Kankiloştoşko
Nimet- Didomido feat Eglo G💃
Ünlü bir kankiloştoşko der ki “Kankiloştoşkoluk ölmez.”
Papatyalar uçuşurken yapraklarının ellerinden rüzgâr tutmuştu. Güneş bulutların arkasından dünyadan saklanıp birden çıkarak onu şaşırtıyor ve sevimli oyunuyla mutlu oluyordu. Gözlerini süzerek sıcaklığını yolluyordu.
Ufuk, yılların keşmekeşliğini sırtında taşımız eski bir sokak gibi hüznü ve yaşanmışlığı ile hayatta kalmaya çalışıyordu. Onu ayakta tutan sağlam direği Uzay’ın bacaklarıydı. Çömeldiği yerden bacaklarına sarılmış ve onu anlayacak türkülere sığınmıştı.
“Ben yoruldum okul, gelme üstüme. Yol verdim kankiloştoşkomun en hasına.”
Uzay bu dramdan dolayı yaşadığı çocuklukta çökmüş ve yıllarını çabucak ihtiyarlığa getirmişti. Saç sakal beyaza karışmasa da yediği pamuk şeker mavi sakal gibi çenesinden aşağıya sallanıyordu. Serzenişte bulunup darlandığını belli etti. “Yeter kardi. Yeminle bol dramdan sevinç kaybı yaşadığım için öleceğim. Git, özür dile, affettir kendini.”
Ufuk, kollarını çekip başını kaldırarak ona baktı. “En zeki arkadaşınız benim, Allah’sen küçük aklınızdaki fikirlerin benim beyin fırtınamla yarışamayacağını unutmayın.” Bunu elbette yapmış dil dökmüştü, hem de defalarca. Ama kimisinde Aslı koşarak uzaklaşmış kimisinde ise Yağız Efe tarafından uzaklaştırılmıştı. Tüm o hayal kırıklığını tekrar hissettiğinde ağıt yakmaya başladı.
"O benim ilk kankiloştoşkomdu. Ben onu da uzaya götürecektim. Daha biz Marslılar ve Jüpiterliler ile dizi keyfisi yapacaktık. Onlara Kuzey Güney izletecektik. Gitti kankiloştoşkom gitti. Hemi de sataniste gitti.”
-(Aslı)
Onun tam olarak ne isteyeceğini yada neyden hoşlanacağını bilmediği için kendi seveceği şeyleri düşünüp ona göre hareket edecekti. Aslı’nın taktiği buydu ve listesindeki ilk madde uykuydu. Fakat gel beraber yatalım demek yanlış noktalara gidebilirdi. Bunu düşününce dehşet içinde kafasını iki yana sallayıp bu maddenin üzerini karaladı.
İkinci ve yeni birinci fikri, tabiiki de yemekti. Kantinden yiyecek ve içecek bir şeyler alıp kollarının arasını doldurarak yanında gitti. Karam her zaman ki gibi köşedeki masada oturup kahve içiyordu.
Aslı yiyecekleri ve meyve sularını masanın üzerine birden bırakıp hemen karşısındaki sandalyeye geçti.
“Naber kankiloştoşkom?” diyerek yaptığı hızlı girişi Karam tarafıdan yüzünde diksindiğini belli eden ifade ile blok edildi. “O şeye benzeyen adı söyleme bana.”
Aslı gözlerini devirip “Ciklet markasına benzeyen mi?” diye sorduğunda Karam aradığı ama bulamadığı sözcüğün bu olduğunu hemen onayladı. “Evet, ciklet markasına benzeyen sıfatı bana kullanma.”
Aslı masadaki çilokataya uzanırken burun kıvır gibi cevap verdi. “Zaten Ufomdan başkasına söylemek içinden gelmiyordu. Al bunlardan ye hepsini sana getirdim.”
