Gölgeler
Masallar gizlide okunmaz. Onları zaten herkes bilir. Tüm masal kahramanları, kahraman olmaktan sıkıldıklarında masalın nasıl olacağını kim bilebilir?
Dünya düzeninde güneşin doğuşu, yenilenmek ve tekrar başlamak gibidir. Kendi benliği ile tekrar başlayan Uzay, sabahın erken saatlerinde evlerinin duvarlarına canlı çıkan sesini değdiriyordu.
"Abla hadi okula geç kalacağız!"
Güneş başını yorgandan çıkarıp duyduğu cümlenin hayal olmadığına emin olmak istedi. Gerçekten uzaklaşan her şeyi hayalin kucakladığını sanır insanlar. Uyku mahmurluğunu şaşkınlık kovaladığında Güneş'in gözleri etrafta daha diri geziyordu. Anlam veremeyerek kendi kendine mırıldandı. "Mal Çocuk, için okul ne zamandan beridir geç kalınan bir yer oldu?"
Uzay kapıyı çalmadan hışımla girip yataktan kalkmamış ablasına sitem etti. "Sen daha yataktan çıkmamışsın!" Her şeyin anının beklemesi gibi uzun soluklu sabır sistemine karşı olan Uzay, tüm duyguları yaşamak için hep acele ederdi.
Güneş, karşısında okul üniformasını ilk kez düzgün bir şekilde giymiş, sırt çantasının iki kolunuda geçirmiş kardeşini görünce rüyada olduğuna emin oldu.
Uzay, asla böyle disiplin içerisinde bir öğrenci olmamıştı. Okula gidişini sırt çantasını yerde sürükleyerek protesto eden bir çocuktu. Okul armasını taşıyan hırkasını beline bağlayıp dolanan bir öğrenciydi.
Güneş, ağlanarak yatağında dövündü. "Bu evrenin bana 'sen anca rüyanda görürsün' demesi. İnsanın rüyasında duyguları ile oynanmaz ama!" Hâlbuki rüya duygu lunaparkıdır. İnsan hissettiklerinin kalıntısı ve arzularının tortusu ile orada kendi kendine oynar durur. Ama bu bir rüya değildi.
Uzay, ablasına uzun uzun bakıp neler olduğunu anlamaya çalıştı fakat hiçte anlamlı konuşmuyordu. Ne yapacağını bilmesede her zaman ne yapacağını bilen ablasını(!) taklit etmeyi çok iyi biliyordu. Bu durumda kendi olsa ablasının ona söyleyeceğini biliyordu. Kaşlar hafiften ego ile kalkık, burun yokuş aşağı küçümseme ile kıvrık, seste de hafif kinaye barındırarak "Mal Çocuk." dedi.
Güneş dövünmeyi bırakıp duyduğu karşısında ciddiyetle dikeldi. Kaşının birini hiddetle kaldırıp "Rüyada dahi olsak ben senin ablanım. Sen bana hakaret edemezsin."
Uzay kitap yazmaktan ablasının beyninin bulamaca döndüğü anladı. Ona acıyıp yanına oturduktan sonra başını göğsüne çekti. Biraz sevgi ve ilginin her hastalığı yeneceğine inancı büyüktü. "Oy guzum benim. Seni yaradana gurban olim. Bu gadar çalışıp kendini harap etme emi."
Güneş hemen kardeşinin başındaki elini itip sinirle baktı. Rüyada olmadığını anladığına göre şikayet edebilirdi. "Baba! Uzay annemin şivesini taklit edip alay ediyor!"
*
"Hayat sevince güzel!"🎤
Uzay'ın şarkısı araba içinde dolanırken etrafta şaşkınlığa neden oluyordu. Güneş, araba kullandığını unutup onun bu haline bakıyordu. Yağız Efe ve Ufuk oturdukları arka koltuklardan öne doğru uzanıp cesedi yakından inceleyen olay yeri inceleme gibi arkadaşını teşhis etmeye çalıştılar.
Ufuk, zihninde Uzay ve bugün onun yerine geçip insan ırkı arasında kendini belli etmemeye çalışan Uzay görünümlü uzaylıyı karşılaştırdı.
Ufuk: Uzi'ye çok benziyor
Yine Ufuk: Çünkü o Uzi.
Ufuk: Ey deli ben! Sen kaç kez Uzi'nin okula giderken neşeli bir şarkı söylediğini gördün.
Yine Ufuk: En son söylediği türkü 'Düştüm mapus damlarına'ydı.
Ufuk: Uzay gemisi nerede acaba?
Yine Ufuk: Sanayide tamirdedir belki.
Ufuk: Antenleride yok bunun.
Yine Ufuk: Belki antenleri daha çıkmamıştır.
Ufuk: Epilasyon yapmışta olabilir.
Yine Ufuk: Uzi nerde sence?
Ufuk: Bence onu insan ırkının beynini incelemek için aldılar.
Yine Ufuk: Ee onun beyni yok ki ama.
