İçeriğe geç

Büyücünün Tılsımı

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Büyücünün Tılsımı

Bölüm 5

Kasımpatı

Başım çok ağrıyordu. Garip ve uzun bir rüya görmüştüm. Bir cahtiki ile mi savaştım? Komikti. Bunları düşünürken annem odaya girdi. Elinde tarçınlı kekle dolu bir tabak vardı, garip bir şekilde hüzünlüydü ama benim uyanık olduğumu gördüğünde bu hüznün yerini büyük bir neşe aldı. “ Neiye! Uyanmışsın. Senin için ne kadar endişelendiğimi tahmin bile edemezsin.” Ben olayı kavrayamadan tabağı masama bırakıp bana sarıldı. Ardından kapıya doğru baktı. “Hytie! Neiye uyanmış.” İste o an fark ettim. Yaşadıklarım bir rüya değildi. Hytie kapıdan içeri girdi. Şaklamaya çalışsa da yüzünden endişeli olduğu anlaşılıyordu. Bana ne olduğunu tam olarak bilmiyordum. En son büyü yapmaya çalışıyordum. Belki yine manamın sınırına gelmiş olabilirdim ama benim için pek zor olan bir büyü değildi. Bunları düşünürken aklıma geldi. Bu büyüden önce ortalama bir yarım saat boyunca savaşmıştım.

O sırada Hytie konuşmaya başladı “Sanırım artık olanları sana anlatmam lazım.” Onaylar şekilde başımı salladım, o da devam etti. “Başkent’e gelen birkaç maceracı vardı. Leydi Shieni de bu sırada kasabanın yakınlarında bir cahtiki olduğunu fark etti. Hem kristali sana göndermek hem cahtikiyi etkisiz hale getirmek için o maceracıları görevlendirdi. Bu sırada sana o mektubu yazdı. Ne kısmetse cahtiki kristali yuttu. Bunu öğrenince de Leydi Shieni benden bu işi halletmem konuşunda ricada bulundu ve yalnız halledemeyeceğimi bildiğinden senden yardım alabileceğimi söyledi.” Konuşması bölüp sordum. “Yani mektupta bahsedilen maceracılardan biri değilsin.” Devam etti “Evet değilim. Ha bide nasıl odana geldiğini merak ediyorsan, senin hazırlanmanı beklerken evinin nerede olduğunu öğrenmiştim. Seni eve taşıdığım sırada da çoktan gün doğmuş ve annen uyanmıştı. Ona durumu açıkladıktan sonra, seni odana götürdü.”

Gün doğduğu sırada eve varmıştı ama gün daha yeni doğmuştu. “Peki ne zamandır uyuyorum?” Bunu duyunca sırıttı. “İki gün desem.” Gözelerim fal taşı gibi açıldı. Anneme döndüm. “Gerçekten iki gündür mü uyuyorum?” Annem mahcup olur gibi onayladı. “Muhtemelen şu olmasaydı daha uzun sürerdi.” Hytie komodini gösterdi. Üstünde o mana kristali vardı fakat bu sefer renkliydi. Aynı gözlerim gibi yeşil, mavi arasıydı. Konuşmaya devam etti “Sanırım ilk savaşın olduğu bu kadar belli olamazdı.” Yüzüm kızardı. Konuyu değiştirmek için “E, sen bu iki gün boyunca nerede kaldın?” Diye sordum ama annem cevap verdi. “Taverna için para versin istemedim, bundan dolayı misafir odasında kaldı.” Ardından masama yönelip hem tabağı hem de bir mektubu aldı. “Bunu Bayan Shieni yazdı. Normalde mektupları geç postalar ama bu sefer acele etmiş. Hytie olanları mektup ile anlatmış. Bizde okumak için senin uyanmanı bekledik.” Hytie düzletti. “Aslında ben okumak istedim ama annen rahatsız olabileceğini söyleyip beni engelledi.” Annem asla bana gelen mektupları -hepsi Bayan Sarah’dan- okumazdı. “Buna gerek yoktu, rahatsız olmazdım. Bide kendimi okuyabilecekmiş gibi hissetmiyorum. Mümkünse sen okuyabilir misin?”

Annem okumaya başladı. “Sevgili Neiye, sen gençken benimle talim yaptığında anlamıştım. Bu kız ileride büyük bir büyücü olacak. Ama sende farkındasın ki altı aylık eğitim bunun için yetersiz kalır. Bunu aslında o maceracılar yadımı ile söylemek istiyordum ama ne yazık ki olmadı. Muhtemelen Hytie’ye sormuşsundur, seni tanıyorum. Sana bu mektubu yazmamdaki asıl sebep şunu bildirmek. İmparatorluk soylu olmayan büyücüler için verilen bir ücretsiz bir eğitim vermek istiyor. Çırağım olarak gördüğüm senin de bu eğitime katılmanı istiyorum. Öncelikle katılmak zorunlu değil, bunun bilincinde ol. Eğitim baş kentte ortalama iki ay sonra başlayacak. Dokuz ay sürmesi umuluyor. Çoğunlukla on altı ila yirmi yaşları arasındakiler olacak. Gelmek istiyorsan bunu bana bir mektupla bildirmen yeterli olacaktır.” Annem derin bir nefes verdi. Gitmek isteyip istemediğimi bilmiyordum ama ne annemi yalnız bırakmak istiyordum ne de Bayan Sarah’ı kırmak istiyordum. “Biraz düşünmem lazım. Kendimi sağlıklı karar alabilecekmiş gibi hissetmiyorum.” Annem gülümsedi. “Haklısın. Zaten karar verebileceğin daha çok zamanın var. Kimse seni gitmeye ya da gitmemeye zorlamıyor. E şimdi boşuna mı yaptım bu keki yesene.” Annem elindeki keki bana verip odadan çıktı, Hytie de onun arkasından gitti.

Onlar gidince komodinden mana kristalini aldım. Normalde mana kristalleri bir sahibi oluncaya kadar renksiz kalırdı ama kristal sahibinin ben olduğumu anlamıştı. Oldukça güzeldi. “Hey, gerçekten büyü yapmayı seviyor musun?” Bayan Sarah bunu bana tanıştıktan birkaç gün sonra sormuştu. Bir cevap verememiştim. Cidden büyü yapmayı seviyor muydum yoksa kendimi büyü yapmak zorunda hissediyordum? Sonra pencereme döndüm. Önünde bir saksı duruyordu. Normalde içinde capcanlı çiçekler olurdu ama bu yıl hafa yavaş ısındığı için açamadan ölmüştü. Kekten bir parça yiyip saksıya zorlanarak ayağa kalktım. “Zavallı çiçek.” Saksının yanına varınca çiçeğe bir elimle sardım. Flosia. Çiçek her geçen saniye daha da canlı bir görüntü alıyordu, en sonunda fark ettim ki bu bir kasımpatıydı. Parlak kırmızı renkteydi. Tekrar düşündüm. Büyü yapmayı seviyor muydum? Evet seviyordum. Büyünün bana aşıladığı huzuru, özgürlük hissini ve masumiyetini seviyordum. Eğitime katılmayı sessizce istiyor ve arzuluyordum. Yatağıma geri döndüm. Bir yandan kasımpatını izliyor bir yandan keki yiyordum.

Kek bitince tabağı mutfağa götürmek üzere odamdan çıktım. Mutfakta beklediğim gibi Hytie ve annem vardı. Annem herkese yaptığı gibi Hytie ile de konuşmaya çalışıyordu. Bunu ben de denemiştim ama nafile. Asla içini atmıyordu, annem hala yeni tanıştığı kişilere sorduğu soruları soruyordu. Hytie mutfağa girdiğim an bana döndü. “Nasıl hissediyorsun?” Annem anca o deyince fark etmişti beni. “Kesinlikle daha iyi hissediyorum. En azından uyandığım vakte göre.” İkisi de minnettar bir eda ile gülümsedi. Derin bir nefes aldım. “Kararımı verim, eğitime katılacağım.” Annem kararımı vermemden mutlu olmuş gibiydi. “Gitmeden önce Bayan Sarah’a mektup yazsan iyi olur. Yol için erzak hazırlamamı ister misin? Bide dokuz ay için sana bir şeyler göre hazırlansak iyi olur.” Hytie birşey diyecek gibi oldu sonra faz geçti. “Ne diyecektin?” çevremdeki değişiklere pek hâkim olamazdım ancak insanların duygularını ve ihtiyaçlarını anlamakda üstüme yoktu. “Ben de başkente gideceğim. Belki birlikte gideriz diye düşündüm, ama isteniyorsan sorun değil.” Bıraktım at sürmeyi, en fazla iki saat yürüye bilirdim. “Aslında bu harika bir fikir. Tek başıma yolculuk yapabileceğimi düşünmüyorum.” Sonra sözüne devam etdi. “Ha bide yol üstünde uğramam gereken bir yer var. Sorun olur mu?” Muhtemelen Violaceum’a uğrayacaktı. Hiyacinthi ile başkent arasında bir tek Violaceum vardı. “Hayır, tabi ki sorun olmaz. Hem yolculukta bir yerde ara versek iyi olur.” bunları konuşurken annem bizi izliyordu.

“İyi anlaşmanıza sevindim. Kasabada pek yakın olduğun yok.” Annem tanıştığım kişiye aynısını yapıyordu. Pek de haksız değildi. Çoğu kişiyle ilişkim yüzeysel kalırdı. Konuyu kapatmak için “Mektubu yazmaya başlasam iyi olacak. Size afiyet olsun.” Tam mutfaktan tıkacakken Hytie de ayağa kaldı. “Ben de anneme mektup yazsam iyi olacak. Ona uğrayacağımı önceden haber vermezsem yarım saat onun dırdırını çekeceğim. Bana kâğıt vermen mümkün mü?” Gülümsedim. “Lafı bile olmaz, istersen birlikte yazabiliriz.” Kolundan tutarak onu odama götürdüm. Odaya varınca masamın yanına camın önündeki tabureyi aldım ve dolabımdan mürekkep, birkaç tane kâğıt ve iki adet tüy kalem aldım. “Ek bir şey gerekir mi?” masaya bir kez daha baktıktan sonra bana bana döndü. “Bu kadarı yeterli, teşekkürler.” Ardından tabureye oturup yazmaya başladım.

Sevgili Sarah

Biraz düşündükten sona kararımı verdim. Eğitime katılacağım Büyü yapmayı seviyor muyum? Evet seviyorum. Büyünün bana aşıladığı huzuru, özgürlük hissini ve masumiyetini seviyorum. Büyüm şu an sınırlı ve eğitime katıldığımda bu sınırlar genişleyecekse benim kendime yapacağım en kötü şey bu eğitimi reddetmek olur. Arada kendim içinde bir şeyler yapmalıyım. Yola Hytie ile çıkmaya karar verdik. Sizin dışında bir büyücü ile tanışmadım ama şimdi yastım olan büyücüler ile tanışacak belkide yakın dost olacağım.

Mektup en sonunda bitmişti Hytie’ye baktığımda o da bitirmişti. “Sanırım bunları en yakın zamanda göndermeliyiz, hatta şimdi göndermeye ne dersin? Kasabada bir postane var.” Beklemediğim şekilde kıkırdadı. “Postaneniz olduğunu zaten biliyorum. Leydi Shieni’ye nasıl mektup gönderdim sanıyorsun?” Yüzüm utançtan kıpkırmızı oldu. “Yine de bu mektupları hemen göndermemek için bir sebep değil. Hem iki evden dışarı çıkmak istiyorum.” Nefesini verdi. “Tamamdır hanımefendi.” Ayağı kalkıp kapıya doğru yöneldim. “Hadi! Bir dakika bile kaybetmek istemiyorum.”

Onu dışarı çıkardıktan sonra bir çırpıda üstüme bir şeyler geçirdim. Postaneye giderken benim için endişelenen tonla komşuya rastladım. En azından Hytie onlara daha önceden durumu anlatmıştı. Mektubu postaladıktan sonra aklıma dank etti. Sakin ve huzurlu düzenim bozulacaktı ama ben bundan gayet hoşnuttum. Ben Neiye Cytium sanırım kendimle yeniden tanışıyordum.

Bölüm sonu

4 yorum