İçeriğe geç

Büyü Kraliyeti

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Büyü Kraliyeti

Bölüm 2

2.bölüm:Tanışma Yağmuru

Son 5 saat,4,3,2,1

Geldiğimizde güneş batmak üzereydi.

Koltukta uyuya kalmıştım.

"Prenses Irene"

Dedi sakin ses.

"Geldik efendim"

Gözlerimi açtım.

Camdan baktığımda önümde siyah ve gri renklerinde oldukça büyük bir bina vardı.

Çatısı üçgen şeklindeydi,ve binanın camları zincirlerle kaplanmıştı.

Kapısının ortasında daire şeklinde bir cam daha vardı.

İçi o kadar karanlıktı ki orada ne olduğu gözükmüyordu.

Arabanın kapısı açıldı ve kahverengi saçlı ve oldukça genç görünen bir adam bana elini uzattı.

"Hoşgeldin prensesim"

Bana gülümsedi ve gözlerimin içine baktı.

Rüzgar koyu kahverengi ve karışık saçlarını düzeltiyordu.

Zümrüt yeşili gözlerini bana diktiğinde gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım.

Yüzümün kızardığını hissetmiştim.

Ben cevap vermeyince bana sırıttı ve elimi tutup aşağı indirdi.

"Ben Carlos Carney sizin korumanız."

"Koruma mı?"

Düşünürken sesli söylediğimi fark etmemiştim.

"Evet prenses,ölümlerden dolayı bu sene herkese korumalar verilecek."

Teyzem ve amcam bana neden bunu söylememişti?

Bilmiyor olamazlardı heralde.

Carlos yapılı biriydi fakat yine de onu korumam olarak düşünemiyordum.

"Size okulu gezdireyim."

Elini sırtıma deymeyecek şekilde arkama uzattı ve bana okulu gezdirdi.

Okulun sadece dört katını gösterdi.

Ana salon,sınıflar,labaratuvarlar,odalar...

Ve tabi ki koridorlar.

Koridorlar o kadar uzunlardı ki bitmek bilmiyordu.

Portrelere bakılırsa ruhlar burada da geziyorlardı.

"Biliyorsun ruhlar geceleri koridorlarda dolaşırlar ve burada sadece ruhlar değil başka yaratıklar da var."

Uzunca tuttuğu nefesini sessizce verdi.

Yani eğer insan dışında bir canlı görürsen..."

"Kaç"

Yüzüne bir gülümseme yayıldı.

Gülerken gözlerinin içi kısılıyordu.

Ona baktığımı fark ettiğinde başımı önüme götürdüm.

"Peki ben nerede kalacağım?"

Carlos devam etti,

"Yurtlar okulun dışında sağ ve solunda bulunuyor."

Beni okuldan dışarı çıkardı ve yurtlara götürdü.

Giderken bana bir yandan da bahçeyi gösteriyordu.

Her tarafı bembeyaz çiçekler donatmıştı.

Mis gibi kokuyu içime çektim.

Yurda yaklaşmıştık ki yan tarafımızda uzun bir çalılık hareket etmeye başladı.

Sanki dalları bacakları olmuş ve yaprakları da kolları.

Carlos elimden tutup beni geriye çekti.

O ne kadar iyi biri gibi gözüksede biri tarafından korunmak hoşuma gitmiyordu.

Carlos ceketinin sağ kolunu bileğinin üst kısmına kadar çekti.

Bileğinde beyazımsı bir bileklik vardı.

Bir bilezik.

Siyah kurukafalarla-

Bu benim bileziğimdendi.

Bir şeyler mırıldandı ve bileziğin ortasındaki kırmızı kurukafadan yeşil bir ışık fırladı.

Çalılık eski haline dönmüştü.

Ağzım açık izlediğimi fark ettiğinde güldü.

"Okulda öğreneceksiniz prenses"

Hala ona şaşkın şaşkın bakıyordum.

"B-büyü mü?"

Bana baktı ve göz kırptı ve kız yurdunun etrafını dolaştırdı.

İçeri girdiğimizde lobide sakız çiğneyen ve gözleri kısık yaşlı bir kadın oturuyordu.

Carlos konuştu,

"Merhaba Lil,bu prenses Irene mietro krallığından."

Kadın bana bakıp gözlerini kıstı.

