İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 35 · 6 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 35

Güzel Kalp

Elindeki testi bir kenara bırakan Ufuk arkadaşının sınıfa girişinden bir şey olduğunu anlamıştı. Elini sırasına vurup “Gel Uzi gel. Olmayan gemilerini batırmışsın. Yüzüne santim santim yansımış. Matematikçi görse karakökünü alası gelir.”

Uzay onun bu esprili sözlerini zarurî bir şekilde gülümsedi. Yanına oturup bakışlarını tahtaya sabitledi. “Benim gerçekten gemilerim yok mu?”

Ufuk ona bakıp bahsettiği şey hakkında fikir yürütmeye üşendi. “Mevzu ne?” diyerek kısa yoldan ulaşmak en iyisiydi.

Uzay ona döndü, arkadaş acıyı tatlı söyleyendi. Elbette gerçekleri söyleyecekti. “Sence benim bir amacım yok mu? Boş mu atıyorum dünyaya?”

Ufuk dilini şaklattı, elini onun omzuna koyup sıktı. “Sen dünyada bulunmayı bilen en iyi kişisin. Sen yaşıyorsun, biz yarışıyoruz. Yarışmak için bir şeye ihtiyaç duymuyorsun.”

Uzay onun söylediklerinden negatif bir çıkarım yaptı. “Yani amacım yok.”

Arkadaşının böyle düşünmesini çok saçma buluyordu. Ufuk, onun değerli ve eşsiz olduğunu düşünürken, neden bu kadar kötü düşünüyordu anlamadı. Daha iyi bir açıklama yapıp kendinin farkına varmasına yardım edecekti..

“Öyle değil... Yefe, dünyaya değip dolaşmadan, içine karışmadan yaşama peşinde. Aslı desen, göz kapaklarını dünyaya kepenk olarak kullanıyor. Ben bir yolunu bulsam anında kaçarım dünyadan, yerleşirim uzayın sahil kasabalarına. Ama sen öyle değilsin. Amaç kollamadan, kendine savaş bulmadan, yarışta yer almadan dünyadasın. Ben buna hayranım.”

Uzay’ın sadece anın tadını çıkararak ve kaderine inanarak yol alması güzeldi. O insanların peşinden koştukları zafer yarışında içinde yer almıyordu. Kenarında oyunlar oynuyor her şeyin tadını çıkarıyordu.

Yine de madde madde sayılacak huyları olsun istiyordu. Arkadaşı cevap verirken sıra sıra özellikler saysın isterdi. Hayal kırıklığı ile yüzünü kalbinin kırık parçalarını yansıtarak baktı.

“Benim güzel olan hiçbir şeyim yok.”

Ufuk ona şefkatle gülümseyerek baktı. “Senin kalbin çok güzel.” dedikten sonra elini onun göğsüne koyup “Burası çok güzel.” diye devam etti.

Önemli olan tek güzellik belirttiği yerin, kalbin güzelliğiydi. Gerisi küçük ayrıntılı çakıllardı. Kalbi ise insanlığının sağlam ve koca bir temeliydi.

*

Okul çıkışında bugün ki çocukları okuldan alma işini gönüllü olarak üstlenen Yiğit, aradaşı ile birlikte gelmişti. Güneş bunu memnuniyetle kabul edip arabasını ödünç vermişti. Onun için gidip yeni kitabı üzerinde çalışmanın fırsatıydı. Yiğit, arka koltuktan karton poşeti alıp inmeden önce arkadaşına, çocuklar gelince onları eve götürmesini tehbihledi.

Okulun giriş kapısının karşısındaki kaldırıma geçti. Kardeşinin doğum gününde gördüğü kızı anımsamaya çalışarak öğrenciler arasından onu seçmeye çalıştı. Nihayet onu bulduğunda gözleri parladı. Yolu geçip ona hızlı adımlarla yetişmeyi başardı. Okuldan yeni çıkan öğrencilerden kısmen ayrılmışlardı.

Onu rahatsız etmemeye dikkat ederek karşısına geçip durdurdu. “Merhaba.” deyip başıyla da selam verdi.

Karam sorgulayıcı bir ses tonu ile “Merhaba.” derken onu süzdü. Kim olduğunu anımsadığında kaşlarının çatmaktan vazgeçti.

