“Evet, o an seni öpmeme gerek yoktu.” Şehrin içine geldiğimizde herkes savaş hakkında konuşuyordu. Tüm cümleler benzerdi, tüm konularr birbirinin aynısıydı. Herkes düşman ülkenin diğer saldırı zamanından, ne yapacaklarından, yaralıların durumundan ve Neptün’ün ihanetinden bahsediliyordu. Öncesine kadar bu ülkenin en önemlisi ve en saygı duyulan kişilerinden biri olan Neptün tüm nefretlerin odağındaydı. Ben bile Neptün değilken, sözlerden kırılıyordum. O ise duymamış gibi ilerlemeye ve mimiğini sabit tutmaya devam ediyordu. “Lütfen, bu sözlerin seni üzmesine izin verm-” “İleri de tanıdığım bir hancı olacaktı. Ondan bir ev bulabiliriz.” Gülümseyerek söyledi ve bahsettiği yeri hafifçe işaret etti. Ben ise havada kalan teselli cümlemle kaldım. “Sözler seni üzmüyor mu?” Bana doğru döndü ve birkaç saniye düşündü. Ardından ise bir karara varmış şekilde dudaklarını araladı. “Hayır? Ben de olsam onlar gibi düşünürdüm.” “Ama kendi yaptığın şeydi. Kendini haklı görmüyor musun?” “Görmüyorum. Yaptığım şeyin doğru olduğunu savunmuyorum.” “O halde yanlış olduğunu bile bile neden yaptın?” Soruyu sorduğumda bir cevap beklerken durdum. Sadece ona ve etrafta yanlış olduğunu bildiği düşünce yüzünden zamanı kayıp giden insanlara baktım. Hepsi bunu hak ediyor muydu? “Ain, bazen yanlış olduğunu bile bile akıntıya karşı yüzersin.” O ise yürümeye devam etti ve bahsettiği hancıya geldiğinde ise beklemeden içeriye girdi. Ben de onun peşinden koşup, içeriye girdim. İçerisi ahşaptan yapılma diğer tüm hanlar gibiydi. Hafif loştu ve etraf ahşap sandalye ve masalarla doluydu. Normal bir dönemde olmadığımız belliydi, etraf neredeyse boştu. Hancı ile sohbet etti, daha sonra ise bir anlaşmaya vardıklarında bir kadife kese altın verdi. Parayı görünce biraz şaşırdım. Neptün, zengin miydi? Hancı bizim odamızı gösterdi ve gerekli bilgileri verdikten sonra da ayrıldı. İkimiz odada baş başa kaldığımızda ilk merak ettiğim paraydı. “Nasıl bu kadar çok paran var?” “Bilmiyor musun? Ülkemiz büyücülere gücüne bağlı olarak her ay belli miktarda para ödüyor.” “Bana hiç öyle bir para vermediler.” Omuzlarımı düşürerek söylediğimde sadece kocaman yatağa oturdu ve sırtını yastığa doğru yasladı. “Büyü gücüne sahip olmadığın için olmalı. Sorun yok, benim gücüm ve param ikimize de yeter.” Ben de onun yanına ilerledim ama yatağa uzanmadım, sadece oturdum. “Peki, ne kadar paran var?” Sorumla birlikte durdu ve tavana doğru baktı. “Bir ülke satın alacak kadar?” “Bu büyük bir paraymış.” Kafamı sağlarken söylediğimde bir şey fark ettim. Bir ülke satın alacak kadar demişti. Bir ülke... Bir ülke? “Sen düşman ülkeye geçmedin! O ülkeyi satın aldın!” Hızla ayağa kalktım ve kafamda birleşen bütün parçaları anlamaya çalıştım. Neptün ise yavaşça bana doğru baktı. Yüzünde bir ifade yoktu. Sözlerimde devam etmemi bekliyordu. “Bu yüzden seni halkı bu kadar kolay kabul etti ve orada olmadığın halde o gün savaşa devam ettiler! Sen onları komuta ediyorsun! Ülkemize saldıran onlar değil, sensin!” Sözlerim bittiğinde mimiksiz ifadesi aniden tebessüme oradan da hiç alışmadığım bir gülümseme ve koyu gözlere döndü. “Hiç büyü gücüne sahip olmasan bile Ain, oldukça güçlü bir beynin var.” Ayağa kalktı ve bana doğru yaklaşıp yanaklarımı kavradı. Yüzlerimiz birbirine oldukça yakındı. “Evet, haklısın.” “Peki, neden kendi ülkene saldırıyorsun?” Çaresizce sorduğumda onun yüzündeki ifade değişmedi. Aksine daha hırslı bir ifadeye döndü. “Bunu anlayacak kadar zekisin sen. Biraz düşün.” İstediği gibi düşündüm ve zor soru gibi gözükse de aslında oldukça açık olan şeyi buldum. “Ülkemize saldırma sebebin ise o bahsettiğin milyarda bir güce sahip olan kişiyi elde etmek!” Ellerini yüzümden çekti ve hızla kaldırıp odanın etrafına doğru tuttu. Tüm oda karardığında ise tavana yıldızlar ve ay oluşturdu. Etrafımızda ise gezegenler vardı ve yavaşça dönüyorlardı. “Zayıf insanlar der ki, kaderiniz yazılmıştır. Güç der ki, kaderinizi kendiniz yazabilirsiniz.” Neyden bahsettiği hakkında en ufak fikrim yoktu. “Eğer güç senin elindeyse, her şeyi kontrol edebilirsin.” Gezegenlerin merkezi olan güneşin olduğu yere yaklaştı ve eliyle onu adeta eritti. Güneş ortadan kalkınca tüm gezegenlerin düzeni bozulmaya başladığında ise güneşin yerine geçti. Gezegenler tekrar eski haline döndü. “Ben sistemin çarklarından biri olmak için doğmadım. Ben sistemin kendisi olmam için doğdum.” “Ancak ilk tanıştığımızda sistemde olmak istemiyordun. Basit bir çoban olsaydım, basit bir hayatım olsaydı, diyordun.” “Evet, öyle diyordum. Çünkü o günlerde öyle düşünüyordum. Küçük bir çocuk olarak sadece doğumumdaki garipliği ve arka plandaki gizli işleri merak ettim.” “Şimdi ne değişti?” Elini bana doğru uzattığında düşünmeden tuttum ve onun yanına ilerledim. O geriye çekildi ve gezegenlerin merkezindeki güneşin yerine beni koydu. “Çünkü seninle tanıştım.” Benim hayal dünyam mıydı, bilmiyordum ama cümlesini söylediğindeki ses tonu, parmaklarımı kavrayışı, teninin sıcaklığı ve bakışlarındaki ifade gerçek gibi hissettiriyordu. “Sen kötü biri misin, Neptün?” “Sana bir hikaye anlatmıştım, hatırlıyor musun? Çoban köpeği olmak isteyen küçük kuzu hakkında. Sence ben o hikayedeki hangi karakterdim?” “Kuzu mu?” Cevabımla gülümsedi ve saçlarımı hafifçe okşamaya başladı. Daha sonra ise yüzüme iyice eğildi. Gözlerimiz sadece birbirinin yüzünü görebiliyordu. “Hayır, Ain. Kuzu sensin. Ben bu hikayedeki çobanım.”
Bölüm 9
Bölüm 9
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.