İçeriğe geç

BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ

Bölüm 33 · 13 dk okuma

BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ

Bölüm 33

3. Kısım

...

Bay Tresya’nın kapısının önünde bekleyen Leda telaşla yanıma geldi. “Umarım tüm bunlar iftiradan ibarettir. Sen böyle bir şeyi yapmazsın, yapamazsın. Buna inanmıyorum.”

“Hepsi doğru,” dedim kafamı sallayarak. “Sadece sakinliğini koru ve bekle.”

Donuk ifade yüzüne yerleşmişti. Cevap veremeyeceğini anlayınca muhafız eşliğiyle Ernam ile odaya giriş sağladım. Odada sadece Bay Tresya ile karşılaşırım diyordum ama yanında Asa da vardı. Elini çenesine yerleştirmiş, dirseğini de masaya dayamış şekilde gergince bacağını oturduğu yerde sallıyordu. Ara sıra gözleri Bay Tresya’da gidip gelince sanki aklından geçen bir hükmü vermesini diler gibi görünüyordu. Önünde yazılı olan kağıtlarla ilgilendiği için konuyu ben açmak istedim.

“Beni istemişsiniz,” dedim sakinlikle.

Gözlerini kâğıttan alıp yüzüme baktı. “Evet, boş sandalyeye oturabilirsin Ares.”

“Ne!” dedi Asa aniden. “Efendim-”

Elini havaya kaldırıp susmasını ima etti. Tekrar masasının önündeki boş sandalyeye geçmemi işaret edince isteğini yerine getirdim zevkle. Asa ile karşı karşıya oturmuştuk. Bakışlarımdan rahatsız olduğu için kafasını farklı yöne kaçırıyordu ama parmaklarını avucunda sıkıp bacaklarının üzerine yerleştirdiğini gördüm. Bana karşı fazla öfkeliydi.

“Şifacı,” dedi Bay Tresya. “Sana eksik olan şeyi söyledi mi?”

“Evet, söyledi. Benim yarın güneş doğmadan Buzul Vadisi’ne gitmem gerekiyor.”

Asa kendini tutamayıp, “Arsızlığının cezasını çekmeden mi!” dedi öfkeyle. Gözlerini Bay Tresya’ya çevirdi. “Size inanamıyorum efendim. Su Elislerini tehlikeye atıyorsunuz, hatta kızınız Zuri’yi, hatta tüm cariyelerinizi de. Neden bunu yapıyorsunuz, neden? Artık mantıklı bir açıklama yapıp şu lanet adamı zindana mı atsanız?”

Çok düşünceli bir genç adam...

“Öncelikle bir daha benden izin almadan konuşmamanı tekrar ve son kez uyarıyorum,” diye tehditkâr konuşup parmaklarını masada birbirine kenetledi. “Ben Ares’e güveniyorum, böyle bir şeyi yapmadığına da eminim. Ares böyle biri değil, bu işte başka şeyler olabilir.”

“Size inanamıyorum... Rina’ya güvenmiyorsunuz.”

“Sana bunu Rina mı söyledi?” dedim tek kaşım havalanırken. “Bakıyorum iyi anlaşıyorsunuz.”

“Kimin ne söylediğinin önemi kaldı mı? Şimdi konumuz bu değil, konumuz senin arsızlığın ve...”

“Kapat çeneni. Bana ahlak dersi verecek en son kişi dahi değilsin.” Ayağa kalkıp yüzümü Bay Tresya’ya çevirdim. “Artık ben anlayacağımı anladım efendim. İzniniz olursa Yeti avına gitmek için hazırlık yapmak zorundayım. İşim kolay değil, bana şans dileyin olur mu?”

“İstediğin zaman gidebilirsin, ayrıca yanında işine yarayacak askerler de bulundur. Buzul Vadisi tehlikelerle doludur Ares.”