“Niye bunları yiyip dana gibi olayım diye mi?” diyerek laf atan Karam onun bundan dolayı alınacağını biliyordu. Hemen dudaklarını büken Aslı sesi titreyerek “Bunları yiyen dana mı oluyor be!?” dediğinde kırıldığını belli etti. Bu kırgınlık üstüne bir meyve suyu içilir diyerek masadan birini aldı.
Karam kahvesinden bir yudum alırken onda gezdirdiği gözlerinden şüpheli bakışları belli oluyordu. Aslı’nın yoğun ilgisinin ve Ufuk ile olan uzatılmış küskünlüğünün ardından bir şeylerin gizli olduğunu düşünüyordu.
“Sana bir kez soracağım Aslı. Senin arkadaşların benimle konuşmuyorken sen neden benim dibimden ayrılmıyorsun?”
Aslı pipetinden çektiği meyve suyunu sesli bir şekilde yutkunarak içti. Kapana kısılmış gibi hissediyordu, terlediğini fark ettiğinde gömleğinin yakasını çekiştirdi.
“Ufaklık!”
Bu sefer bir kurtarıcı gibi gelen kişiye ilk kez bu denli heyecanla dönüp cevap verdi.
“Söyle canını yidiğim.”
Meriç yüzünü buruşturup onun ağır abi tavırlarına yeniden denk gelmenin şanssızlığı ile gerildi. Buna katlanabilmek için daha fazla güce ihtiyacı vardı. “Kahve alıp hemen geliyorum, bekle burada.” Hızla uzaklaşıp Aslı ortadan kaybolmadan kahveyi alabilmek için acele etti.
Onun arkasından imâlı bakışlarını çekip Aslı'ya yönelten Karam düşündüklerini söylemeden arkadaşı bu seferde zihnindeki kelimeleri tahmin etmeye kalktı.
“Sen söylemeden tahmin edeyim. Meriç kötü biri.”
Karam kaşlarını çattı ve gözlerini devirdi. “Kötü insanlar kötü davranlardır. Gördüğüm kadarı ile Meriç sana iyi davranıyor.”
Söyledikleri Aslı’nın kulağından girip, dizi seti ve oyuncu seçmelerine benzeyen aklına ulaştıktan sonra kendine o dünyada yer edinebilmeye çalışacaktı. Eğer bu düşünce akılda kendine yatacak bir yer bulamazsa askeri nöronlar devreye girecekti. Üstüne akla yatmadı damgası vurularak kapı dışarı edilecekti.
Aslı duyduklarının doğru orantılı bir matematik sisteminden mi yoksa duygulardan mı peydah olduğunu anlamadı. Fakat doğru kabul ettiği gerçeğini yüzünden belli ediyordu. Meriç belki de herkesin dediği değildir.
Onun bildiği kişidir, yardım etmek isteyen ve dost gibi davranan biridir.
Karam çarpık bir gülümseme ile “Benim kast ettiğim çok daha farklıydı. Ama neyse.” sözünü yarım bıraktı. Verilen dedikodunun membai bir, yarım bırakan sözler iki, sıralaması ile merakında sızı oluşan Aslı duramadı.
“Neyse ne? Sözlerinin gerisini getirsene.”
“Hiç sadece yakınlığınız arkadaşça mı diye öyle bir düşündüm.” deyip geriye yaslanarak kurulduğunda gelen Meriç’i görmüştü. Bu konunun böyle kapanacağını sanmıştı. Oysa Aslı elini çenesine dayayıp düşünceli bir şekilde konuşmaya başladı.
“Duygularına sebebiyet verecek bir şey yapmadım. Her zaman ki çekici pandalığıma ve sevimliğime kapılmış olmalı. Hayır aşk bu bir şeyde diyemiyorsun ki. Bence Meriç bana kör kütük aşık. ”
Tepesinde biten Meriç şaşkınlık içinde “Sen herkese böyle şeyler mi anlatıyorsun? ” diyerek baktı. Arkasından konuşmuş yada gizli şeyleri öğrenmiş gibi hissetmeyen Aslı gayet sakin bir şekilde ona döndü. Kaşını kaldırıp “Neden bu kadar panikledin bakayım sen? Bana aşık olduğunu saklıyor musun yoksa?” dedi.
