İçeriğe geç

BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ

Bölüm 21 · 15 dk okuma

BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ

Bölüm 21

6. Kısım

...

Büyücüler Tapınağı’nda mecburen gördüğümüz ilk eğitim sonucu Bay Janıs’ın yönlendirdiği tapınağa ait avluya geçiş sağladık. Burada toplanan birinci derecede büyücülerle ne yapacağımızı kavrayamadım. Avlunun çevresi uzun taş duvarlarla çevriliydi, avluda duvarlara sabitlenmiş yatay gölgelikler de vardı. Bir kısmımızı güneşten koruyordu ve gölgelikler dışında kalan orta kısımda süs amacıyla yapılmış geniş su havuzu da bulunuyordu. Havuz iki katlıydı, üst kısmı altına göre dardı. Dar kısımda kanatlı bebek figürünün ağzından dökülen su, tekrar havuza ulaşıyordu. Güneşin altında parlayan bebek şeklindeki figür beni geçmişe doğru itmek istemişti ama karanlık ruh kulaklarıma uğrayıp buna engel olmuştu.

-Sudan nefret ediyorum!

“Sayende ben de nefret ediyorum ama sana benzemeye asla niyetim yok. Bana alışmalısın,” diye karşılık verince Leda ve Ernam aynı anda gözlerini bana çevirdiler. “Kahretsin, bu şebboylardan daha beter. Hamamda yıkanırken bu hissi tatmıştım.”

Ernam kolumu tuttu. “Bunu yapmak zorunda değilsin. Bir şekilde buradan çıkmak zorundayız.”

“Bize ne yaptıracaklar ki?” diye telaşla soran Leda’nın benim için endişelenen gözleri ile karşılaştım. “Umarım kötü bir şey değildir.”

“Sanırım ikinci eğitimimiz su olacak. Yani Efrasto ırkının son nefesini verdikleri ölümcül zaafları,” dedim sıkıntıyla. “Bu benim içinde geçerli.”

“Kahretsin. Her canını yaktıklarında sanki aynısını hissediyorum Ares. Hatırlayamadığım hatıralarımın bedenimi rahatsız edişini hissediyorum. Sanki çok işkence çekmiş gibi oluyorum.”

“Bir gün her şeyi hatırlayacaksın Leda. Hem ben senin abin sayılırım. Bu yüzden hislerimiz çok yakın,” dediğimde kafasını omuzuma yasladı ve ellerini koluma geçirip sımsıkı tuttu.

Bay Janıs ve Bayan Norya eşliğinde gerçekleşecek olan ikinci eğitim başlamak üzereydi. Süs olarak yapıldığını sandığım su havuzunun yanına yaklaştıklarında tüm büyücüler dört gözle verilecek eğitimi bekliyorlardı. Norya elinde tuttuğu kâğıda bakıp tekrar kontrol amaçlı isimlerimizi teker teker sorguluyordu. En son bize gelince, “Sorya, Adna ve Herin,” dedi. Kalabalığın arasındaki ön safhada bizi görünce tekrar geri kalan öğrencilerin isimlerini duyurmaya devam etmek için kâğıda baktı.

-Neden bunu kendine yapıyorsun? Sana bahşedilen karanlık tarafa teslim olmak varken, neden bu eziyetlere katlanıyorsun?

“Çünkü ben bu hayatı seviyorum. Belki de bundandır. Seni ilk defa duymuyorum ve ilk defa eziyet görmedim. Sen hep vardın ve ben sadece köleydim.”

“Ve o bir gün yok olacak. Biz kazanacağız,” diye cümlelerimi tamamlayan Ernam ile göz göze geldik. Duyduğum seslerin bunaltıcı ve çekilmez bir boyuta geldiğini tahmin edebiliyordu. Gözlerinde bunu okumuştum. Biraz pişmanlık, biraz da hırs. Karanlığın esaretinden kurtulmam Ernam’ın da tek arzusu olmuştu.