Gülümsedim. “Siz nasıl uygun görürseniz, beş okçunun ve beş muhafızın yeterli olacağını düşünüyorum. Ayrıca yanıma Roya harici birini daha almak istiyorum. Bana çok iyi arkadaş olacağına eminim. Onunla iyi anlaşırız.”

“Ben mi?” diye sordu Ernam. “Tamam, hemen hazırlansam iyi olacak.”

Gidecekken bileğini kavradım. “Hayır, sen değilsin. Benimle gelmesini istediğim kişi Asa.”

“Saçmalama!” dedi öfkeyle. “Ben ne anlarım Yeti avından? Aklını mı kaçırdın?”

“Su Elisleri sarayında kadınları düşündüğünü söylerken, senin güçlü ve koruyucu biri olduğunu hissettim. Bence sana ihtiyacım olacak. Oturduğun yerde güç gösterisi yapamazsın.”

Cevap vermesini beklemeyen Bay Tresya, “Sevgili kızım Zuri’nin evlilik düşündüğü adamın ne kadar da cesur olduğunu senin de görmeni isterim Ares,” dedi gülümseyerek. “Asa’nın sana çok yardımı olacaktır, bundan eminim.”

“Bunun farkındayım efendim.” Asa öfkeli bakışlarını üzerimden çekemiyordu. Sessiz kaldığını görünce kabul etmek zorunda olduğunu bizlere kanıtlamış oldu. “Hazırlıklar tamamlanınca güneş doğmadan saray dışında bekliyor olacağım, izninizle.” Başımı hafifçe eğip Ernam ile birlikte odadan dışarıya çıktık.

“Neler oldu?” diye soran Leda çıkmamızı beklemişti. Gözlerindeki korkuyu fark edince kollarımın arasına alıp sarıldım. “Umarım önemli bir şey değildir. Sana zarar vermesinler.”

“Önemli bir şey olmadı, bana güven.” Kendimi geri çekip gözlerine bakıyordum. “Ayrıca benim için endişelenme, şimdilik pek bir şey anlatamıyorum. Her şeyin yoluna gireceğini söyleyebilirim sadece.”

Kafasını olumlu anlamda salladı. “Sana güveniyorum, sadece bir şey yapmalarından korkuyorum. Elimde olmayan bir endişe bu.”

“Merak etme, ben iyiyim,” dedim gülümseyerek. Gözlerimi Ernam’a çevirdim. “Ben yokken Leda’ya göz kulak ol. Eğer başına bir şey gelirse sonuçlarına katlanırsın.”

“Ona zarar verecek olanı yaşatmayacağımı biliyorsun,” dediğinde Leda’nın gülümsediğini fark ettim. “Bende senin gibi onu çok düşünüyorum merak etme kardeşim.”

“İkinizin anlaşabilmesine sevindim. Ve ayrıca Desina da ikinize emanet. Onun benim için olan kıymetini artık konuşmama gerek yok sanırım.”

“Yani... Bunu anlıyordum ta ki Rina’ya olan bakışlarına kadar...” dedi Ernam.

Kaşlarım çatıldı. “Kurcalama şu konuyu. Sakın dalga konusu da edeyim deme.”

“Bak bu aklıma gelmemişti, hatırlattığın iyi oldu. Bunları daha Desina’ya anlatmam lazım,” dedi sırıtarak.

“Ernam... Sana vermiş olduğum bir söz vardı hatırlarsan?” dedim ima ederek. “Sözümü tutmayıp da kalmam, istediğin kadınla olan evliliğine de zevkle engel olurum. Bak gayet ciddiyim yaparım bunu.”

“Ne?” dedi Leda. “Sen ve kim?”

Ernam hayretle gözlerime bakmaya devam ederken gülmeden edemedim. Söyleyebileceği pek bir şeyi de kalmamıştı. Omuzuna vurup sırıttım. “Neyse... Sizi baş başa bırakıyorum. Tekrar kolay gelsin kâhin. Artık bilmediğin konulara da burnunu sokmamayı öğrenmişsindir. Sakın bir daha beni Desina ile tehdit etme.”

