İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 38 · 9 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 38

Uzaylar Sosyalleşsin Derneği

Uzaylar Sosyalleşsin Derneği

Hüzün biçilir, çocukluk onu her zaman kendine dar getirir ve yırtıp atar üstünden.

Eve girer girmez tüm yavaşlığını yıldızın kayışı gibi üzerinden iteledi. Koşarak odasına giderken merdivenlerden hızla çıktı. Aslan, kardeşinin arkasından bakakaldı, yapabileceği bir şey yoktu. Ondaki durgunluğu fark etmişti ama bunun üzerine gidip onun canını sıkmak istemiyordu. Annesi gelen patırtıları merak ederek mutfaktan çıktığında oğluyla karşılaştı. “Ne oluyor, Aslan?”

“Aslı...” diyerek özet gözüken konuyu gözlerindeki bir derinlikle anlattı. Annesi hiçbir şey söylemedi, oğlunun yanından geçip su içmesini izledi. Aslan bardağını tezgaha bıraktıktan sonra ceketini çıkardı.

“Arayıp Gökçe Hanım’a geleceğimizi söyler misin?” diyerek ricada bulunduktan sonra mutfaktan çıktı. Kardeşinin hışımla çıktığı merdivenleri, ağır düşüncelerle çıktı. Ağır ağır, yaşlı ve yorgun adımlarla. Kendi odasından önce kardeşininkine gitti.

Kapıyı çalıp ses vermesini bekledi. Ama ne bir onay ne bir tepki vardı. Onun uyuyacağına emindi ama bunu kabul etmek istemedi. Kapalı kapıya yaklaşıp sesini ona net olarak duyurmaya çabaladı.

“Hazırlan Aslı, Gökçe Hanım’ı ziyarete gideceğiz.”

Aslı başını gömdüğü yastıktan yavaşça kaldırarak kapıya baktı. Başını iki yana sallayıp reddettikten sonra bunu abisine söylemek için cesaretini topladı.

“Ben arkadaşlarımla buluşacağım.”

Aslan, derin bir nefes alıp onun cevabını sırf gitmeyip yan çizmek için olduğunu düşündü. Canı sıkkın olduğu için pek üstüne gidemiyordu.

Bu yüzden diretmedi ama eğer yalan söylüyorsa sıkıştırmak istedi.

“Kimle?” diye sordu. Bu konuda yalan söylese de dilinin teklemeyeceği netti. “Ufo ile... Yefe ile... Uzi ile...” Zaten başkada arkadaşı yoktu.

“Ben bırakacağım seni. İtiraz kabul etmiyorum. Park bile olsa seninle oraya kadar geleceğim.”

Aslan, şartını katı bir şekilde belirtip daha sonra uzaklaştı. Eğer orada buluşacağı kimse yoksa onu istediği yere götürecekti. Kardeşinin kaçmak için her yolu denediğini biliyordu. Bunun da yalan olacağını düşünüyordu. Bu yüzden annesine randevuyu iptal etmesini söylemedi bile.

Aslı nefesinin sertçe büzdüğü dudaklarından fırlatıp yatakta döndü. Sırtını yatağa verdikten sonra cebinden telefonun çıkardı. Yukarıda tutup arkadaş grubuna mesaj yazdı.

“Bir şeyler yapmaya ne dersiniz?”

Yefe: Tabiiki de ivet

Ufo: Hocanın bugün verdiği ödev peki?

Yefe: Verilen ödev geri alınamaz. Bu yüzden hocaya

ödev teslim etmeyeceğim.

Aslı:Çok uzun oturmayız.Parkta buluşalım.

Yefe: Avm’ye gidelim.

Ufo:Tamam bir saat sonra parkta görüşürüz.

Yefe: Oğlum bende burada konuşuyorum.Niye tınlamıyorsunuz? Bak ki hiç cevap

veriyorlar mı pislikler!

*

Yağız Efe kaydırağa tırmanıp merdivenlerinden iniyordu. Kendini ters döngüde kaybetmişti ve ona yolunu gösterecek kimse yoktu. Ufuk tahterevallide matematiksel ölçümlerle ağırlığını ve dengesini hesapta tutmaya çalışıyordu.

Aslı, onunla gelen abisine parmağı ile arkadaşlarını gösterip “Gördün mü? Şimdi git beni utandırma!” diye söylenip söz hakkı vermeden onu hızla uzaklaştı. İstemeye istemeye adımlarını atan Aslan dönüp arkasına baktı.

Gitmek istemiyordu. Kardeşini paronayak gibi kontrol ettiği için kendinden utanıyordu. Ama eğer belki hemen yanlarından ayrılır diye aklında gelen fitneyi takip ediyordu.

