İçeriğe geç

Büyücü Kralı

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Büyücü Kralı

Bölüm 10

Bölüm 10

“Hayır, Ain. Kuzu sensin. Ben bu hikayedeki çobanım.” Neptün’ün kolay bir hamlesi ile odamız eski haline döndü. Ben ise sadece karşımdaki adama bakıyordum. Kafasında neler dönüyordu? Neden benimle tanıştıktan sonra fikirleri bu hale gelmişti? Onca bastırdığı düşünce zıt yöne dönmüştü? Neyi değiştirmiştim ki? “Neden benimle tanıştıktan sonra bu şekilde ilerlemeye karar verdin?” Derince iç çekti ve yatağa tekrar geçti. Ayaklarını uzattı ve sırtını yastığa dayadıktan sonra kollarını ensesinin arkasında birleştirdi. “Her büyücünün kendine has özel, baskın bir yeteneği olur, biliyorsun?” Kafa salladım ve bildiğimi kabul ettim. Her büyücü basit birkaç ortak büyüye sahipti, ancak geri kalan tüm yetenekleri kişiseldi. Mesela ateş büyücüsü su üretemezdi, aynı şekilde yıldırım büyücüsü hayvanları kontrol edemezdi. “Benim büyü yeteneğim nedir, biliyor musun?” “Doğa büyücüsü?” Onun sahip olduğu büyüleri düşünerek verdiğim en mantıklı cevap buydu. Bitkileri ve ağaçları kontrol edebiliyordu sonuçta. Aynı zamanda odundan yapılan her şeyi kopyalayabiliyordu. “Hayır, ben hayat ağacı büyücüsüyüm.” “Hayat ağacı mı?” Daha önce pek duymadığım bir yetenekti. “Hayat ağacı büyücüsü olarak diğer varlıkların hayatları, hayalleri ve düşünceleri gibi basit ihtiyaçlarından çıkan enerjilerini ağacın kökleri gibi onlardan çekerim. Daha sonra ise bu bana güç olarak bir tohum verir. Ben de büyü gücümle o tohumu kocaman bir ağaç haline getirebilirim.” “Ne kadar büyük ağaçtan bahsediyoruz?” Merakım yenik düşünce dayanamayıp sordum. O ise hiç düşünmeden söyledi. “Ne kadar insan ve o kadar enerji varsa, ağaçta büyük olur. Yeteri kadar enerji varsa dünyadan daha büyük ağaç bile oluşturabilirim. Tabi, bu sadece bir teori.” Bahsettiği şeyi düşündüğümde Neptün’ün uçsuz bucaksız duran büyü gücüne hayran olmamak içten değildi. Onunla tanıştığımda Neptün, kırklı yaşlarında bir adamdı. Eğer onunla yirmi yıl önce tam büyücü kral olma yaşındayken büyü gücünün zirvesinde tanışsaydım, ne olurdu diye düşündüm. Hoş, o zamanlar ben daha on yaşında bir çocuktum. Ayrıca Neptün büyücü kral olsaydı, onun söylediği gibi arka planda dönen işler yüzünden çoktan yakın zamanda ölmüş veya ortadan kaybolmuş olurdu. Tıpkı diğerlerine olduğu gibi. “Peki, büyü gücünle benim ne alakam var?” Elini yatağın boş tarafına doğru vurdu. Onu dinledim ve o kısma oturdum, daha sonra ise onun gibi uzanmaya başladım. “Senin hayal enerjin o kadar yüksek ki, seninle olduğumda yirmili yaşlarımdaki büyü gücümün zirvesinde hissediyorum.” “Oh... Buna sebep olduğumu bilmiyordum.” Gülümsedi ve sağ elini kaldırıp hafifçe döndürdü. Bunu yapması ile küçük birkaç çiçek belirdi. Onları bana doğru uzattı. “Yine de senin böylesine büyük düşüncelerin olmana rağmen sırf büyü gücün yok diye