Her şey olması gerekenin sorunuydu. Gereken çocukları ilgilendirmiyordu.
Teksas Lise
Gözlerdeki titrek hareketler, ciddiyetsizliği ciddiye alan üç kovboy tarafından gözlemleniyordu. Şerif Yefe göğsündeki rozetini düzelterek yerlilere döndü. Rozetinin gazoz kapağı olması önemli bir mesele değildi. Yerli yerinde oturan öğrenci halkına seslendi.
“Başına ödül konulan kanunsuzu görmediğinize emin misiniz?”
Yerliler, gözlerini tahtaya çevirip anılarını yokladılar. ‘Wanted’ listesindeki tek kişinin robot resmine odaklandılar. Robot resim meselesini yanlış anlayan Kovboy Aslı’nın çizdiği kare kulakları önemsemediler.
Ondan daha mühim olan cinsiyeti belirsiz şahsın gözlerinin rastgele karalama olması ve başında kirpi taşıyormuş gibi duran saçlarıydı. Kim olduğunu anlamakta zorluk çekiyorlardı.
Kovboy Uzi, göbeğini şişirerek kalın bir sesle konuştu. “Karam adlı çetesiz üyeyi bu sabah burada görmüşler.”
“Ha, Karam’mış o.” diye birbirine karşı şaşkınlığını gösteren halktan boğuk sesler yükseldi. Bu isyanı ön gören Kovboy Ufo, Şerif Yefe’ye yaklaştı.
“Ben sana demiştim, çok çirkin oldu diye. Kimse tanımadı bile.”
Şerif Yefe, kimseye çaktırmadan Kovboy Ufo’yu bilgilendirdi. “Diğeri de çok güzel olmuştu. Hiç benzemiyordu.” Tekrar konuya odaklanıp etrafı kolaçan ettiler.
Derken bir rüzgâr uğurtusundan sonra etrafta uçuşan ot gezinmeye başladı. Selamun aleyküm der demez etrafta uçuşan kuru ot yığını, gözden kaybolduğunda herkes geleni fark etti.
Bu aranan Yahşi Batılı, vahşi kızdı. Gözlerindeki haşin ve yırtıcı bakışları kızıl derenin içindeki sarışın kurbağa sesleri gibi karmaşıktı.
Koyboy Aslı, dönem dizileri setlerine zamanından kalma kalkanı eline aldı. Sırt çantasını kendine siper ederek tuttu.
Kovboy Ufo, kravatını başının üzerinde sallayarak kemetini hazır tuttu.
Kovboy Uzi, sadece baş parmaklarını ceplerine sokup diğerleri ile olmayan silahını kavramaya çalıştı.
Şerif Yefe, teker teker yoldaşlarına baktı. Hepsi pozisyon almış, cesurca çarpışmaya hazırdı. Onlarla gurur duyuyordu fakat ona yapacak haraket bırakmamışlardı. Sert bakışları ile sona kalan hareket için derin bir nefes alıp cesaretini topladı. Kimsenin beklemediği bir anda namludan çıkan bir mermi gibi yere tükürdü.
Karam yüzünü buruşturarak geriye adım atıp iğrenerek bağırdı. “Iy! İğrençsin.” Yağız Efe, bu hareketin şefliği ondan kopardığını anladı.
Olmuşları takmazsan, yok olmuşlara erişirmişler.
Sanki hiç yapmamış gibi ellerini arkasında birleştirip ayak ucunu yerde belirsiz dolandı, kimseye bakmadı. “Ne oldu ya?” dedi sanki habersizmiş gibi.
Aslı, tükürük yeri inceleme bakmalığından sevkle ileriye çıktı. Karşılaştığı tükürük ile bakışıp şaşkınlığını belirtti. “Hemen de kurudu.”
Uzay, merakla odaklandı. Oysa mahremiyet isteyen tükürük yok sayılmak istiyordu. Herkes fark etsin ama hiç olmamış gibi davransınlar isterdi. Diğer tükürük kardeşlere öyle yaptıklarını duymuştu. Ondaki bu bakışı yakalayan Uzay, hayret ederek seyretti.