Aslı, salıncağa oturup arkadaşları onu fark etsin diye cansız bir selam verdi. Yağız Efe tırmanmaya çalıştığı merdivenlerden geriye düşüp dikkatini dağıtan Aslı’ya baktı.

“Senin ses tonundaki depresyonun tınısı mıydı?”

Ufuk’ta endişe ile arkadaşının yanına gidip bileğini tutarak onun nabzını kontrol etti. Umutsuzca “Bunu da kaybediyoruz.” dedi. Yağız Efe vücudunu dikleştirdi. Artık özel güçlerini kullanma zamanı gelmişti.

Yefe Kişisi Genel Yetenek ve Özellikleri’nin zamanı gelmişti. Artık onu kimse durduramaz, yenilmezler yenemez, taht oyunlarında öldürülemezdi.

Olmayan fon müziği ile ufka doğru bakıp göğsünü şişirerek bedenini dikleştirdi. Uzun uzadıya laflarını kısaca anlasınlar diye kırptı. “Artık kontrol bende.” dedi.

Apartmanlarına doğru yavaş adımlarla giderken onun yolunda Memati olacak Ufuk kendini belli etti. Kankiloştoşkosunun kolundan tutup kaldırdıktan sonra Kurtlar Vadisi fon müziği ile yola koyuldular.

*

Yağız Efe, kırmızı saten kravatını düzeltip öksürerek sesini kontrol etti. Yanında onun hazırlanış seramonisini izlemeye dayanamayan Ufuk zili çaldı. Bu resmen Yefe cumhuriyetinde komünist hareketlerdi.

Kaşlarını çatarak ona bakan Yağız Efe “Odabaşı Ufuk, Salonsonu Yefe’nin ardında kalman gerekir. İzcilik ardından gelmek, takip etmektir. Benden önce hareket etme. Değil mi Mutfakkolonu?”

Aslı yeni ünvanına pek alışamadığı için biraz geç başını salladı. İzcilik hakkında bir şey bilmesede Yağız Efe’nin bu konuya ondan daha uzak olduğu konusunda emindi.

Ayrıca neden Yefe Malı tişörtleri giymek zorundaydılar, bir türlü çözemedi. Bundan farklı bir konu olarakta tişörtlerinde Yefe’nin sahibi olduklarını ürünler olarak mı? Yoksa Yefe’nin bir inek olduğu mu yazıyordu? Bunu düşünmekten dolayı diğer düşüncelere yer kalmadı.

Ufuk'a yaklaşıp Salonsonlarına belli etmeden sordu. “Yefe inek mi yazıyor, yoksa biz Yefe’nin malıyız onu mu belirtiyor?”

Bu tişörtler Yağız Efe için doğum günü hediyesiydi. Yağız Efe, egosundan dolayı bunun iki anlam içerdiğini hiç düşünememişti. Onun için bir krallığı vardı ve bu tişörtleri halkı giymeliydi. Bundan farklı bir şey aklına gelmemişti.

Ufuk sırıtarak onun kulağına cevabı fısıldadı. “Yefe, bizi sinir edince mal oluyor. Tatlı davranınca da biz onun yolunda fedai oluyoruz. Ama genelde hep Yefe mal oluyor.”

İkisinin gülüşmeleri Yağız Efe’nin dikkatini çekmeden kapı açıldı. Resmi bir işlem nedeniyle kapısına dayanmış gibi davranan Yağız Efe, Uzay’ın annesine selam verdi.

“İyi günler, teyze efendim. Biz Uzaylar Sosyalleşsin hayır kurumundan geliyoruz. Odasında yaban hayatı yaşayan bir adet Uzay’ınız varsa bir miktar ödenek ile size yardımcı olaabiliriz.”

İşin sonunu paraya bağlayınca Ufuk onu dirseği ile dürttü. Yağız Efe elindeki fırsatı kaçırmış olmanın siniri ile kravatını düzeltip sözlerini yeniledi.

“Hayır kurumu olduğumuz için vadabe bakıyoruz. Kusura bakmayın “bedava” kelimesi bende alerji yapıyorda o yüzden söyleyemiyorum.”

Uzay’ın annesi gülümseyerek kapıyı ardına kadar açıp onları buyur etti. Eve ilk adımlarında, gönüllüsü olduğu toklaştırma etkinliği için hemen “Aç mısınız?” diye sordu.

Bu soruyu asla geri çevirmeyecek Aslı ve Yağız Efe yerde altın bulsalar bundan daha fazla sevinirlerdi ama onun kadar olmasa da sevindiler.