yok sayılman adaletli gelmedi.” “Ne demek istiyorsunuz?” Sorumu sorarken uzattığı çiçeği aldım ve sessizce teşekkür ettim. “Sen için adaletli bir dünya kurmak istiyorum.” Duyduğum ile anlık olarak kalbim duraksadı ve gözlerim irileşti. Hızla doğruldum ve şaşkınca kendisinden emin adama doğru baktım. “Sadece benimle bir gün sohbet ettiniz diye, tüm dünyayı karşınıza mı alacaksınız?” Bana döndü ve gözlerimin tam içine bakarken gülümsemesini daha da derinleştirdi. “Evet, tam olarak planım bu. Güzel özetledin.” “Ama neden? Buna değecek neyim var ki?” O da benim gibi doğruldu ve elini göğsüme doğru koydu. Diğerini ise yatağa destek için koyduğum ellerimden birinin üzerine koydu. “Çok güzel bir kalbin var. Hayat ağacının özü gibi veya bir kuş gibi. Bu arada o gün yüzünden değil sadece. Ben o okula geldiğimden beri seni izliyordum.” “Beni mi? Nasıl? Neden?” Ben ona merakla bakarken hafifçe kahkaha attı ve elini kalbimden saçlarıma çekip karıştırdı, daha sonra ise bozduklarını düzeltmek ister gibi okşadı. “Çünkü beni her gördüğünde küçük yavru bir köpek gibi titriyordun. Bu da hoşuma gitti. Daha sonra ise fark etmeden seni tanımaya başlamıştım. Bir şeyler çiziyordun ve çizdiklerin ütopya gibiydi. Herkese naziktin, bir aile gibi. Gülümsüyordun, bir güneş gibi. Diğerlerini çok iyi anlıyordun, bir tanrı gibi.” Sözleri o kadar çabasız şekilde dudaklarından çıkıyordu ki, dayanamadım ve öne doğru atılıp ona sıkıca sarıldım. O ise beni sıkıca tutup kucağında olmama izin verdi. “Dünyayı değiştirmem için sadece biraz bekle.” Kafamı sağa sola salladım ve göğsüne doğru sokuldum. Çok iyi bir büyücüydü. Değiştirdiği formunda ten kokusu bile başkaydı. “İstemiyorum. Bunu yapmana gerek yok. Bu çok tehlikeli.” “Sorun değil. Ben güçlüyüm.” “Yine de bu çok zor bir plan.” “Biliyorum. Sana söyledim. Bazen akıntıya karşı yüzmelisin.” Sabah uyandığımda sıcacık yataktaydım. Neptün’ün kollarında uyuduğum için yatak sıcacık gelmişti belki de. Benimle birlikte o da uyandı. Hazırlandık ve günü değerlendirmek için dışarıya çıktık. “Kavurucu bir yaz günü gibi. Oysa kış mevsimi geliyor.” Neptün, halk pazarına doğru bakarken söylediğinde onayladım. “Evet, öyle. Bugünkü planın nedir?” “Şekil değiştiren büyücünün nerede olduğunu bulmaya çalışacağım. Bulduğumda ise onu diğer ülkeye götürmek için bir çözüm bulacağım.” Planı basitmiş gibi anlatsa bile işi hiç zor değildi. En son o büyücü ile karşılaştığında kendisini ciddi şekilde yaralanmıştı. Ayrıca anladığım kadarıyla onun kim veya neye benzediğini bilmiyordu bile. Nasıl yapacaktı bunca şeyi? Onu bulsa bile nasıl diğer ülkeye götürecekti ki? Ayrıca savaş hala devam ediyordu. Diğer ülke onun komutası olmadan nasıl işleri halledecekti? Ya savaşı kaybederlerse ne yapacaktı? “Kafanda bir sürü soru var gibi?” “Nereden anladın?” “Yüz ifadenden.” Ona hak verdim. “Öncelikle o kişinin neye benzediğini bile