#Okul bahçesi- Bank toplantısı
Özel saray niteliği taşımaya başlamış, mülk haline getirilmiş ağacın altındaki bank bugün nufüs artırmıştı. Okul bahçesinde olmasına rağmen onları dertten uzak tutan bank her gün gittikleri park gibi hissettiriyordu.
Yeni katılımcı: Meriç’ti... Karşısına Kardi, Acayip Gizli Cemiyeti örgütündekileri almıştı. Üçlü kardi -Ufuk, Uzay, Y.Efe- onlara bakarken yanında oturan Aslı’da kafasını ona çevirmişti.
Ne söyleceğini hepsi merak ediyordu. Fakat Uzay ve Aslı’nın aklında geçen öldürüp gömme planları birbirlerine gizemli bakış atmaları ile belli oluyordu. Aslı tehlike saçan bakışları ile Meriç’in boynuna bakıp nereye vursa direk bayılır diye hesaplamaya çalıştı.
Dün kankiloştoşko buluşması nedeniyle minnettardı. Ufuk’a gerçeği açıklama cesaretini o vermişti. Fakat abisinin sürekli baskıladığı psikolog meselesinin kaynağı da Meriç'ti.
Meriç dibine kadar yaklaşan Aslı’nın bu halinden çekinerek ondan biraz uzaklaştıktan sonra açıklama yaptı.
“Size aradığınız şeyi göstereceğim.” diyerek açık bir çekin yüzünü onlara gösterdi. Uzay burun kıvırıp onu ciddiye almadı. “Sen ne biliyorsun, biz ne arıyoruz?” ortalarında oturduğu arkadaşlarından Yağız Efe’ye kafasını çevirdi. “Bu kötü çocuğun da işi gücü artistlik.” Meriç, sürekli kendisine karşı cepe alan Uzay’a sitem etti. “Uzi, bi sal beni.” Ona Uzi diye hitap etmesi herkesi şaşırttı. En çokta Uzay’ı, gözlerini kırpmadan Meriç’i incelerken “Aa, adımı biliyor. Şey gibi hissettim.” diye ağzında bir şeyler geveledi.
Onun sözlerini tamamlamaya çalışan Ufuk hevesli bir şekilde sırıtırken arkadaşına yakınlaştı. “Baba demiş gibi mi hissettin?” Baba kelimesinin şoku kendine gelen Uzay, neredeyse yüzüne değecek olan arkadaşını kendinden uzaklaştırdı. “Tövbe de bunun gibi çocuğum olsun diye nasıl bir günah çukuruna düşmüş olabilirim.”
Meriç elini onlara doğru uzatıp havada salladı. Bir mola bayrağı gibi salladığı eli ile dikkatleri kendine çekmeyi becerdi. “Bana bakın, dinliyor musunuz beni?”
Yağız Efe bacağının kenarına sakladığı telefonu havaya kaldırıp gizlediği kulaklığını ortaya çıkararak cevap verdi. “Yok. Yeni şarkı çıkmış ben onu dinliyorum.”
Ufuk kollarını birbirine bağlayıp örnek öğrenci moduna girdi. Sevecen bir şekilde “Tamam yeni canım arkadaşım, pek değerli Meriçciğim, ben dinliyorum seni.” dedi.
Uzay onların duymasını pek önemsemeden Yağız Efe’ye dönüp aşikâr dedikodularını yaptı. “Bu da güya Meriç onları kavuşturdu diye sevgi selinde.”
Bu işin gittikçe uzayacağını anlayan Meriç, zil çalmadan ve onlarla takıldığını diğer öğrenciler daha fazla görmesin diye hızlı oldu. “Okul çıkışı ben sizi götüreceğim. Aradığınız şeyi vereceğim ama bir şartım var.”
Sözleri bittiğinde karşısındaki üçlünün elleri hemen ceplerine gitti. Ufuk, cebinde bulamayınca elini koynuna atıp para bulmaya çalıştı. Hazır elini koynuna sokmuşken bir şey bulamayınca göğsünü kaşıyıp elini çıkardı. Meriç yüzünü buruşturarak ona tepki verirken Uzay masaya para koydu. “Benim yirmi liram var.”
