ay ve yıldızlarla baş başa kalmıştım ama artık tanyeri ağarınca, “Beklenen gün geldi,” dedim kendi kendime. Gözlerim avuçlarımın arasına kaydı, çizgilerin arasında dolanan benliğim olacaklarla yüzleşmek için artık hazırdı. Bu bir intihar gibi görünüyordu herkesin gözünde. Aslında bu bir başlangıçtı, iyi ki yapmışım diyeceğim asıl şeydi.

Çünkü ben kana karşı kan akıtacaktım.

Artık sarayda akşam olmak üzereyken hazırlanmak istedim. Üzerime giydiğim uzun, tül detaylarına sahip etek uçlarının yere değdiği beyaz elbisem Su Elislerine aitti. Saçlarımı omuzlarımdan aşağıya salmak yerine toplamak istemiştim. Aynaya son kez bakınca gözlerimdeki morlukların yeni yeni geçtiğini gördüm. Hâlâ tenim cansız, solgun ve uykusuzdu... Odadan dışarıya çıkınca cariyelerin sarayda hazırlıklara başladıklarını fark ettim. Aslında onlara bu hazırlıkların yapılmasını ben söylemiştim ve reddetmeden kabul etmişlerdi. Su Elisleri iyilikleri ile tanınan ırktı ve tamamen güler yüzlü olmalarıyla bilindikleri için onlara güvenmek kolay oluyordu. Ayrıca ırkın güçlü yanlarının dışında, her ırklarda olduğu gibi zayıf yanları da vardı. Bunlardan en tehlikeli boyutu maalesef fazla iyi olmalarıydı. Herkesi kendileri gibi iyi sandıklarından kamuflaj olan kötü ruhlu insanların maskelerinin ardını göremiyorlardı. Ama güçlü yanları bu zayıf yanlarını örtecek türdendi. Su Elisleri birlik olmanın önemini bilen ırktı. Birlikleri güçlerine güç katıyordu, kötü ruhlu insanlar bundan pek hoşlanmazlardı.

Zaten iyi insanlardan hangi karanlık ırk hoşlanırdı ki?

Yemek salonuna doğru hızlanınca muhafızlar kapıyı iki yöne doğru açıp beni içeriye aldılar. Salonda kimse yoktu çünkü en erken ben gelmiştim. Gözlerim masanın beyaz örtüsüyle uyumlu altın kaplamalı şamdanlardan sonra yemeklere kaydı. Kırmızı meyvelerden yapılma salata, havuçlu pirinç mezesi, patates yatağında kırmızı sığır eti, keçi peynirinin domateslerle sıralandığı çanak ve daha nice sunum tabakları masayı donatıyordu. Masada hazırlanan sunumlar tam istediğim gibiydi ancak cariyenin bir şeyi unuttuğunu fark edince, “Üzümlü ekmekler unutuldu mu?” diye sordum.

“Hayır efendim unutmadık. Söylediğiniz gibi ince dilimler halinde kesilince masada yerini alacaktır.”

“Her şey için minnettarım, her şey için,” dedim gülümseyerek.

“Bu bizim vazifemiz, sizi memnun edebildiysek, ne mutlu bize.”

Kafamı hafifçe eğip karşılık verdim. Cariye salondan ayrılmak için kapıdan çıkarken Benzar’ın geldiğini gördüm. Hayretle masaya bakıyordu. “Sen ne yapıyorsun böyle? Neden bu saçmalıklara devam ediyorsun? Tüm bunlar çok saçma Desina.”

“Ne yapıyormuşum?”

“Zorla mühürlendiğin adama ziyafet hazırlatıyorsun, iyi misin sen Desina?”

Tek kaşım havalanırken, “Çok iyiyim, sen beni merak etme,” dedim. “O geldiğinde de bu konuları açmamanı öneriyorum. Yanında bana bu şekilde sakın davranma. Her şeyi mahvedersin. Sonuçta ben onunla evleniyorum artık.”