Norya, “Su Elislerinin lanetten kurtulduklarını öğrendik. Bunu kimin gerçekleştirdiğini duyunca çok şaşıracaksınız,” dediğinde Ernam ve Leda ile tekrar göz göze geldim. “Astantra Krallığı’nın son veliahttı olan, Kral Hetar Eslorad'ın oğlu Ares Eslorad bu lanetin kalkmasını sağlamış. Ona minnet borcumuz var ve bu özel günün şerefine yarın büyük bir kutlama vereceğiz.” Avluda birbirine karışan fısıltıların sebebi bendim. Astantra Krallığı’na ait veliahttın kalmadığını düşünüyorlardı ve habere oldukça şaşırmışlardı. Yüzyıllardır Gornasno Cadılarıyla savaşta olan büyücülerin tekrar Astantra Krallığı ile dostluklarının oluşma umudu yüzlerini gülümsetmişti. Bu mutluluğun nedeni olmaktan gurur duydum ama hayatıma el atmış karanlık ruhun tehditlerinden dolayı mutluluğumun kısa süreceğini biliyordum.

Çünkü yeniden savaş açmıştı. Beni sonsuzluk uykusuna yatırmak için çabalıyordu kalbimdeki ölüm büyüsü ile. Geriye kalan beş zinciri çözemezsem hedeflerine ulaşmaları yakındı.

“Bu çok güzel bir haber Bayan Norya,” dedi Bay Janıs. “Kutlamalara yaraşır bir şölen olmalı. Yıllardır Kral Hetar’ın yokluğu üzerimize hüzün bırakırken oğlunun yaşadığını duymak çok sevindirici bir haber. Tüm karanlık tarafın tehditlerine kafa kaldırmamızın vakti geldi.”

“Kesinlikle öyle bayım.”

Bay Janıs birkaç adım öne çıkıp Bayan Norya’yı geride bıraktı. “Şimdi su havuzundan bahsetmemizin vakti geldi. Bu havuzu kolaylıkla harekete geçirebilen Su Elislerinin ne kadar da yetenekli olduklarını biliyoruz. Yani Su Elisleri gibi suya hükmetmek için çaba gösterdiğimiz ve ona yön vererek gücü hissedebilmek adına başlattığımız bir eğitim olacak.” Gözlerini bize çevirince zor yutkundum. “Bence buna Büyücüler Tapınağı’na geç gelmiş öğrencilerimiz ile başlamalıyız. Sonuçta bu konu hakkında hiçbir bilgileri yok.”

İyi ki geç geldik. Yoksa hâlimiz ne olurdu? Ne diyorum ben böyle! Konumuza geçelim...

Kahretsin... Ben suya hükmedemem ki... Ben ateşe hükmedebilirim.

Üçümüz su havuzunun yakınına doğru yaklaştık. Bedenimde dolanan karanlık ruh savaş açtığından beri suya karşı tedirginliğim artıyordu. Suyun berraklığı, irine boyanmış ruhumu daraltırken gözlerimi başka yöne doğru kaçırmak istedim. Leda, Bay Janıs’ın yanına yaklaşıp parmağına Su Elislerine ait olan akik taşından yapılma yüzüğü taktı. “Herin, gözlerini yum ve suyu hisset,” dedi. Leda yapmak zorunda kaldığı için gözlerini yumdu ve suyu hissetmek için tüm enerjisini su havuzuna doğru yönlendirdi. Bu enerji parmağına takılan akik taşlarıyla bağlantılıydı. “Evrenden gelen özel güçler vardır. Bunlardan en önemlisi gezegenlerden ve yıldızlardan aldığımız enerjilerdir. Mesela Sirius yıldızından gelen enerji Su Elislerini temsil eder. Bu yüzden nişaneleri yıldızdır. Büyücüler olarak Efrasto ırkından korunmak için bunu öğrenmeye mecburuz. Bay Tresya’nın da dediği gibi: Ya çaba sarf etmeden düşmanın elinde ölürsen? O zaman yenilginin en ağırını tatmış olursun. Öğrenmeden yola çıkmamalısın. Öğrendiğin zaman yollar zaten kendiliğinden sana çıkar ve kolaylaşır.”