Yiğit durumun tuhaflığını çok iyi anlıyordu. Kızın vereceği tüm tepkileri haklı bulmaya hazırdı. Onun korkutmayıp yoldan geçen ve onu rahatsız eden biri olmadığını bilsin istedi.

“Kendimi tanıtayım. Ben Yağız Efe’nini abisiyim. Aynı zamanda Güneş’in arkadaşıyım.”

Karam içinden karşılaşmalarındaki tesadüf oranını hesaplama çalışarak cevap verdi. “Evet, sizi doğum gününde görmüştüm...”

Yiğit bu tuhaf durumu bir an önce bitirmek için söz girdi. “Seni rahatsız ediyorsam çok özür dilerim. Baştan da şunu söyleyeyim. İstediğim şeyi kabul etmek zorunda değilsin. Bu sadece bir rica. Senden benimle bir yere kadar gelmeni istiyorum.”

Karam bu gibi bir teklif için samimiyetleri olmadığı ya da yakınlık kurmadıklarından emindi. Bunun altından art niyet aradığını belirtmiş bir şekilde kaşlarını çattı. “Kusura bakmayın gelemem.”

Yiğit güven veren bir şekilde gülümsedi. Bu konuda onu ısrar edecek biri değildi. Saygı çerçevesinde kendinde küçük kıza ricasını söylemişti, kız da kabul etmemişti. Bunu irdelemek kendine inandırmaya çalışmak Yiğit’e göre değildi.

“Tanımadığın biriyle gitmemeni takdir ediyorum. Aynı zamanda anlayışla karşılıyorum.”

Karam içten içe kötü düşündüğü için kendini mahcup hissetti. Aslında çok kibar bir şekilde iletişim kurmuştu. Saçını kulağının arkasına sıkıştırarak “Teşekkürler.” dedi.

Yiğit başını hafif eğip selam verirken gitme sinyalini de vermişti. Karam o gitmeden önce cevabını öğrenmezse peşini ve uykularını bırakmayacak soruyu sordu. “Şey, merak ettim de... Acaba nereye götürmek istiyorsunuz?”

Yiğit onun bu konuya merakının olumlu düşünmesinden kaynaklı olduğunu sandı. Ortadaki gizemi kaldırarak karar vermesinde yardımcı oldu.

“Şehir kütüphanesine. Orada görmeni istediğim bir şey var. Taksi kullanmayız, otobüsle gideriz böylece sende kendini güvende hissedersin diye düşünmüştüm. Toplum içinde olmak seni tedirgin etmezdi.”

Karam tebessüm etti, karşısındaki kişinin kibarlığı ve kardeşinin hareketlerini ister istemez karşılatırdı. Yağız Efe ve Yiğit’in kardeş olduklarına inanamıyordu. “Teşekkür ederim, çok ince düşünüyorsunuz. Fakat ailem bundan hoşlanmaz. Ayrıca bende tanımadığım biriyle böyle garip bir şekilde bir yere gitmek istemem.”

Yiğit bir yandan da onun bu tutumuyla gurur duyuyordu. Çünkü Yağız Efe ile yaşıt olduğu için ister istemez kardeşi yerine koyuyordu. Kardeşinin böyle arkadaşlara sahip olmasına mutlu oldu. “Tabii kesinlikle anlıyorum. Benimde kardeşim var ve senin yerinde olsa aynısını yapmasını isterdim.”

Karam, onu reddetmesine rağmen bu cevaptan hoşlanan ve olağan kabul eden adama merakla baktı. “O zaman neden bana teklif ettiniz?”

Yiğit için bu durum karmaşıktı. “Kabul etmen için değil. En azından onun için bir şey yapmış olmak istiyordum. Unutmadan, bu senin için umarım beğenirsin.” dedikten sonra elindeki poşeti ona doğru uzattı.

Karam onun niyetinden emin değildi, içinden bir ses ona Yiğit’in iyi biri olduğunu sıkça söylese de temkinliydi. Ona uzatılan her neyse reddetmek en iyisiydi. “Kabul edemem.”

Yiğit gittikçe kızın tutumundan memnun oluyordu. İdeal kardeş pozisyonunda görüyordu. Kendi kardeşi Yağız Efe olsa kimin verdiğine bakmadan bedava bir şeye sahip olmanın sevinci ile atlardı. Yiğit severek açıklama yaptı.