Meriç elindeki kahveyi masaya bırakırken sabır çekti. Bu durumdam ve Aslı’nın yoğun ilgisinden kaçmak için çok iyi bir fırsat olduğunu bilen Karam ayaklandı. “Sizin konuşacaklarınız vardır.” deyip hızla uzaklaştı.
Meriç, kızın karşısındaki sandalyeye oturup başını sertçe kaşıdı. “Sana aşık olduğumu nereden çıkardın?” diye sorup ellerini indirdikten sonra cevap bekledi. Onu yakalamaya çalışan, gizlilikte Harry Potter’ın görünmez pelerini ile saklanan Aslı masadaki krakeri aldı.
“Hokkabazın şapkasından çıkardım.”
Meriç onun dağılan ilgisinin kendine çekmek için elindeki krakeri çekti.“Sen hâlâ daha bana kızıyor musun?”
Aslı, tatlı bir sırıtma ile kafasını iki yana salladı. Yüzüne ters düşen cümleleri kurduğunda bunun yapmacık olduğu anlaşıldı.
“Elindeki krakerleri alıp gözlerine sokmak istiyorum. Bence sinirli değilim. Sence kızgın sayılır mıyım?”
Meriç kendini geri çekip tedirgin bir gülümseme ile “Yok canım, zaten gözlerimi çıkarmak istemen hobiye girer.” diyerek ona karşılık verdiğinde sinirlenmeye başladı. Her durumda kendini dışta hissedecek yada kötü düşürecek bir noktada yer alıyordu.
“Bari yiyeceğim ile arama girme. Ver şunu.”
Aslı elini uzatıp krakerini istedi. Cümlesinin altında yatan kinayeyi de sinsice belli etti.
Meri işi inada bindirdi. Sonrasında inadını kırbaçlayıp onlardan çok uzaklara gitmesi için peşinden el salladı. “Kimseyle arana falan girdiğim yok.”
Onun söyledikleri sadece kendi düşüncesi olarak kalıyordu. Aslı’nın kendi savunması onu layığıyla cezalandırmaya yetiyordu. “Abim bugün gerekirse zorla seansa götüreceğini söyledi. Neymiş efendim randevu alıp alıp ertelemek anana ayıp oluyormuş. Bana ne senin anandan!”
Meriç krakerin paketini yavaşça açarken “Konunun bana kızgın olmanı sağlayan noktası?” diye sordu.
Aklı karışmıştı ve bunu diğer insanlarla yaptığı gibi konuşarak halletmeye çalıştığında Aslı karşı bir organizma gibi geri tepiyordu.
Aslı, ellerini beline koyup kaşlarını çatarak ona karşı durdu. “Ananı sen bu işe karıştırdın. İnsan hiç psikolağa ayıp olmasın diye görüşmeye gider mi?”
Meriç “O konuda haklısın bence abinde bi anneme görünse iyi eder.” diyerek kendini gülmek için zor tuttu. İşi nedeniyle annesiyle gurur duyduğu herhalinden belli oluyordu. Annesinin her sorunu çözen bir kahramanlığı var gibi konuşuyordu.
“Aman annesini sevsinler. Biz üfürükçüye gösteririz kendimizi?”
Bunun söyledikten iki saniye sonra yeni seçeneği mantıklı geldi. Uzaklara bakarak bu ihtimali düşündü. O uyuklarken bir adamın ona büyük bir kuvvetle üflediğini ve açılan gözkapaklarının sonsuza kadar inmediğini hayal etti. Uyurken bile gözleri açık ve damlarından kan fışkırır gibi kızarıklık içinde tüm hayatını geçirdiğini gördü.
