Yaklaşık 10 saniye içinde etrafımızı siyah dumanlar sarmıştı.
İkimizde korkudan hareket edemiyorduk.
Geri çekilmeye çalıştığımız anda dumanlar birleşmeye başladılar.
Daire şeklindeki dumanın altından perde gibi bir şey iniyordu.
Aniden kocaman bir iskeletle göz göze gelmiştik.
Pelerini bütün koridoru duman gibi kaplamıştı.
Dişlerini gıcırdatıyordu.
Arkadan iki duman birden benim ve Brice'ın önünde duracak şekilde hızla geldi.
Ve üzerlerinde kocaman kesik oynamaya başladı.
"Ölüm."
"Ölüm."
"Ölüm."
İkis de aynı anda boğuk ama sesli bir şekilde bağırıyor gibiydi.
Sanki tezahürat yapıyorlardı.
"Ölüm."
"Ölüm."
O sırada Brice'a baktım
Öylece durmuştu.Yüzünden ifade okunmuyordu.
"Brice!"
"Kaçmamız lazım!"
Onun hala orada heykel gibi durduğunu görünce kolunu tuttum.
"Dur"dedi sessizce.
"Hatırlamaya çalışıyorum."
"Neyi?"
Aptal diye içimden geçirdim.
Dumanlar kollarını açmış üzerimize geliyordu.
Koşmaya karar verdim.
Bileziğim Brice'da olmasa tereddüt etmezdim.
Kaçmak için arkamı döndüğümde başka bir duman da oradan geliyordu.
Birden Brice'ın sesi kulaklarımı çınlattı.
"Hava!"
Brice kollunu sıvamış bileziğinin önünden beyaz bir ışık çıkarmıştı.
Birden bütün ruhların üstüne görünmez bir dalga yayıldı.
Sanki boğuluyorlarmış gibi bir ses çıkardılar ve portreler yine sallanmaya başladılar.
Ama bu sefer içlerinden çıkmıyor içlerine giriyorlardı.
Dumanları burnumuza girdiğinden ikimizde nefes nefese kalmıştık.
Birden olduğumuz yere koşarak gelen ayak sesleri duyduk.
Brice bileziğimi bana fırlattı.
Yakaladığım gibi bileğime geçirip önünü kapattım.
"Ne yapıyorsunuz siz!"
Önümüzde orta yaşlı bir adam duruyordu.Bu adam,profesör Lorry'nin Alfred dediği adamdı.
Bütün profesörler ve korumalar önümüzde dizilmişti.
Ama ne verecek cevabımız ne de diyecek sözümüz yoktu.
İkimizde başımızı önümüze eğmiş neler olduğunu göz ucuyla takip ediyorduk.
"Ruhlar buradayken nasıl içeri girersiniz!
Profesör Lorry sizi daha bugün uyardı!"
Bağırışlarıyla balodan gelen müziği durdurmuşlardı.
Profesör Lorry ise uykulu gözleriyle bakarken upuzun olan eteğini düzeltiyordu..
"Ruhlar nerede? Nasıl geri gittiler?
Söylesenize!"
Brice gözlerini bana kaydırdığını hissedebiliyordum.
Ama tek bir kelime bile çıkmadı ağızımdan.
Onu orada şikayet edemezdim yoksa bileziğim olduğunu anlarlardı.
Koridordaki kapılardan biri açıldı ve içinden kadın çıktı.Kısa koyu kahverengi saçları vardı ve üzerindeki giysilerden koruma olduğu belliydi.
"Ben yaptım."
Dedi sakince.
"Ruhların gitmesi için hava büyüsünü uyguladım.
Sonra da buraya saklandım.Çok özür dilerim sayın profesör."
Herkes ona tuhaf bir şekilde bakmaya başlarken profesör Alfred konuştu.
"Peki neler oldu Rilda?
Bu ikisinin burada ne işi var?"ses tonunu korumaya çalışıyor gibiydi.
"Ben Brice'ın koruması olarak ona okulu gezdirmek istedim ve o kız da yanındaydı.Bende ikisini de getirdim fakat saatten haberim yoktu."
