İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 39 · 8 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 39

Herkesin Kendi

[Dümeni semaya çevirdim

ama yine bulutlara çarptım ben.

Yıldızları alıp getirdim sana, kendi rüyana kattın sen.]

(Bulutlara Çarptım- 6iant, Velet)

“Üç, iki, on iki...”

Yağız Efe’nin, gereksiz geri sayım şakası diğer kabindeki arkadaşlarını bunalttı. Bu işu zorla üstlendiği için ellerinden bir şey gelmiyordu. Onları her defasında hayal kırıklığına uğratmak bir öncekinden daha komik geliyordu. Sıfıra bir türlü gelmiyordu.

En sonunda orta kabindeki Aslı, başını yukarı kaldırıp diğer kabinlerden rahat duyulsun diye bağırdı.

“Geri saymayanın çikolata stoğu bitsin e mi?”

Yağız Efe, dehşet kapılıp “Mümin mümine çikolatayla beddua etmez.” diye çemkirdikten sonra duanın gerçekleşmesinden korkarak hemen geri saydı.

“Üç, iki, bir, sıfır. Çıkın.”

Yan yana duran dört kabininde kapısı birden açıldı. Hepsi yeni kıyafetler içinde kendi güzellik yarışmalarının birincisi seçilmiş bir özgüven ile aynı yöne döndüler. Elleri bel boşluklarında, çeneleri hafif yukarıda karşıya bakarak eşit adımlarla disiplin içinde yürüdüler.

Aslı ve Ufuk kankiloştoşko modasının yegane birlik ve beraberliği içinde benzer renkte kıyafetler giymiş ve aynı tarzı yansıtmaya çalışmışlardı. Yağız Efe, kendini baston yutmuş bir tavırla ilerletirken üzerindeki takım elbisenin pantolon paçalarını katlamıştı.

Bu erkeklerdeki bilek modasına ne derece hakim olduğunu gösterme şekliydi. Kendini bu iş konusunda ileride çok başarılı görüyordu. Ne var ki bu sadece onun düşüncesiydi. Takım elbisesini içine giydiği saten mor gömlek ve bugünün liderliğini üstlendiği kırmızı saten kravat ile kötü gözüküyordu.

Uzay, her an tatil hastagli instagram fotoğrafı çekilecek gibi duruyordu. Renkli gömleği ve şortunun altına terlik bulamayınca spor ayakkabısının taban kısmına basmış ve mağazada bulduğu kadın hasır şapkalardan birini kafasına geçirmişti.

Yürüyüşlerini bir tur atarak tamamladıktan sonra onları eleştirecek jürileri olmadığı için etrafa baktılar. Kabin dışında annesinin giyinmesini bekleyen yedi-sekiz yaşındaki bir erkek çocuğunu gözlerine kestirdiler.

Ona yaklaşıp etrafını sardıklarında çocukcağız biraz korktu. Her an annesine bağırmak için hazırda bekledi.

Yağız Efe kaşlarını kaldırıp indirerek “Sence hangimiz daha güzel olduk?” diye sordu. Çocuk onların niyetinin anladığında biraz rahatladı.

Elini çenesine koyup onları süzerken değerlenmeden geçen Aslı, poz verip gözüne daha iyi gözükmeye çabaladı. Bir ayağını öne uzatırken parmak uçlarında yere basıp dizinden hafif kırdı. Bu ara ınstagramdaki neredeyse tüm kızlar aynı pozu veriyordu.

Onun bu yaptığı zekiliği gören diğerleri de poz vermeye başladı. Yağız Efe takım elbisesi ile yere çöküp yol kenarında kızlara laf atan kekolar gibi durdu. Aslı ırkına sadık bir panda olarak pozisyonunu bozup kankiloştoşkosuna sarıldı. Uzay olmayan denizde boy verdi. Ufuk ise emre sadık bir asker gibi hazır olda bekledi.

Çocuk, onları bir müddet süzdü. Kararsız kalmıştı ve adlarını bilmediği için kazananı parmağı ile işaret edecekti. Parmağını yavaşça dörtlüye doğru kaldırdığında kazanma aşkı ile yanıp tutuşan Yağız Efe gösterilen yerde seçilmiş kişi olmak istiyordu.