“Beni tek mi bırakıyorsun?”

Endişesini fark etmemle gözlerim Leda’ya gidip geldi. Bıkkınlıkla derin bir nefes verdim. “Tamam bir yere gitmiyorum. Zaten şu aptalca bakışlarını bırakıp gitmem mantıksız olurdu çünkü ter döküşünü izlemek istiyorum.”

“Neler oluyor, bir şey anlamıyorum? Artık biriniz anlatabilir mi?” diye soran Leda cevap bekliyordu bizden. Kaş, göz işaretlerimle artık Ernam’ın konuşmasının gerekliliğini ima etmeye çalışıyordum. Gerçi daha kıza açılamadan işi evliliğe de iten ben olmuştum ama sınırı aşmıştı, bu konuda pek pişman olduğum da söylenemezdi. Aksine zevkle çırpınışlarını izlemek için zamanımdan bir parça onun için ayıracaktım.

En hassas noktam Desina olunca... Öfkeme yenik düşüyordum, bunu bilmesi gerekiyordu.

“Bekliyoruz Ernam,” dedim sakinlikle. “Artık açıklama yapmak zorundasın. Bak oyalama beni, gitmem gerekiyor.”

Leda öfkeyle gözlerini yumdu. “Ernam... Yoksa Büyücüler Tapınağı’nda âşık olduğun kız Rina mıydı? Bu yüzden mi Ares’e büyük bir tepki verdin? Bak eğer böyleyse hemen o kızın peşini bırakmalısın.”

“Ne!” diye çığlığı basınca gözlerimi yumup sırıtmaya başladım. “Rina olduğunu nasıl düşünürsün Leda? Rina ya Rina... Bakışlarında sinsilik yatan kadından bahsediyorsun. Şu karmaşadan aklımı oynatacağım artık.”

Bıkkınlıkla kaşlarımı çattım. “Yeter, sen söylemiyorsan ben söylüyorum. Çok uzadı bu iş.” Ernam kafasını iki yana sallayınca cesaretinin olmadığını anladım ve bu işi üzerime bir vazifeymiş gibi alıp gözlerimi Leda’ya çevirdim. “Belki aynı duygulara sahip olmayabilirsin ama en azından şu korkudan hortlamış gibi bana bakan, aynı zamanda yakında beni mezara sokacağına dair yeminli bir zanlı gibi görünen adamın sana âşık olduğunu öğrenmeni istiyorum. Ernam sana ilgi duyuyor Leda.”

Çok mu hızlı oldu ne?

“Bunda ne var anlayamadım?” dedi sakinlikle. Sakinliği karşısında donup kalırken aklından geçenleri anlamaya çalışıyordum. Söylediklerim zihninde geç de olsa kıvılcımlar oluşturunca şaşkınlıkla gözlerini Ernam’a çevirdi. “Ne? Bu doğru mu? Doğru olmadığını söyle bana.”

“Doğru,” dedi zorlukla.

“Doğru doğru,” diye Ernam’ı onaylayıp çok yorulmuş gibi ellerimi belime yerleştirdim. “Ernam’ı az çok artık tanıyorsun. Çoğu zaman aptalca davranışları olsa da az biraz kalbinde iyiliği yok da diyemem. Haksızlık etmiş olurum şimdi.” Tekrar gözlerimi üzerinde dolandırdım. “İyi çocuk iyi ama biraz.”

Ernam hayretle bana bakıyordu. “Çok yardımcı oluyorsun, sana minnettarım Ares.”

“Ne demek ne demek, bu üzerime düşen görevde sana yardım etmeyeceksem kime yardım edecekmişim... Ama bunu sakın unutma ben Leda’nın tarafını tutuyorum. Yani onun kararlarına saygı duymaz, onu üzersen seni üzerim. Bunu böyle bilmiş ol. Bu konuda düşünmesine de zaman vermelisin.”