“Tükürüğe bak gururla dik durup mağrur bakışlar atıyor.”
Buna merak duyan ata spor dalında çetrefilli tükürük şampiyonu Ufuk hemen yaklaştı. Arkadaşının tükürük falına baktı. “Tükürüğünde üç vakte kadar yol. At, komşu oğlu Murat, Emine teyzegilin akrabası Vuslat var.”
Yağız Efe parmağı ile sınıf kapısındaki kızı işaret etti. “At kesin Karam.” Ona doğru yaklaşan Karam sinirini ondan çıkarmamak için zor kendini tutuyordu . “Sensin at.” diyerek yanından geçip sırasına oturdu. Onun şüpheli sakinliği düşündürücüydü.
Yağız Efe, bol dizi sentezli Aslı’ya yaklaşıp “At neydi kayınço?” diye sordu. Aslı kaşlarını ima ile oynanıp yakıştırma yaparak “At, murat demek.” deyip keyifle sırıttı.
Yağız Efe, sırasına gidip Karam’ın başında dikilerek konuştu.“Resmen bana çıkma teklif ediyor.”
O sırada sınıfa giren kişi Uzay için tek vakitlik yol, hemen olması gereken bir vuslat, büyük bir murattı. Hemen onun önüne geçip kızı selamlamadan konuyu açtı. “Maya benimle çıkar mısın?”
Maya şaşkınlıktan “Ne!” diyerek ağzı açıkta kaldığında kaşları biraz sonra çatılacağının sinyallerini veriyordu. Bunu anlayan Uzay arkadaşlıkta olsa bir bağa sahipken bunu bozmak istemedi. Hevesi kursağında “Çok özendim de, ondan şey yaptım.” diye geveleyip arkadaşlarının yanına döndü. Kızın yerine geçmesini izledi.
Uzay, kader mesleği olan küçükemrahçılıkta tecrübe kazanıyordu. Alt dudağını titretip gözlerinin nemini dalgalandırıyordu. Onu bir müddet izleyen Aslı sağındaki Ufuk’a döndü.
“Kankişoştoşkom sende benle çıkar mısın?”
Uzay, mutsuzluğu soyunurcasına bırakıp onlara dönerek bağırdı.
“Oha! Amsterdam mı burası! Kankiloştoşkosunuz siz.” İkisine de öfke dolu bakışlarını attığında Aslı’da ona tokat atmak için elini kaldırdı. Ama bu sefer ağlayarak eve giderse dersi kaçırır diye vazgeçti.
“Fesatsın! Bende her gün kankiloştoşkoma merdiven çıkma teklif ediyorum. Göbüşümü küçülteyimde okula yazdırmayayım diye.”
Onların kavgalarını bölen, seyretmeyi bitiren Yağız Efe oldu. Kıza inceleyerek bakmayı bırakmış artık kararını açıklıyordu. “Üzgünüm Karam sesinle çıkamam."
Böyle bir teklif ortada yoktu. Fakat olduğunu düşünen Yağız Efe’nini reddetmesine şaşırdı. Kendi kibri üstün basan Karam “Ne!” diyerek altında küçümseme belirten bir bakış attı.
Yağız Efe, onun yanına oturdu ve duygusallık içinde onu kırmamaya çalıştı. “Bak üzme kendini, haklı sebeplerim var. Çocukken yani şimdi. Çikolata ile aşk yaşıyorum aynı zamanda onun eşinin kızı baklava ile de nişanlıyım. Tam bir Aşk-ı Şerbetiye.”
Ufuk, flaşlı çekimler eşiğinde olmayan kamera açıklarına şaşırıp durdu. “Oha!” dedi ve ellerini başına koyarak reyting artırıcı hareketlerde bulundu.
Aslı, elinde var olmayan tesbihi kabadayı gibi sallayıp racon kesti. “Çok eşliliğe karşıyız biz kayınço. Ayağını denk al.”
Asla baklava ve çikolata arasında seçim yapamacayacak olan Yağız Efe arkadaşlarından merhamet dilendi. “Sevmeyeyim de taşa mı döneyim?”
