
...
“Cevap vermeyecek misin?” diye sordu. “Sana karşı olan duygularımı söylememde ne sakınca olabilir ki? Tekrar söylememi istiyor-”
“Sen ne dediğinin farkında mısın? Şu an bunları konuşmanın ne yeri ne de zamanı!” dedim öfkeyle.
“Bence tam zamanıydı. Seni birine kaptırma gibi bir niyetim asla yok,” dedi ve adımlarını yanıma yaklaştırdı iyice. Gözlerimiz yansımamızın birer parçası kaldı ama kalbim endişemin esiriydi. Sıkışmıştı, duygularımın dağınıklığında kaybolmuştu.
“Şu söylediklerin çok anlamsız. Hemen kendine gelmelisin.”
“Seni gördüğüm günden beri, hiç olmadığım kadar iyiyim ben Ares. Kendimi gözlerinde özgür hissediyorum. O kadar güzeller ki... Keskin yüz hatların, öfkelenince kaşlarının arasında oluşan ince çizgin, gülümseyince kalbime huzur işleyen yakıcı dudakların, en önemlisi de-”
“Yeter...” diye uzatıp durmasını sağladım. “Senin Bay Janıs’ın ulaklığını neden kabul ettiğini anlayabiliyorum. Senin derdin ileteceğin kutudan ziyade, benim. Bunu ilk köprüde yanımıza geldiğinde hissetmiştim. Ama üzgünüm...”
“Kalbinde başka birine yer verdiğini hissetmiştim.” Evet diyemeden, “Ama o başka biri kesinlikle umurumda değil,” dedi kendinden emin tavırla. “Kartları sonuna kadar açık oynuyorum. İyi olan kazansın.”
“Saçmalıyorsun.”
“Hayır,” dedi kafasını sallayarak. “Senin için her şeyi yaparım.” Gözleri, yüzümün her noktasında gezince dudaklarımda durmayı arzuladı. “Hem de her şeyi.”
Tüm sorunlarımın arasında bir bu eksikti.
Arkasına döndüğü an atına doğru yürüyordu. Olduğum yerde neye uğradığımın bilincine varamadığım için bir süre kendime gelemedim. Ernam kolumu tutup kendine çekiştirdi. Anlamsız bakışlarımı ona çevirdiğimde hayretle bakıyordu. “Kendine gel. Ne dediğini önemseme, sadece geçici aşka kapılmış olabilir. Bence ne dediğini bilmiyor.” Göz bebeklerim irislerimi ele geçirdi. Ernam şaşkınlıkla geri adım attı. “Ares... Şu an sırası değil, sakin olmalısın.”
“Olamıyorum, olamıyorum! Bu içimde olan karanlık ruh bedenime işkence ediyor. Bunun üstüne Rina ile uğraşmak zorunda kalacağım için öfkeme sahip çıkamıyorum!”
“Şey...” dedi zor yutkunarak.
“Ne?”
“Rina’yı hemen kestirip atmasan mı? Yani... Belki hayatının doğru kararı Desina değildir? Ya sana iyi gelecek kişi Rina ise?”
Adımlarımı sakince yanına atınca endişeyle birkaç adım geri gitti. “Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Roya’nın söylediği gibi soytarılara benziyorsun.”
“Yapma ama Ares,” dedi düşünmemi ister gibi. “Desina artık mühürlü, yani o artık bir adamın izdivacını kabul etmiş durumda. Bu mühür onların ilk adımı gibi.”
“Şu an burayı aleve vermemek için kendimi zor tutuyorum. Son söylediklerini duymamış sayıyorum. Sürekli mühürden bahsetmen Desina’dan vazgeçeceğim anlamına gelmiyor, anladın mı beni?” dedim parmaklarımı avuçlarımın arasında sıkarak.
“Tamam... Başta ben de Desina ile geleceğinizin olabileceğini düşünüyordum. Ben sadece Rina’ya bir şans vermeni ve boş hayaller sonucunda üzülmeni istemediğim için söylemek istemiştim. Kaderin dahi olabilir, kim bilir? Ama hâlâ istemiyorsan onu göndermek için her şeyi yapacağım. Sen şimdi karanlık ruhunu anlamamaları için sakin kalmaya çalış.”