“Beni aptalın dışında hangi açıdan aşağıya çekersin diye düşünüyordum... Buna anlayışsız biri olduğumu da eklemeyi unutmadığın için tekrar sana minnettarım,” dedi gözlerini yumarak.

“Tüm bunları zevkle ve severek yaptım...” diye gülümseyip elimi omuzuna attım. “Yine olsa yine yapardım. Hem biz bu zamanlar için varız. Ama artık gitmeliyim.” Göz kırpıp yanlarından ayrıldığım gibi adımlarımı Desina’nın yanına doğru hızlandırdım. Nasıl olduğuna bakıp bir an önce hazırlık yapmam gerekiyordu. Uyuyabilir diye kapısını sakince araladım. Tahmin ettiğim gibiydi. Nöbette bekleyen cariye yanıma yaklaşarak durumunu bildirmek istedi. “Gün içerisinde birkaç defa gözlerini araladı efendim ama tekrar yorgun şekilde uykuya daldı. Şifacı aynı pozisyonda uyumamasını söylediği için sol tarafına çevirdik. Eğer bir gün ayaklanırsa sırt ağrıları hissedeceğinden sıklıkla beline kan dolaşımını arttıracak kremler sürüyoruz. Bu gece güzel bir uyku çekecektir.”

“Ne diyeceğimi bilmiyorum, beni çok mutlu ettiniz. Sizin zaten onunla ilgileneceğinizi biliyordum. Minnettarım.”

“Vazifemiz efendim. Başka bir emriniz yoksa, sizi yalnız bırakayım,” dedi Desina’ya bakarak.

“Ben bir süre sarayda olmayacağım. Yokluğumda ona dikkat ederseniz zaten benim için en önemli şeyi yapmış olursunuz. Başka bir isteğim de yok.”

“Peki efendim,” dedi hafifçe başını eğerek. Yanımızdan ayrılıp kapıyı üzerimize örtünce Desina’nın yatağının baş ucunda bulunan sandalyeye oturdum. Yüzü tamamen bana dönüktü. Parmaklarımı kenetledim ve bacaklarımın arasına alıp başımı aşağıya eğdim. Son yaşanılanlardan sonra gözlerine bakacak yüz bulamıyordum kendimde. Gözlerinin kapalı olduğunu bildiğim halde çekiniyordum, çaresizce nefes alıyordum soluduğu havaya karışarak. Her şeyden habersizce uyuyordu, çaresizce bir yatağa bağlı kalmıştı ve ben bu sırada duygularıma sızan kadın yüzünden ihanet ettiğimi hissediyordum. Saf ve temiz duygularıma ihanetin en çirkinini yaşamıştım Rina yüzünden. Ve hâlâ aklımdan çıkmıyordu ama ben Desina’nın yanındaydım. Arafta kaldığımı düşündüğüm o an, artık buna dur demeliydim çünkü yaşadığım bu karmaşanın mantıklı bir açıklaması olmalıydı.

“Yine ortaya atılan bir kurban duruyor karşında,” dedim gözlerim yerde dolanırken. “Evet, ben büyülü kılıcın kurbanıyım Desina. Kılıç yüzünden esaretteyim, prangalarımdan kurtulamıyorum. Her gün daha büyük sorunlarla karşılaşıyorum. Düşününce, köle olarak büyüyen birinin bu denli hayata aniden sokulması çok acımasızca.”

“A-Ares...” diye kulaklarıma ulaşan ses kafamı yerden kaldırmama neden olurken şaşkınlıkla yüzümü Desina’ya çevirdim. Gözlerini araladığını görmem yeniden kalbimdeki karmaşık duygulardan arınmamı sağladı. Buğulu gözlerle sandalyemden ileriye doğru eğilip yüzüne yakınlaştım.