“Cadıların verdiği karışım ters tepki göstermiş olabilir mi? Pek sağlıklı görünmüyorsun da?” dedi hayretle. Tekrar gözlerini masaya çevirdi. “Şu ziyafete bak. O adama hazırlanan yemekler için saatlerce uğraşılmıştır.”

Öfkeyle gözlerimi yumdum. Cevap vermemeyi tercih edince cariye aceleyle salona geldi. Elindeki üzümlü ekmeği yerleştirip, “Efendim misafirlerimizin geldiklerini okçular haber ettiler. En az on beş dakika sonra saraya yaklaşmış olurlar,” dedi telaşla. “Başka bir emriniz var mıydı?”

“Tamam, sen herkesi yemeğe davet etmeyi unutma, bu yeterli.”

“Peki efendim,” dedi ve salondan ayrıldı.

Gözlerime hayretle bakmaya devam eden Benzar, hiçbir şey yokmuş gibi masaya oturunca kaşlarım çatıldı. “Beklemeliydin. Acele etme.”

“Umurumda değiller ayrıca bugün hayatımdaki en saçma gün olabilir. Herkes birbirlerinden nefret ederek aynı masaya oturmak zorunda kalacak. Mide bulandırıcı,” dedi servis tabağını doldururken. “Ama en zevkli kısmı yemekler olacağı kesin. Güzel şeyler hazırlatmışsın.”

Odaya ilk önce gelen Bay Tresya’yı selamlayıp baş köşeye geçmesini söyledim. Onu takip eden Sidelya ve Leda gelince sandalyelerini gösterdim. Bay Tresya’nın kızı şaşkınlıkla yanıma yaklaştı. “Umarım doğru bir karar veriyorsundur,” dedi fısıltıyla. “Çünkü az daha Ares’in uyarılarını dikkate almasaydım ben de iğrenç bir adama evet diyordum. Sakın beni yanlış anlama, sadece seni düşünüyorum. O adam... Biliyorsun işte.”

“Merak etme ben her şeyi biliyorum.” Gözlerim babasına kayınca tekrar Zuri’ye baktım. “Sonuçlar ne olursa olsun her şeyi göze aldım, artık huzurlu günler yakındır.”

Umarım der gibi omuzuma dokunup babasının sağ tarafındaki sandalyeye geçti. Rina’nın yemeğe katılmasını istememiştim ve babasının da katılması mümkün değildi. Çünkü Büyücüler Tapınağı’nda son yaşanılanları Leda bana anlatmıştı. Maalesef ortamın gergin ve kasvetli havası hepimizi boğmak üzereydi bu gece. Gerçekten Benzar’a hak veriyordum. Bulunduğumuz ortam mide bulandırıcıydı. Özellikle Tansar bu masaya oturduğunda bize ait resim karesini yırtmak isteyecektim.

Ama aşk uğrunaydı her şey... Onun için çıkmıştım ben bu yola.

İsteksizce gelen Ernam şaşkınlıkla masadan gözlerini ayıramadı. Herkesin duyabileceği bir sesle sitemlerinden çekinmiyordu. “Desina... Sana artık ne diyeceğimi bilmiyorum. Ben kesinlikle bu yemeğe katılmıyorum, bu Ares’e yaptığın en büyük vurgun olabilir. Ayrıca Kral Tansar’ın beni gördüğünde neler olabileceğini tahmin etmiş olman lazımdı.”

“Ben olması gerekeni yapıyorum sadece.”

“Ne olması gerekiyor! Ares’i kaybedince hemen Kral Tansar ile hayatınızı birleştirmen senin için alınan doğru bir karar gibi görünüyor olabilir ama bu resmen iğrenç ötesi. Ne olursa olsun bunu asla yapmamalıydın. Ares yanımızda olsaydı... Seni kesinlikle bu defa terk etmişti. Başta her şeye mecbur kaldığımız için suç ortağıydık ama şu an senin saçmalıklarına ortak olmayacağım! İstersen kafamda şu planlarım dönüyor de bana ama, benim için hiçbirinin önemi yok. O adamla gerçekleşecek olan evliliğinden sonra planlarının benim için önemi yok Desina! Sen bu gece Ares’i çiğnedin. Bunu böyle bil.”

