“Lütfen, ölmeyin.” Saniyeler sonra iki metre boylarında başka bir ağaç kökleri deniz dalgaları gibi toprağa girip çıkarken bize geldi. Bir dalını bize doğru açılmış bir el gibi uzattı. “Onunla gidin. O sizi sağ sağlim düşman topraklarına götürecek. Oraya gittiğinizde kim olduğunuzu asla belli etmeyin.” Bay Neptün’ün sözünü dinledim ve bana eşlik etmesi için getirdiği elçi ağacın dalına geçerek ikimiz arasındaki mesafeyi açmasına izin verdim. Uzaklaştıkça, aramızdaki açılan mesafeye bakıyordum. İşleri düzeltebilecek miydi, bilmiyordum. Tek dileğim, en kısa zamanda tekrar mutlu ve huzurlu zamanlarımıza dönmemizdi. Düşman ülkenin topraklarına sorunsuz şekilde girdim ve ağaç beni Bay Neptün için özel ayrılmış savaş çadırlarından birine götürdü. Ben yere tekrar ayak bastığımda ise o da köklerini toprağın içine yolladı ve çadırımın hemen yanında sanki hiç hareket edemiyormuş gibi sıradan bir ağaca dönüştü. Fakat içimde bir yerlerde biliyordum ki, başıma bir şey gelecek olsa tekrar hareketlenecekti ve beni koruyacaktı. Çok küçük bir tizlikle ağaca teşekkür ettiğimde sanki hafifte olsa kıpırdandı. “Bay Neptün, dönmüşsünüz.” Yetkili olduğu her halinden ve güç seviyesinden belli olan biri yanıma geldiğinde, elindeki kağıtlara ara ara bakarak konuşuyordu. “Bir sonraki saldırı tarihini önermişsiniz. Sizce de on gün çok geç, değil mi? Zaten zayıflarken, tekrar tekrar saldırmalıyız. Böylece ülke tamamen bizim olur.” Ne söylemem gerekiyordu? Eğer yanlış bir şey söylersem, Bay Neptün’ün planını mahvedebilirdim ve erken savaş çıkartıp onlarcasının yaşamına bedel olabilirdim. Bay Neptün’ün gücünden dolayı ne kadar saygı duyulduğunu hatırlatınca en mantıklı cevabı buldum. “Daha önce ne söylediysem, hala aynısını düşünüyorum. Acele etmeyin ve sizinle olduğum sürece zaferin size ait olduğuna emin olun.” Sözlerim işe yaramış olacak ki, adam gülümsedi ve kafa salladı. “Sizin gibi güçlü birinin bizim yanımızda hem de kendi ülkesine karşı savaşması ne gurur verici.” “Evet.” “Hala zaman zaman neden bizim tarafımıza geçtiğinizi sorguluyorum.” İçimden ben de bunu sorguluyorum demek geçse bile söylemedim. Söylesem garip olurdu zaten. Sadece tebessüm ettim ve o kişiden uzağa gitmeye karar verdim. Ne kadar çok konuşur ve insanlarla iletişime geçersem o kadar çok açık verebilirdim. İlk günüm inanılmaz normal geçti. Herkes beni seviyor ve gücümden saygı gösteriyordu. Küçük çocuklardan sık sık bana destek mektupları alıyordum. Bütün çocukların en büyük hayali bir gün Bay Neptün kadar güçlü ve saygın olmaktı. Ondan süper kahraman gibi bahsediyorlardı. Tüm günümü bana ayrılan çadırda geçirdim. Gelen herkese ise yalnız kalmak istediğimi söyledim. Dokuz gün geçti ve sabah onuncu gün olacaktı. Böylece savaş tekrar başlayacaktım ve nasıl engellemem, nasıl bir sebep öne sürmem gerekiyordu bilmiyordum. Bay Neptün olsa ne yapardı? Keşke burada olsaydı ve ne yapmam gerektiğini söyleseydi. Her gece yıldızlara bakıp Bay Neptün’ü görmeyi ve bizi kurtarmasını diliyordum. Şimdiye kadar dileklerim