Bu mesele onun tüm vasıflarına ve ünvanlarına önemli bir armağan olacaktı. Omuzlarındaki yükün gerginliği ile telaşa kapılıp yerde arkadaşlarına doğru yuvarlandı. Bir bowling topu gibi arkadaşlarını labut sayıp üçünü de devirdi. Bu hızlı gerçekleşen olay karşısında tepki dahi veremediler. Öyle ki Aslı yerde hâlâ daha Ufuk’a sarılmış bir vaziyette duruyordu.

Yağız Efe, rakiplerini eleyerek ayağıya fırlayıp küçük çocuğun karşısında tek seçenek olarak doğruldu. Onu seçmekten başka bir çare bırakmadı. Onun bu hareketi çocuğu öyle korkuttu ki parmağı ile onu gösterip “Bu!” dedikten sonra koşup gitti.

Yağız Efe, zaferi için sevinç gösterileri, olmayan alkışlar ve adını haykıran nidalara kavuşacaktı. Ama arkadaşları yerden kalkıp toparlandığında ona ayıplayarak baktılar. Aslı, dilini ardı ardına şaklatmaya başladığında diğerleride bu etkinliğe katıldı. Senkronize bir şekilde ayıpladılar. Yağız Efe için hayaller; idol-hayran karşılaşması, gerçekler; Şaziye teyze-Muallateyze ayıplaması oldu.

*

Bir kitapçıya girdiler. Ufuk ve Uzay arka kaplarındaki yazıları da okuyarak bu günlerdeki popüler kitaplara bakıyorlardı. Kendi aralarında Aslı’ya şifreli gelen bir sohbet yapıyorlardı.

Aslı ise her kapağını beğendiği kitabı alıp onlara uzatıyordu. Fakat tercihleri pek beğenilmiyor ve önemsenmiyordu. Onlara kızgın bakışlar atarak uzaklaştı.

Neyse ki Yağız Efe, hayvan türlerinin bahsedildiği bir kitabı bulup arkadaşlarının atalarını bulmaya çalışıyordu. Böylece Aslı’nın da can sıkıntısı gitti. Birlikte rafların arasına oturup her buldukları komik hayvanları Ufuk ve Uzay’a benzettiler.

Arada çıkan korkunç hayvanları Karam’a benzetirlerken yılan görünce ikisi de aynı anda gözlerini kısıp birbirlerine baktılar. Aynı cevabı verecekleri belli olan bir özgüveni gözlerinde taşıyorlardı. İkisi de aynı anda "Maya." dediler.

Her kitaba neredeyse el sürdükten sonra tek bir kitap bile almayan Uzay ve Ufuk oradaki çalışanlar kadar arkadaşlarını da sinir etmişti. Onların kitapçıdan çıkışını kaşlarını çatarak izleyen Aslı yanındaki çalışana “Ben sizin yerinizde olsam onları döverdim.” dedi.

Çalışan makul ve sakin bir insan gibi cevap verdi. “Aradıklarını bulamamış olmamalılar.”

Onun içindeki fitne tohumuna nem vermek için solunda bir şeytan gibi bekleyen Yağız Efe parmakları ucunda yükselip adamın kulağına doğru konuştu. “ Hadi itiraf et. Onları dövmek istiyorsun. Elinde olsa bir kaşık suda boğarsın. Hadi çekinme söyle.”

“Evet. Şu an sana sinir olduğum kadar onlara da çok sinirlendim.” diyen çalışan göz korkutmak istedi.

Başarılı oldu da bunları duyan Yağız Efe, sakince ondan uzaklaşıp çaktırmadan Aslı’nın elini tuttuktan sonra koşarak uzaklaştı.

Bir belgeselci görse 'Yorgun AVM Gezenler' diye sunum yapacağı kayıda yorgun ve aç gezenler diye başlardı. Ama son bir gayet ve hayat meselesi gibi Aslı için daha önce gördükleri kapüşonunda kulakları olan sweati arıyorlardı.