Gözlerim buğulanınca öfkeden dişlerimi sıktım. “Sen bilirsin, yemeğe katılmamakta özgürsün. Seni bunun için zorlayamam.”

“Bu kadar mı?” dedi hayretle. “Tüm söylediğim şeylere karşı cevabın bu mu? Yazık, şu gördüğüm manzaraya çok yazık. Senin gibi kadınların olduğuna inanamıyorum bazen. Sana yeni eşinle mutluluklar diliyorum çünkü yanında mutlu olmak için fazla şansa ihtiyacın olacak. Tabii evliliğinden sonra seni öldürmezse. Onu benden daha iyi tanıdığını düşünüyordum.” Arkasına dönüp salondan çıkıp gitti.

Leda ayağa kalkıp yanıma yaklaşınca omuzuma dokundu. “Onun adına özür dilerim. Ares’i kaybettiğinden bu yana fazla öfkeli ve hüzünlü. Olanlarda kendisini suçlu görüyor. Senin ona ihanet ettiğini düşünmüyorum, aklında bir şeyler döndüğü kesin. Sadece konuya bizim pencereden bakınca her şey garip görünüyor. Umarım ne söylemek istediğimi anlamışsındır. Senin o adamın yanına gitmeni ne olursa olsun doğru bulmuyoruz.”

“Bunun farkındayım.”

“Ben de yemeğe katılmasam... Ernam...” dedi gözlerini kaçırarak.

“Sorun değil, kimse kendini zorunlu hissetmesin.”

Tekrar omuzuma dokunup salondan ayrıldığı gibi gidince muhafızların eşliğiyle kapıda beliren adam duruşumu düzeltmemi sağladı. Omuzlarımı geriye alıp kafamı hafifçe kaldırarak dik durmaya çalışıyordum. İlk göz temasımızda beni gördüğüne mutlu olduğu için gülümseyerek adımlarını hızlandırdı. İki elini yana açıp, “İnanamıyorum, nihayet sevgili eşim,” diye sarıldı sıkıca. Aynı şekilde karşılık verince hayretle gözlerime baktı. Gülümsemeye çalışıyordum. “Seni iyi gördüm, şükürler olsun. Mektubunu görünce ne kadar mutlu olduğumu sana anlatamam. Hemen yollara düşmek için acele ettim.”

“Zaten bu anı yaşamak için iyileşir iyileşmez sana yerimi haber etmek istemiştim. Geldiğine çok mutlu oldum.” Omuzunu hafifçe okşayıp baş köşeyi işaret ettim. “Her şeyi senin için hazırlattım, özellikle üzümlü ekmeği sevdiğini biliyorum. Umarım beğenirsin.”

Yüzünde şımarık gülümseme peyda olunca omuzlarımı iki elinin arasına alıp alnıma öpücük kondurdu. “Minnettarım. Beni en çok mutlu eden sensin ama.” Yapmacık tavırlarını hissedebiliyordum. Gösterdiğim baş köşeye geçince sağındaki sandalyede yerimi almıştım. Tansar’ın gözleri Bay Tresya’da dolanıyordu aynı zamanda. “Sizleri de gördüğüme sevindim efendim, ayrıca Desina’ya iyi baktığınız için çok minnettarım. Sayenizde ona kavuşabildim.”

“Biz de seni gördüğümüze sevindik.” Ellerini masada birleştirdi. “Desina güçlü bir kadın, fazla bir şey yapmamıza gerek kalmadı.”

“Evet, öyledir,” dedi göz ucuyla bana bakarak.

“Artık yemeğe başlayabiliriz,” diye söyleyen Bay Tresya ile göz göze geldik. “Bu gece Desina’nın iyi olmasına ve Kral Tansar ile buluşmalarına kadehlerimizi kaldırabiliriz. Sizin adınıza çok mutluyum. İyi günlerinize umut ederek kaldırıyorum.”