“Onu göndermene ihtiyacım olacak,” dedim söylediklerini duymazlıktan gelerek. “Şu kutuyu teslim ettiğimizde ondan kurtulmanın bir yolunu buluyoruz. Bay Tresya, Desina’yı bulmam için yardım ederse, işim daha da kolaylaşacaktır. Umarım gördüğüm düş gerçek değildir.”
“Ne görmüştün?”
“Desina’yı boğuyorlardı. Onu kaybettiğimi görmüştüm.”
Bizi şaşkınlıkla dinleyen Leda yanımıza yaklaştı. “Sakın kötü düşünme. Güçlü dur ve sakın o gördüğün düş için fevri davranışlar yapma. Ben Desina’yı bulacağımızdan eminim.”
“Ben de eminim,” diye ekledi Ernam. “Efrasto Krallığı seni endişeye sokmak istemiş olabilir. Seni korkutarak panikletmek işlerine geliyor. Bu bize baştan kaybettirir. Onlara istediklerini vermeyeceğiz, tamam mı?”
“Umarım,” dedim sakinlikle. Göz bebeklerim eski hâline gelince Roya’ya baktım. “Seninle atıma geçelim. Bana eşlik etmeni istiyorum, istersen tabii.”
Kafasını hafifçe sallayıp yolumuza devam etmek üzere atlara bindik ve gün doğumuyla yollara düştük. Üzerinde ilerlediğimiz toprağa sağlam basmak zorundaydım çünkü Ernam haklı olabilirdi, telaşa kapılmamı istemeleri tuzaklara yakalanmamı sağlayacaktı. Amaçları ise hedefime biraz daha uzak kalmamdı. Peki ya... Desina konusunda haklı mıydı? Ölümsüz düşten sonra söyledikleri kalbimin derinlerinde yer edinmişti, çaresiz kaldığımı sorguluyordum kendimce. Evet, çaresiz gibi görünüyordum ama Desina olmazsa Rina olacak anlamını taşımıyordu bu. Aşk bu kadar basit bir şey miydi?
Rina... Başıma bela olacağını hissedebiliyorum. Ama bu aşk anlamında mı, bilmiyorum.
Atlarımızın hızından dolayı yolu epeyce yarılamayı başardığımızda, aklım yeniden gördüğüm ölümsüz düşte takılı kalmıştı. Korkuya kapılmamak için çabalıyordum ve bunu gerçekleştirmek için endişelerime baskı uyguluyordum.
Ama olmuyordu.
“Biraz sakin olmalısınız,” diye Roya’nın ensemden fısıltısını işittim. “Kalp ritimlerinizi hissetmemden dolayı çevremde tehditlerin olduğunu sanıyorum. Biz koruyucuların hassas durumlarından biridir.”
“Bilmiyordum.” Yularlarımızı kendimize doğru çekiştirip gördüğümüz akarsuda soluklanmayı düşündük. Elimi Roya’ya doğru uzatıp attan inmesini sağladım. “Yol boyunca sana bunu yaşattığım için üzgünüm.”
Başını hafifçe eğdi. “Emirlerini aldığım birinden özür beklemiyorum. Ben sadece sağlığınızı düşünmüştüm ve yaklaşan tehditleri hissedemezsem sizi asla koruyamam.”
“Anladım,” dedim ve adımlarımızı akarsuya doğru hızlandırdık. Suya dokunmaya tereddüt ettim ama yüzümü yıkamak istiyordum. Verdiği acıya rağmen yüzüme soğuk su vurdum. Her bir damlası yanaklarımdan çeneme doğru yol aldı. Gözlerim Ernam ve Leda’ya kayınca suyun serinliğini yaşadıklarını fark ettim ama Rina’nın suya hiç dokunmadığını gördüm. Dalgın şekilde gözlerini sudan ayırmıyordu. Davranışları dışında, düşüncelerinden de korkmaya başlamıştım. Sürekli Ernam’ın söyledikleri zihnimde yankılanıyordu. Özellikle de kaderin olabilir demesi.