“Hayır değiliz. Hem dışarı da yiyeceğiz biz.”

Onlardan önce davranıp teklifi reddeden Ufuk hemen uzaklaştı. Yari yaad ellerde biçare kalmış gibi üzüldüler. Aslı bunu kaldıramayarak ayakta durmakta zorlandı. Yağız Efe’nin de ondan geri kalır yanı yoktu. Bu zor an için birbirlerine dayandılar, metanet dileyen bakışlar attılar.

“Ben size yolluk yapayım o zaman.” diyen Uzay'ın annesi buna yok demeyeceklerini bildiği için doğruca mutfağa gitti.

İkili birden dikleşti, bedenlerine fer geldi. Etrafa hayat enerjilerinden gelen ışığı yansıttılar. Neyseki buradan da kendilerine yiyecek bir şeyler çıkarmayı becermişlerdi. İkisi de kurnaz bakışları ile bitmek bilmeyen açlıklarını kutsar gibi karşılıklı boyun eğip selam verdiler.

Bu konuşmadan anlaşma onların hoşuna gitti. Öyle ki Uzay’ın odasının önüne gittiklerinde küçük bir pandomim oynandı.

Yağız Efe, arkadaşının yatağa yatmış ve asla çıkmak istemeyeceğini düşünüyordu. Bunun üzerine sağ kaşını üç kez kaldırıp solu parmağı ile yerinde sabitledi. Kalkmasın diye çaba gösterilen sol kaş Uzay’ın yatağa yatma çabasıydı. Üç kez havalanan sağ kaş ise, ikilinin onu kaldırma girişimleri olacaktı. Her şey plana uygun gidecekti.

Aslı’da bu sözsüz anlatımda bir şeyler belirtmek istedi. Ama nasıl bir tasvir kullanacağını akıl edemedi. Bu yüzden işi sessiz sinemaya çevirdi. Baş parmağını aşağı işaret etti.

Oyun ile heyecanlanan Yağız Efe “Yerli.” diye bağırdı. Aslı bu sefer kelime sayısını belirtmek için iki parmağını kaldırdı. Anlatmaya başladığında eliyle daireler çiziyor arada dirseğini kırıp kolunun üzerinde yatıyordu. Yağız Efe yürüttüğü hiçbir tahminde başarılı olamadı. Onun sürekli yanlış şeyler söylemesi Aslı’yı çileden çıkardı.

“Cennet Mahallesi!” diye bağırdı. Yağız Efe üste çıkmak için daha fazla bağırdı. “Ne alaka be!”

Aslı, anında sakinleşip omuzlarını silkti. “Ne bileyim aklıma geldi birden, bende sorayım dedim.”

Bu meseleyi hızlıca kapatıp konuya odaklandılar. İkisi de bir yırtıcı gibi odanın kapısına bakıp harekete geçmeden önce konsantre oldular.

Tam ellerini kapıya uzatmışlardı ki, kapı açıldı. Karşılarında gitmeye hazır bir şekilde dikilen Uzay’ı gördüklerinde şaşırmışlardı. Bunu beklemiyorlardı, onlar zor kullanarak anca dışarı çıkarırlar diye düşünmüşlerdi.

Arkada onların bu haline sırıtan Ufuk’un gizli bir formülü olmalıydı. Bu formül her neyse çok gizli olabilirdi. Yağız Efe şimdiden feda edilebilir eşyalarını aklından tartarak hangisini anlaşmaya koysa diye düşündü.

Uzay onlara cansız bir şekilde “Hoş geldiniz. Ben bir lavaboya gireyim hemen sonra çıkarız.” dedikten sonra uzaklaştı.

Salonsonu, baş parmağı dik tutup havada hayali bir daire çizdi. Komutu alan Mutfakkolonu hemen harekete geçti. Birlikte Odabaşı'nın üzerine yürüyüp köşeye sıkıştırdılar.

“Nasıl yaptın bunu?” Aslı hemen konuya girdi. Tehdit vari bakışlarını kankiştoşkosuna fırlattı.

Yağız Efe ayaklarını yere vurup sızlanarak durumdan uzaklaştı. “Mutfakkolonu kaç kez diyeceğim önce Salonsonu konuşur diye. Bana ne ya! Ben oynamıyorum.”

Aslı, bebek ağzının alt dudak sarkık lehçesi ile konuşmaya başlayıp arkadaşının yanaklarını avuçladı. “Çen küstün mü? Yeyim seni.”