“Konuştun, bunun imkânsız olduğunu söylüyorlardı ama ben senin güçlü bir kadın olduğunu biliyordum.” Ellerini avuçlarımın arasına aldım, soğuktu. “Hâlâ çok pişmanım, seni tek bırakmamalıydım. Öfkeye kapılıp böyle bir aptallığı yaptığım için kendimden utanç duyuyorum. Ama sana yemin ederim Desina... İstedikleri kadar aklımla oyun oynamaya devam etsinler, ben sadece seni seviyorum ve bundan asla vazgeçmeyeceğim. Yaşadığım şeyler yalandan ibaretti. Zihnimle oyun oynuyorlardı.”

Onu sevdiğimi yüzüne mi söyledim şimdi ben? Kahretsin...

Duygularımı açık ettiğim için yanaklarımın kızardığını, hatta yandığını hissedebiliyordum. Başımı hafifçe aşağı eğip avuçlarımda olan ellerini nazikçe okşuyordum. Rina’ya olan yapmacık duygularımın sadece gözlerini görmemle silindiğine inanamıyordum. Tekrar kalbimin derinlerine gizlenmiş aşkı ortaya çıkaran bir çift bal rengi gözleri ile karşılaşmıştım ben. “Ben utanmayı da seninle öğrendim. Bu pek bildiğim bir duygu değildi, ne demek olduğunu sayende hissettim.” Avucuna minik bir buse kondurunca yeniden gözlerine baktım. “Şimdi gitmem lazım. Ama senin için gidiyorum, en kısa zamanda yanında olacağımı bilmeni istiyorum. Gerçi... Birbirimizden uzak olsak da kalplerimiz hep yakın. Bunu nereden bildiğimi soracak olursan Sidelya biraz duyguların hakkında itirafta bulunmuş olabilir,” dedim gülümseyerek. Utangaçlıktan gözlerini sımsıkı yumdu. “Tamam, sakin olabilirsin. Duygularımız karşılıksız değil, bunu öğrendiğim için Sidelya’yı suçlamana asla izin vermem. Çünkü sadece sana değil Desina, kalbine de sahip olmak istiyorum. Sonsuza kadar benim olmanı istiyorum.”

Yaptığım itiraflardan dolayı gergin hissediyordum kendimi. Ellerini yatağın kenarına bırakıp ayağa kalktım. Gözlerine dalıp gidince, o hızlıca gözlerini yumarak bakışlarımdan kaçmaya çalışıyordu. Dudaklarımı yüzüne doğru yaklaştırıp alnına yerleştirdim. Ayrılmak istemediğim sıcaklığa sahipti, tüm bedenime yayılıyordu. Heyecanlandığını hissedince kendimi geri çektim. Kulağına, “İyi olacaksın, sen sadece beni beklemekten asla vazgeçme,” diye fısıldadım. “Ne zaman gelirim bilmiyorum ama, mutlaka seni tekrar görmeye geleceğimi unutma olur mu? Senin için her zaman, sadece senin için.” Tekrar gözleriyle karşı karşıya kaldım. Gözleri çoktan buğulu camın ardına gizlenmişlerdi. Yüzümde buruk bir gülümseme belirince yüzünü nazikçe okşadım.

Elveda kalbimin sahibi. Tekrar gelebilir miyim, bundan pek emin değilim.

Ayaklarım geri geri giderken gözlerim ondan ayrılmak istemiyordu, kalbim ise ateşe atılmış et yığınından farksızdı. Kaç defa yollarımız ayrılmıştı ve her defasında ilk kez yaşıyormuşuz gibi acı veriyordu. Kapı ardına zorla çıkardığım bedenim, kalbimi tetikliyordu. Artık güzel gözlerinden ayrıldığım gibi yollara düşecektim.

...