Gözlerini bana kaydırdı ve anlık sıcak gülümsemesinden sonra geri profesörlere döndü.
Müdür Lorry konuşmaya başladı.
"Koruma olarak daha dikkatli olmalıydın Rilda."
Dedi otoriter bir sesle.
"Ruhlar 600 yıldır bir büyüyle karşılaşmadılar,eğer karşılaşırlarsa ne olur biliyor musun?"
Rilda başını hayır anlamında salladı.
"Sinirlenirler ve onlara güç vermiş olursun."
"Yani!"diye söze girdi profesör Alfred.
"Artık ruhlar senin sayende kendi istedikleri zaman önümüze çıkabilirler!"
Sinirden kızarmış yüzü daha da kızardı.
Ayaklarını yere vura vura tur atıyordu.
"Çok üzgünüm efendim."
Profesör Lorry hâlâ ciddi ve düşünceli bakıyordu.
"Herkes hiçbir yere çıkmasın, bütün öğrencileri odalarına götürün.Yarın için bilgilendirmeler görevliler tarafından yapılacaktır" Profesör Lorry arkasını döndü ve topuklarının sesi uzaklaşana kadar kimse konuşmadı.
Rilda'ya herkes ne kadar sinirli de gözükse onu görevini yapmaya devam etmesini söylediler.
Rilda Brice'ın, Carlos ise benim yanımda gidiyordu.
"İyi misin Irene?"
Carlos yine parlak gözlerini bana dikmiş o sıcak gülümsemesiyle bakıyordu.
Gözlerine bakarken birkaç saniye cevap vermedim.
"E-evet Carlos"
Rilda'ya ne kadar minnet duyduğumu söylemek istedim ama Carlos'un yanında bunun hakkında konuşamazdım.
O sırada Carlos ve Rilda'dan alarm sesine benzer bir ses geldi.
İkiside ceplerinen telsize benzer bir şey çıkardı ve aynı anda konuşmaya başladılar.
"Herkes kızlar yurdunun ikinci katında kalacak.
Ve herkese birer yer yatağı verilecek."
Oraya vardığımızda Nova koşarak yanıma gelip bana sarıldı.
"Seni çok merak ettim Irene! Hepimiz ettik."
Arkasında Chiara,Alice ve Dina bana gülümsüyorlardı.
"İyiyim sorun yok" dedim karşılık vererek.
Yer yataklarına geçtiğimizde kızlar odanın bir tarafında erkekler ise diğer tarafında yatmışlardı.
Korumalar ise bir üst katta yatmışlardı.
İçimden bir ses üst kata çıkıp Rilda'ya teşekkür etmek istiyordu ama hem tehlikeliydi hem de etraftakiler onu görürdü.
Yarın onu yanlız yakalayıp teşekkür ederim diye düşündüm.
Brice nasıldı acaba?
Neden onu düşünüyorum ki? Her şey onun yüzünden oldu zaten.
Yine de göz ucuyla onun yattığı yer yatağına baktım.
Ona baktığım an o da bana bakınca göz göze geldik.
Bana sırıttı ve göz kırptı.
Ona buruşmuş ve midesi bulanmış bir yüzle karşılık verdim.
Yatağıma yattım ve örtümü çektim.
Uzun bir süre bir şey düşünmemeye çalıştım ve uykuya teslim oldum.
••••
Uyandığımda Nova hazırlanmıştı.
"Hadi Irene geç kalacağız."
Odada neredeyse kimse yoktu.
Sadece yaklaşık 6 kişi vardı.
Kalkıp kabinlere gittim ve benim için asılmış olan pembe yırtmaçlı ve omuzları açık bir elbise giydim.
Nova ise turuncu bir elbise giymişti ve onda da kısa bir yırtmaç vardı.
Tüller kollarını kaplamıştı.
Saat 8.50'ydi yani dersin başlamasına 10 dakika kalmıştı hemen ikimizde ders programımıza baktık.