Onu korku dolu hayalinden kurtaran öne doğru uzanmış ve kibar gülümsemesi ile sakin ses tonunu kullanan Meriç oldu. “Bir kerecik gitsen. O kadar da hatırım yok mu sende?” diye sordu
Bakışların ve gülümsemenin etkisine kapılıp alık alık bakmaya başlayan Aslı kendini hipnozdan çabuk kurtardı. Onun bu yaptığı algı ve yönlendirmeyi filmlerde görmüştü, bu düpe düz aldatmacaydı. Öfke içinde o da eğilip burun buruna geldiklerinde sinirle soludu.
“Yok tabii. Ne hatrından bahsediyorsun? Daha dün arkadaş olduk seninle. Öyle şirin şirin konuşma benimle. Eğer bana aşık değilsen anan para kazansın diye beni müşterisi mi yapıyorsun?”
Meriç bıkkınlık ile kendini geriye çekip kahvesinden yudum aldı. “Şu aşk mevzusu nereden çıktı, biri sana bir şey mi dedi?”
Aslı kollarını masaya koyup onunla bir sır paylaşır gibi sessizce anlattı. “Hayır düşündüm ve bu kanıya vardım. Sen Bed Boysun klişeler eşliğinde Masum Girl’e aşık oluyorsun. Ben öpüşme sahneleri gelince hep gözlerimi kapatıyorum, çok masumum ben. Gördüğün gibi fikirlerim yap-boz parçaları gibi yerlerine sağlam oturuyor.”
Artık ona karşı şaşkınlığın alışılageldik durumlarından birindeydi. Meriç nasıl yoracağını yada hangi değer kuvvetiyle bunu hesaplayıp işin içinden çıkacağını bilmiyordu. Sonunda pes etti.“Neden sana kızamıyorum ki?” diyerek serzenişte bulundu.
Bunu da yap-boz parçası sayan Aslı kanı bulmuş gibi işaret parmağını ona yöneltti. “İşte bu... Söyledim sana, aşıksın.”
Meriç dilini şaklatıp kaşlarını kaldırdı. “Hayır aşırı salak olduğun için bence.” Hakarete sessiz kalmayıp kendini yedirmeyecek olan Aslı dikeldi. “Senin sevgine karşılık vermedim diye bana hakaret edemezsin.”
Meriç durakladı, elindeki kahveyi masaya bıraktı. Yüzü buruşurken anlamaya çalıştı. “Ha yani benim aşık olduğumu kafanda kurdun ama sen bana kurulmadın.”
İmâ dolu bir şey söylediğini ve karşılık vermesi gerektiğini anlayan Aslı kaşlarını çattı. Ama sadece bu kadarını anlamıştı, cevap verebilmesi için ne dediğini anlaması gerekirdi. İki saniyelik reklam arası ile sulh ilan edip “Çok kurmaklı bir cümle kurdun anlamadım.” diye belirtti.
Onun bu haline gülse mi kendi çabalarına ağlasa mı bilmeyen Meriç tekrar anlattı. “Diyorum ki bu kafanda ki masalda bir tek ben mi sana aşığım. Sen aşık değil misin?”
Onun kalbini kırmak istemiyordu fakat açıklaması da gerekirdi. “Bak Meriçciğim aşkına karşılık vermek isterdim. Ama içimden sadece senin gözlerini oymak geliyor.”
Şu an onu karşısında gördükçe abisinin sabah ki sert tutumu gözünün önüne geliyordu.
Egosu zedelenmiş Meriç’in kibirinde değişik sesler geliyordu. Bu ondaki hayal kırıklığı ve tedirginlikti. Normal gelen şeylerin aksine dönüş yapılmıştı. Böyle olmaması gerektiğini düşünüyordu.