"Pekala"

Oturduğu sandalyenin önündeki masayı bir kaç kez tıklattı ve kulağını masaya dayadı.

"Tamam 27. Oda"

Cebinden bir anahtar çıkardı ve elime tutuşturdu.

Yüzümdeki ifadeden dolayı Carlos açıkladı,

"Lil biraz gariptir ama iyi birisi"

Beni merdivenlerin önüne getirdi.

"Benim buraya girmem yasak olduğu için odanı senin bulman gerekecek prenses"dedi sakin bir sesle.

Ona bakıp gülümsedim.

"Tamam her şey için çok teşekkürler,

Carlos."

Carlos hafiften utanmış gözüktü ama sonra yine soğuk bir hava takınarak,

"Önemli değil Prenses Irene"

Gülümseyerek devam ettim.

"Irene lütfen"

O da bana gülümsedi.

"Görüşürüz Irene"

O giderken arkasından baktım ve usulca fısıldadım.

"Görüşürüz Carlos."

Odama geldiğimde valizlerim odaya konulmuştu bile.

İki tane yatak vardı ve birinde bir kız uzanıyordu.

Oda arkadaşım olmalıydı.

Kızıl saçları yastığına dağılmıştı ve karnı inip çıkıyordu.

Büyük ihtimalle uyumuştu.

Onu uyandırmamak için sessizce kıyafetlerimi dolaba yerleştiriyordum ki bir ses kulağımı okşadı.

"Merhaba Irene."

Kızıl saçlı ve mavi gözlü bebek yüzlü bir kız ağzı kulaklarında bana bakıyordu.

"Odam arkadaşım olmalısın!

Hoşgeldin ben Nova"

Bana uzattığı elini tuttum.

"Merhaba Nova"

Hızlı hızlı konuşmaya başladı,

"Bu okula bu sene geldim! Çok heyecanlı değil mi? Ruhlar, karanlık büyüler falan! Seninle çok eğleneceğiz!"

Bunları söylerken bir yandan da elimi hızla sallayıp duruyordu.

"Şey tabi ki" dedim tereddütle.

••••

Bir kaç dakika dinlendikten sonra odaya iki hizmetçi geldi.

"Merhaba prenses Irene" dedi gri saçlı ve arada siyah tutamları olan yaşlı kadın.

"Giriş töreninin başlamasına 15 dakika kaldı."

Hızlı adımlarla elindeki yeşil elbiseyi bana getirdi.

Elbiseyi giymeme yardım ediyordu.

"Teşekkür ederim.. şey"

"Gertha"dedi gülümseyerek.

Saçım omuzlarıma kadar olduğu için sadece kılıç şeklinde bir tokayla saçımın ön kısımlarını arkaya bağladı.

Elbisemin üstü yeşil ve eteğinin atına doğru kırmızılaşıyordu.

Omuzlarımı açıkta bırakmıştı ve kollarımdan aşağı bol bir kumaş sarkıyordu.

"Çok teşekkürler Gertha.

Çok güzel oldum."

Tam kadın konuşacaktı ki sözünü kestim.

"Irene de."

İnsanların bana prenses demesine alışkın değildim.

Nedense rahatsız edici geliyordu.

Aşağı salona indiğimizde Nova pembe ve mor renklerinde dizine kadar inen bir elbise giymişti.

Kumaşın bileziğimi kapatmasına sevinmiştim ve Gertha onu nasıl görmediğini anlamamıştım.

Ama bu iyi bir şey öyle değil mi?

Koridora geldiğimizde korumalar bizi bekliyordu.

Carlos bana zarifçe kolunu uzattı.

Bende gülümseyerek kolunu tuttum

Nova'nın koruması oldukça yapılı bir kadındı.

Konuşup gülüyorlar ve ara sıra koruması gülerken Nova'nın omzuna bir şaplak indirince.

Nova alttan alttan dişini sıkıyordu.

Her korumanın bileziği aynıydı.

Siyah kurukafalar...

Nasıl kullanıldıklarını öğrenmek zorundaydım.

Balo salonuna vardığımızda her yer düzenlenmişti.

Süslerin hepsi sadece siyah ve beyazdı.

Oturma yerleri siyah rengindeydi.

Oturup oluşturdukları küçük ama biraz ürkütücü kürsiye baktım.

Kürsünün başında oldukça neşeli bir adam duruyordu sürekli yanındakilere gülümseyerek bir şeyler soruyor ve onlar somurtarak cevap veriyorlardı.

