İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 34 · 8 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 34

Çabaların Denizi

Çabaların Denizi

Bir düş yelinin esintisi rüzgârla değil rüyalar ile olur. Ama kabuslar hep rüyalar içinde gelir.

Yeni bir okul gününde, ortalık tenhalıktan uzak fakat öğle arası tam kıvamında sıcaktı. Öğrenciler yemekten sonra mayışmış sakin takılıyordu.

Aslı, yeni sezonun Polat Alemdar’ı gibi bir bankı sahiplenip herkesi uzaklaştırmıştı. Kollarını masaya koyup yanağını yaslayarak uykuya balıklama atladı, içinde boy verdi, olmadı su topu oynadı.

Aslı, için her şey ninnilere müdahil olduğu beşikte ki huzur gibi ilerliyordu. Ta ki biri masaya sertçe bir şey koyup ona seslenmesine kadar. Buradan sonrasından beşikten Stephen King romanlarını transfer olmuştu. Gözlerini açmadı ama kaşlarını çattı, memnuniyetsiz bir homurtu çıkardı. Homurtusunda; yedi ayrı tonda katkısız küfürler bulunuyordu.

Gelen kişi hoş karşılanmadan önce bir karşılama bekledi. En azından gözlerini açıp gelene bakma zahmetinde bulunsun diye Aslı’nın saçlarını karıştırıp seslendi.

“Naber ufaklık?”

Onu sesinden tanıyan Aslı, şaşkınlıkla gözlerini açıp başını kolundan kaldırdı. İlk saniyelerde karıştılan saçları önünde uçuştuğu için korku filmlerindeki kadınları benzedi. Karşısında duran kişi de bir anlık boşlukla ondan korkup irkildi ama hemen toparlandı. Belli etmeyip bozuntuya vermedi.

Aslı, saçlarını geriye atıp şaşkınlıkla konuştu. “Aa part time Kötü Çocuk Meriç!”

Bu sıfata takılmayan Meriç, bakışlarıyla ona vaziyetini gösterdi. Hafiften burun kıvırır gibi yüksekten bakarak konuştu. “Neden her bulduğun yerde tavuk gibi pinekliyorsun?”

Aslı, büyük bir ırkçılığa uğradığını düşündü. Doğrulup sırtını düzeltikten sonra mutsuz bir şekilde kafasını iki yana salladı. “Hayır.” Dudağını sarkıtıp “Her bulduğum yerde panda gibi uyuyorum ben.” derken onay bekleyerek baktı.

Neyseki bu konuda karşısındakinin de görüşü aynıydı. Gülüp onaylayarak başını salladı. “Doğru panda sana daha çok yakışır.”

Aslı birden aklına gelen diğer mesele ile kaşlarını çattı. Öne doğru uzanarak sinirle tehdit etti. “Sen, benim kiloma mı laf ettin? Göbişime dövdürürüm seni!”

Böyle bir hırçınlığa anından beyaz bayrak sallayan Meriç, parmaklarını onun alnına koyarak geriye itip uzaklaştırdı. “Tamam, pes.”

Aslı baskın gelmenin, pes ettirmenin zevkiyle önüne döndüğünde masadaki defteri gördü. “Elindeki ne?” diye sordu.

Meriç parmaklarını kahverengi deri kapaklı esnek defterin üzerinde gezdirdi. “Eskiz defterim, çizim yapıyorum.”

Aslı şaşkınlığın içine hayranlık bulandırılmış bir şekilde gözlerini parlattı. “Aa Ufo ‘Her bed boy ressamdır.’ derdi de inanmazdım.” dedikten sonra okul binasına doğru baktı. Öngörüleri yüksek ve senaryo hacker'ı olup dizileri tahmin edebilen arkadaşı bunu da bilmişti. Onun karşısında sonsuz saygı ile eğilmeliydi.

“O salaklardan mı bahsediyorsun yine?”