“Şu an seninle oturuyorum diye buradaki kızlar hasetle sana bakıyor. Seni kıskanıyorlar.” Aslı başını çevirip onları izleyen etraftaki kızlardan bir kaçını gördü. Bu bakışlar uzun zamandır rahatsız ediyordu. Fakat yine takmamaya çalışıp omuzlarını silkerek karşısındakine döndü.
“Uzay tatlış ve ponçik olduğum için beni çekemediklerini söyledi.”
Meriç gözlerini belertip “Hayır çünkü senin yerinde olmak istiyorlar. Yani benim karşımda.” diyerek net bir aydınlanma yaşamasını bekledi. Etrafında olup bitenleri görmeliydi, kendi dünyasından az da uzaklaşsa fena olmazdı.
Aslı kibirin gizlide sunulmasını daha önce görmüştü fakat aleni bir şekilde kendini beğenmişlik ile hazırlanmış kokteyl kibri yeni tattı. Rolünde başarı ve reyting yakalayan bir oyuncu gibi davrandı.
“Bunu dedin ya ben hemen sana aşık oldum. Sana olan aşkımdan ölüyorum şu an.”
Masaya doğru bayılırken tepesinde biten Uzay hayretler içinde kaldı. Son söylediğini duyduğunda gözbebekleri büyümüş, küçük dilini çiğnemeden yutuvermişti. “Ne diyorsun Aslı?”
Arkadaşını fark eden Aslı hemen toparlandı. Basılmış gibi hissetmesinin önüne geçemiyordu. Uzay adım attığında onun kolundan yakaladı, bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmadan gitmesini istemiyordu.
“Uzay! Sen yanlış anladın, dur!”
Uzay ona garipseyerek baktıktan sonra sakince kolunu çekti. Pencere tarafındaki sandalyeyi gösterdi.“Bir yere gitmiyorum zaten, şuraya oturacağım bırak beni.”
Aslı arkadaşı yanındaki sandalyeye geçerken ona uzunca baktı. Aklına takılan soruyu hemen sordu. “Sen şimdi yanlış anlayıp koşarak uzaklaşmayacak mıydın? Sen hiç Yeşilçam izlemedin mi?”
Her davranışın tutarlı gelmesini destekleyen bir film vardı. Her film tüm davranışların yeterli bulunduğu bir ortamdı. Fakat Aslı arkadaşının film diyarından uzakta olduğunu kabullenerek arkasına yasladı.
Uzay her gördüğünde tüylerinin kabadayılar gibi dikeldiği Meriç’e yine memnuniyetsiz baktı.
“Hayır, ben çizgi film seviyorum. Duffy Duck severim.”
Olağan şüpheliler arasına hemen yerleştirmek istediği Meriç’e şüpheyle baktı. “Sende Daffy Duck sever misin?” diye sorduğunda Meriç “O hangisiydi?” diyerek bu taraklarda saçı olmadığını ve bu çarşaflarda bezi olmadığını gösterdi.
Aslı, merakın içinde olduğu tüm soruların zihne işkence yapmasını sevmezdi. Kendi nasıl ki merak içinde bırakılmayı sevmezdiyse bunu başkasına da yapmazdı. Tam ağzında tükürüğünü yığıp örneklerler gösterecekti ki Uzay araya girdi.
“Hani tükürerek konuşan ördek vardı ya. Neyse bilmediğine göre. Ee siz ne konuşuyordunuz?”
Meriç cansız bir şekilde “Özel.” diyerek konuyu kapattı. Bu konular hakkında yeni bir şeyler söyleyerek Aslı’nın kafasını karıştırmasını istemiyordu.
“Kızların beni kıskandığını.” ağzına baklayı almış bile sayılmayan Aslı anında cevap vererek şaşırtı. Meriç ona kızar gibi kaşlarını çatıp neden söyledin der gibi mimikler yapmasada artık geç kalmıştı.