O kadar çok mağazaya girmişlerdi ki hangisi olduğunu hatırlamıyorlardı. Aslı beğendiği ve alacağı sweatin peşine büyük bir aşkla düşmüştü. Arkadaşları ona destek olsun diye Leyla Mecnun aşkından örnek verip Kerem ile Aslı dramından sahneler oynamıştı.

Aslı, kadın giysilerinin olduğu yere koşarak ilerlerken diğerleri de birbirine yaslanmış bir şekilde yavaşça ilerliyorlardı. Aslı hızlı bir bakış ile kıyafetleri tararken kendi etrafında dönmeye başladı.

Sırtı birine çarptığında her an özür dilemeye hazır mahcup bir şekilde döndü. Ama karşısındakini görünce şaşkınlıkla “Senin burada ne işin var?” diye sordu.

Meriç, sindirilmeye çalışılan bir sırıtma ile elini ensesine götürdü. Yüzünde bayağı duran bir şaşkınlık oluşturmaya çalıştı. “Tesadüfe bak sen. İstesek böyle olmazdı değil mi?”

Onun bu sahte şaşkınlığı Aslı’nın aklını karıştırdı. Etraftaki kadın kıyafetlerine ve yakınındaki abiyelere kısa bir bakış attı. “Kim bilebilir ki Kötü Çocuk Meriç kadın reyonundan giyiniyor.”

Meriç, karizmasının bozulmasından ve yanlış anlaşılmadan dolayı panikledi. “Hayır, yok öyle bir şey.”

Aslı, onu bileğinden yakalayıp elinde tutuğu kazağı havaya kaldırdı. “Hadi gözlerim yalan söylüyor, elindeki pembe kazakta sana iftira mı atıyor? Gazozuna ilaç attı da eline mi girdi?”

Meriç, bu kazağı kendini kamufle etmek için alsa da daha sonra Aslı'nın karşısına çıkmaya karar vermişti. Bunu Aslı ya anlatamazdı, o yüzden basit bir yalan söyledi. “Hayır canım, anneme bakıyordum. Hediye alacağım. Hem sen ne arıyorsun burada?”

Aslı buna inanıp onun bileğini bıraktı. Hemen yanında duran askılıktan, turuncu ve incili bir tişört alıp onun yüzüne doğru salladı. “Bende abime kazak alacağım.”

Meriç, donuk bir şekilde bakmaya başladı. “Dalga mı geçiyorsun benimle?” Aslı sırıtarak başını salladı. “Tabiiki de evet.”

Meriç, onun bu hallerinin olağan olduğunu ona özel bir durum olmadığını kendine hatırlattı. Daha sonra sakin bir şekilde sorusunu tekrar yineledi.

“Ne yapıyorsun diye sordum Aslı?”

Onları bir arada görünce yorgun halinden eser kalmayan Uzay, bedeninin dirilmesi ile hemen koşup konuşmaya girdi. “Seni ne ilgilendirir?” diye çıkışıp Aslı’nın yanında durdu.

Meriç, terslenmesini sırıtarak sindirdikten sonra işaret parmağını ikisi arasında dolaştırdı. “Siz sevgili falan mısınız?” diye sordu.

Koşulu, yeri veya zamanı hiç fark etmeksizin dedikomanyasının ne zaman azacağı belli olmayan Ufuk, sesini toplamak için öksürdü. Bakışlar ona döndüğünde dedikoduyu en çok merak eden hak eder felsefesi ile Meriç’e yaklaştı.

“Yok ben sana anlatayım. Şimdi bizim bu Uzay, aynı sınıfta olduğumuz Maya'ya aşık oldu. İlk görüşte iyi bok yemeler, anlayacağın. Ama gel gör ki Maya, bad boylardan hoşlanıyor. Biz bir ara dedik ki acaba Uzay'da Bed-”

Uzay, sözlerini tamamlamasına izin vermediği arkadaşını kendi yanlarına çekti. “Ne anlatıyorsun?” diyerek çıktı. Onun sinirlenmesinin nedenini algılayamayan Ufuk cevap verdi. “Burası Lise Magazin Tarihçesi. Beğenmedin mi?”