Sırasını savma peşinde olan Yazğı Efe hızlı hareketlerde bulunarak belki dikkat çekmez diye masaya bozuklukları bırakıp çekildi. “Bende de bir iki lira çıktı.”
Aslı oturduğu yerden kalkıp onu yakasına yapıştı. “Pinti dökül.” diyerek onu tehtit etti. Bu plan için ona neler yaptırmıştı ama iş paraya gelince kaçıyordu. Meriç içinden yankesici çıkan Aslı’yı yerine çekip sakinleştirmek için kedi yavrusunun tüyleri üzerinde elini gezdirir gibi saçlarını sevdi.
Yağız Efe ağalmaklı bir sesle konuşurken ayağını masanın üzerine koydu. Çorabının çinden parasını çıkardı. “Bu benim dar günlerimde kullanmak için sakladığım iki yüz lira.”
Ufuk aralarında oturan arkadaşını geriye yaslayıp Yağız Efe ile göz kontağı kurarak konuştu. “Yuh o kadar paranın sende ne işi var?”
Uzay doğrulup cevap vermesini beklemeden “O nasıl bir dar günki bizim genişliğimiz etmiyor?” imâları ile cevap bekledi.
Yağız Efe parasını kaybetmenin mutsuzluğu ile canı sıkkın bir şekilde açıkladı.“Ben de kasa dört tane- anam, babam ve iki abim- her gün biraz biraz aşırıp yığıyorum.” Giden onun için para olduğu kadar ara öğün lahmacunları ve kendini şımarttığı kebap çeşitleriydi.
Meriç gözlerini devirip ona sunulan parayı onlara doğru itti. “Sizden para isteyen mi oldu?!”
Parasını hemen alıp kasasına saklayan Yağız Efe ışık hızında hareket ederek kimseye fark ettirmedi. Konuşma bittiğinde belki onlardan iki yüz lira talep edebilirdi.
Uzay kaşlarını merakla çatıp “Ne istiyorsun?” diye sordu. Meriç sadece ikisinin anlayacağı mesele nedeniyle Aslı’ya dönüp göz kırptı. Bu işten vazgeçmediğini belli etmek istedi. Ne olursa olsun onu annesi ile konuşturmak istiyordu.
“Ben sizden değil Ufaklık’tan bir şey yapmasını istiyorum.”
Ufuk “Abow, striptizci yapacak kızı!” diye bağırarak ellerini ağzına kapattığında herkes ona hayretle baktı. Aklına neden hemen bu geldi diye sorguluyorlardı. Meriç yuh der gibi bakarken “Fesatlığında bir sınırı var.” diyerek söylendi.
Uzay teklife geri dönüp “Kabul etmiyorum.” dediğinde aynı anda Yağız Efe’de “Kabul edildi. Eti, kemiği, budu, döşü, hepsi senin.” diyerek iki farklı cevabı birden verdiler.
Bu anlaşmazlık masada gerginlik yarattığında Ufuk kendini feda etti. Ayağa kalkıp hırkasını çekici pozlar vererek çıkarmaya başlayıp kur yapar gibi Meriç’e baktı.
“Kankiloştoşkomu bırak ve diri vücutlu beni al.”
Meriç yüzünü buruşturup ona iğrendiğini belli eden bir şekilde baktı. “Ufo, aklındaki fantezileri bırak.” derken sesinde rica ve yalvarma vardı.
Ufuk ellerini yanaklarına koyup şaşırmış gibi yaptı. “Aa ismimi biliyor.”
Ufuk ayağa kalkıp arkadaşının yüzüne yaklaşarak az önce onun yaptığı gibi “Çocuğun baba demiş gibi mi hissettin?” diye sordu. Ufuk arkadaşını itip oturmasını sağladıktan sonra kendide oturdu.
“Yok. Burada toplanmadan önce ben hepimizin ismini ezberletmiştim. Aslında o kadarda şaşırmadım. Sadece sen az önce öyle tepki verince kıskanmıştım.”