Tansar mutlulukla kadehini kaldırıp yudumlarken göz ucuyla bana bakıyordu. Sessizce cariyenin tabaklarımıza yerleştirdiği yemeklerden tatmaya devam ediyordum ama dalgınlaşıp Ares ile karşılaştığımız ilk gün gözlerimin buğulanmasına neden oldu. Ares zindan görevlisinin önünde yürürken ormanı anımsatan gözleri ile dokunmuştuk ilk birbirimize. Şımarıkça gülümsemelerini dahi özleyebileceğim aklımın ucundan geçmezdi ama ben gerçekten onu çok özlüyordum.

Seni kaybettiğimi duyduğum andan beri çok değiştim ben. Senin için her şeyi yakabilirim. Her şeyi...

“İyi misin?” diye elimi tutan Tansar yüzünden irkildim. Elimi sertçe geri çekmemden dolayı neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Tabağındakiler öylece duruyor. Bakıyorum sen pek iştahsızsın. Bu yeni atlattığın hastalık yüzünden olabilir mi?”

“Dalmışım sadece.” Çatal ve bıçağı aldığım gibi önümdekileri yemeğe devam ediyordum. “Yola ne zaman çıkarız?” diye aniden sorunca tüm gözler üzerimdeydi. “Biliyorsun, babamı da görmek istiyorum. Ayrıca bir an önce şu törenin de gerçekleşmesini istiyorum. Sonuçta biz mühürlüyüz. Neler olabileceğini zaten anlatmama gerek yok.”

Gülümseyince masadakilere göz geçirip tekrar bana baktı. “Bu gece hemen yola çıkacağız. Ayrıca baban iyi, sen merak etme. Onun için tüm şifacıları ayaklandırdım. Yakında hastalığına çözüm bulmamız an meselesi.”

Eminim öyledir... Lanet olası...

“Sevindim,” dedim gülümsemeye çalışarak. “Senin onunla ilgilendiğinden hiç şüphem yoktu zaten.”

Önünde duran mendile ağzını silip tekrar gözlerini Bay Tresya’ya çevirdi. “Her şey için minnettarım efendim. Desina da hazırsa müsaadenizle biz artık yola çıkalım. Astantra Krallığı olarak tekrar size sonsuz minnettarım çünkü bana eşimi geri verdiniz. Zaten onu bulamasaydım artık aklımı kaçıracaktım.”

“Müsaade sizin Kral Tansar. Yolunuz açık olsun, umarım kısa sürede varırsınız,” dedi ayağa kalkarak. Aynı şekilde uyum sağladık. “Sizi bir arada görmek mutluluk verici.”

“Sizleri izdivaç törenimize bekliyor olacağım,” dedi tek kaşı havalanırken. “Beni çok mutlu edersiniz.”

“Elbette, geleceğimizden emin olabilirsiniz.”

“Seni dışarıda bekliyorum Desina. Vedalaşırsın belki,” dedi ve herkesi selamlayıp yanındaki muhafızlar eşliğiyle salondan ayrıldı. Salondaki sessizliğin bir anlamı vardı ve ben bunun anlamını biliyordum. Herkes intihara kendi ayaklarımla sürüklendiğimin farkındaydı. Bu yüzden yüzlerine bakacak cesareti dahi bulamıyordum kendimde. Tansar’ın yapmacık tavırlarına herkesi şahit etmiştim. Onun kimliği bu değildi, sahteydi tüm söyledikleri. O kendisinden başkasını asla üstün tutmazdı. Kibirli adamın tekiydi.

Artık yol göründü. Benim için çetin geçecek yol ayaklarıma serildi bu gece.

“Bir şey söylemene gerek yok,” dedi Bay Tresya, ne düşündüğümü anlayarak. “Sadece ne yapmak istiyorsan onu yap ve bize geri dön. Bize geri dön çünkü karanlığa birini daha yem etmek istemiyoruz. Seni geri istediğimizi bilmeni istiyorum. Asla sana sırtımızı dönmeyeceğiz Desina.”

