İçeriğe geç

Büyücünün Tılsımı

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Büyücünün Tılsımı

Bölüm 7

Brentiki

Hytie’in ağzından

Gece o platformun üstünde uyuya kalmıştım ama yine de mağarada uyanmıştım. Muhtemelen Neiye beni taşımışı. Gece olanları bilmese bile onu gören biri ağır bir iş yaptığını anlayabilirdi. O kadar ağır mıydım? Bunları boş verdim ama aklımda bir şey kalmıştı. Rüya olup olmadığını bilmediğim bir şey vardı, Neiye bana olurda maceracı olursam benimle gelip gelemeyeceğini sormuştu.

Muhtemelen hafızamın bir oyunuydu. Düşündüm. Tekrar sorsa ne derdim? İlk olarak aklıma reddetmek geldi ama bu cevap içime oturmadı. İnsanlar ile birlikteyken kendimi savunmasız hissederdim ama Neiye bir istisnaydı. Onun bana aşıladığı bir huzur vardı.

Sabah katlıktan sonra Neiye’yi de kaldırmaya çalışmıştım ama nafile. Ben de aksamdan kalan güveçten biraz yiyip, onu arabaya taşıdım.

Arabanın arkasından ses gelmeye başladı. Neiye uyanmıştı. “İyi uyudun mu?” Sesimi fark etmesi uzun sürdü. Anlıyordum daha yeni uyanmıştı ve duyuları tam açılmamıştı. Beni fark edince yanıma oturdu. “Dürüst olmak gerekirse, uyumuş gibi değil de zamanda ileri gitmiş gibi hissediyorum” Gökyüzüne doğru baktı ve öğle vakti olduğunu fark edince şoka uğradı. “Çoktan öğlen olmuş. Yemek yedin mi? Aksam ki güveçten kalmıştı.” Kafamla onayladım. “Sana da biraz arıydım. Arkada” Arka tarafa geçip yemeğe başladı.

Yemeği bitirmiş olsa gerek yanıma geri döndü. Bundan bir başkası olsa rahatsız olurdum ama daha önce dediğim gibi onun bana aşıladığı bir güven vardı. Elinde bir kitap vardı. Okumak için benim yanımı seçmesi garibime gitmişti ama umursamadım. Sanki çevresine huzur yarıyor gibiydi.

“Okuduğun kitabın konusu ne?” Hemen cevap verdi. “Büyü kitabı okuyordum. Çevrendekilere belli bir duyguyu aşılayabildiğin bir büyü vardı. Onu senin üzerinde deniyordum.” Haklıydım, çevresine huzur yarıyordu. Kendime hâkim olamadım ve kıkırdadım. Bir süre sonra bu kıkırdama kahkahaya dönüştü.

“Bana huzur aşılıyordun değil mi?” Kafasını aşağı yukarı salladı. “Yeni öğrendiğim bir büyüyü yapabilmek beni biraz heyecanlandırıyor da affedersin.” Özür dilemesine gerek yoktu buna rağmen onunla ettiğim sohbetlerin çoğunda özür diliyordu.

Bir süre öyle devam ettik. Ben arabayı sürüyordum, Neiye ise kitap okuyordu. Gayet huzurlu duruyordu. Büyü yapmayı ve yeni büyüler öğrenmeyi cidden seviyordu. Yavaş yavaş ağaçların sıklığı azalıyordu. Orman bitmek üzereydi. Hiyacinthi’ye giderken geçtiğim o büyük ovaya geliyorduk. Güneydeki diğer bölgelerin aksine bu ova pek güvenli değildi. Ya ara vermeden geçecektin ya da uyurken bir yaratık saldırısı için nöbet tutacaktın.

“Bu ova pek güvenli değil. Nöbet tutmamız gerekecek.”

“Sorun değil, birçok nedenle tüm gün nöbet tuttuğum bile olmuştu. Yine de gece gidebileceğimiz kadar gitmek iyi olur. Yorulmazsın değil mi?” Neden nöbet tuttuğunu sormak dahi istemedim. “Hayır gece yarsına kadar sürebilirim.” Nazikte gülümsedi, genelde yüzünde yine nazik bir gülümseme olurdu ama bu sefer ki daha nazikti. “Gece yarısına kadar süreceksen yorulursun, nöbete ben başlayayım.”

Öyle böyle, en sonunda gece yarısı olmuştu. Neiye yolu daha rahat görebilmem için büyü ile bir ışık kümesi yapmıştı. Ben de artık yorulmuştum. Etrafa baktığımda ovanın ortasında olduğumuzu fark ettim. “Bence burası geceyi geçirmek için iyi.” Arabayı durdurup aşağı indim. Dün Şeref’i bir ağaca bağlamıştık ancak ovada bir tane dahi ağaç yoktu.