“Ve öğrendiğin zaman yollarına dikenler de eklenirse, o zaman savaşmanın keyfini almaya başlarsın,” dedim kendi kendime.

-Savaşmak karanlığın evresinde daima vardır. Aydınlığa karşı savaş, aydınlığa karşı kan dök!

Bıkkınlıkla nefes verdim. “Sen susmaz mısın?”

Önümüzde duran su havuzu dalgalanınca Leda’nın başardığını görmüş olduk. İlk aşamaya göre çabası oldukça etkileyiciydi. Başarısını görünce onunla gurur duydum. Aklıma onun Su Elislerine ait olabileceği gelince gözlerim irice açıldı.

Leda, Su Elislerine ait bir veliaht olabilir mi?

“Tebrikler Herin,” dedi Bay Janıs. “Sana verdiğim yüzükle bir bağ kurdun. O artık senindir. Akik taşından yapılma yüzük Sirius yıldızından aldığı düşük etkileşimlere sahiptir. Bu kişinin çabasına bağlı olarak etkileşimi yüksek potansiyel gösterebilir.”

“Teşekkür ederim Bay Janıs,” dedi gülümseyerek.

“Eşitiz,” diye imada bulundu Ernam.

Çatık kaşla, “Bu da ne demek oluyor?” diye sordu.

“Tam not aldığım ölümsüz ânı unuttuğunu sanmıyorum. Bayağı etkilenmiştin benden. Şimdi sen başarıya ulaşınca mücadelemiz bire bir oldu. Yani eşitlendik.”

“Saçmalama abi,” dediğinde kolunu sıktı. Ernam acıyla kolunu tutup yüzünü buruşturdu. “Hem... Benimle baş edemezsin. Sen âşık olduğun kız sayesinde tam not almıştın.”

“Yok kız falan unut şunu. Hem elin de çok ağırmış. Ne kullanıyorsun sen?”

“Beni hafife almamanı tavsiye ediyorum.”

Bay Janıs benimle göz teması kurunca sıranın bana geldiğini anladım. Elimi uzatmamı ima etti ve parmağıma kahverengi akik taşından yapılma yüzüğü geçirdi. Yüzüğün birçok çukurlara ve oyuklara sahip olduğunu fark ettim. Doğadan gelen bir taştı. Özellikle Su Elislerinin saçlarında görmüştüm bunlardan.

“Efendim,” diye yanımıza yaklaşan Pun, kendinden emin bir şekilde gülümsüyordu.

“Şimdi sırası değil Pun,” dedi Bay Janıs.

“Sadece aklıma takılan bir konuyu açıklamak istiyorum,” dediğinde telaşla birbirimize baktık. “Aklıma Efrasto Krallığı’nın Lideri Mersah takıldı. Diyorum ki, sizce de Herin Mersah’a çok benzemiyor mu? Yoksa ben mi karıştırdım?” Gözlerimi Leda’ya çevirince göz göze geldik. Endişeye kapıldığını hissettim ve Bay Janıs’ın Mersah’ı hiçbir zaman görmemiş olmasını diledim. “Bay Janıs? Mersah karşınızda duruyor.”

“Ben Mersah ile hiç karşılaşmadım Pun. Üstelik Efrasto ırkı bedenlere musallat olan karanlık ruhlardır. Belki uğradığı birine benzetmiş olabilirsin.”

“Ben böyle düşünmüyorum,” dediğinde parmaklarımı avucumun arasına alıp sertçe sıkıyordum. Öfkelenmem gülümsetmişti onu. “Adna’nın biricik kız kardeşi yüzünden yemekte mum talazlanmıştı. Bana inanmamıştınız ama, Herin kesinlikle bizi kandıran bir Efrasto.”

“Yeter artık,” dedim ve birkaç adım Pun’a yaklaştım. “Kes artık sesini!”

“Neden bu kadar sinirleniyorsun? Yoksa küçük sırrınıza burnumu mu soktum?”