Ama adam neşesini çok iyi koruyordu.

Mikrofona uzandı ve konuşmaya başladı.

"Bayanlar ve baylar! Kraliyet okuluna hoşgeldiniz!"

Küçük alkışlar gelince adam kendide alkışlamaya başladı.

"Ben Spor ve Duruş dersinin profesörü,

Profesör Addans!"

Bu sefer daha kısa bir alkış koptu.

Ama yine de mutlu gözüküyordu.

"Şimdi sözü müdürüm sayın Lorry'ye bırakacağım!

Sağlıklı ve ruhsuz kalın hoşçakalın!"

Bu sefer hiç alkış gelmedi.

Profesör Lorry sandığımız kadın kürsüye çıktı.

Sapsarı saçları vardı ve gözleri siyaha yakın bir renkteydi.

Çok solgun gözüküyordu.Siyah bir takım giymişti.

Konuşmaya başladı,

"Hoşgeldiniz gençler,"

Eliyle profesör Addans'ı işaret etti.

"Profesörümün söylediği gibi ben Kraliyet okulunun müdürüyüm"

Çok sıkılmış ve sessiz bir ses tonuyla konuşuyordu.

Ama bir yandan da kendinden emin gözüküyordu.

"Yarın ders öğretmenlerinizle tanışacaksınız ve normal dersler pazartesi günü yani sonraki gün başlayacak."

"Bu sene yılın sonunda sınavlarımızı başarıyla geçen her krallıktan bir kişi Uluslararası Diyarlar ve Krallıklar Yüksek öğretim'e katılmaya hak kazanacak."

"Orası Diyar imparatorlarının ders aldığı bir yer ve

Her 4 yılda bir imparator seçiliyor ve yeni seçime iki sene kaldı.

14 krallıktan 4 kişi gidecek,orada sadece bir kişi kazanacak ve imparator seçilecek."

Herkes fısıldaşmaya başladı.

İmparator olmayı gerçekten isterdim krallığımızı düzgün bir şekilde yansıtırdım.

Ayrıca teyzem ve eniştem gurur duyardı.

Ama yine de sınavların nasıl bir şey olduğunu söylememişti.

O sırada Müdür devam etti,

"Koridorlara ya da başka bir yere gece 12den sonra çıkmayın yoksa ruhlar ve yaratıklar size sarılır."

Sarılır da ne demekti?

Yıllarca ruhlardan neden kaçtığımızı düşünmüştüm ama cevabı bu olamazdı heralde.

Müdür tam devam edecekti ki arkasından bir adam seslendi.

Adamın ne dediği duyulmadı ama Profesör Lorry'nin ne dediği mikrofonda çıkmıştı.

"Kraliyet okuluna geliyorlarsa öğrenmek zorundalar Alfred."

Dedi sinirle.

Ve devam etti.

"Ruhlar size sarılırlarsa sizi tabloların birinin içine hapsederler ve sizde onlardan biri olursunuz."

Çok normal bir şeymiş gibi söylemişti.

Herkesin kanı donmuş gibi görünüyordu.

Bazılarıysa hiç şaşırmamıştı.

"O yüzden korumasız bir yere çıkmayın."

Nefes aldı,"O zaman Töreni başlatıyorum."

Müzik sesi yükseldi.

Ve herkes içecekler,tatlılarve yemekler almaya başladı.

Her şey çok leziz gözüküyordu.

Yolculuktan geldiğimden beri bir şey yememiştim.

Nova ile birlikte yemeğe yumulduk.

Korumalar ise farklı bir masada yiyorlardı.

Karşı masadan Nova'nın koruması el salladı.

Nova da gülümseyerek ona el salladı.

"Ee nasıl biri"dedim sırıtarak.

"Ellie mi? O harika biri Irene!

Çok komik ve kafa dengi,hayatımda gördüğüm en iyi koruma."

"Sadece"dedi

"Eli biraz sert."

Gülmemek için kendimi zor tuttuğumdan içtiğim limonata boğazıma kaçtı.

Onunla dalga geçerdim ama buna pek hoşlanacağını sanmıyordum.

O sırada diğer masada oturan üç kız yanımıza geldi.

Törenin başından beri sürekli kibarca kıkırdayıp duruyorlardı.

"Merhaba kızlar"

Dedi en önde olan.