bilmiyorken nasıl bulacaksın? Bulduğunda nasıl diğer ülkeye götüreceksin? Bu süreçte hala savaştayız, diğer ülkeyi komuta etmen gerekmiyor mu? Sensiz savaşı kaybederlerse ne yapacaksın?” Sorularımın hepsini tek tek dinledi ve elini omzuma atıp tebessüm etti. Bu sanki endişe etme, der gibiydi. “Ain’im çok mantıklı sorular soruyor. Öncelikle kime benzediğini bilmesem bile onunla ilgili bilgilere sahip doğru kişilerin bilgileriyle bunu çözebilirim. Bulduğum zaman ounla savaşmayı düşünmüyorum. Onun reddedemeyeceği illa bir şeyler vardır. Önerilerle ilerleyeceğim. Diğer ülkedeki telepati gücü olan büyücülerle iletişim halindeyim. Zihnimin parçasını sürekli dinliyor-” Duyduğumla gözlerim kocaman açıldı. Yanaklarıma ise alev topları düştü. “Bir saniye! Bizim o tüm samimi anlarımızı birileri duyuyor mu?” “Evet?” Yine o umursamaz haliyle durumu kabul etti. “Rahatsız olmuyor musun? Onlar rahatsız değiller mi?” “Bilmem. Rahatsız oluyorlarsa, onların problemi. Nerede kalmıştım? Bensiz savaşı kaybedemezler, bir sürü hayat ağacım onlarla beraber savaşıyor ve bizim ülkemiz kazanmasın diye bu yüzden en başta büyücü kralı adayını ortadan kaldırdım.” “Onu öldürdüğün gerçeğini sindiremiyorum...” “Öldürmedim ki?” “Nasıl?” “Diğer ülkeye götürdüm ve planıma dahil ettim. Zamanının gelmesini bekliyor O da yirmi yıl sonra gizemli şekilde ortadan kaldırılmak istemedi.” Nasıl her şeyi bu kadar basitmiş gibi gösterebiliyordu? Neptün ne kadar zeki biriydi? Kaç adım sonrasını düşünüyordu? “O zaman neden geçen günkü savaş berabere bitti?” “Çok basit. Bir darbe daha alsalardı, şekil değiştiren büyücüyü savaşa göndermeyi düşünebilirlerdi. Şimdilik işler kritik olmadığı için şimdilik saklamaya devam edecekler.” “Bu savaşı kazandırsaydın, o kişi ortaya çıkacaktı, bu sayede bulman daha kolay olmaz mıydı?” “Olurdu, ancak ikna etmem zor olurdu.” Bu işler oldukça kafa karıştırıcı ve yorucuydu. “Son bir şey merak ediyorum.” “Her soruna cevap bulmaya hazırım, Ain.” “Kendini ilk savaşta göstermeseydin, belki de yetkililer sana zaten o şekil değiştireni gösterebilirlerdi?” “Göstermezlerdi. Kendimi gösterdim, sıkışmış hissetmeleri gerekiyordu. Ben de şekil değiştirene sahip olduklarını bilmiyordum. Sadece kozları olduğunun farkındaydım. O kozu bulmak içinse o şekilde yaptım.” Her şeyi o kadar ince ve detaylı düşünüyordu ki, büyü gücü kadar zekası da öndeydi. O gerçekten zamanında büyücü kralımız olsaydı, ülkemiz ne olurdu merak etmeden duramadım. “Bunca zahmete girmişsiniz. Buna değer miydim?” “Sen de kendine aşık olduğunda, bunca zahmete girip girmeyeceğini anlarsın.” Yanağımı hafifçe okşadı ve gülümsedi. “Ben saraya diplomatik ilişkiler için gideceğim. Sen ne yapacaksın?” “Savaş sonrası yaralılara yardım etmeye gideceğim.” “Tamamdır, seni bulmak için döneceğim. Beni merak etme, Ain. Ama özle.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.