Gözlerimi öfkeden yumdum. Avuçlarımda can çekişen parmaklarımı hissedince Bay Janıs’ın taktığı yüzükten gelen etkileşimin su havuzunun çevresinde büyük alevlerin çıkardığını fark ettik. Ne olduğunu anlamayan büyücüler telaşla geri adım attılar. Ateşin öfkem ile kaynaştığını ve öfkemden beslendiğini gördüğümde ne yapacağımı bilemedim. Yukarıya doğru yükselmeye devam eden alevler herkesi paniğe itmişti. “Neler oluyor böyle? Herkes tapınağa girsin!" diyen Bay Janıs güvenli bölgeye gitmeleri için uyarmaya çalışıyordu. Avludan kaçmaya çalışan Pun’un kolunu sertçe kavrayıp kendime doğru yaklaştırdım.

“Göz... Gözlerin,” diye zorlukla konuşuyordu, korkudan devamını getiremedi.

Gözlerimi tekrar yumdum ve yavaşça araladım. Karanlık, irislerimi terk edince kulağına yakınlaştım. “Bana bulaşmadan önce bir kez daha düşünmeni tavsiye ederim. Sana son uyarım. Bana yaptıklarının karşılığını geç olmadan ödeyeceksin, özellikle de sevimli ailenle oynadığınız oyunlarınızı.” Kulağından uzaklaşıp gözleri ile temasta bulununca kolunu sertçe geri bıraktım. Arkasına bakmadan koşarak tapınağa giriş sağladı. Su havuzunun çevresinde oluşan yangın sonucu avluyu terk eden büyücüler ve eğitimciler çoktan gitmişlerdi. Sadece üçümüz avluda kalmıştık.

“Ne yaptın sen...” dedi Ernam. “Şimdi hemen Bay Janıs’a ve Bayan Norya’ya bizi şikâyet edecektir. Gözlerini gördü. Büyücüler Tapınağı’na sızmış Efrasto ırkı gibiyiz.”

“Zaten sızmadık mı Ernam?” dedi Leda. “Sahte isimlerle buraya giriş sağladık ve beni görenler Mersah diyecektir. Ayrıca Ares de karanlık ruh taşıyor.”

Gözlerimi avluda gezindiriyordum. “Buradan bir şekilde çıkmalıyız.”

“Buradan ölümüz çıkacak Ares,” dedi Ernam. “Desina olsaydı çıkmamız kolay olabilirdi.”

“Ben buradan nasıl çıkacağımızı biliyorum,” dediğimde şaşkınlıkla gözlerime baktılar. “Sadece bana güvenin.” Onları beklemeden tapınağa girmek için yürüyordum. Arkamdan geldiklerini hissedince duraksamadım. Zihnimde birkaç plan vardı ama başaracağımdan emin değildim. Çünkü Büyücüler Tapınağı’na sızmış Efrasto olarak nişanemi saklamak zorundaydım.

Nişaneyi görürlerse o zaman bitmiştim. Ares olduğumu kimseye inandıramazdım.

Uzun koridorları ardı ardına geçince Ernam ve Leda ne yapmaya çalıştığımı kavrayamadılar. Peşimden gelmeye devam ettiklerinde birinci katta bulunan odamıza giriş sağladım. Cam kenarında bulunan yatağıma oturdum ve aklımda dolanan fikirlerin olasılığını düşünmeye çalıştım. Leda ve Ernam kapıyı örttükleri gibi karşımda bulunan yatağa oturdular.

“Aklından neler geçiyor?” diye sordu Ernam. “Bak, savaşarak buradan çıkarız diye düşünceler zihninden geçiyorsa, hemen onları silmelisin. Astantra’nın dost olduğu topraklara savaş açmamız bir felaket olur. Bunu-”

“Bunu yapmayacağımı biliyor olmalıydın? Saçmalama. Babamın adını mı kirletmemi istiyorsun?”

“İyi... En azından bu düşüncene sevindim. Pun bizim için tehdit oluşturdu. Eğer onun gibi Mersah’ı görmüş biri çıkarsa Leda tehlikede demektir. Ayrıca Pun karanlık gözlerini de gördü. Artık kolundaki nişaneye bakmayı da akıl ederse, Bay Janıs’a söyleyecektir.”