Beni duymuş gibi gözlerini aniden yüzüme doğru çevirdi. Adımlarını yanıma atınca gerginleştim. Görmezlikten gelip akarsudan uzaklaştığım gibi atıma doğru yürümeyi tercih ettim ama hâlâ peşimden geliyordu. Atıma yaklaştığımda karşıma geçerek durmamı sağladı. Gözlerine bakmamak için çabalıyordum.
“Neden bu kadar acımasızsın?” diye sorduğunda şaşkınlıkla kaçmak istediğim gözlerine baktım. “Tamam, başkasında olan bir kalbe sahipsin ama bana biraz daha nazik davranabilirdin. Ben sende karşılığı olmayan duygularımın acısını yaşıyorum. Bunun nasıl bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin. Üstelik kalbinin başkasında olduğunu bilerek bu aşka atıldığım için çok çaresizim.”
“Ne yapmamı bekliyorsun? Sana nazik davranmaya çalışıyorum ama üzerime geliyorsun. Duygularıma yön vermeye çalışıyorsun.”
“Yön vermeye çalışmıyorum. Sadece davranışlarımı kontrol edemiyorum. Ellerimden kayıp gideceğini bildiğim için saçmalıyorum,” dedi endişeyle.
Leda hızlıca yanımıza yaklaştı. “Yeter artık Rina! Ares’i zor durumda bırakmaktan vazgeçmelisin!”
“Ben sadece ona âşık oldum,” dedi hüzünle. “Tamam, ani davranışlarım saçmalıktı. Bunu kabul ediyorum ama ona olan duygularım asla değişmeyecek.”
“Senin için çok üzgünüm ama duyguların Ares için geçersiz, neden bunu anlamak istemiyorsun? Bu durumda ne yapabilir?”
“Haklısın. Bir şey yapamaz.”
-Karanlığın evresinde olmayan ve yasak kalp taşıyan Efrasto Krallığı’nın şanı için en güzel kararlardan biriydi.
Duyduğum sesten sonra gözlerimi sımsıkı yumdum. Öfkeyle parmaklarımı avuçlarımın arasına alıp sıkıyordum.
-Karanlık için savaşmak ve kan dökmek önemlidir. Bu saçma duygular sadece sizin gibi zavallı ırklar için geçerlidir.
“Zavallısın ve başıma iş açmaktan vazgeçmiyorsun!” diye öfkeyle söylendim. Duyduklarını fark edince Rina ile göz göze geldim. Maalesef ona söylediğimi sanmıştı ve yüzünde oluşan hayal kırıklığını görünce ne yapacağımı bilemedim.
“Böyle düşündüğünü bilmiyordum,” dedi donuk bir ifadeyle. “Evet, zavallı gibi görünüyorum. Ama bunu senden duymak beni çok kırdı. Aşk böyle bir şeymiş demek ki... Kalbini acıtabiliyormuş.”
Kahretsin...
Yanına yaklaşıp omuzlarını avuçlarımın arasına aldım. Gözlerine çaresizce bakıyordum. “Bunları sana söylememiştim, beni yanlış anladın. Bizim aramızda bir şey olmasa bile, sana her zaman iyi davranacağımı bilmeni istiyorum. Seni kıracak bir şey yapmam ama, lütfen sen de üzerime gelme olur mu? Senin iyi biri olduğunu biliyorum.”
“Peki. En azından benden bu kadar nefret etmediğine sevindim,” dedi buruk bir gülümsemeyle. “Beni en çok sen yıkabilirsin, kalbimi parçalayabilirsin. Sanırım buna dayanmak çok zormuş.”
“Bunlar için çok üzgünüm ve ayrıca kesinlikle senden nefret etmiyorum. Hem nefret edilecek bir şey olmadı aramızda. Ben olanları unuttum.” Yanağına dokunmak istedim ama başaramadım. Çünkü Desina’ya ihanet edecekmişim gibi hissediyordum. “Aramızdaki buzları eritmek için ilk adımı atmanı istiyorum. Artık gülümser misin?”