gerçekleşmemiş olsa bile devam etmekten başka çarem yoktu. Benim gibi güçsüz eller sadece dua etmek varlardı. Bu geçen süreçte aslında çok şey öğrendim. Güçlü biri olmanın nasıl olduğunu, herkesçe saygı duyulmanın o göğüs kabartıcı ve baş döndürücü hissi garipti. Aynı zamanda omuzlarımda sürekli bir ağırlık vardı ve her adımımı defalarca düşünmem gerekiyordu. Hata yapmamı bekleyen insanlar doluydu. Bay Neptün seviyesinde biri olunca hayatın her zaman çok kolay olacağını düşünürdüm, ancak anlıyordum ki; kolay hayat benim hayatımdı. Kimsenin benden beklentisi olmadığı için hata yapmam umurlarında değildi. Çadırın hemen yanındaki ağacın dalları arasına oturmuş gökyüzünü izlemeye ve yıldızlarla zihnimde konuşmaya devam ediyordum ki aniden garip bir şey oldu. Karşımdaki dalda bir portal açıldı. Kimin tarafından yapıldığını bildiğim içinse hiç düşünmeden kalkıp ona doğru adım attım. Portal kapısından geçtiğimde ise Bay Neptün ile en son konuştuğumuz noktadaydım. Bedenimde ise bir gariplik vardı. Üstüme başıma baktığımda ise tekrar eski ben olduğumu gördüm. Bay neptün, işini bitirmiş ve bedenlerimizi düzeltmiş olmalıydı. Yüzümde bir gülümseme, kalbimde huzurun verdiği hafiflikle onu beklemeye başladım. Dakikalar geçti ama hiçbir şekilde ondan haber alamadım. Her dakika arttığında endişem arttı. Ne kadar onu bekledim bilmiyordum, ancak sonunda Bay Neptün’ün başarısız olduğunu düşünmeye başladım. Belki de beni unutmuştu? Bana ihtiyacı yoktu? Onu seven ve saygı duyanlarla barışı kutluyorlardı? Benim gibi zayıfa ihtiyaçları var mıydı ki orada mutluluklarına dahil etmek için? Kendi kendimi yerken gözlerimin ne zaman dolduğunu anlamadım. Neden ağlıyordum ki? Gözyaşlarım sicim gibi düşerken ellerimle onları silmeye çalışıyordum. Ben bununla uğraşırken etrafımı renginden S+ seviye olduğu belli olan mor renkli bir güç kalkanı belirdi. Korku ile bunu kimin ve neden yaptığını anlamaya çalışıyordum. Birden gökyüzünde bir ışık belirdi ve saniyeler içinde büyümeye başladı. En sonunda ise ateş topu olarak ormanın ortasına, dibime düştü. Etrafta birkaç metre boyunca olan her şeye zarra vermiş ve zeminde kocaman bir delik açmıştı. Ben ise güç kalkanı sayesinde hiç etkilenmedim. Kalkan ortadan kalktığında korku ile önümdeki koca deliğe ve oradan yükselen dumanlara bakıyordum. Birkaç adım attım ve daha yakına geldim. Duman azaldığında ise merkezindeki kişiyi gördüm. Yaralanmış Bay Neptün’dü! Hızla koştum ve onun yanına kadar indim. Yerde uzanmış gözleri kapalıydı ve vücudunda yaralar vardı. Onu tüm gücümle o delikten çıkartıp düz alana getirdim. Bu beni çok zorlamış olsa bile bir saniye pes etmedim. Daha sonra ise elim belimdeki kemere gitti ancak orada olmadığını fark ettim. Yanımda değillerdi. Endişe şekilde ne yapacağımı düşündüm ve ormanın daha derinlerine koştum. İlla bir yerlerde işime yarayacak bitkiler, dallar veya otlar olmalıydı. Ben hararetle ilaç yerine geçecek her şeyi ararken gece karanlığında bir hışırtı duydum. Hışırtının ne olduğunu anlamaya çalışırken iki tane