"Ben Chiara bunlar da Alice ve Dina"

Yanındaki kızlar da kibarca selam verdiler.

Chiara en uzunlarıydı,upuzun parlak açık kahverengi saçları vardı.Pespembe elbisesinin içinde oyuncak bebek gibiydi.

Alice ise koyu saçları topuz yapılmıştı.Saçları teniyle aynı renkteydi.

Mavi elbisesi yere değiyordu.

Dina ise en utangaçlarıydı.Mor bir elbise giymişti.

Ve ara sıra başını önüne eğdiğinde beyaz tutamları omzunu dolduruyordu.

Biraz oturduktan sonra tuvalete gitmek için kalktım.

Kalktığımı gören Carlos yanıma geldi.

"Sadece lavaboyu kullanacağım Carlos sağol."

Dedim gülümseyerek.

Oda bana gülümsedi.

"Tamam dikkat et kendine prenses."

Yüzümün yandığını hissetiğim an hızlı adımlarla uzaklaştım.

Lavaboya geldim ve elimi yıkamak için kolumu açtığımda şok oldum.

Bileziğim yoktu.

Tuvalete mi düşürdüm diye içini de her yeri de kontrol ettim ama hiç bir yerde yoktu.

"Ne yapacağım"

Dedim fısıltıyla.

O sırada soğuk bir ses geldi.

"Bunu mu arıyorsun karanlık prenses?"

Arkamı döndüm ve lavabonun dışında kapının önünde siyah saçlı ve koyu gözlü genç bir adam duruyordu.

Elinde ise benim bileziğimi salıyor bir yandan da sırıtıyordu.

"Sende kimsin?"

Dedim endişeyle.

"Ben prens Brice"

Dedi yücelterek.

"Crosit Krallığının prensi"

Ona hızla yürüdüm.

"Pekala şimdi ver onu bana."

Büyük bir kahkaha attı.

"Yo, yo prenses, bana bunu nereden bulduğunu söyle."

Ona kardeşimin verdiğini söyleyemezdim.

Çünkü zaten onun da kimden aldığı hakkında hiçbir fikrim yoktu.

"Seni ilgilendirmez Prens Brice."

Dedim sakince.

"Şimdi onu geri ver."

Tam yakalayacakken elini havaya kaldırdı.

O benden çok uzundu bu yüzden ona uzanamazdım.

"Müdüre söylerim Brice."

Brice yine bir kahkaha kopardı.

"Söyleyemeyeceğini ikimizde biliyoruz."

Bana sırıttı.

"Bu sadece üstün büyü yeteneklerine sahip kişilere verilir korumalarımız gibi."

Tekrar güldü.

"Senin büyücü olduğunu sanmıyorum Kara prenses."

"Nereden biliyorsun?"

Dedim fısıltıyla.

"Belki büyücüyüm"

Ağzı daha da kulaklarına uzandı.

"O zaman gel de al büyücü"

Merdivenlere ilerledi.

Peşinden hızlı adımlarla giderken ne yapacağımı düşündüm.

Arkasından koşup üstüne mi atlasam yoksa yüzüne bir tane patlatsam mı?

Bunları düşünürken koridora gelmiştik bile oradan oraya gidiyordu.

"Korktuysan vazgeç prenses."

Olduğu yerde durdu.

Onun üstüne koşmaya başladım.

Bana sırıttığını hissediyordum.

Tam üstüne atlamıştım ki belimden tutup beni duvara yapıştırdı.

Burun buruna gelmiştik.

Soğuk nefesi yüzümü okşuyordu.

Artık gülümsemiyordu.

Gözlerimiz birbirine bakıyordu.

Duvara koyduğu kolu açılmıştı.

Ve içinde bir bilezik vardı.

Siyah kurukafalar.

Şaşkın gözlerimi ona çevirdim.

"Yoksa sende mi büyücüsün?"

Dedim alaycı bir ses tonuyla.

Ama bana hala ciddiyetle bakıyordu.

Hemen kolunu geri kapattı.

Birden koridordaki bütün portreler sallanmaya başladı.

Brice geri çekildi.

Bende öne gittim.

Etrafımızdaki her portre sallanıyordu sanki deprem oluyormuş gibi.

O an çan çaldı.

"Olamaz"

Dedi Brice korkuyla.

"Ruhlar"

Bölüm sonu

1 yorum