“Tamam,” dedi gülerek. “Biraz olsun rahatladım, sayende.”
“Güzel. Artık buradan gidelim, olur mu?”
“Olur,” deyince göz bebeklerine odaklandım. Cesaretli ve fazla karanlıktı. “Bir şey mi oldu?”
Kafamı silkeledim. “Hayır, sadece göz bebeklerini fazla koyu gibi hissettim. Ya da bana öyle geldi.”
“Aslında evet,” dediğinde gülümsemesini durduramadı. “Bunu fark eden hayatımdaki ikinci erkeksin.”
“Nasıl yani?”
“Babam,” dedi zorlanarak. “Gözlerimi fark eden sadece onun olduğunu düşünürdüm. Anlamı savaşçı ve cesaretli oluşumdanmış. Ama ne kadar doğru... Bilmiyorum.”
“Sevdim, anlamı güzelmiş. Büyücülere has olabilir mi bu özelliğin?”
“Olabilir,” dedi ve aniden ellerimi tuttu. “Umarım senin yokluğuna alışmak zorunda kalmam.”
Ellerimi yavaşça geri çektim. “Şimdi geç kalmayalım olur mu? Daha ulaklık vazifeni gerçekleştireceksin. Yoksa, Bay Janıs bir daha sana bu görevi vermez.”
“Doğru.” Roya, benim yüzümden hassasiyet yaşadığı için Rina’nın atına binmesini istedim. Bu şekilde koruyucu olarak en yakındaki tehditlerden haberdar olmamızı sağlayacaktı. “Yanına gelmemde bir sakınca yoktur umarım?” diye Rina sorunca kafamı olumsuz anlamda salladım. Ayağını üzengiye atıp bedenini atın üzerine yerleştirdi. Ellerini belime dolayınca kalbime doğru uyarılarda bulundu. Yasaklı alana izinsiz girmeye çalışıyordu, hassas noktamı bulmayı hayal ediyordu.
Zaten aşk da böyle değil miydi? İzin almadan giren bir çift gözün penceresinden hayata bakmıyor muyduk? Gözlerim, onun gözleri olunca yasaklı alana izinsiz giren Desina çoktan kalbime ulaşmıştı. Kalbime hükmedip zihnimi ele geçirmesi, bize sunulan meyvelerden sadece biriydi.
...
Atlarımızın altından kayıp giden yolu, epey geride bırakalı uzun bir zaman geçmişti. Belime iyice sarılan Rina, kafasını sırtıma yaslayarak yolculuk ediyordu. Atların yorgunluğuna eşlik eden zihinlerimizin bulanıklığını göz ardı edemedik bir süre. Çok yorulmuştuk. Atlarımız yürür vaziyetine geçince karşıda görünen beyaz, sivri çatılardan gözlerimi ayıramamıştım. Su Elisleri ile gölün altında tanıştığım zamanı hatırladım. Şimdi sarayın gölün üzerinde olduğunu görmem şaşkınlığımı arttırmıştı. Buzdan pencerelerine işlenmiş elmas taneleri, dört tarafında bulunan uzun kubbeleri ve üzerine konan sivri beyaz çatıları, duvarlarda insan figürlü kabartma sanatları dikkatleri üzerine topluyordu.
“Buraya önceden gelmiştim,” dedim aniden. “Ama gölün altında bu şekilde göründüğünü anlayamamışım.”
“Uzun süredir lanetin esiriydi. Su Elisleri senin sayende özüne kavuştu Ares,” dedi Ernam. “Yostor Periler Şatosu sana direnemedi.”
Gülümsedim. “Böyle bir sonuca varmış olmam beni mutlu ediyor.”
“Su Elislerini ilk defa göreceğim,” dedi Rina. “Nasıl görünüyorlar, çok merak ediyorum.”
Gülümsedim. “Çok sevimli görünmüyorlar.” Ardıma bakınca tedirginliğini fark ettim. “Korkma sadece onları merak etmeye gerek yok ondan söylemiştim.”