Leda’nın gözleri buğulandı. “Hep benim yüzümden. Beni tanıyacağını düşünemedim.”

“Senin suçun yok,” dedim aniden. “Pun, zaten seni ilk geldiğimizde tanımıştı ve neden sakladığını, son âna kadar söylemeyi neden beklediğini zaten biliyordum.”

-Karanlık taraf, gizemin kuytusuna çekilen yarasalar gibidir. Yarasalar tüm gizemin tadını çıkarmak için planlar kurarlar. En hassas noktanı, en zor durumunu kollarlar. Ama seni korumayı da ihmâl etmezler.

Kaşlarım çatıldı. “Bu da ne demek şimdi?”

“Ne oldu Ares? Yine bir şey mi duydun?” diye sordu Leda.

“Maalesef... Ne demek istediğini anlayamadım. Her neyse... Sabah Büyücüler Tapınağı büyük bir şölen için hazırlıklara başlayacak. Buradan çıkmamız için oraya katılacağız. Şimdi dinlenelim.” Leda ve Ernam söylediklerimden hiçbir şey anlamadıkları için şaşkınlıkla birbirlerine bakınmakla yetindiler. Ben de yorgun bedenimi yatağa bırakıp gözlerimi tavana çektim. Desina için girdiğimiz tehlikeli yolu, Desina’sız sonlandıracaktık. Onu bulsaydım eğer, her zorluğa kuşkusuz atılırdım ama onu bulamadığım için zorluğa sarıldığım her nokta çekilmez boyuttaydı. Bu yüzden katlanamıyordum.

Büyücüler Tapınağı’nda Desina’yı tekrar kaybetmiştim.

İki saattir düşüncelerimi bastırmak için beyaz incilere sarılmış tokayı avuçlarımın arasında okşuyordum. Yarınki planım işe yarayacak mı diye düşünmeden edememiştim bir tülü çünkü riskli bir şeydi bu. Ama denemek zorundaydım, başka çarem yoktu. Karanlığı delen kandille birlikte uykuya dalmak için gözlerimi yumdum.

Umarım tekrar Mersah’ı görmem.

...

Şiddetli seslerin kulaklarıma dokunuşları oldu. Karanlık ruhumu rahatsız eden gün ışığından bile çekilmez hâle gelen sesler işitince gözlerimi zorlukla araladım. Üzerimde bulanan beyaz çarşafı açıp hızlıca ayaklandım. Leda ve Ernam da tedirginliğime eşlik ettiler.

“Yine neler oluyor?” diye şaşkınlıkla bekliyordu Ernam.

“Büyük ihtimâlle benim için geliyorlar.”

“Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun? Ne yapacağız şimdi?” dedi tedirginlikle.

“Sakin olmalısın.”

Kapı aralanınca içeriye Bay Janıs eşliğinde giren muhafızlara endişeyle bakıyorduk. Arkada bekleyen Pun gülümseyerek içeriye girince neden odamızı bastıklarını anlamam zor olmadı. Pun dün ona yaşattıklarımı hemen Bay Janıs’a şikâyet etmişti. Bu yüzden Bay Janıs’ın şüpheli gözlerinde bulunan derin kuyuya itilmek üzereydim. Efrasto ırkından olma ihtimâlimi duyunca o da korkmuştu. Tedirginlikle yere sağlam basamadığı ayaklarını yanıma yaklaştırıyordu. “Adna,” dedi ve zor yutkundu. “Şimdi gerçek kimliğini açıklama vaktin geldi. Büyücüler Tapınağı’na sızmış olan ruhun oyunlarını gerçekten çok merak ediyorum.”

“Bu nereden çıktı? Şu yanınızdaki küçük düzenbaza mı inanıyorsunuz Bay Janıs?”

“Sen kime küçük diyorsun!” diye diklenen Pun’u muhafızlar sakinleştirmeye çalışıyordu. “Artık kimlikleriniz ortaya çıktı! Büyücüler Tapınağı’nı korunaksız sanarak aptallık gösteren sizlersiniz!”