“İçinde kitap ve posterler var. Yağız Efe’den istiyormuşsun da onun hediye almak gibi bir huyu yok. Ben vereyim dedim, o vermiş gibi kabul et.”

Karam gülümseyerek ona uzatılan poşeti aldı. İçindeki tüm sesler artık karşısındakini iyi niyet sahibi kibar biri olduğunu söylemeye başlıyordu.

“Teşekkür ederim. Hem bu kadar kibar olduğunuz için hem de hediye için. Fakat göstermek istediğiniz ne olabilir merak ediyorum.”

Yiğit derin bir nefes alıp iç çekti. “Güneş’i gösterecektim sana... Senden bir şey isteyecektim ve aklıma bunu yapmaktan başka bir fikir gelmedi.”

Karam sorguyla kaşlarını kaldırıp şaşırdı. “Neden onu bana göstereceksiniz ki?”

Yiğit kırık bir tebessüm ve içtenlikle “Nasıl çalıştığını ve nasıl emek sarf ettiğini gör diye. Eğer onun kimliğini açık edersen ya da yanlış anlaşılmayı devam ettirirsen hangi emekleri yok edeceğini görmen için...” dedi.

Karam şimdi açık ve net bir şekilde bu konuşmayı neye borçlu olduklarını anladı. En başından kendini tanıtırken bile Güneş’in arkadaşı demişti de Karam pek üzerinde durmamıştı. Güneş için gelmiş olmasını normal karşıladı ve onun yüzünde belli etmekten kaçındığı endişeyi sezebildi.

“Onu kimseye söylemedim. Gerçekten Jotunheim olduğunu düşünüyorum. Bu yalan bile olsa böyle inanmak istiyorum. Çünkü aynadan çekiniyorum.”

Cümlesinde geçen ayna Güneş ile yaptıkları konuşmadan kalmaydı. Bir an onu sesiyle birlikte zihninde dolandı. “Güven kelimesi her zaman ayna önünde sunulur.” Karam söylediği gibi aynadan çekiyordu.

Onun ne söylemek istediği Yiğit anlamıştı, Güneş sık sık bu tasviri yapardı. “Neyi gösterirsen onu görürsün...” diye teyit eden sözleri mırıldandı.

Karam başını yukarı aşağı salladı. “O yüzden endişelenmeyin. Kimseye söylemeyeceğim. Bunu arkadaşınız için değil, kitaplarda belirttiği güzel fikir ve düşünceler için yapacağım. Kendisi yalan olsa bile, tüm bunlar insanların okumasına ve benimsemesine değer.”

Yiğit kendini tutumayarak coşkuyla gülümsedi. Bunu duymak onu inanılmaz derece de rahatlatmıştı.

“Çok teşekkür ederim. Meğer Güneş ‘Benim okuyucum ise zaten kimseye bir şey demeyecektir.’ derken haklıymış. Okurlarına bu kadar güvenmesi fazla özgüvenden değil. Benimsetti görüşlerdenmiş.”

*

(İki gün sonra, ünlü bir internet sitesinde yayınlanan haber)

Trendlerde bugün ünlü gizemli yazar Jotunheim’in dedikoduları dönüyor. Yayılan hayalet yazar söylentisinin ardından kitapları hakkında linç mesajları almaya başladı. Jotunheim okurları ile anti grup tartışmaları konuyu trendlere soktu. Yazarın ortaya çıkacağı ya da resmi bir açıklama yapılacağı konuşulurken, yazarın blogundan yaptığı duyuru da tepki aldı. Bir çok insan bunu küstahlık ve kendini beğenmişlik olarak gördü. İşte o duruyu.

jotun_heim yeni bir duyuru paylaştı:

"Resmi açıklamanın yersiz olduğunu düşünüyorum. Şahsım adına ve kitaplarım adına söylenen hiçbir kötü yorum ve eleştiriye cevap vermeyeceğim. Çünkü... Ehlin sözüne cevap, kıymet verir. Ahmağın sözüne verilen cevap, zahmet verir. Kendimi yormayacağım, yeni kitabım üzerinde çalışacağım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.