Aslı düşüncelerinden ayrılıp onun dediğine tepki verdi. Tekrar masanın üzerinden ona doğru uzandı.

“Onlar salak değil arkadaşlarım.”

Meriç tekrar parmaklarının ucuyla onun alnından geriye itmeye çalıştı. Fakat bu sefer Aslı direndi. Etraftan saçma ve tuhaf bir savaşın içinde oldukları belli oluyordu. Neyseki Meriç daha fazla inat etmeyip Aslı’nın kazanmasına izin vererek elini çekti. Bilmiş bir tavırla söylenmeye başladı.

“Sen onlarla niye arkadaşsın ki!? Gidip kızlarla falan takılsana.”

Aslı alnını ovuşturmayı bırakıp resmi bir açıklamanın ciddiyetini üzerine aldı. Bir haber spikeri gibi soğuk bir yüzle “Yüksek mercilerden bildirge okuyayım sana.” dedi. Bu sakinliği çarsaf gibi yırtan öne doğru uzanıp beklenmedik bir şekilde bağırması oldu. “Sana ne bundan!”

Meriç ses dalgalarının çarpmasıyla sersemlemişti. Bilincinde olduğu ruh ve can sağlığı ile konuyu kesti. “Ay sanki içime dertti.” diye mırıldandı. Onun bu geri çekilmeye hazır tavrı Aslı’yı tekrar mayfa dizilerine soktu.

Bir dirseğini masanın kenarına yaslayıp ağır abi pozları verdi. “Aferin yola geliyorsun.”

Sabrının sonunda olmasada kendinin farkında olan Meriç, onu daha fazla sınamasın diye uyarı bir sesleniş yaptı. “Aslı.” Part time bed boyluk yapan Meriç işine geri döner diye çekinen Aslı durumu uzatmadı. Hemen unuttu, aklıda deftere kaydı.

Onu kolundan dürtüp “Pişt, pişt.” diye seslendi. Meriç zaten onun yüzüne bakıyordu ama Aslı ısrarla dürtmeye devam etti. Sonunda zaten onu dinlediğini görünce hemen konuya girdi.

Israrcı olmanin yanı sıra yalvarırcasına tatlılıkla bakıp diretti. “Beni çizsene. Ben poz verip durayım, beni çiz. Benim hiç çizimim olmadı. Beni bi çizsene.”

Meriç onun ani ruh değişimlerinden ve çemkirmelerinden dolayı ona sabit bir mantıkla yaklaşmıyordu. Fakat bu hali galiba en sevimli halinden esintilerdi.

Hoşuna gitmiş bir şekilde gülümsedi ve defterini açtı. Arasındaki kopuk kağıdı hızla bulduktan sonra ona uzattı.

“Çizdim zaten... Sana onu getirmiştim.”

Kağıtta kara kalem bir çalışma ile az önce uyurken ki hali resmedilmişti. Bu Aslı'ya filmlerdeki takıntılı sapıkları hatırlattı. Korkuyla bedenini kolları ile kapatma çalıştı.

“Sen sapık gibi beni gizliden gizliye mi resmediyorsun?”

Meriç hayal gücünün keskin düşüncelerine şok geçirerek bağırdı. “Yok daha neler!” Daha sonra da mantık çerçevesine sığan açıklamasını ona aktardı.

“Bahçede bir banklar, iki de sen hiç hareket etmiyorsunuz ondan. Malum hep uyuduğun için.”

Laf atan sözleri ve kinayeli bakışları karşılayan Aslı, şüphesinden pek kurtulmadı. Kollarını indirip gözlerini kısararak “Sen niye taktın bu kadar uyumama?”

Bu sorunun cevabında herhangi bir çerçevelenmiş düşünce yoktu. Bu da Meriç’i köşeye kıstırır gibi tuhaf hissettirdi. Çekingen bir şekilde “Aslı?” diye ismini söyleyerek duygularını ve zihninden hep saçma çıkan düşüncelerini yokladı.