Her nereden esti ise bu sefer akıl rüzgârı doğru esen Uzay gözleri parlayarak konuyu hatırladı. “Konuyu unuttuk. Karam’ı bulduk.” Kaybolmamış kızı yanlarında bulmalarını onların dünyasına normalken Karam göz devirdi.Dedikodunun başını döndürdüğü Ufuk unuttuğuna şaşıyordu. “Resmen kafalar Neptün!”
Aslı, kollarını göğsünde çarpaz bağlayıp, tripküskün sözlerini remix'iz söyledi. “Ben zaten konuyu bilmiyorum o nedenle unutmam gayet normal.”
Uzay ve Ufuk aralarında duran kıza baktılar. Ona anlatmadıkları için kötü hissediyorlardı. Hiç arkadaş, arkadaştan dedikodu saklar mıydı? Resmen çirkin 21.Yüzyılgillerin oyunu. Fakat ona bir şey söyleyemezlerdi bu yüzden Uzay başka bir yola baş vurdu.
“Duymamış gibi yaparak hemen Karam’a dönüyoruz.” dediğinde Ufuk hemen plana uydu. Oyuna gelen Aslı dudağını sarkıtırken Uzay’ın kolundan çekiştirip mızlanarak “Duydun ama...” dedi.
Ufuk, çok sezonlu mafya dizilerinde kesitler ve kesik bakışlar sunarak “Seninle konuşmamız gerek.” derken kaşları ile sınıf kapısını gösterdi.
Yağız Efe hemen atıldı. “Yalan söylüyor. Aslında seninle biri konuşanacak benim aşkımdanyanıptutuşançikileyta.”
Karam kaşını kaldırıp sorguladı. “Kimmiş?”
Uzay koluna yapışan kızı sarıp sarmalayarak göğsüne bastırıp manasız kaş göz işaretleri ile “Gizli. Anime. Anlarsın ya?” diyerek şifreli konuştu. Aslı ne yapıp edip onun kollarından kurtuldu. Uzay bu sefer görmezden gelemesin diye parmaklarının ucunda yükselip yüzlerini eşitlemeye çalıştı.
Bahsedilen kişiyi tahmin etmeye koyuldu. “Harf alayım. Hımm. Jokerlerim neler?” Uzay’ın yine üstüne gelip etkisiz hale getirmeye çalışacağını anlayan Aslı bu sefer ondan önce davrandı. Aralarında güreş müsabakası yaşandı. El ense ile rakibini aşağı alan Uzay, daha sonra onu sehpaymış gibi kullandı. Dirseğini üzerine koyup elini çenesine yerleştirdi. Sanki Aslı yokmuş gibi davranıp Karam’ı dinledi.
Karam için değişik ve karışık bir gündü. Ne düşüneceğini ve hissettiğini bilmiyordu. Bıkkınlık ile sırıtını sıraya dayayıp “Beni salın. Zaten bugün yaşayacağımı yaşadım.” dedi.
Dedikomanya Yağız Efe dikelip dostane bir şekilde yaklaştı. Ağzından laf almak için çabaladı. “Ne yaşadın bana anlatabilirsin. Kimseye demem. Sen anlat, ben sadece üçüncü sınıf dedikodu siteme not alayım.”
Gerçekten onlara özenerek baktı. Her biri varlık gösterdikleri dünyadan değildi sanki. Birbirleri ile didişen Aslı ve Uzay, onları yarı ayırır ama çokça ortalığı karıştırır vaziyetteki Ufuk ve yanı başındaki Yağız Efe... Derin bir nefes alıp kendi kendine söylendi. “Neyin kafasını yaşıyorsunuz? Hayat size güzel be.”
Uzay didişmeye ara verdi. Tescilli bir şekilde gür ve düz saçlarının üzerine avuçlarını bastırıp kafasını tuttu. “Kendi kafamızda yaşıyoruz. Bak bu benim kafam.”
Ufuk, kitaplarda hep yan profil fotoğrafları ve kalın bıyıkları ile gördüğü filozoflardan biri gibi cevap verdi. “Başkasının öğretilmiş düşüncelerinde değil.”