Uzay yakın arakdaşınında Meriç’e yakınlaşmaya başladığını gördüğünde gözlerini kısarak kararından diretti. “Ben istemiyorum, plan iptal. Aslı yapmak istemediği bir şeyi yapmayacak.”
Meriç onun bu tavrını küçük görerek “Hayırdır sen bi yiğit olmuşsun?” derken sesindeki alaylı bir gülümsenin sezisi etrafa yayıldı.
Ortayı kızıştırmak gibi bir niyeti her zaman olsa da bu sefer fitne katmadan sadece cevap vermek isten Yağız Efe bilgilendirme yaptı. “Sana attığı yumruktan sonra bunda bir havalar bi havalar sorma.”
Meriç birden hatırlayıp atıldı. “Doğru sen bana yumruk atmıştın. Gel lan buraya.” Aslı hazır öne eğilmişken ensesine vuracakları yeri saptamak için yakından baktı. Öyle yakınlaşmıştı ki masada diğer tarafa uzanan Meriç ensesine çarpan nefesi hissedince irkildi. Aslı’ya dönüp bu tavrını bugün ki sinsi sessizliğini sormak için ağzını açtı. Fakat o soramadan Karam geldi.
Hiddeti sesinden bile belli olurken ellerini masaya hızla vurup üç oğlana suçlayarak sordu. “Bu salaklığı siz mi yaptınız?”
Uzay oraya oturmanın verdiği şansla korkup ona sarılan arkadaşları sayesinde kendini korumaya almıştı. Kendini açıkta hisseden Ufuk yanı başında duran Karam’la aralarında bir kalkan olsun diye Uzay’ın kolunu kendine sarmasını sağladı ve arkadaşının kanadı altında girdi.
Meriç “Genellikle salaklık yapıyorlar zaten. Hangisinden bahsediyorsun?” diye sorduğunda bakışlarının yönünü değiştirmeyen Karam ellerini masadan çekti. Doğrulup onların mimiklerinden anlam çıkarmak için inceleyerek konuştu.
“Kırmızı boya ile evin duvarına DarkDuffyPinkDuck’ın sen olduğunu biliyoruz yazan... Ayrıca gece evimi taşlayıp attığı taşa ‘İtiraf, et kurtul!’ yazan... Siz misiniz diye soruyorum ama çokta umurumda değil. Çünkü babam polise bildirdi.”
Duydukları karşısında tepkisiz kalamayan Yağız Efe şokla ayağa fırladı. Suçlu ettiğini bariz belli ederken endişe ve korku ile sesi titrreyerek konuştu. “Ben onu psikolojik baskı olsun diye şa’apmıştım. Ne polisi? Ben artık azılı bir suçlu muyum?
Karam kendini tutamayıp ağız dolusu denecek bir ifade ile “Yuh artık!” dedi. Meriç buna karşı tepki vermeyi reddedip nem alarak Aslı’ya döndü. “Bak bir de bana kötü çocuk diyorsun Ufaklık.” deyip bunu başına kaktı.
Aslı buna karşılık veremeyince önüne döndü. Arkadaşına bakındı ama yerinde görmeyince şokla gözleri büyüdü. “Yefe? O nasıl gitti birden?”
Uzay önündeki havayı dağıtmak için elini havada salladı. “Kokuyu takip edersek buluruz bence. Korkudan altına sıçmış zira.” deyip burnunu kırıştırdı.
Aslı derin bir nefes aldı. Ufukta onun için meşakatli görevler bekliyor olabilirdi. Düşüncelerinin arkasından fon müzik olarak Kurtlar Vadisinin başlamıştı. İçinde bulunan arkadaşlığın sağlam bağları ve kudret ile ayaklandı.
Elini yumruk yapıp şişkin pazusunu belli ederek konuştu. “Kayınçom bunu öğrenmek uğruna mapus damına düştü. Amacımızdan dönemeyiz yoldaşlar.” Hızla Uzay’ın üzerine doğru eğilip masanın üzerinden yakalarını kavradı. “Sen planı iptal edersen.”
Uzay korkudan titrerken Aslı onu bırakıp iki elinin işaret parmakları ile uzaktaki ağacı gösterdi ve bağırdı. “Sen, şu ağacın arkasından korku içinde titreyen çocuk. Eğer altına sıçarsan.”