"Benimki Spor ve Duruş profesör Addans'dan."
Programıma göz gezdirdim.
"Benimki de aynı hadi gidelim."
Derse giderken bütün öğrenciler çok sessizdi.
Beni görenler bana korkuyla bakıyor ve uzaklaşıyordu.
Ne güzel bir okul başlangıcı diye içimden geçirdim.
Derse geldiğimizde bizi büyük bir salon karşıladı.
Profesör Addans en ortada durmuş oradan oraya gidip öğrencilere ne yapacaklarını anlatıyordu.
Kızların olduğu yere gittik.
"Hepiniz hoşgeldiniz çocuklar!
Şimdi hep birlikte önce egzersiz yapacağız!"
"Hepiniz lütfen kırmızı çizgiye geçin!"
Çizgiye geldiğimizde heyecanlı bir şekilde bize hareketleri göstermeye başladı.
Bazı kişiler sessizce kıkırdıyor bazıları da gülmemek için kendini zor tutuyordu.
"Eller havaya! Yukarı,aşağı,yukarı,aşağı!"
Artık herkes gülmeye başlamıştı.
"Gerçekten yaptığımız şeye bak."
Dedi solumda duran çekik gözlü ve kısa dalgalı saçlı prenses.
"Eğer hoşlanmadıysanız çizgiden çıkabilirsiniz prenses Nomi"dedi profesör sertçe.
Prenses Nomi sessiz ama duyulacak şekilde.
"Memnuniyetle"dedi.
Profesör bozuntuya vermeden egzersize devam ettirdi.
Duruş kısmına geçtiğimizde Nomi katılmak zorunda kaldı.
"Omuzlar dik!"
Hepimiz salonun etrafını dolaşmaya başladık.
"Aferin Amaris! Hepiniz prenses Amaris'e bakın"
Kıvırcık saçlı ve olgun görünen kız kibarca gülümseyerek adımlarını atıyordu.
"Saçma."dedi Nomi, Amaris'i süzerek.
"Diyarın başına geçince yürüyüşümüz nasıl diye mi bakacaklar."
İçimden gelen gülme hissini durduramadım.
Nomi sırıtarak bana baktı.
O sırada ismimi duydum.
"Prenses Irene buraya gelin lütfen sıra sizde."
Profesör beni az önce Amaris'in yürüdüğü yere çağırdı.
Çekine çekine gittim.
"Omuzlar dik başın dik!"
Nefes aldım ve yürümeye başladım.
"Hayır hayır!"
"Hiç olmuyor prenses Irene!"
"Bacaklar hizalı olmalı."
İçimden lütfen çabuk bitsin diye dua ederken.
Hâlâ konuşmaya devam ediyordu.
"Olmuyor olmuyor!"
Profesör Kızlara baktı.
"Prenses Amaris! Lütfen bütün kızlara gösterir misin?"
Cevabını beklemeden devam etti.
"Ve sen prens Brice sende erkeklere göster."
O an Brice'ın bana sinir bozucu bakışını atarak sırıttığına emindim ama ona bakmadım bile.
Amaris kibarca sırtıma dokundu.
"Lütfen biraz sırtını şöyle tutabilir misin?"
Sırtımı nasıl olduysa birden aşırı dik, omuzlarım arkada ve başım yüksekte buldum.
Ayaklarımı düz ve iyi hareket ettiriyordum.
Amaris gülümsedi.
"Tamam oldu."
Şaşkınca karşılık verdim.
"Teşekkürler Amaris"
Diğerlerine yardım ederken. Salonun ortasında kalakaldım.
O sırada Nomi'nin sesini duydum.
"Hayır istemiyorum yardım falan!"
Tam bitirenlerin yanına gidecektim ki önümde biri belirdi.
"Selam prenses."
Brice gözleri kısık sırıtarak bana bakıyordu.
"Ne istiyorsun Brice?"dedim uzatmadan.
"Belki yardıma ihityacın vardır diye geldim.
Duruş için.
Hani öğretmek için falan."
Gülmeye başlayınca ona göz devirdim.