Uzay alakadar olduğu konuya hemen atılırken arkadaşına olan sevgisini gösterdi. Avuçlarını onun yanaklarına koyarak yüzünü yoğurup sevdi.
“Hemde köpek gibi kıskanıyorlar . Şuna bakar mısın ne kadar da tatlı. Canını yerim senin ya.”
Bu sevgi üç saniye sonra Aslı’nın yüzünde uyuşma ve uzuvlarında karışma yaratmış gibiydi. Kız artık hissetmiyordu. Meriç kendini tutamayıp müdahale etti.
“Bırak kızı, sanki kedi köpek seviyor. Seninde bu akılları ve konuşmaları nereden aldığın belli oluyor Aslı Hanım.”
Onun söylediklerini sonuna kadar dinleyen Aslı yanındaki arkadaşına döndü. “Bana aşık ya sen böyle davranınca kıskandı herhalde .”
Meriç yeniden hayrete düştü, içmek için eline aldığı kahveyi biraz eline dökmüştü. Hem sızlanıp hem söyledin.
“Allah’ım Yarabbim! Ben sana aşık falan değilim.”
Aslı tekrar arkadaşına döndü öğretici metin cümlelerini okur gibi duygusuz konuştu. “Az önce aşkını reddetim, gurur yaptı.” Her şeyden o kadar emin bahsediyordu ki Meriç’in söylediklerinin bir önemi yoktu. Tüm düşünceleri aralarındaki üçüncü bir kişi için sorgusuz doğru kabul edilebilirdi.
Meriç artık beyaz bayrağı çekti, pes etti. Bunu her seferin yapıyordu, her konuşmalarının sonunda onu böyle kabulleniyordu. Ama daha sonra unutup kendini ona bir şeyleri kabul ettirmeye çalışırken buluyordu.
“Benim ne söylediğimin hiçbir önemi yok değil mi? Sen zaten anlamak istediğini anlayacaksın.”
Aslı geçikmiş bir farkındalık olduğunu düşünüyordu. Bunu çok önceden bilmeliydi. “Sen bunu yeni mi anladın? Bir de gelmiş hiç hatırım yok mu diyorsun? Beni tanıyacak kadar vakit bile geçirmemişiz demek ki?”
Son sözleri beyaz bayrağını eline alan Meriç’i savaşmak için cesaretlendirdi. Belki bir ümit daha vardı. Böyle kolay teslim olmadı. Hevesle yerinden doğruldu. “Doğru. Vakit geçirmeliyiz. Okul çıkışı birlikteyiz Ufaklık. Abinden ben izin alırım.” diyerek kahvesini alıp ayağa kalktı.
Onun bu özgünvenli gidişini baltalamak isteyen Uzay sırıtarak konuştu. “İstediğin kadar al, biz çok istedik Aslan Hoca vermiyor ki.”
Meriç saçları uzun olsa omuzlarından geriye nefesini vererek atacakmış gibi bir tavırla onlara baktı. “Sizle benim aramda çok fark var. Benimkini kabul eder, değil mi Ufaklık?”
Aslı onun ne imâ ettiğini anladığında somurttu. Eğer psikolog annesini belirterek abisinden izin isterse kesinlikle koyardı. Aslı ayaklarını yere vurarak serzenişte bulundu. “Vallahi evden kaçar Amsterdam’a yerleşirim.”
Meriç elini onun omzuna koydu. “Anca dama çıkarsın. Okul çıkışında görüşürüz.” dedikten sonra yanlarından ayrıldı.
Onun arkasında ölümcül bakışlar atan ikili cinayet planları kurmaya başladılar. Aslı kıstığı gözlerinden nefret fışkırtarak “Bunu kuytu köşelerde öldürüp gömsek kimin haberi olur?” diye sordu.
Uzay’da aynı bakışları atıyordu, kusursuz planlarının üstünden geçince bir pürüzle karşılaştı. Bakışları ve gideni bir kenara atıp arkadaşına döndü.