Gülümsedim. “Kanıtla o zaman.”

“Sen ne diyorsun Ares... Ne kanıtlaması?” dedi Ernam fısıltıyla.

Cevap vermedim ve iki adım atıp Pun’a yaklaştım. “Hadi, Efrasto ırkından olduğumu kanıtla. Yoksa tüm çabaların boşa çıkacak.”

“Kanıtım yok ama, en büyük kanıtım kolundaki nişane olacak,” diye kendinden emin bir şekilde konuştu. Nişaneyi duyan Ernam ve Leda tedirginlikle yanıma yaklaştıklarında işin sonuna geldiğimizi anlamışlardı. “Hadi! Aç şu kolunu! Efrasto ırkına ait kanlı kılıç nişanesine bir de biz bakalım.”

Ben dediğimi yaptım. Umarım beni yarı yolda bırakmazsın...

Sol kolumu yavaşça aralarken, “Bunu yapmak zorunda değilsin,” diyen Ernam engel oldu. Kolumu açmamam için çaba sarf etti. “Kimseye hesap vermek zorunda değilsin, sen-”

“Sakin ol,” dedim lafını bölerek. “Böylesi daha doğru.” Ernam birkaç adım geri çekildi. Kolumu tamamen aralayınca nişaneyi göremediler. Nişane silinmişti.

“Ama... Bu nasıl olur?” dedi Pun. “Karanlığa bulanmış gözlerini görmüştüm! Sen lanet olası ırka aittin!”

“Yeter artık Pun!” dedi Bay Janıs. “Senin yüzünden düştüğümüz şu duruma bak! Bitmek bilmeyen kuruntuların yüzünden başımıza neler açtın! Ya, senin yüzünden Adna’ya zarar verseydik?”

“Ama efendim, ben...” Sözlerini tamamlayamadı, tekrar gözlerini bana doğru çevirdi. “Su havuzunun çevresinde çıkan alevden bahset o zaman! Buna ne açıklama yapacaksın?”

Sırıttım. “Saçma.” Gözlerindeki tedirginliği hissedebiliyordum. Aslında çok korkuyordu çünkü bana yapmış olduğu maziden kalan hataları vardı. “Astantra Krallığı’na ait bir veliahttın bunu yapabilmesi normal değil mi?”

Pun, birkaç adım geri gitti. Ne duyduğunu sonradan kavrayan Bay Janıs, “Ares,” diye şaşkınlıkla ismimi sayıkladı.

“Evet, Kral Hetar’ın oğlu Ares.”

“İnanamıyorum.” Buğulu gözlerle karşıma geçti. “Neden saklandın? Neden farklı kimliklerle içeriye sızdınız?”

“Bunun için,” dedim ve su havuzunda fark etmeden Pun’un heybesinden aldığım kum saatini Bay Janıs’a uzattım. “Çünkü Pun diye tanıdığınız kişinin gerçek ismi Apran. Huna topraklarında yaşayan bir sahtekardır. Değerli kum saatinizi de çalmış.”

“Ne,” dedi Leda aniden. “Huna topraklarında karşılaştığın adam bu muydu? Bizden sakladığına inanamıyorum.” Ernam tepkisiz kaldı çünkü oynadığım oyunu idrak edemiyordu. Leda kendine gelmesi için koluna dokundu. “İyi misin Ernam? Tamam, bu kusursuz plan zekana göre fazla gelebilir ama, az da olsa kâhinliğine ihtiyacımız var. Kendine gel.”

Ernam sıkıntıyla nefes verip gözlerini devirdi. “Şu ortamda bile nasıl hakaretlerini sıraladın, pes yani Leda.”

“Az bile söyledim.”

“Az mı?”

“Artık konuşmanız bitti mi?” diye uyardım. Sesleri bıçak gibi kesilince Apran’a iyice yakınlaştım. “Seni kendime yakın hissetmiştim. Ama görüyorum ki, sen Kral Tansar için çalışan zavallının tekiymişsin.”