sarı ışık belirdi. Bunlar neydi? Ben merakla iki ışığa bakarken hışırdama sesi hırıltıya dönüştü. Işıklar yaklaştıkça ise bir insandan daha büyük olan ve orman ruhu olarak anlatılan mistik hayvanlardan biriyle bakışmaya başladım. Bu ormanın ruhu ne miydi? Kurttu. Yutkundum ve avuçlarımdaki birkaç otu sıkı sıkı tutarken yavaş adımlarla gerilemeye çalıştım, ancak bakışları hemen ayaklarıma ve aşırı yavaş hareketlerimdeydi. Hareket ettiğim anda bana saldıracağını anladığımda ise bundan vazgeçtim ve sadece beni bırakıp gitmesini dilemeye başladım. Onunla savaşamazdım. Onunla herhangi biri savaşamazdı! Onu yenmek için en azından 10. seviye bir büyücü olmanız gerekirdi. Bakışları keskinleşip, burnu kırışmaya başladığında ve dişlerini bana fazlası ile gösterdiğinde beni yemek için kararlı olduğuna emin oldum. Tek yapabileceğim gözlerimi kapatmak oldu. O bana doğru koşarken, ben sadece Bay Neptün’ü düşünüyordum. Beni öldürdükten sonra onu bulup ona da aynısını yapacak mıydı? “Lütfen, Bay Neptün’e dokunmayın.” Kurt üzerime doğru koşarken yanımdan yıldırım hızıyla bir şeyin geçtiğini hissettim. Hemen gözlerimi açtığımda ise yaralar içindeki Bay Neptün’ün dimdik duran sırtını gördüm. Yine benim etrafıma bir kalkan oluşturmuş, önümde kurtla kapışıyordu. Yaralarıyla beraber yorgun olduğu için gücünü tam potansiyel kullanmasa bile muazzam büyü yeteneği ile kurdun kendisine yaklaşmasına ve dokunmasına izin vermiyordu. Bay Neptün, orman ruhunu yendiğinde ise bana doğru döndü ve birkaç adım yaklaşıp elini yanağıma koydu. “Sen iyi misin?” Ellerinden, bedeninden, yüzünden ufak ufak kırmızı sıvısı akıyor ve zeminle buluşuyordu. Gözleri yorgundu ve nefes nefeseydi. Bayılmamak için zor duruyor gibiydi. “Ben iyiyim ama siz iyi değilsiniz!” Endişe ile söylediğimde sadece gülümsedi ve bedeni omzuma doğru kaya gibi düştü. Onun beklemediğim ağırlığı ile ben de düştüm. Üzerimde baygın halde yatıyordu, ancak hala beni korumak için görevlendirdiği küçük küçük büyüleri etrafta görebiliyordum. Neden son kalan büyü enerjisini kendisini iyileştirmek için değil de beni korumak için kullanıyordu ki? O geceyi ormandaki koca bir ağacın kavuğunda geçirdik. Sabah olduğunda ise beni uyandıran savaşın tekrar başladığını gösteren büyü sesleriydi. Bize yakın bir yerde savaşıyorlardı. Bay Neptün’e baktığımda ise uzun süre daha uyanmayacak gibi gözüktüğünü anladım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Bu yüzden sadece sadece bacaklarıma sarıldım ve uyuyan Bay Neptün’ü izlemeye başladım. “Keşke savaşı durdursanız, Bay Neptün. O kadar üzülüyorum ki. Sanırım siz mutlu olmadığınız sürece diğerleri de mutlu olamayacak.” Yorgundum ve korkuyordum. Bu yüzden Bay Neptün’ün yanına uzandım. Yukarıdaki savaş patlamalarını izliyordum ki, yanımda uyuyan Bay Neptün beni hissetmiş miydi bilmiyorum yüzünü bana doğru çevirdi. Ben de ona döndüğümde nefesi yüzüme doğru çarpmaya başladı. “Keşke bu sadece güzel bir kamp gezisi olsaydı.”
Bölüm 7
Bölüm 7
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.