Güneşin doğmasına yarım saat kala tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Su Elislerine ait soğuya dayanıklı, mavi renkteki zincirlerle kuşatılmış savaş zırhını giyindim. Zincirlerin bir görevi vardı elbet, görselliklerine fazla özen gösteren Su Elisleri asla amaçsız parçalarla bezenmiş kıyafetleri saraylarında bulundurmazlardı. Mavi rengin sıcaklığına sığınan, bileklerine ve boynuna işlenmiş zincirlerin kılıç darbelerini etkisiz kılan bir zırhtı. Bacaklarımı çepeçevre saran zırh altlığım, üst zırhıma eşlik ederken nasıl göründüğümü merak ediyordum ta ki, aynada yansıyan karanlık ruhumu fark edene kadar. Maalesef artık karanlık ruhtan başka bir yansıma göremiyordum. Üzülerek birinci katın koridoruna geçmek üzere merdivenlere yöneldim. Kata geçiş yaptığım gibi içimdeki karanlık ruhu yansıtan görüntümle sarayın kapısını aralayan muhafızlar eşliğiyle dışarıya çıktım. Köprü ardında beni bekleyen askerlerin tahminimden fazla oluşuna hayretle bakakaldım çünkü gerçekten Bay Tresya bana sonsuz güveniyordu ve Buzul Vadisi hayalimde canlandırdığımdan daha da zor olacaktı.

Roya, saraydan çıkıp yanıma yaklaştı. “Sizinle göreve çıkmak bir onurdur efendim.”

“Yusufçuk istilasını nasıl önledin?” diye sordum merakla.

“Zihin kontrolüyle. Biz koruyucular odaklanabildiğimiz noktalarda canlıların hayatlarına zihin kontrolüyle son verebiliyoruz. Yusufçukların tamamen saraya yaklaşmalarını bekleyip topluca ölmelerini hedeflemiştim.”

Gülümsedim. “Mükemmel olduğunu daha önce sana söyleyen biri olmuş muydu?” Gözlerine odaklandığımda çekingen yüzüyle karşılaştım. “Benden gelecek iltifatlara alışsan iyi olur. Senin gibi başarılı bir kadını övmekten asla çekinmem.”

“Minnettarım,” dedi başını hafifçe eğip. Kırmızı irislerindeki ışıltıyı gördüm. “Bunu ilk defa siz söylüyorsunuz desem bana inanır mısınız? Ayrıca bunları sizden duymak iyi hissettirdi yani iltifatlarınıza alışmam kolay olacaktır.”

Gülümsedim. “Güzel, sevindim.”

Saraydan çıktığı gibi yanıma gelen Ernam, “İnanamıyorum,” dedi hayretle. Gözleri benim için hazır edilmiş orduda dolanıyordu. “Bay Tresya sana gerçekten değer veriyor olmalı. Eminim hayatında Desina olmasaydı, seni kızı Zuri ile düşünürdü. Su Elisleri şu hâlde sana bu kadar itimat ediyorsa...”

Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Sen bunları söylemek için mi yanıma geldin? Leda ile konuştuğunu sanıyordum.”

“Yok, hayır,” dedi hüzünlü bir sesle.” Tek kelime dahi etmedi ve benden uzaklaştı. Sanırım tek taraflı hayal kuruyormuşum. Her neyse... Senin dediğin gibi en azından öğrenmiş oldum ama kalbim onu sevmekten vazgeçebilir mi bilmiyorum...”

“Sıkma canını. Biraz zamana bırakmalısın. Aniden duygularını öğrenince ne yapacağını bilememiştir. Ama kesinlikle düşüncelerine saygı duyacaksın, anlaşıldı mı?”

“Tabii ki Ares, zorla kalbine giremem ki... Ama-” dedi duraksayarak. “Onu gerçekten istiyordum. Neyse... Hadi gitmiyor muyuz? Buradan uzaklaşsam iyi olacak, sonuçta beni görmek istemeyen biri var sarayda. Benden kaçıyor.”

“Sen gelmiyorsun.”