“Sen de zavallısın,” dedi aniden. “Ben yakalanmış olabilirim ama, Desina’yı hiçbir zaman bulamayacaksın. Böylelikle yenilgiyi iliklerine kadar tadacaksın.”

Yakasını sımsıkı avuçlarımın arasına aldım. “Ne yaptınız ona, söyle! Yemin ederim elimden seni kimse alamaz!”

“Bez çantandan büyülü kitabı almıştım.. Sonra Mersah tarafından verilen emirle annemi ve babamı öldürmüştüm,” dedi rahat bir şekilde. Hiç acımadan annesini ve babasını öldürmüştü. “Çünkü ortalıkta delil kalmamalıydı. Sonra Desina’yı arayacağınızı bildiğim için buraya geldim.”

“Sana, Desina nerede dedim!”

“Bilmiyorum,” dediğinde kalbime sızı düştü. “Ben de sizin gibi Desina’yı arıyordum. Ama iyi ki kaybolmuş ortalıklardan.” Öfkeden yakasını geriye doğru iteliyordum. “Umarım ölmüştür.”

“Peki ya Pun?” diye aramıza girdi Bay Janıs. Yüzüne yumruk atmadan durdurmuştu beni. “Bu kimliğe nasıl ulaştın!”

“Pun, Büyücüler Tapınağı’nda ikinci kimliğim. Asıl Pun öldü. Onu ortadan kaldırınca iş birlikçim olan muhafızla içeriye sızabildim.”

“Kahretsin,” dedi ve muhafızlara verdiği emirle zindana kapatılmasını işaret etti. Pun yanımızdan ayrılınca gözlerini bana çevirdi. “Ne söyleyeceğimi bilmiyorum ama sana minnettarım Ares. Sen olmasaydın içimize sızanları fark edemezdim.”

“Benim de fark edemediğim çok şey oldu. Bunlardan ders çıkarmamız lazım.”

“Doğru. Akşam gerçekleşecek olan kutlamada ismini duyurmak için sabırsızlanıyorum,” dedi mutlulukla. “Umarım katılırsınız.”

“Zevkle,” dedim gülümseyerek. Bay Janıs, teklifini kabul etmemden memnuniyet duydu. Muhafızları ile odayı terk edince aklımda dolanan sorularla bizi baş başa bırakmıştı. “Bu konuyu atlatabildiğime inanamıyorum, bakmayın bana öyle.”

“Gerçekten hâlâ kendime gelemedim,” dedi Ernam. “Senden korkmalı mıyız?”

“Hayır, ben korkulacak biri değilim. Sadece olması gerekeni yaptım.”

“Peki... Nişane?” dedi Leda şaşkınlıkla. “O nişanenin kaybolması imkansızdı. Bu nasıl oldu?”

Tekrar sol kolumu dirseğime kadar açtım. Kanlı kılıç nişanesini tekrar gördüklerinde hayrete düştüler. “Kaybolması zordu ama karanlık taraf kabul etmek zorundaydı.”

“Ne! Neyi?” diye sordu Ernam. “Sakın karanlık ruhla-”

“Evet. Buna mecburdum ve anlaşma yapmam gerekiyordu. Yoksa Ares olduğumu bu nişane ile kanıtlamam imkansızdı. Böylelikle Apran da amaçlarına ulaşamamış oldu.”

“Ne anlaşması bu? Karşılığında neyden vazgeçtin?” diye sorunca gözlerindeki endişeyi hissettim. Benden kötü bir şey duyacağının farkındaydı.

Derin nefes verip dikkatlice Ernam’a baktım. “Karanlık taraf, gizemin kuytusuna çekilen yarasalar gibidir. Yarasalar tüm gizemin tadını çıkarmak için planlar kurarlar. En hassas noktanı, en zor durumunu kollarlar. Ama seni korumayı da ihmâl etmezler.”

“Bunu mu duymuştun?” dedi Leda.