Onun sesindeki, nahiflik ve kırılganlığa duyarlılık hemen fark ediliyordu. Aslı bu tür duygusal ve yoğun hisli her noktada Yeşilçam kapısından dışarı Türkan Şoray gibi fırlardı. “Nen var kuzum? Söyle.” diyerek ona kırpıştırdığı gözlerle baktı.

Onun tepkisine göz deviren Meriç “Ahmak seni... şey diyecektim. Benim annemin ismi Gökçe.” diyerek onun boşluğundan faydalanır gibi hızla konuştu. Söylemek istediği konudan kendince ipuçları verdi.

Aslı yüzünü buruşturarak bir müddet ona baktıktan sonra “Nüfusuma mı alayım, niye söyledin? Yoksa beni istemeye mi geleceksiniz.” ellerini sahte bir heyecanla birbirine vurup yerinde kıprandı.

Tamamıyla hüsran olan sohbet Meriç için hayal kırıklı olsa bile bu söylediklerine gülmeden edemedi. “Sen ne kadar da saf bir kızsın.”

Bunun güzel bir iltifat olduğunu düşünen Aslı gülümseyerek ona karşılık verdi. İkisinin gülümsemesine diken olan, masanın diğer tarafında gizlenen Uzay’dı. Gizlendiği yerde çıkarak Meriç’e bağırdı.

“Sensin saf! Senin yine ne işin var Aslı’nın yanında.”

Meriç kaşlarını çatıp sinirle cevap verecekken yanlarındn rüzgâr gibi geçen bir karartı oldu. Görüntüsü net olmayan silüet, ardından kulak çınlatan bir küfür bıraktı.

“Eşek oğlu eşek!”

Meriç kulağının içine yerleşen bu tanıdık sesle duraksadı. Bir yerden hatırlıyordu ama çıkaramıyordu. “Kulağım çınladı sanki.” diyerek anlam veremediği meselenin şaşkınlığını diline döktü. Daha sonra ona sert bakışlar atan Uzay’a döndü. “Sana ne bücür, hesap mı vereceğim!

Aslı olaya kendinde pay çıkarıp ellerini yanaklarına koyarak heyecan yaptı. “İki erkek benim içim kavga ediyor. Durun yapmayın.”

Meriç, kısa bir bakışma arası verip Aslı’ya döndü. Rica edercesine “Ufaklık bir goy goya ara ver.” diyerek istekte bulundu. Aslı ağzının gizli fermuarı çeksede masaya oyunculuğunu bırakmadı. “Rek lam lar.” diyerek resmi arasını ilan etti.

Uzay, gözlerini kısıp onların arasındaki iletişime ayıplayarak baktı. Bihter ve Behlül'ül sahnelerini de hep bu bakışla izlerdi. “Kötü Çocuk olduğundan hemen lakapta takmış. Aslı’nın neresi ufak göbeği kocaman bir kere.”

Aslı, onun öfkeli çıkışına küskün bir şekilde bakıp alt dudağını sarkıttı. Elini göbeğine koydu.“Göbeğim buna alındı.”

Meriç derin bir nefes alıp sabretmek için kendini zorladı. “Bas git oğlum. Seninle hiç uğraşamayacağım. Sonra niye bebelere bulaşıyorsun diyorlar.”

Onun varlığını yok sayıp Aslı’nın ricasını yerine getirmek için kalemi cebinden çıkardı. “Ufaklık sabit dur.” dediğine Aslı resmini çizeceğini anladı.

Sağ elini başının üzerinden geçirip sol kulağını tuttu. Sol elinin işaret parmağı ile de güneşi işaret etti. “Böyle çiz beni.”

Meriç donuk bakışlarla bir müddet ona baktı. Herhangi bir anlam veya sanatsal tek bir kare yoktu. Şaşkınlıkla “O nasıl bir anlamsızlıktır.” diye tepki vermekten kendini alamadı.