“Sevimliliklerini kaybetmelerinin sebebi kibirleri mi?”
“Bu konuda haklı olabilirsin çünkü aralarında kibirli olanları da var. Maalesef...”
“Bize yaklaşanlar var,” diye Roya aniden duraksadı. Çevreme baktım ama görünürde kimseyi göremedim. Hislerine güvenerek atlardan hızlıca inip elimize kılıçlarımızı aldık. “Yaklaşıyorlar.”
“Tam olarak hangi taraftan geliyorlar?” diye sordum.
“Su,” dediği an gölden karaya çıkan Su Elislerini fark ettik. Tekrar siyah saçlarında bulunan akik taşları, uzun ve yere değen beyaz elbiseleri ile bize doğru yaklaşıyorlardı. Beyaz kirpiklerine gölge olan oval şeklindeki göz bebekleri artık normale dönmüştü. Yılanların lanetini üzerinden atan Su Elislerinin veliahttı Zuri, tam karşımda duraksadı.
“Seni tekrar burada görmeyi beklemiyordum. Son olanlardan sonra cesaretin yerinde olmalı,” dedi alaycı bir dille.
Gülümsedim. “Aksine. Benim cesaretim hiç kaybolmamıştı.” Birkaç adım daha yaklaşıp göz teması kurdum. “Çekingen gözlerin hâlâ yerinde sayıklıyor. Dilin farklı, gözlerin farklı konuşuyor Zuri.”
“Yanındakiler kim?” diye sordu. Öfkeden çenesi gerilince konuyu değiştirmek istemişti. “Su Elislerine yabancıları almıyoruz. Bunu bir kez yapmıştık zaten. Sonuçları hoş değildi.”
“O yabancı ben oluyorum sanırım.” Alaycı konuşmalarım karşısında sakin kalmaya çalışıyordu. “Leda ve Ernam benimle, kardeşim sayılırlar.” Gözlerim Roya ve Rina’ya kaydı. “Roya, yolda karşılaştığımız kıdemli bir koruyucudur. Rina, Büyücüler Tapınağı Baş Eğitmeni Bay Janıs adına size gönderilen bir ulaktır. Bay Tresya’ya bir kutu iletmesi gerekiyormuş.”
Adımlarını yanlarına hızlandırdı. “Kollarınızı açmalısınız.” Kontrol amaçlı kollarına bakmak istiyordu. Bu yüzden Ernam ve Leda hiç düşünmeden kollarını araladıklarında Zuri bir şey bulamadı. Buna Roya ve Rina da uyum sağladı. Herhangi bir tehlikeyle karşılaşmayınca tekrar yanıma geldi. “Tamam, artık Su Elislerine giriş sağlayabilirsiniz. Ama gözüm üzerinizde olacak. Özellikle senin Ares. Sonuçta sende hangi tehlikenin gezdiğini biliyoruz. Seni en başından beri itici buluyorum.”
“Halbuki kadınlar beni çok severler. Böyle düşünmene çok üzüldüm,” dedim göz kırparak. Suyun altından yüzeye çıkan taştan köprü bize eşlik etmek üzere ayaklarımıza doğru serildi. Biz karşıya geçmek için köprüyü kullanırken Zuri hariç, Su Elisleri göle daldıkları gibi gözden kayboldular. Ernam, Leda, Roya ve Rina önümde, Zuri ise sağımdan yürüyordu.
“Kadınları etkiliyor olabilirsin, ama beni etkileyemezsin Ares. Son görüşmemizden bu yana, bana gizemli sözler ediyorsun. Sarayda bir şeyler mi hissetmiştin?”
Göz ucuyla baktım. “Normal bir şekilde iletişim kurabildiğimize sevindim. Bu benden hoşlanmaya başladığın anlamına geliyor olabilir mi?”
“Ciddi bir soru soruyorum ama sen işin dalgasındasın.”
Tekrar karşıya baktım. “Evlilik düşündüğün kişiye dikkat etmelisin. Babana karşı olan bakışları pek hoşuma gitmedi.”
“Ne? Nasıl yani?”