“Beğenmedim.” Uzay bu kadar net cevabı şaşırtıcıydı. Oysa ki Aslı için çok güzel gelmişti. “Ne güzel kronolojikte gidiyordu kankiloşotoşkom.” Tebrik etmek için elini uzattı. Kankiloştoşkosu ulusalararası bir ödülü alıyormuş gibi gururlu ve mutluydu.

“Eşek oğlu eşek!”

Yağız Efe onlara yetiştiğinde açlık nedeniyle kendini fazla yormadan Meriç’e küfür etti. Artık bu duruma sinirlenme ve katlanmanın her evresinde bulunmuş Meriç, konuyu kapatmak istiyordu.

Bu istediği şey içinde güzel bir fırsat olduğunu biliyordu. Bunu onlara belli etmemeye çalışarak doğal gözükmeye çalıştı. “Bende diyordum babama ne zaman sövecek. Gel gidelim sana yemek ısmarlayayım.”

Yağız Efe kinini öyle kolay bırakacak bir çocuk değildi. Kaşlarını çatıp aralarında seneleri devirecek gibi duran kan davasının başlangıcını hatırlattı. “İstemez, sen tostumu yedin!”

Meriç, gayet aklıselim ve idare bir şekilde teklifini yeniledi. Orta yolu bulmaya çalışıyordu. “İşte tamam sen ne istersen ye, hesabı ben ödeyeceğim. Hatta hep birlikte gidelim, hesap benden.”

Ufuk, şüpheye elinde büyüteçle koşan dedektifler gibi gözlerini onun üzerine dikti. “Niye durduk yere bizi yemeğe çıkarıyorsun?” Cevabını dahi umursamayıp bir an önce ondan kurtulmak isteyen Uzay da tepkisini ortaya koydu. “İstemiyoruz.”

Meriç, kaşlarını çatıp ona çıkışacakken gözleri bir noktaya odaklandı. Siniri, kinayeli bir gülüşe dönüştüğünde “Emin misin?” diye sordu. Onun baktığı yöne döndüklerinde Aslı ve Yağız kol kola girmiş nerede yemek yeseler diye tartışıyorlardı.

Yağız Efe parmağı ile uzaktaki restoranı gösterip “Şurada kıtlıktan çıkmış gibi yemek yiyelim, sonra da hesabı eşek oğlu eşeğe kitleriz.”

Aslı, kafasını iki yana salladı. “Kayınçom üst kata çıkalım. Yediklerimizi yer, yiyemediklerimizi paket yapıp eve götürürüz. Bak biz hayatımızda hesabımızı ödeyecek başka enayi bulamayız.”

Yağız Efe, ona hak verip bu geleceği düşünen yatırımsal zihnini çalıştırmasını tebrik etmek el sıkıştı. Onların bu açlıklarında utanan Uzay ve Ufuk onları baş koydukları bu yoldan alıkoymak istiyorlardı.

Ufuk ‘Bir açlık, iki fesatlık.’ diye maddelediği odak değiştirici formülünü kullandı. Aslı’yı kendine çekip “Kankiloştoşkom bu duruma biraz fesatsal bakış açısı ile bak. Dinmek bilmeyen açlığını kenara bırak.”

Onun taktiği üzerinden yol alan Uzay’da araya finteyi sokuşturdu. “Bu Meriç çok etrafta dolanmaya başladı. Sürekli dibinde. Bunun amacı ne? Kov onu gitsin Aslı!”

Sadece iki adım uzaklıkta olan Meriç, yokmuş gibi davranmalarına son vermek istedi. Elini kadırıp havada sallayarak “Yanlız ben hâlâ duyuyorum.” dedi.

Fintede hiç pozisyon ve durum bozmayan Uzay, arkadaşıyla konuşmaya devam etti. “Bak Aslı. Duymasına rağmen gitmiyor var bu işte bir şey var..”

Kanında kayınçosundan daha hızlı fitne fesat karışan Yağız Efe’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. Hemen Meriç’e döndü. “Eşek oğlu eşek, yoksa sen benim kanyınçoma...” Şaşkınlıktan kendi cümlelerini tamamlayamadan elini ağzına kapattı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.