Yağız Efe ise her olayın içinde olmasına rağmen kendiyle çekişmeden yanıtladı. “Dünyamızda, dünyaya karışmıyoruz.”
Aslı bir şey söyleyecekmiş gibi dik durup duruşunu düzeltti. Herkes ona bakıyordu, öksürerek sesinin iyi çıkmasını sağladı. Fakat gösterdiği özgüveni omzuları ile birlikte düşürüp Ufuk’un arkasına sakladın. “Ben havalı bir söz bulamadım.” diyerek utandı.
Ona gülüp alay etmeye niyetli arkadaşlarının telefonlarına aynı anda mesaj geldi. Zil sesleri onları meraka sokunca bir an önce okumak istediler. Güneş'ten mesaj gelmişti.
“Kızı rahat bırakın. Biz konuştuk.”
*
Karam saçını toplayıp başının yukarısından özensiz bir topuz yaptı. Okul bahçesindeki banka oturup kafasını dinlerken düşüncelerine sabitlik kazandırmayı amaçlıyordu. Fakat dinlediği sessizliği yanına oturan Yağız Efe bozdu.
“Ah aşkımdan deli divane olup kendini banklara vurmana gerek yoktu.”
Kız baştan kibarca uyardı. “Seni çekemem Yağız Efe.” Ama bu oğlanın pekte sözlerden anlamadığını biliyordu. “Çekici değilsin zaten, başaramazsın.”
Bir de üstüne onu iğneleyici laf sokunca kolundan hafifçe ittirdi. “Gider misin? Git, Yağız Efe.”
Kolunu kendine çekip gitmeyeceğini belli etmek için bankın üstünde bağdaş kuran Yağız Efe ona doğru döndü. “Seni övemem. Benim övme kanallarım kendime dönük. Kısır döngü içinde kendimi övüyorum.Bu yüzden seni övmemi bekleme. Bu yüzden de bana kızma.”
Karam onun kalmasını kabullendikten sonra önüne döndü. Biraz sonra sessizliği bozan o oldu. Zaten Yağız Efe buna pek dayanmazdı. “Güneş’in hayalet yazar olduğunu neden söyledin?”
“Jotunheim olduğunu saklamak için...”
Karam başını ona çevirdi. Gözlerinin içine bakıp eğer yalan söylüyorsa fark etmeyi dileyerek yeni bir soru sordu. “Gerçekten Jotunheim o mu?”
Yağız Efe ona saf mısın der gibi bakıp “Değilse ne diye saklamaya çalışalım?” diyerek soru ile karşılık verdi.
“Yalan söylemiyorsun değil mi?” Ona ciddiyetle sordu. Yağız Efe gerçeği “Mütemadiyen söylüyorum.” diye belirtip sırıttığında onunla alay ettiğini düşündü. “Seni adam yerine koyanda kabahat.”
Yağız Efe onun sinirlenmesini yersiz buluyordu. “İnsanın kabahatini bilmesi de çok güzel. Beni ne diye adam yerine koyuyorsun. Ben daha çocuğum. Sende çocuksun. Gerçi nenesinin ruhu içine karışmış bir çocuk.”
Karam onun sözlerindeki doğruluk payını düşündü. “Yaşlı mıyım?” diye sordu. Yaşıtlarına göre daha büyük hissiyatı verdiğini biliyordu. Yağız Efe gerçek düşüncelerini ona alay ediyormuş gibi gözükmemek için gülmeden söyledi. “Dertlisin.”
Karam alnında çizgiler çıkarak kaşlarını çattı. “Nasıl yani?”
“Dert edinmek istiyorsun. Bu sabah Jotunheım’ı bulduğun için sevinçliydin. Kahretsin ki çokta güzel gülüyordun. Karşına çıkıp ‘O benim.’ bile demiş sen hâlâ ne istiyorsun acaba? Resmen önüne tantuni gelmiş ‘Tanmamış bu tuni.’ diyorsun.”