“Ölülerden korkuyoruz biz, gömemeyiz ki.”
Arkadaşıda hemen kendine geldi. Önlerine hevesi kırık bir şekilde döndüler. “Doğru. Ee sen niye geldin?” diye sordu. “Yağız Efe, Ufo nöbetini devraldı.”
Aslı planın bu ayağını bilmeyen arkadaşı için çok üzülüyordu. “Ya benim kankiloştoşkoma ondan küsmediğimi söyleyin.” derken sesi titredi neredeyse ağlayacaktı.
Uzay dominant babalar gibi katı kurallarını tekrar söyledi. “Olmaz! O zaman sürekli yan yana gezersiniz. Karam bizden küstüğüne inanmalı ki kaleyi içten fethedelim.”
Aslı, Meriç’ten arta kalan bakışlarını israf olurda amel defterine günah olarak yazılır diye Uzay’a attı. “O zaman sen ne diye geldin?”
Uzay dert yanmak ve canının çok sıkıldığından bahsetmek istiyordu. Fakat bunu fazla yaparsa Aslı kızabilir ve kendi çilesinden yakınabilirdi. “Ne yapayım sensiz okul çok sıkıcı. Alışmışım goy goy yapmaya.”
Aslı onun üzerine doğru eğildi. Ağlaklık etmeye bir tek onun hakkı olabilirdi. Durumun ne kadar vahim olduğunu anlatmak için iyi bir örnek verdi.
“Ben kuru kafaya ne kadar da tontiş dedim.”
Konuyu değiştirerek öfkesini başka bir yere aktarmayı amaçlayan Uzay, onu çok iyi bir konudan yakladı. “Ee okul çıkışı ne yapacaksın? Meriç ile görüşecek misin?”
Bu konuda kesin bir ihtimal olmamasının yanı sıra yeni görevini hatırladı. Aslı düşünceli bir şekilde arkasına yaslandı. “Yefe, Karamlarda kalmamı ve gece kız partisi yapıp birbirimizin saçlarını örmemiz gerektiğini söyledi. Ama ben kedi keseriz diye çok korkuyorum.”
Uzay çakma hocalar ve üfürükçüler mezunu biri olarak hemen olayı değerlendirdi. “Kedi kesenin günahı çok büyük. Yedi cami yaptırıp yedi yıl ramazan orucunu orada tutması gerekir. Nenemin yalancısıyım ben.”
Bu ikisi seçenek nedeniyle fazla düşünmedi. “Ben Meriç’i seçiyorum. Aç kalamam.” Her yüzdesi artan aç kalma ihtimali onda kalp sarsıntısına neden oluyordu. Aslı için Meriç ile takılmak, her ne kadar ne yapacaklarını bilmese de iyi bir seçenek gibiydi.
Bunu seçmesi hoşuna gitmeyen Uzay “Belki müslüman bir satanisttir, olamaz mı?” diyerek iç geçirdi.
Aslı’da bunun gerçek olmasını isterdi. Önündeki yiyeceklere ilgi göstermeye hazırlanırken “Gotik diyor kendine. Gotik hangi dinin mezhebi ben bilmiyorum.” deyip arkadaşı gibi iç çekti.
-
Meriç elleriyle önündeki kızın gözlerini kapatarak ilerletirken bundan keyif alıyordu. Onun şimdi hayal gücü ile çok uçuk bir şey düşüneceğini tahmin ettikçe sırıtıp duruyordu. Aslı adım atmadan önce ayağını atıp tekme savurarak gideceği yerdeki engelleri hissetmeye çalışıyordu. Kendini Survıvor parkurlarında hissederek kazanma hırsı ile hareket ediyordu.