"Çekil önümden"
Onu ittim.
"Ne yani teşekkür etmeyecek misin?"dedi ciddi bir sesle.
Ona döndüm
"Ne için teşekkür edecekmişim?"
"Seni kurtardığım için prenses."
Kaşlarımı çattım.
"Ay çok teşekkürler sayende artık geceleri değil sabahları da ruhlardan kurtulamayacağız."
Gülümser gibi oldu ama ben çoktan dönüp gitmiştim bile.
Nova ve Dina sohbet ediyordu.
Chiara,Alice ve Amaris ise diğer köşedelerdi.
Nomi çok yanlız gözüküyordu.
Bir köşede oturmuştu ve elini inceliyor gibi görünüyordu.
"Selam Nomi."dedim yanına oturup.
"Senin de mi canın sıkıldı?"dedi ela gözlerini bana dikerek.
"Evet"dedim sorgulamadan.
Çünkü gerçekten geçirdiğim en stres dolu ve sıkıcı dersti.
Sanki özgüven gelmiş gibi heyecanla konuşmaya başladı.
"Neyseki yarın ki ders Savunma sanatı yoksa daha dayanamazdım.
Galiba kılıç falan da kullanırız.
Ya da yumruk bile yeterli."
Ellerini yumruk yapıp göğüs hizasında kaldırdı ve havaya birkaç kez yumruk attı.
İkimizde güldük.
Zil çalınca profesörün
"Ders bitmiştir!"diye bağırmasını beklemeden herkes sınıftan çıkmıştı bile.
Öğle yemeğinden bütün kızlar aynı masaya oturdu.
Sağımda Nova, solumda ise Alice oturuyordu
Dina ise masanın diğer ucunda oturmuştu ve utangaç bir şekilde başını önüne eğmiş ve yine beyaz tutamları omzundan aşağı düşmüştü.
Yemek boyunca da hiç konuşmadı ve gözlerini yemeğinden ayırmadı.
Akşam olduğunda gitmek için kalktığımızda korumalarımıza yine bir duyuru gelmişti.
Artık korumalar odalara da çıkabilecekti.
Carlos ve Nova'nın koruması Ellie odaya giderken bize eşlik etti.Carlos centilmen bir şekilde bana kolunu uzatmıştı kolunu tutup yürümeye devam ettik.
Odaya girdiğimizde kapıyı kapatıp kilidi taktık.
Kendimi yatağa bıraktım.
"İyi geceler Nova"sesim bıkkın çıkmıştı.
"İyi geceler Irene"diye yorgunca fısıldadı Nova.
••••
Hava daha aydınlanmadan odamdan giren bir takırtıyla gözlerimi açtım.
Karanlıktan hiçbir şey göremiyordum sadece bir demirin sallanma sesi ve bir homurtu.
Umursamadan gözlerimi yine kapattım ama bu sefer ses daha da yükseldi.
Nova'nın nefesleriyle karışan homurtu daha da yükseldi.
Gözlerimi hızla açıp doğruldum.
Yatağımın ucunda kocaman beyaz bir sis vardı.
Yanık gibi kokuyordu.
Birkaç kez öksürdükten sonra Nova'ya seslendim.
Ama Nova çoktan uyanmıştı yatağının yanında saklanıyordu.
Gözlerimi geri sise çevirdiğimde kocaman yaklaşık 6 tane bacakları olan bir yaratık belirmişti.
Örümceğe benziyordu.
Bacaklarını yatağımın köşesine dayamıştı ve ağzında bir şey tutuyordu.
Yataktan fırlayıp Nova'nın önüne geldim.
"Bu da ne böyle,Yardım çağırmalıyız!"
Nova'nın endişeli sesi odada yankılanıyordu.
O sırada örümcek ağzındakini bıraktı ve aşağı kanlar süzülürken yere bir beden düştü.
Bedenin bembeyaz saçları yeri kaplamıştı.
Üzerinde mavi bir pijama vardı.
Sırtından aşağı kanlar akıyordu.
Dina ölmüştü.