Gözlerimi Leda’ya çevirdim. “Evet, bunu duymuştum. Karanlık tarafı koruduklarını ve planlar yaptıklarını duyurmuştu. Yani beni korumayı tercih ederken, benden en değerli şeyi almak istedi. Koruma kalkanımı.” Ernam’ı hiç olmadığı kadar üzüntülü görünce başımı aşağıya eğdim. “Bunu yapmak zorundaydım. Yoksa Kral Tansar amacına ulaşacaktı.”

“Kahretsin. Çok üzüldüm, hem de çok.”

“Farklı değilim Ernam.”

Leda gülümseyip önceden cebine attığı parfümü çıkardı. “En azından bunu almam güzel fikirdi. Almasaydım, işte şimdi bitmiştiniz. Kabul edin bunu.”

Ortamın havasını değiştirmeye çalıştığının farkındaydım. Yüzümüzü gülümsetmeyi başarınca yanlarına gidip ikisini kollarımın arasına aldım. “İşte, şimdi koruma kalkanına sahibim. Hem de en değerlisi.”

“Ama ben Ernam’dan şüpheliyim abi,” dedi Leda.

“Kahretsin, yine ben, yine ben... Ne Ernam’mış...”

Tek kaşımı kaldırdım. “Şölende beni rezil edeceğine adım gibi eminim.”

Dudakları aralandı. “Yok daha neler. Ben bu kadar mı düştüm ya?”

“Ben de eminim,” dedi Leda. “Özellikle şölende sevdiğin kızı bulmak için sabırsızlanıyorum. Ya... Şu kızın ismini ne zaman söylemeyi düşünüyorsun? Büyücüler Tapınağı’ndan ayrılınca aşkını itiraf etmediğin için kahrından ölürsün bak.” Kaçak bakışlarla Ernam’a bakıyordum. Yüzündeki renk değişimini görünce gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

“Sen de ne meraklıymışsın Leda,” dedi Ernam ve doğruluğunu istemeden de olsa kabul ettiği için hızlıca elleriyle ağzını kapattı.

Leda bana baktı. “Al işte, biliyordum. Bu kâhin âşık olmuş. Kızı çok merak ediyorum. Öğrendiğimde ona önemli uyarılarım olacak.”

“Ne uyarıların olacak? Kızı daha tanımıyorsun bile,” dediğinde tekrar ağzından kaçırdığı için gözlerini yumdu. “Ben bir malım... İyice aptallaşmaya başladım.”

Başladım? Yeni olduğunu düşünmüyorum ama neyse...

“Şu kızı öğrenelim de sonra uyarılarımı anlatırım kâhin,” dedi gülümseyerek. “Şimdi erken.”

“Peki Leda, peki. Kızı öğreneceksin. Ama şimdi zamanı değil.”

Gülümsedim. “Bu zamanı ben de merak ettim şimdi,” diye atılınca Ernam dirseğini koluma çarptı.

“Bari sen yapma Ares. Çok zor durumdayım görmüyor musun?” dedi fısıltıyla.

“Ama çok güzel be Ernam. Kızı bana anlatmıştın,” dedim sesli bir şekilde. Ernam şaşkınlıkla ne diyeceğini bilemezken Leda ile göz göze geldiler.

“İnanamıyorum. Sevdiği kızı sadece ben mi bilmiyorum yani? Aşk olsun size.” Leda sakladığımızı öğrenince Ernam’ın donuk bakışları ile karşılaştım. Soğuk terler dökeceği konular benim açımdan büyük bir malzeme olmuştu, böylelikle intikam almıştım ondan. Bir yandan Leda şaşkın kâhini aşık eden gizemli kızı bulma hayalini kurmaya devam ediyordu.

Bir bakmışız, Leda Ernam’a birini ayarlıyor...

Peki ya ben? Desina’dan sonra koruma kalkanımı da kaybettim. Her şey üst üste gelmeye devam ederken karanlık ruha nasıl direneceğimi bilmiyordum. Özellikle beş zinciri çözmemişken kalkanımın yok oluşu...

Kahretsin...

.

.

.

.

Bölüm sonu

3 yorum