Yağız Efe, tam eriyip gemileri suya indirecekken yerim seni demesiyle korkuya kapıldı. Aslı bu gibi sevgi sözcüklerini gerçeğe dönüştürebilecek kadar aç bir insandı. Geriye çekip ellerini itti.

“Yeme beni! Yamyam mısın sen acaba? Hiç insan arkadaşını yer mi?”

Onların dalaşmasını fırsat olarak gören Ufuk aşağıya eğilip çaktırmadan oradan uzaklaştı. Bu Salonsonu ve Mutfakkolunu arasındaki bir gerilim değildi. Bu açların savaşıydı.

*

Yağız Efe yolluk olarak yanına aldığı sandviçi konuşma yapmak için bir süreliğine yanındakine uzattı. Fakat emanet ettiği kişinin Aslı olduğunu fark edince hemen geri aldı. Kurda kuzu, Aslı’ya da yemek emanet edilmezdi.

Sandviçini mikrofon olarak kullanıp arkasına aldığı AVM ile gösterişli bir konuşma olacağına emindi. Kırmızı saten kravatının çok şık durduğunu düşünüyordu. Oysa Ufuk sürekli kravatını çekip “Palyaço Bey Amca.” deyip duruyordu. Son bir kez derin bir nefes alıp ciddileşti.

“Baylar ve bayan! Yani sayın değerli arkadaşlarım ve can kayınçom! Günün değeri ve önemi tamamıyla eğlencedir. Eğlenmeye işkence edilecektir. An itibari ile bu AVM düşman kalesidir hadi onu fethedelim.”

Coşkulu konuşması herkesi gaza getirmişti. İlk eğlence yemini Ufuk’tan geldi. “Tüm giyim mağazalarında Demet Akalın olmaya tüm ayakkabılarda tenimin kokusunu bırakmaya and içiyorum.”

Sonrasında ise Uzay birazda olsa üstündeki ölü toprağını savurup sesini yükselti. “Kitap reyonları talan. Lunapark eğlence alan. Eğlenmeyen ölsün lan!”

Son olarak herkes söz sırası onda olan Aslı’ya döndüler. Her seferinde söyleyecek bir şey bulamayan kız yine heyecana kapıldı. Yere çöküp biraz düşündü, olmadı ayağı kalkıp bir kaç adım attı. Tüm bu düşünce kıvranması verimsiz geçti.

Kabullenerek alt dudağını sarkıttı. “Ben yine bir şey bulamadım.”

Ufuk ve Uzay onu teselli etmek için aralarına çekip sarılırken Yağız Efe parmağı ile işaret ederek gülüp alay etti. Bu kısa dram ve alay bittiğinde...

Dört çocuk yüzünü AVM’ye döndü. Her şeyi arkalarında bırakıp sadece eğlenmek istedikleri yüzlerinden belliydi. Gülümseyip umut dolu bakışlar ile birbirlerine baktılar.

Şef Salonsonu işaret parmağı ile ileriyi gösterip “This is AVM!” diye bağırdı. Hep birlikte girişe doğru koştular.

Arkada kalan Aslı’ya yardım eli uzatan Uzay onu hızlandırdı. Ufuk ise üşengeçliğinden ödün vermeden yakaladığı Yağız Efe’nin sırtına atladı. Yaşadıklarına değil yaşamak istediklerine odaklandılar. Hayatın önlerine getirip koyduğuna bakmayıp gözlerini ufka çevirdiler.

*

Onları uzaktan seyreden Aslan eve dönme vaktinin geldiğini düşündü. Kardeşi arkadaşları ile birlikte eğlenecekti. Onun zorla götürmenin bir manası yoktu.

Kardeşine bakarken telefonu çaldı. İsim yerine yazan numarayı ekranda görünce merakla açtı. Telefonun karşı tarafında ki kişi direk kendini tanıttı.

"Hocam ben Meriç. Annemden randevu almışsınız. Gelecek misiniz?"

Aslan çekinerek konuştu. "Meriç annene gelemeyeceğimizi söyler misin? Kusura bakmasın yine Aslı'yı ikna edemedim."

Meriç okulda olduğundan daha nazik ve sağduyulu olarak konuştu. "Tabii iletirim. Eğer isterseniz bu psikiyatri işini ben Aslı ile konuşabilirim."

"Sanmıyorum, Meriç. Şu an arkadaşları ile AVM'ye geldiler, eğleniyor. Onu kendi haline bırakmak daha iyi olabilir."

Meriç "Tabii, iyi günler." dedikten sonra hiçte bu durumu oyanlamış gibi davranmadı. Ceketini alıp evden hızlıca çıktı, hangi AVM'ye gittiklerini tahmin etmeye çalıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.