Ufuk: Çok ayıp arkadaşa öyle denmez!
Yine Ufuk: Ben demiyorum ki sen diyorsun?
Ufuk: Bak benimle sakın tartışayım deme, içimdeki benlik falan dinlemem seni temizlemek için dikerim kafama çamaşır suyunu.
Yefe: Ben antenden sonraki meseleyi kaçırdım oradan bi tekrar alır mısınız?
Yine Ufuk: Sen nasıl beceriyorsun gelmeyi!?
Ufuk: Niye geliyorsun pislik!? İnsana insanlığıyla konuşmaya bile rahat yok canım.
Birbirlerine kin dolu bakışlar atan ikili iç sohbeti kestiklerinde okula geldiklerini fark ettiler. Güneş'in yüzüne, genetiğinden emin olmadığı kardeşine karşı duyduğu korku yansımıştı. Bir an önce ondan kurtulmak için kovar gibi inmelerini istedi. "Arabamdan inin! Hadi! Mal çocuklar sizi! Benimde dengemi bozuyorsunuz! Korkuyorum sizden!"
Dersin başlamasına daha varken dörtlü bahçedeki banklara oturdular. Kankiloştoşkolar gündüz kuşaklarının "Bu Lise Benim" programı ile açıp gelene gidene puan verdiler. Yağız Efe puanların daha sonra ona yemek indirim kodu olarak geri döneceğini düşündüğü için kimseye puan vermedi.
Uzay zaten kendini gökkuşağı ekilmiş tarlanın içinde Maya ile el ele dolaştıkları hülyasına kaptırıp gitmişti. İçine sevdiği kişiyi kattığı her hayal, yüreğinde pofuduk terliklerle dolaşan kedileri hissettiriyordu.
Kankiloştoşkolar tüm ciddiyetini radarlarına verdikleri, Yağız Efe'nin mütemadiyen önünden geçen kişilere nefret söylemlerinde bulunduğu sabahın diğerlerinde bir farkı yok gibiydi. O sabahın gölgelerler kaplı olduğunu nereden bilebillirlerdi ki. Onların fırtına dolu hayatları yoktu, yaşamdaki bulutlarını bile üfleyerek uzaklaştıran dört çocuktular.
Birinci gölge...
Görüş alanlarını kesen Maya ilk olarak başlarında duran bir bulut gibi ortamı karartıp dikkatleri çekti. Uzay onu görmenin ilk dakikalarını her zamanki gibi gözlerinden kalpler kulağından aşk şarkıları çıkararak seyretti.
Diğerleri bu gölgenin tanıdık simasına direk kılıç çekip savunma için kalkan tuttular. Kankişloştoşkolar okul çantalarını önlerinde kalkan olarak kullanıp kalemlerini kılıç yaptılar.
Reflekslerinde ve reaksiyonlarında ebesinden yediği şaplaktan sonra hep terslik olan Yağız Efe tam tersini yapmıştı. Bir saldırı beklerken Maya'dan içten bir gülümseme ve samimi bir "Günaydın!" duydular.
Hemen rahata geçen Okul-u Asker'i mensup üyeleri korkulacak bir şey olmadığını anladılar. Yağız Efe önlerindeki kızın kolundan tutup kenara çekerek görüş alanlarını açtığında arkadaşlarına sırıtarak döndü. "Aynı Maya'ya benziyor valla."
Aslı'da buna onay verip kafasını salladı. "Kanka Z member kuşağıyız biz, kanma hep fake atıyorlar işte. Virüs atmışlar, sistemde koruma programı var o halleder."
Ufuk büyük hayret içinde teknolojinin gelişmesine şaşıyordu. "Vay anasını be! Nasıl da aynısını yapmışlar ama. Hakkaten helal olsun."
Maya onlara tuhaf tuhaf baktıktan sonra durumu yeniden başlatmak ve güncellemek arasında kararsız kaldı. Çağ biraz geride olsa batarya çıkartır takardı. Yağız Efe'nin onu koyduğu sekmeden çıkıp tekrar önlerine geldi. Aynı gülümseme ve samimiyetle "Selam." dediğinde tepesinde onaylanmış hesap tiki oluştu.
"Real!" Yağız Efe şaşkınlık nidası ve içine düştüğü korku ile yanındaki Aslı'ya sarıldı. Ufuk, korku ile sesi titrerken diğerlerini sakinleştirmeye çalıştı. "Sakin olun canım. Belki arkadaşlık filtresi uygulamıştır ya da ne bileyim chalenge falan yapıyordur."
Aslı onun dediklerine kulak verip ihtimalleri dolayısıyla "Olabilir. Bir tıklayalım bakalım." diyerek titreyen parmağını Maya'ya yaklaştırdı. Dokunup onun gerçek olduğunu anlayınca ona yapışmış Yağız Efe gibi o da Ufuk'a sarıldı. "Harbi real!"