“Bana ihtiyacın olacak, ben bir kâhinim unuttun mu? Asa ve Roya da seninle geliyor! Hem Asa neden seninle geliyor ama ben gelmiyorum bu çok saçma!” Söylemlerini işittiklerinde hayretle bizi dinliyorlardı. “Yapma bana bunu. Ben senin kâhininim unuttun mu?”

Gözlerimi devirip karşımda beni bekleyen orduya baktım. “Seni tehlikeye atamam.” Bir şey söyleyecekken susması için elimi havaya kaldırdım. “Tek kelime dahi duymak istemiyorum. Bu görev çocuk oyuncağı değil, beni bir daha göremeyebilirsin. Bu yüzden Desina ve Leda sana emanet, anladın mı beni? Bu sarayda güvende olabilirler ama ben sana daha çok güveniyorum.” Sırıtacakken tek kaşım havalandı. “Sakın bunları söyledim diye şımarmaya kalkışma. Bu bir emirdir.”

“Şımarmak benim de hakkım ama Ares. Hem duygularıma karşı verdiğin emirler çok saçma. Başka şeyler bulmalısın.”

“Emredersiniz,” dedim gözlerimi kısarak. “Başka bir emrin var mıydı Ernam?”

“Hayır, yok.”

“İyi.” Sarayın on adım ilerisinde bulunan köprüye doğru yürüyordum. Aklım ardımda kalmıştı ama Desina için çıktığım bu zorlu yolculuğun nasıl sonuçlanacağını bilememek daha da endişe vericiydi çünkü yürüyebilmesi bu göreve bağlıydı.

Atımın yularını bana doğru uzatan muhafız, “Buyurun efendim,” dedi. Karın hizasından sarkan altı düz, demir halka şeklindeki üzengiye ayağımı yerleştirip atın üzerine bindim. Benimle uzun bir yolculuk yapacak olan atım, Desina’nın verdiği attı. Bu yüzden benim için anlamı büyüktü. Kuşandığı savaş zırhını okşayınca gözlerime eski anılar yerleşti ve tabii anılarımdan rahatsız olan karanlık ses hepsinin önüne geçti.

-Saçma bir çabanın ardından gitmek aptalların işidir. Sen gerçekten aptal bir veliahtsın Ares.

“Bu sizin boş çabalarınız için de geçerlidir sanırım,” dedim umursamaz hâlde. “Aptalların işidir demiştin ya hani.”

Elimi havaya kaldırıp orduya harekete geçme vaktinin geldiğini bildirdiğimde atlarımız uzun yolculuğa olan ilk adımlarını güneşin henüz doğmamasına rağmen atmıştı. Kalabalık ordunun arasında ilerlemek, kanımdan bana kalan cesareti dışarıya yansıtmak için sabırsızca bekliyordu. Bana gerçek kimliğimi hissettiriyordu sürekli. Bileklerime desteklenen eşsiz bir güçtü. Su Elislerine ait okçular, muhafızlar ve emirlerimi dinlemekte mecbur kalan Asa dahi benimle gelmek zorundaydı. Yeni tanıştığım Roya da bizimle geliyordu çünkü onun hislerine de ihtiyacım vardı. O eşsizdi.

-Hisler... Karanlığın zaten bir parçasıdır. Bunu zaten taşıdığını ne zaman öğreneceksin?

“Peki... Bunu zaten öğrendiğimi sen ne zaman öğreneceksin? Akıllı olduğunu düşünüyordum,” dedim mırıldanarak.

Karanlık ruhum zaten hislerimle hareket ettiğimi ve bunun gücünü fark ettiğimi anlamıştı, sadece o benim öfkeme yenik düşmemi ve gerçekleri açık etmemi arzu ediyordu. Aslında taşıdığım ruh fazla zekiydi ama bir konu da eksik kalıyordu.

Beni aptal sanıyordu...

.

.

.

.

Bölüm sonu

1 yorum