İçeriğe geç

Büyücü Kralı

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Büyücü Kralı

Bölüm 6

Bölüm 6

“Belki de bizim bilmediğimiz bir şeyi biliyor ve düşünüyor. Sonuçta o her şeye rağmen Neptün.” Yaralı büyücü kendisinden ve çocukken tanıdığı Neptün’den emin olarak söylediği sözlere karşılık verecek bir şey bulamadım. Sadece kafa salladım ve derince iç çektim. Ben neden bu kadar huzurlu değildim? Aslında şu an bulunduğumuz durumda böylesine huzurlu olmak garip gibi geliyordu. Elimi hala tutuyordu ve tutuşunu sıkılaştırdığını fark ettim. Daha sonra ise tekrar huzur dolu sesiyle konuşmaya devam etti. “Onun için endişelenme. Neptün, ne yaptığını iyi biliyordur.” “Teşekkür ederim.” Bir hafta boyunca herkes tetikte gecelerini gündüz ederken bir sonraki kabusun ne zaman olacağını bekliyorlardır. Her bekleme boşa çıktı, çünkü hiçbir şey olmadı. Bir gece vakti herkesi geri bıraktım, biraz daha uzakta ormana doğru giderek oraya sığınmaya karar verdim. Geriye baktığımda tüm ağaçlar herkesi yok ediyor ve sanki dünya da ben kalmışım gibi sesi yutuyorlardı. Bu huzurlu hissettiğinden olsa gerek tüm vücudum aniden gevşedi. Bedenim huzuru bulunca bacaklarım tutmaz oldu ve kendimi yerde buldum. Bedenime kollarımı sarıp ağaçlardan zar zor gözüken gökyüzüne baktım. Yıldızları ve dolunayı parça parça olsa bile görebiliyordum. “Keşke bunların hepsi kötü bir rüya olsa.” “İnsanlar gerçeklerden neden korkuyorlar, Bay Ain?” Tanıdık olan ve uzun süredir duymadığım sesi duyduğumda yerimde sıçradım. Gevşemiş olan vücudum tekrar kaskatı oldu. Etrafıma bakındığımda ise hemen arkamda yaklaşık otuz santim kadar yukarıda ağaç dallarının ona yol olduğu birini gördüm. Bu kişi Bay Neptün’dü. Üzerinde simsiyah takımı vardı ve dolunayın ışığı saçlarına ulaştığında sanki bir mücevher gibi parlıyordu. Ben daha bir şey diyemeden ormandaki ağaçların dalları onun etrafında hareketlenmeye devam etti ve hızla benim bedenimin altından kökler çıkarak, havalanmama sebep oldular. Korku ile dallara tutunmaya çalışırken kendimi hemen onun dibinde buldum. “Merak etmeyin, düşmenize izin vermem.” Dallara yapışmış ellerime bakarak söylediğinde ona inanmayı seçtim ve ayağa kalktım. İlk birkaç saniye dengemi bulmakta zorlansam bile daha sonra alıştım. “Size soracak bir sürü sorum vardı.” Heyecanla söylediğimde sanki bu olaylar olmamış, herhangi bir günde ve okul bahçesinde karşılaşmışız gibi hissettim. Böyle olsaydı ne hoş olurdu. “Öyle mi? Sizi ve sorularınızı dinliyorum.” İkimizi taşıyan mistik güçlerle dolu dallar tekrar hareketlendiğinde dengem bozulur gibi oldu, Bay Neptün ise yerinden bir santim oynamadı. Dallar taht gibi oturmaya müsait olduğunda ise ikimizin ortasına bir de masa geldi. Masanın üzerine ise ağaçların bizim için getirdiği birkaç meyve ve iki çay her şey normalmiş gibi hissettiriyordu. “Neden ortadan birden kayboldunuz?” İlk sorumu sorduğumda kendinden emin bakışları bir anlığına değişti. Sanırım ilk soracağım soruyu kendisi tahmin etti, ancak tahmini tutmadı. “Öyle olması gerekti.” “Peki, neden düşman ülke için bize karşı savaşıyorsunuz?” “Öyle olması gerekti.” İki soruma da aynı cevabı aldığımda pek umutlu değildim. Ellerimi sıktım ve omuzlarımı düşürdüm. Bütün sorularıma aynı cevabı mı alacaktım? Belki de farklı şeyleri, farklı şekilde sormalıydım. “Siz dağda doğmadınız değil mi?” Cevap vermiyordu. Bu yüzden devam ettim. “Siz sarayda doğdunuz, değil mi?” Sessizlik... “Doğduğunda o anki büyücü kralımız zaten kısa zaman önce ölmüştü, değil mi? Bu yüzden oradaki önceki büyücü kral hariç herkes öldürmüştünüz ve bir önceki büyücü