Maya gözlerini devirdi. "Neye bu kadar şaşırdınız acaba?" diye sordu. Konu iğlememek ve yargılamak gibi mevzulara gelince korkusunu atan Yağız Efe doğrulup sırıttı. "Sürekli fan hesap gibi takıldığın için real yakalamak bizi korkuttu."
Bu sözü sonrası fon müzik için Aslı Türk sanat musikisinin kıymetli parçası olan "Vere ho, vere ho." adlı şarkıyı seslendirdi. Ufuk'ta, havalı bakışlar sergileyen arkadaşına güneş gözlüğü taktı.
Ciddiyetsizlik kadar hiçbir meseleyi önemsemedikleri için keşfetten çıkıp hayat akışlarına dönmüşlerdi. Sadece Uzay hariç... O hâlâ daha hayal dünyasının içindeydi; yıldız ağacında topladığı yıldızlarla Maya'ya taç yapıyordu.
Arkadaşları saniyede bir gözlerini kırpıp ona bakarak çözüm düşündüler. En sonunda Yağız Efe onun kafasına şaplak attı. Dünyaya dönüşümü gerçekleşen Uzay, Maya'yı görür görmez ayaklandığında heyecan içindeydi.
Kankiloştoşkolar bu işi nasıl başardı diye hayranlık ile Yağız Efe'ye döndüler. Pek muhterem bir bilgisi olmayan Yağız Efe "Bu hala tüplü televizyon takılıyor. Vurmak yeterli." diyerek arkadaşlarını aydınlattı.
Maya ve Uzay aralarındaki buzların erimesinden dolayı oluşan suda sandal sefası yapar gibi birbirleri ile konuşurken nazlı nazlı sallanıyorlardı. Uzay "Bugün yine her zamanki gibi çok güzelsin." diye iltifat etti. Maya kan akışının yanaklarına toplanmasını beklemiyordu, utanarak pempeleşen yanaklarını tuttu.
Yağız Efe ve Ufuk, onları izlerken bir yandanda taklidini yapıp abartı şekilde cilveleşiyorlardı. Aslı onlara gülerken yeniden bir gölge üstlerini çöktü.
İkinci gölge...
Kara dumanlar arasından bir vampir edası ile süzülerek tepelerine dikilen Karam "Günaydın." dedi. Binbir lehçede aynı anlamı taşıyan bu kelime onun ağzında ölüm yeminlerine benzetiliyordu.
Yağız Efe ayağı kalkıp kimsenin beklemediği bir anda hızla koşarak uzaklaştı. Ardında kalan arkadaşlarına bağırıyorlardı. "Kıyamet kopuyor! Allah'ım tüm günahları kayınçom işledi ben bir şey yapmadım. Beni wihi olan cennetine koy."
Ardında kalanlarsa ayrı bir korku yaşıyorlardı. Uzay kendini siper ederek Maya'yı arkasında aldı. Aslı titreyen ellerini dua için açarak havaya kaldırdığında kankiloştoşkosuna fısıldadı. "Üç gulhu bir elham oku belki gider."
Ufuk ona kızarak bakıp "Sus aklımı karıştırma ve ben yasinin üçüncü sayfasına geçtim." dedi. Kara bulutu görür görmez ezbere başladığı Yasin sûresi ile kendini baştan teminat altına almıştı.
Karam verdikleri abartılı tepkiyi hak ettiğini düşünmüyordu. Hala daha onlara gotik tarzda olmanın insanı korkutucu yapmadığına alıştıramamıştı.
Aslında olağan ve normal görülen her şeyin ritmini insanlar hareketleriyle bozardı. Kişileştirilmiş davranışların belirli kalıpları olurdu. Onlara iyi davranmayan Karam ne söylese korku, onlara sevgi göstermeyen Maya ne yaparsa endişe duyacaklardı.
İnsan yaptığından çok alıştırdıklarına bakmadığı sürece değişime uğrayamazdı. Değişim için bir şeyler yapmadan önce alışılagelmişi yok etmek gerekliydi.
Karam ondan korkmalarını sağlayan şeyin stili değilde sert karakteri olduğunu fark etmedi. "Aptallar sürüsü!" diyerek onlara bağırdı.
Hepsini sesiyle yerlerinden zıplattı. Uzay arkasına dönüp hoşlandığı kıza ciddiyetle sordu. "Sen, bugün ekmek maskesi falan mı yaptın? Yaparken yere kırıntı düşürüp günaha mı girdin?" suçun üzerine kalmasından korkan Maya kafasını iki yana salladı. "Nimetle şaka bile yapmam ben."
Uzay hoşlandığı kıza bir süre bakıp aklından geçirdiği ve kabullendiği fikre başını salladı. Sûkünetle "O zaman." deyip beklenmedik bir hızla Maya ve Aslı'nın ellerinden tuttu . "Run!" diye bağırdıktan sonra kızları arkasında sürükleyerek koşmaya başladı.
Ufuk onunda elini tutsun ve kurtarsın diye uzattı. