“Neiye biraz hızlı olabilir misin?” Hytie benden ikide bir şikâyet ediyordu. Gece bir gibi cahtikinin yuttuğu mana kristalinin enerjisinden cahtikiyi bulmayı planlanmıştık. Ben bir pantolon ve ceketten oluşan bir takım giymiştim, çünkü bunlarla rahat bir şekilde hareket edebiliyordum. Hytie ise sabahki takımını giymişti, muhtemelen kendini korumak için savaş baltasını kullanacaktı. Bunun için Ormanı en iyi gözlemleye bileceğimiz yer olan kasabanın gözleme kulesini seçmiştik. Mana normal insan gözü ile gözükmedi ancak elfler ya da büyücüler görebilirdi. Bunu gece yapmamızın nedeni herkesin az veya çok mana sahibi olmasıydı -büyücü olmayanlar da dahil- ancak uyurken fark etmek zorlaşıyordu. Kasabalıların manası kafamızı karıştırmasın diye gece yapıyorduk. “İyi güzel plan yapıtında ya şu yaratık uymaya karar verirse?” En sonunda sesini az çok kısmıştı “Cahtikiler sabahları uyur.” Sonun da kulenin en üstüne gelmiştik. Bir çırpıda manaları görmemi sağlayan büyüyü yaptım ancak pek bir şey fark etmedim. “E daha ne kadar bekleyeceğiz?” Sanki sorumu bekliyormuş gibi hemen yanıt verdi. “Cahtiki hayatının en kötü kararını verip kendini belli edinceye kadar.” Aslında dediği şey komik değildi ama gülmeye ihtiyacım olduğu için hafif güldüm. “Haklısın.”
Hytie bir anda bir eli ile omzumu tutup diğer eli ile bir yeri gösterdi. “Orada bir ağaç hareket etti bak.” Oraya baktığım vakit manayı gördüm. Gri renkli bir ateş gibi gözüküyordu. “Yaratığın manasını gördüm haklısın.” Hytie hemen merdivenlere yöneldi. O sırada elini tuttum. “Merdivenden inersek çok vakit kaybederiz beni takip et.” Kulenin koruma amaçlı yerleştirilmiş olan taşlarından bir tanesinin üzerin çıktım ve boşluğa doğru bir attığım sırada Hytie beni kendine çekti. “Ne yapıyorsun.” Hafifçe gözümü kısıp ona baktım. “Beni küçümsüyorsun.” deyip adımı yeniden attım. Bu sefer beni engellemesine izin vermedim. Adımımı bastığım yerde bir platform oluştu. Hızlı bir biçimde cahtikinin olduğu yere gittim. Hytie ise bana ayak uyduruyordu. “Ama nasıl?” Şaşkınlığını sanki özellikle belli ediyordu. “Koruma büyülerinden birini bu tarz platformlar üretmek için kullanıyorum, madem uçma ile ilgili büyülere manam yetmiyor bende bunların üstünde yürürüm.”
En sonunda ormana ulaştığımızda Hytie’nin yüzünün rengi değişmiş gibi gözüküyordu. Muhtemelen az önce yaptığım şey yüzünden gerilmişti. İkimizde etrafı gözetlerken ileride bir ses duydum giderek yükseliyordu. “Eğil!” Hytie eğer bunu demeseydi, belki de hikayem sadece on yedi yaşındayken sonlanacaktı. Çevresinin oldukça farkındaydı ve bu oldukça etkileyiciydi. Eli savaş baltasına gitti. Onunla yaratığa zarar veremeyeceğini biliyordu ancak kendini koruyabilirdi. Ona ilk başta impotia büyüsü yaptım. Ne yazıktır ki ona zarar vermedi bile. En azından büyünün geldiği yeri fark edemeyecek kadar aptaldı. Cahtikinin saldırılarından savunma büyüleri yardımı ile kaçıyordum ancak en son yaptığım saldırıdan sonra bana saldırmayı bırakmıştı ve Hytie’ye saldırmaya başlamıştı.
Bu durumu fırsat bilip onun arkasına geçip saldırdım. Flosia. Aslında bir savaş büyüsü değil bitlileri kontrol etmek için bir büyüydü, ancak onu olduğu yerde tutabilmek için birkaç ağaç birebirdi. Yine de pek iyi olmadığından cahtiki bana ayağı ile saldırdığı için öleyazdım. Neyseki ormana gitmek için kullandığım büyü beni sadece havada yürütmüyordu. Ardından impotia büyüsü ile tekrar saldırdım. Kendini iyileştirmek için mana harcıyordu ancak bu büyü ile açılan yaralar için işe yaramıyordu. Cahtiki bunu fark etmiş olacaktı enerjisini ağacı parçalamak için kullanıyordu. O sırada aklıma dank etti. Büyü dışı saldırıların ona etki etmemesinin nedeni mana harcayıp kendini iyileştirmesiydi. Okuduğum bir kitaptan biliyordum mana kristali her ne kadar manayı güçlendirse de kişinin kendi manasının bitmesini engelleyemezdi. Daha önce manamın sınırına ulaştığım vardı. Bir hafta yatakta kalmıştım ve muhtemelen bitirseydim aynı zaman da ömrümü de bitirecektim. İste mana bu kadar değerliydi. Cahtikinin manasını bitiremezdik ancak azaltırsak yenmek daha kolay olurdu. Bu mana kullanan her canlı için geçerliydi. “Hyitie!” bana bir anlık baktı lakin o sırada cahtiki kurtuldu ve Hyitie onunla ilgilenmek zorunda kaldı. Sözüme devam ettim. “Büyü kullanmadan saldırman işimi kolaylaştırır.” Sanki bunu istiyormuş gibi gülümsedi ve direk savunmadan saldırıya geçti. Bu konuda o kadar iyiydi ki bir an dikkatimi kaybettim. Yine de saldırmayı bırakmadım.
En sonunda cahtiki yere yığıldı. Manası hemen hemen hiç kalmamıştı. “Artık meraklı gözlerle bakmayı bırakıp acısına son vermelisin.” Hytie haklıydı. “Affedersin.” Son kez saldırdım. Cahtiki’nin bedeni küle dönüyordu. Bu tüm yaratıkların kaderiydi. Hytie sonuna doğru ileri gitdi ve mana kristalini aldı. Henüz bir sahibi olmadığı için renksizdi. “Leydim, sanırsam bu sizin.” Bunu derken kristali bana uzatıyor ve eğiliyordu. “Ha. Ne saçmalıyorsun bu benim değil.” normal pozisyonuna geri döndü. “Yanılıyorsun Leydi Shieni sana bunu bizzat gönderdi. On yedi yaşında asa olmadan yapmaman gerektiğini düşünüyordu.” gözlerim bir ona bir kristale gidiyordu. “Aklımda bir soru var. Bu taş nasıl cahtikinin midesine girdi?” Derin bir nefes verdi. “Sanırım bu sana şimdi anlatamayacağım kadar uzun. En iyisi daha sonra anlatayım. Bide buraya gelirken yaptığın şeyi tekrar yapar mısın?” Oflaya puflaya kabul ettim. Halim kalmamıştı. Tam yapacakken yere düştüm. Bilincim bir gelip bir gidiyordu. En sonunda tamamen gitti.