kralımıza lanet yerleştiniz. Bunu siz yapmıştınız, değil mi?” Konuşuyor, sorular soruyordum, ancak bir cevap alamıyordum. Son bahsettiğim konuya şaşırmasını bekledim, ancak hiçbir mimik göstermedi. Sadece dinledi ve çayından içti. “Bay Neptün, yeni mezun olan büyücü kralımızı da tahtına geçmeden öldüren sizdiniz, değil mi?” Bunu sorduğumda mimiği değişti. Yavaşça elindeki fincanı yerine bıraktı. “Bunu nasıl öğrendiniz?” “Sonunda dikkatinizi çekebildim.” Gülümsedim ve ben de çaydan bir yudum aldım. “Sadece tahmin ettim, Bay Neptün.” “Anlıyorum. Sanırım benim de bir şeyler anlatmam gerek?” “Lütfen, Bay Neptün. Anlatın.” “Ben çocukken bir kitap okumuştum. Çoban köpeği olmak isteyen bir kuzu hakkındaydı. Bir sabah uyandığında ise yaşlanan çoban köpeğinin yerine bir köpek geldiğini görünce diğerinin nereye gittiğini anlamadı. Çoban, köpeği öldürmüştü. Neden mi? Çünkü artık yaşlanan ve işine yaramayacak olandı ve genç, daha güçlüsü vardı. Büyücü kralları neden hep benzer yaşlarda ölüyor, düşündün mü? Çünkü doğan bebek, bir önceki neslinin sonunu getiriyor. Ancak garip bir şey vardı. Benden önceki büyücü kralı olan amcam, o zaten ölmüştü. Peki, neden yine de ben doğduğumda tüm o felaketler oldu? Bunu gerçekten doğduğumda ben mi yaptım? Yoksa birisi şahitleri mi ortadan kaldırmak istedi?” Düşünceleri okuyan o büyücü haklıydı. Her şeye rağmen, Bay Neptün’dü o. Yaptıklarının arkasında hep bir düşünce, bir soru ve anlam arayışı vardı. Yüzümde nedensizce bir gülümseme oluştuğunda taban yerine geçen görkemli dallar küçük küçük çıtırdamaya başladı. Bay Neptün ise oldukça yakınıma geldi. Ayağa kalktı ve hala oturan bana doğru tek dizinin üstüne gelerek, elini yanağıma koydu. “Bay Ain, ben birilerinin hırslarının kurbanı olmak istemiyorum. Çocukluğum tüm sorulara cevap aramakla geçti. Büyücü kral olduğumda birilerinin kuklası olacaktım ve o ipi kesmemin tek yolu buydu. Birilerini feda etmem ve elimi onların aç olduğu kırmızıya boyamam gerekiyordu. Bana demiştiniz ya, yeni düzeninizi oluşturabilirsiniz. Ben doğduğumdan beri yeni düzeni oluşturmaya çalışıyorum.” O konuştukça sesi kulaklarımdan beynime sinsice ilerledi. Her kelimesini sanki beynime kazıdı ve düşünceleriyle zihnimi ele geçirdi. “Ve sonunda nasıl yapabileceğimi buldum.” “Nasıl?” Sorduğum sorunun cevabı dudaklarıma konan masum bir kelebeğin dokunuşu oldu. Bay Neptün’ün bunu neden yapmış olduğunu anlamasam bile o masum kelebek hırçın bir arıya dönüştü. En sonunda ise ruhumun dudaklarım arasından çıkıp onun dudaklarının içinden bedenine girdiğini bile hissettim. Gözlerimi geri açtığımda ise kendimi bambaşka hissediyordum. Sanki bir aynada kendimi izliyordum. “Bunu size yaptığım için üzgünüm.” “Efendim?” Her şeye dikkatli baktığımda kendime baktığımı fark ettim. Her şeyi anlamam birkaç saniyemi aldı. Bay Neptün’ün dudaklarından gerçekten ruhum onun bedeninden geçmiş gibi gözüküyordu. Onun bedenindeydim ve o da benim bedenimdeydi. “Siz... Bunu? Neden?” Gülümsediğimi gördüm. Bay Neptün, benim bedenimdeydi ve sakince gülümsüyordu. “Lütfen, ben her şeyin cevabını bulana kadar benmişim gibi davranın. Düşman ülkeyle kalın. Savaşta onlara yardım ettiğim için bana şüpheli olsalar bile güveniyorlar. O süreçte sessiz kalın ve sadece beyin gücünüzü kullanın. Kesinlikle savaş meydanına gelmeyin. Herkes sizi ben sanacağı için tüm güçlerini kullanacaklar. Ben ise sorularıma cevap bulacağım.” Bedenimle hızla oturduğu yerden kalktı ve hala yere çökük haldeki benim elimi tutarak dudaklarını üzerine bastırdı. “Lütfen, ölmeyin.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.