Onun bu hali bile Meriç’İ eğlendiriyordu ama arada Aslı yanlışlıkla oluyormuş gibi fakat bilerek olduğu bariz tekmeler atıp duruyordu. Ayağını yerde sürüterek Meriç’in ayağını fark ettiğinde hışımla ezmek için vurup duruyordu.
Aslı aniden durup arkasındaki Meriç’e seslendi. “Bana bak, seninle vakit geçireceğimi sanıyorsan yanılıyorsun?”
Meriç keyifli bir gülümsemenin sesine işlemesi ile “Asıl sen benimle vakit geçireceğini sanıyorsan yanılıyorsun?” deyip onu ilerlemesi için itekledi.
Aslı kollarını ilerde sallayıp çarpacak bir şey var mı diye yoklarken cevap vermekten geri kalmadı. “Sana ilgi duymuyorum diye bu tavırlar değil mi?”
Meriç ona karşı durmak yerine onunla yer alma taktiği üzerinde duruyordu. Onu anlamak için o olmak gerekliydi.
“Sen diyebiliyorsan bende derim. Aslı, bana kör kütük aşık!” Aslı büyük bir tepki ile kendisine iftira atıldığı için bağırdı. “Hiçte bir kere. Yalan bu!”
“Yalan olduğunu biliyorum. Ama dikkat et gerçeğe dönüşmesin.” Aslı bacağını geriye atıp onu vuramayıp ıskaladığında “Kibrin seni aptal gösteriyor.” diyerek karşılık verdi.
Meriç onu durdurdu, daha fazla ileriye gitmesin diye yavaşça ellerini kaldırmadan onun önünü geçti. “Boşa sıkmıyorum ben. Özgüven bu, kendime güveniyorum.”
Aslı dilini çıkardı ve bu sefer ona vurmak için elini havada boşluğa salladı. “Boş atıyorsun.”
Meriç onun hareketliliğini durdurmak için gözlerini açmak zorunda kaldı. Ellerin yakalayıp ciddileşti. “Hayır, seni değer verdiğin yerden yakalamaya çalışıyorum. Bak burada kimin ciklet markalı arkadaşı varmış.”
Yine de vurma ihtimali ile ellerini tutarak önünden çekilip görüş açısından çıktı. Parkta salıncakta ters oturarak sallanan Ufuk göründü. Keyifsizce ters durmuş gökyüzüne bakıyordu. Ayakları sırtını koyması gereken yerden sakıyordu. Düşme ihtimaline karşı sıkıca zincirleri tutmuştu. Aslı hem heveslendi hemde onun bu halinden dolayı hüzünledin. “Bu benim kankiloştoşkom.” diye mırıldandı.
Meriç, onun ellerini yavaşça bırakıp tepkisini merak ettiği için yüzüne baktı. “Ne yaparsan yap Ufaklık. Yalnız kalma. Sen sevilmeyi hak ediyorsun, ayrıca sevmeyi çok iyi beceriyorsun. Gidip onunla barışsan iyi olur.”
Gözlerinin içi parlayan Aslı ona döndüğünde minnetralık değildi gözbebeklerindeki... Dostça bir sevgiydi... “Zaten hiç küsmedim ki? DarkDaffyPinkDuck’ı bulabilmek için. Ama çok özledim arkadaşımı.” deyip koşarak ondan uzaklaştı ve kankiloştoşkosunun yanına gitti.
Aslı kankiloştoşkosunun yanına gittiğinde önüne geçti. Baktığı gökyüzüne dadanır gibi yüzüne doğru eğilip gülümsedi.
Ufuk’un gülümsemesini, heyecanlanıp yere düşmesi, Aslı’nın onun üzerine atlayarak kum güreşine dönen sevinçlerini izledi. Meriç onlara uzaktan bakarken Aslı’nın gitmeden önce söylediği şeyi anımsadı ve kendi kendine düşünerek mırıldandı. “DarkDaffyPinkDuck? Daffy Duck mı? Hayır bu Darkpink. Tren yolu grafiticileri.”