Karam’ın aklı karışıktı zaten düşünmek için burayı seçmişti. Şimdi bir yanı ona hak verirken diğer yanı acaba yalana inandırmak mı istiyorlar diye düşündü. Yağız Efe’nin şüphesiz söylediği tek doğru sürekli yalan söylediğiydi. Karam kendi içinde çelişiyordu. “Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?” diye sordu.
İçinde alayı barındıran ve sırıtarak verilen bir cevap aldı. “Ben mütemadiyen hiçbir şey düşünmüyorum.”
Karam ona güldü. “Mütemadiyen ne demek onu bildiğinden bile şüpheliyim.”
Yağız Efe, yüzünde beliren samimiyet dolu gülümseme ile. “Ne şüphesi? Bilmiş görünmek için kullandığım her halimden belli. Şüpheye gerek mi var?”
Karam “Mütemadiyen her daim demek.” diyerek onu aydınlattığında Yağız Efe burun kıvırarak “Bilmiş seni.” deyip kafasını çevirdi.
Karam yanındaki oğlana bakarken aslında düşüncelerin veya fikirlerin yerli yerinde olmasına gerek olmadığını düşündü. Yağız Efe öyleydi, yaptıklarını destekleyen düşünceleri kafasının içinde cirit atıyordu. Ve o kendi olmaktan başka bir şey yapmıyordu.
Dudaklarının hâlâ daha yukarıya kıvrıldığını ve gülüşünün sıcaklığını fark ettiğinde “Güldürdün beni.” diyerek minnetini belirtti.
Kendini övme fırsatının kokusunu alan Yağız Efe, hemen ona doğru döndü. “Mütemadiyen gülümsetirim.” Kendini övmelerin ardı arkası gelmeyeceğini bilen Karam lafını yarım ağıza çevirdi.
“Şımarma arada sırada yapıyorsun.”
*
Karam, salonda oturmuş birlikte televizyon izleyen ailesinin yanına giderek kardeşinin yanına oturdu. “Baba harçlık verebilir misin?”
Dikkatini ekrandan alan babası ilgi ile ona baktı. “Tabii de, ne yapacaksın? Daha haftanın başındayız ve verdiğim para hemen bitti mi?” diye sordu. Anneside buna şaşırmıştı ve öğüt verdi. “Tutarlı olmayı öğrenmelisin Karam.”
Yanında oturan kardeşi elini onun yüzüne doğru ittip burnunun dibine sokarak teklifte bulundu. “Benim param var, elimi öp vereyim.”
Karam kardeşini itip kendini açıkladı. “Çek şunu. Param duruyor baba. Sadece bi siteden alışveriş yapacağımda onun için istiyorum.”
Haftalık harçlığının yetmediği ne alacak diye merak eden babası diğerlerininde aklındaki soruyu sordu. “Ne alacaksın?”
Karam bu sabah duvarından yırtarak söktüğü posterleri gören annesinden utanarak gözlerini kaçırdı. “Poster alacağım baba.”
Bunun gerçek bir ihtiyaç olduğunu düşünmeyen babası bakışlarını ekrana çevirmeden önce konuştu. “Duvarında poster asacak yer yok zaten. Yenilerini almak için ay başını beklemelisin kızım.”
Karam ısrar etmeden başını salladı “Tamam.” Kardeşi kendi fikrinde ısrarcıydı. Elini havada sallayıp “Hâlâ daha elimi öpebilirsin.” diyerek darlamaya çalıştı. Buna annesinde müdahale geldi. “Uğraşma ablanla oğlum.”
Kardeşi sırıtarak geri çekilirken “Ben onu abi olarak görüyorum anne. Kadırgalı Eşref mübarek.” dediğinde Karam ortamda onun için ayrılan sürenin sonuna geldiğini anladı.
Ayağıya kalkıp odasına doğru yürüdü. Odasına gelip yatağına oturduğunda telefonunu arka cebinden çıkarıp Yağız Efe’ye mesaj attı, kısa zaman içinde cevap aldı.
Karam:Yefe bana borçlusun.
Yefe: Benim herkese borcum var .
Karam: Öde!
Yefe:Hiç kimseye borcum yok .
Karam:Öde!!!