Uzay, derin bir nefes alıp büyük ses dalgası ile dünyayı yerld bir edip varlığını, karşısındaki ikiliye ispat etmek istedi. Tam ağzını açıp bağıracaktı ki onlara doğru gelmekte olan uzaktaki Maya’yı gördü.

Bu sorunu erteleyip Maya’yı buradan uzak tutmak istedi. Onun Meriç ile bir arada durmasından rahatsızlık ve büyük bir kıskançlık duyuyordu. Buraya aynı yüce dedikodu amacıyla gelen Yağız Efe gibi bir siyah silüet gibi koşarak uzaklaştı.

Onun önünü kesip sırıtırken uzaklarındaki Meriç’i görmesin diye çabaladı. Maya'y8 kollarından tutup çevirerek sırtını Meriç’e dönmesini sağladı. Fakat biraz geç kalmıştı. Maya simasından bile tanımıştı. “Meriç mi o? Yine mi Aslı'nın yanında?” diyerek arkasına dönüp onlara baktı.

Uzay artık inkâr edemezdi. Ama çamur atar gibi burun kıvırdı. “He çok bilmiş bir de Aslı’nın resmini çiziyor. Hayır sen sanattan ne anlarsın be. Çin Ayşe çizip verecek.”

Uzaktan onları izlemeye başladılar. Meriç bir ara Aslı’nın pozuna müdahale etmeye çalışsada değişmesini sağlayamamıştı. Maya durgun bir sesle “Yok çok güzel resim yapıyor. Sergidekiler onun.” dedi.

Uzay, bıkkınlık ile dırdır etmeye başladı. “Onun hakkında da her şeyi bil, aman eksik kalma. Bir kere bende çok güzel şey yaparım. Şey...Ne yaparım?” deyip bir türlü kendi hakkında övüneceği bir şey aklına gelmedi. Eğer Yağız Efe’nin kendini övme seramonisine biraz kulak vermiş olsaydı çok iyi olurdu.

Maya ona küçümseyerek baktı. “Sen hiçbir şey yapmazsın Uzay. Anca boş boş gezip beş yaşındaki çocuklar gibi etrafa sataşır oyun oynarsın.”

Bu kadar gömülmeye yüreği toprak kaldırmayan Uzay hemen karşı çıktı. “Niye öyle diyorsun? Benim çok güzel-”

Maya onun laflarını bir ağırlığı olmayacağını düşünerek sözlerini kesti. “Ne çok güzel Uzay? Senin şu zaman kadar başarabildiğin bir şey oldu mu?”

Uzay onun bu tutumundan dolayı kırıldı. Bu sesine kadar yansıdı “Ama Maya...” diye başladığı sözlerini tamamlamaktan vazgeçti. Onun suskunluğu Maya’ya söz sırası vermiş gibi oldu. Karşısındaki kız sözlerini tartmadan ve sonucunu hesap etmeden konuşmaya başladı.

“Sen amaçsızsın. Bir şey yapacağın yok. Etrafına bak arkadaşların bile bir amacı var. Ufuk, uzaya çıkmak istiyor. Yefe, zengin olup yiyecek şirketi açmayı hayal ediyor. Sen? Senin hayal kuracak bir meselen bile yok. Kendini amaç edinsen iyi olur. Böyle insanlar saygı ve hayranlık görür, benden demesi.”

Sözlerini bitirdiğinde onun için basit olan konuşmanın tüm ağırlığı Uzay’a yük olmuştu. Ruhu yere çoktan serilse de bedenini daha fazla kırılmaktan korumak için uzaklaştı.

İnsanlarda yaranın, yarısı sözün bıçağından çıkmıştır. Gerisi kalmakta ısrar edenleri yara almakta uzmanlığından olmuştur.

Bölüm sonu

1 yorum