Gözyaşlarım istemsizce süzüldü çeneme doğru ama elimin tersiyle silip dik durmak adına tekrar gözlerine baktım. “Ben her zaman aydınlığa hizmet etmek için varım, hiçbir şekilde onların maşası olmak için bu yola çıkmıyorum. Bundan emin olabilirsiniz efendim. Benden aldıkları en değerli hazinenin hesabını verecekler. Tansar ile hayatımız birleşse dahi, sonuçları bu yönde olacak. Ben, bize yaşattıkları şeyin hesabını sormak için gidiyorum.”

“Güvenimizi yerle bir ettiğini zaten biliyoruz ama bu defa güvenimizi kazanacağına eminiz. Sen aklındakileri yapmak dışında bizim güvenimizi de geri kazanmış olacaksın. Umarım başarılı olursun. Yolun açık olsun. Baban Ronza için de ne gerekiyorsa yap.”

Sidelya gözyaşları içinde yanıma gelip boynuma sarıldı. “Kendine dikkat et, olur mu? Seni çok özleyeceğim.”

“Ben de seni. Sakın buradan başka bir yere gitme ve ayrıca kader aynasını sakın bırakma olur mu? Kader aynası sana emanet,” dedim sıkıca sarılıp. “Sakın onu bırakma.”

“Tamam.” Kollarını boynumdan geri çekince kızarmış gözlerine bakıyordum. “Her şeyi başaracağına eminim.” Tekrar ellerini sımsıkı tutup bıraktığımda gitmemin vakti gelmişti. Salonun kapısına doğru yürüyordum ama kalbim geride bıraktığım Minas’ta kalmıştı. Ares’den kalan tek gerçek oydu benim için. Onu bırakıyor olmam kalbime ağır geliyordu. Son kez ardıma bakınca ağlamalarına dayanamayacağımı hissettim. Gözlerimi üzerinden kaçırıp hızlı adımlarla sarayın çıkışına doğru yürüyordum. Sarayın koridorunu hızlı şekilde aşıp muhafızların kapıyı aralamasıyla Kral Tansar, beni askerleri ile atının üzerinde bekliyordu. Karşıya geçmek için köprüyü aştım. Askerlerin yönlendirmesiyle at arabasına binmem söylendi. Binince artık yola çıkmak için harekete geçmiştik. Son kez saraya bakıyordum gözlerim buğulu şekilde. At arabasının kare şeklindeki penceresinden baktığım yol gözlerimin önünden akıp gidiyordu. Saray ardımızda kalınca ağaçların sıralandığı toprak yola geçtik. Kendi isteğimle Astantra Krallığı’na gidiyordum ama gerçekten zihnim ve kalbim oraya ait olmadığını söylüyordu. Çünkü orada Ares yoktu, iyilikle yönetilen sistem yoktu.

Eziyetlerin ve kargaşanın hakimiyetine geçmiş topraklardı vardı. Astantra Krallığı artık eskisi gibi hüküm sürmüyordu.

Bu yüzden orada yapacaklarım artık benim açımdan kaosun başlangıcı, onlar açısından kara bir delikti. Kara delik hepsini içine hapsettiğinde ben intikamımı almış olacaktım. Sinsice, hiçbirinin ruhu dahi duymadan yapacaktım bunu. Benimle evlenmek istediğine pişman olacaktı. Tırnaklarımı bedenine geçirecektim.

Kendimi tehlikeli bir oyuna sürüklemiştim bunun farkındaydım ama aşk uğruna çıktığım bu yol, herkese ve her şeye rağmen üstlendiğim zorlu bir seçimdi.

Ama Ares için değerdi. Sadece onun için...

Aşk uğruna değerdi.

SON.

.

.

.

.

HERKESE MERHABA.

Buraya kadar gelenlere ve okuyup beğenenlere çok teşekkür ederim.

Büyülü Kılıcın Esareti birinci kitabı ile bize veda etti. Beni takip etmeyi ve kitap hakkındaki görüşlerinizi yazmayı unutmayın. :)

Kendinize çok iyi bakın, seviliyorsunuz. Hem de ÇOK! :)

2. Kitabı atmaya başladım. İlk bölüm yayımda!

Bölüm sonu

11 yorum