Neiye arabadan inip toprağa bir şey bıraktı ve birkaç adım geri çekildi. O geri çekilince bıraktığı şeyin bir erik tohumu olduğunu fark ettim. Ben bunları düşünürken tohum çimlenmeye başladı. “Şeref’i buna bağlıya bilirsin.” Ben bunu ona demememe rağmen ihtiyacım olanı yapmıştı.

Aslında buna pek şaşırmamıştım. Kasabada geçirdiğim bir hafta boyunca bunu birçok kez yapmıştı. Ara sıra zihin okuyan bir büyü kullanıp kullanmadığını merak ediyordum. Tabi böyle bir büyü olsaydı sarayda bilgi almak için eğitim almış olmazdım. Yine aklıma gelmişti. Önümüzdeki on bir ay boyunca teyzem Sarah’nın yalvarması sonucu sarayda muhafız olarak çalışacaktım. Ufak bir eğitim almıştım ve başkente döndüğümde de görevim başlayacaktı.

Bunları düşünürken bir yandan da Şeref’i ağaca bağlıyordum. Neiye dünden kalma dalları yakmak için diziyordu. Zaten bunun için fazlaca toplamıştım. “Sen yat direk. Hemen hemen bir saat sonra kaldırırım seni.” Bana bir battaniye uzattı. Bende arabaya dönüp, Uyumaya koyuldum.

Bir saat sonra

Omzumun sarsılması ile uyandım. “Tam bir saat geçti” Beni uyandıran Neiye’di. Hala uykuluydum. “Nasıl emin olabiliyorsun ki?” Sırıttı. “Bugün kitapta öğrendiğim tek büyünün sana yaptığım olduğunu sanmıyordun demi?” Eliyle bir yeri gösterdi. Baktığımda sulu yeşil ateşe benzeyen bir kum saati gördüm. “Sabaha kadar bunu kullanabiliriz. Bide artık uyuyabilir miyim?”

Ona tekrar baktığımda gerçekten yorgun gözüküyordu. Kafamla onayladım. Kum saatini çevirip kendi battaniyesini aldı adından arabanın bir köşesinde uyumaya başladı. Aslında sızmış gibi de duyuyordu. Bir süre gökyüzünü izledim ardından gözüm Neiye’ye ilişti.

Uyurken huzur buluyor gibiydi, battaniyeye gömülmüşken bir kedi yavrusuna benziyordu, tatlı bir kedi yavrusu.

Bunları neden düşünüyordum ki. Biri beni bunları düşünürken dinlese hiç hoş olmazdı. Saçmalıyordum. Düşünürken biri beni dinleyemezdi. Değil mi?

Bir anda içime bir his düştü. Biri beni izlerken içime düşen histi. Hemen baltamı aldım. Neiye’yi kontrol ettim ama o hâlâ uyuyordu. Geriye tek bir seçenek kalmıştı.

Arkamı döndüğümde pek şaşırmadım. Bir brentiki. Genelde varlıklarını belli etmezlerdi. Düşünmeden boynuna bir darbe vurdum. Brentikiler fark edilmedi zor yaratıklardı ancak bir kez fark edince pek bir olayı kalmıyordu. Zaten tek darbede kafası kopmuştu. Artık toza dönüyordu.

Tamamen toza dönüp yok olunca arabaya geri dönüp baltamı yerine bıraktım. Çoktan yarım saat geçmişti. Kalan vaktimi gökyüzünü seyrederek geçirdim.

Gökyüzüne bakıp huzur buluyordum. Belki de orada hiç insan olmadığından oraya bakmayı seviyorumdur. İnsanlarla birlikteyken kendimi güvende ya da özgür hissetmezdim. Hey şeyi bilmezsem ölecekmiş gibi hissediyorum ve bu insan gibi kompleks canlılar ile birlikteyken imkânsız oluyordu.

Küçüklüğümü anımsadığım. O zamanlar böyle değildim. Nasıl böyle düşünmeye başladığım hakkında ufacık bir fikrim dahi yoktu. Sanırım bunu öğrenmek için en başta neyden korktuğumu öğrenmek gerekiyordu. Evet neyden korktuğum hakkında en ufak fikrim yoktu.

Bu düşüncelerden kurtulmak için kum saatine baktım. Fark ettim ki çoktan bir saat geçmişti. Neiye’yi uyandırmalıydım. Neiye’nin omzunu dürttüm. “Hey, bir saat geçti.”

Yazardan not

Bu bölüm Hytie'nin bakış açısından olsun istedim ve bir daha yapmam çünkü çok zordu. Zaten bölümün geç gelmesinden anlarsınız.

Gelecek bölümlerde bir yeni karakter çılgınlığı yapacağım ve zorlanabilirsiniz, sorry.

Bölüm sonu

6 yorum