Hızını alamayıp kankiloştoşkosuna dçndüğünde onunda yakasına yapışacaktı. “Sen?” diye sorgularken uzattığı elleri yarı yolda kaldı.
Ufuk ayağıya kalıp “Ben hâlâ plandayım kankiloştoşkom.” diyerek onun uzattığı kollarının arasına girdi. Aslı hiddetini kaybedip kankiloştoşkosu ile sarılırken içindeki kötü enerjiyi atmıştı.
Diğerleri onun ani ruh değişiminden korkarken Ufuk’u çenesinden tutup millete örnek teşkil etsin diye gösterdi. “Gadasını aldığıma bak nasıl da sadık. Örnek alın biraz.”
Meriç duygu karmaşası ve düşünce bulamacı ile bir an önce oradan kaçmak istedi. Ayaklanıp onlara delisiniz siz bakışları atarak gitmeden önce talimat verdi. “O zaman okul çıkışı buluşuruz.”
Onun gidişine birbirine sarılmış iki kankiloştoşko ardından el sallarken Uzay oy birliği ile kaybetmenin demokratik acısını yaşadı.
Karam elini güneşten gelen ışıklara cehpe ederek uzakta ki ağaca bakındı. “Yefe! Gel buraya da babama söyleyelim şikayetini geri alsın.”
Aslı sakin bir şekilde, kulağının dibinde bağıran arkadaşına döndü. “Yefe, yerini belirttiğim an tüydü oradan.”
Karam sabır çeker gibi derin bir nefes aldı. Bir yandan bunu ailesine nasıl açıklayabileceğini düşünüyordu. Anne babası tanıdığı insanların teklikeli kişiler olduğunu düşünerek bir sürü endişe taşıyacaklardı. “Allahım nasıl bulacağım onu?” diyerek kendi kendine söylendi.
Uzay “Para.” diyerek net bir cevap verdiğinde Aslı “Yemek.” demişti. Fakat olasılıkları birleştirip ihtimalleri yükselten matematiksel Ufuk olmuştu.
“Daha çok para ve daha çok yemek.”
Karam onların bu kadar pişkin olmalarına sinirliydi. Ne yapıyorsalar zaten hep birlikte yapıyorlardı. Bu yüzden suçta onlarında payı vardı. Yine de aralarında süren gerginlik nedeniyle pek konuşmadı.
“Allah’la arama girmeyin.” deyip gitmek için adımını attı. Aslı bu sözler üzerine büyük bir şok yaşayıp sarıldığı arkadaşını itti. Gitmekte olan Karam'ı yakaladıktan sonra Uzay’a gösterdi. Sanki yerden bir eşya bulmuş ve heyecanla arkadaşlarına gösteriyor gibiydi.
“Oha! Allah dedi. Müslüman bu!”
Uzay’da heyecanlandı, ama kesin olmadan mutlu olmak istemiyordu. Çekinerek sordu.
“Satanist müslüman olabilir misin acaba Karam? Mezhebin ne senin?”
Karam ona yapışmış arkadaşından kendini kurtarıp biraz uzaklaştı. Zaten sinirliydi birde üstüne bunların hareketleri deli etmişti.
“Hanifiyim. Kefen, cenaze yıkama gibi hususlar iyi bildiğim konulardır. Başımdan gidin yoksa sizi öldürüp gömerim.”
Bu söyledikleri normalde onları korkutup kaçırmaya yetecekken Aslı bir hazine bulmuş kadar sevindi. “Uzi, bu ölüden korkmuyor. Meriç’i öldürürsek buna gömdürürüz.”
İkili planı sonunda yoluna girdi diye çok sevindiler. Uzay kalkıp Aslı’ya sarıldı. Onların bu sevinç nidalarından ve sevgi yumaklarından nasibini almak isteyen Ufuk onların arasına girmek istedi. Kollarının altından başını zorlanarakta olsa soktu. Dünyanın merkezi toplu sarılmaların orta yeridir. Dünyanın merkezinde mutlu olan Ufuk sırıtarak arkadaşlarının onu çevreleyen sarılmasında yer edindi.