Yefe:Bu on altı senelik hayatımda bir kez bile borç ödediğim görülmedi.
Karam:On yedi yaşına basmak istiyorsan senin yüzünden yırttığım Jotunheim posterlerimi alırsın.
Yefe:Yırtmasaydın.
Karam:Senin yalanına inandım.
Yefe:Ödeyeceğim.
Karam:Yalan söyleme.
Yefe: O yalana inandın bu yalana niye inanmıyorsun?
Karam: O kadar da salak değilim.
Yefe: Salak olmasan benden isteyeceğine Güneş Apladan direk imzalı isterdin.
Karam:O konuda emin değilim.
Yefe: Daha niye posterleri geri istiyorsun?
Karam: Onlar fikirler ve düşünce, onları seviyorum. Onları temsil eden figürden emin değilim.
Yefe: Ben kerizliği değil beleşciliği temsil ediyorum. Bu yüzden almayacağım.
*
"Yırtmasaydın bana ne!"
Son mesajını sesli olarak gönderen Yağız Efe, sesindeki karalılığı öğrensin istiyordu. Yiğit abisi onun omzuna vurarak yanına oturdu. “Ne yapıyorsun Yağız oğlan?”
Ağzına pilav dolu kaşığı sokmadan önce abisine cevap verdi. “Bana kör kütük aşık olan kızla mesajlaşıyorum.”
Yiğit buna inanmayıp burnunu kıvarak kardeşinin yanlış anlaşılmasını yanlış anlamamayı tercih etti. “Ne diyor peki? Özel değilse tabii.”
Ağzındakileri bitiren Yağız Efe “Neymiş Jotunheim’ın poster alacakmışım.” diyerek dert yandı. Yiğit, en azından kendi kendine mesajlaşmadığının karşısında ondan isteklerde bulunan bir insan olduğunu öğrendiğinde sevindi. “Ee alacak mısın?” diye sordu.
Yağız Efe sandalyeye iyice yaslanıp sergilediği rahatlığı ile havalı olmaya çalıştı. “Aslında ben aldım diye bakıp bakıp iç geçirecek. Meczup olmuş, kıza acıyorum.”
Yiğit onu övgülerindense başka konuya odaklanmıştı. “Jotunheim’ı seviyor ha?” diye kendi kendine konuştu. Daha sonra gururla gülümseyerek “Gerçi herkes seviyor.” diyerek iç geçirdi.
Yağız Efe hemen toparlanıp abisine laf attı. “He, adı Yiğit olan da aşık. Yiğit oğlan, bu kız Jotunheım kimliğini biliyor.” diyerek onu konunun içine çekti. Böyle bayık bayık bakacağına endişelensin istedi. Abisinin ilk endişe ettiği suçlu olabilecek kardeşiydi. “Sen mi söyledin?” diye sordu.
Yağız Efe ona ters ters baktı. “Ne kadar güvenilmez bir insanım ben. Ben demedim. Güneş abla itiraf etmek zorunda kaldı.” diyerek çemkirdi. Bunu yapabilecek kapasatiye sahip olsa bile abisi olarak en azından konduramamasını tercih ederdi.
Yiğit bu seferde Güneş için endişelendi. “Ya kız birilerine söylerse?”
Yağız Efe, abisi kadar telaşlı veya umursuyor gözükmeden “İnşallah söylemez. Derse Güneş abla beni öldürür.” diyerek pilavından bir kaşık daha aldı. Yiğit şüphe ile kardeşine baktı, söylediklerine zar zor inanıyordu. “Hani sen söylememiştin. Ne diye Güneş sana kızacak?”
Yağız Efe, paçayı kurtarmak için konunun üstünü hızlıca kapatmaya çalıştı. “Ben onun haricinde çok şey söyledim. Ondan yani... Çokta şey yapmamak gerek.”
Kardeşinin yediği bir halt olduğunu sezen Yiğit onu ve sevdiği kızı bu işten kurtarmak istedi. Onlar için bir şey yapmalı ve bu konu yüzünden zarar görmelerini engellemeliydi. Aklındaki fikirle “Bana bırakın meseleyi ben hallederim.” dedi.