“Bence anladın. Sadece bu konuyu Bay Tresya’ya duyurmanı istiyorum. En azından bir adım geride durur,” dedim ve adımlarımı ileriye doğru hızlandırdım. Taştan köprüyü tamamlayınca uzun bir koridorun bizi karşıladığı, altın kabartmalı kapıdan giriş sağladık. Ayaklarımızın bastığı zeminin beyazlığında kendi yansımamı görmem mümkündü ve tavanlardan sarkan avizelerdeki kandiller ortamı aydınlatıyordu usulca. Tabii ki beni görene kadardı bu. İnce, uzun koridorun iki tarafında bulunan buzlu camlara gözlerim kayınca olduğum yerde sendeledim. Herkes ileriye doğru gitmeye devam ederken yansımamı gördüğüm cama yaklaştım. Başında bulunan pelerine, bulutu anımsatan siyah ama sisli tene ve görünmeyecek kadar küçük olan sarı gözlere sahip olan yansımamdı. Artık karanlık ruhum bana görünüyordu.
-Onların gözleri görmez, kulakları da işitmez. Sezgileri ile hareket ederler.
Omuzuma dokunan Ernam, “Neden gelmiyorsun?” diye sordu. Gözlerim ayıramadığım camdayken bir şeyler olduğunu sezmişti. Yansımamı görünce endişeyle geri adım attı. “Bu olamaz. Onun göründüğüne inanamıyorum.”
“Karanlık ruhum neden göründü? Bunun anlamı sona yaklaşıyor olmam mı?” dedim gözlerimi yansımamdan ayırmadan.
“Ne- Ne diyeceğimi şaşırdım. Ben bunu yaşayacağımızı beklemiyordum.”
“Yani? Nedenini artık söyleyecek misin?” dedim Ernam’a bakarak.
“Son demeyelim de hedeflerine bir adım daha yaklaştılar desek daha doğru olur Ares.”
Kolumda hissettiğim acı yüzünden nişanemi görmek için gömleğimi yukarıya sıyırdım. Kanlı kılıç nişanesinin yanında bulunan harfler bileğime doğru sıralanmıştı.
Ölümsüz düş
Harflerin üzerinden sızan kan gibi gözlerimde hissettiğim buğulu cam da harekete geçti. Kalbime olan uyarıları yoğundu ve sona yaklaştığımı duyurmaya çalışıyordu. Bu son Desina’yı gördüğüm rüyanın gerçekleştiğini söylemişti. Karanlık tarafın kazandığını ve benden en değerli hazineyi çaldığını kanıtlamıştı.
“Desina öldü Ernam,” dedim çaresizce. “Kalbimin son ritmi gibi hayata veda etti. Bana veda etti.”
“Ne? Belki-”
“Hayır!” dedim öfkeyle. “Sakın bana boş yere teselli vermeye kalkışma! Gördüğüm düş karşımda gerçekleşirken bana teselli vermeye sakın kalkışma!”
“Gözlerinde gördüğüm siyahlığı ben sakinleştiremem Ares. Bu senin elinde.”
Öfkeyle koridoru görmezlikten gelerek ilerliyordum. Ernam endişeyle peşimdeydi ve hangi yöne doğru gitmemin gerektiğini söylüyordu. Önceden geldiğim salona geçtik. On sekiz kişilik masanın başında bekleyenleri görmeden ilk bulduğum baştaki masaya hızlıca oturdum. Herkes şaşkınlıkla gözlerini üzerimde gezdiriyordu çünkü göz bebeklerim tüm irislerimi kuşatmıştı. Rina ve Roya fark etmeden sakinleşmek için gözlerimi yumdum. Bay Tresya, “Sizler de oturabilirsiniz,” diye ekledi. Ernam ve Leda yan yana otururken, Rina yakınıma oturmayı tercih etti. Roya ise baş ucumda, ayakta bekliyordu.
Kahretsin. Ben buraya ne için gelmiştim? Öfkeden hiçbir şey hatırlamıyorum... Desina’yı kaybetmişken nefes almamın ne önemi kaldı...
.
.
.
.
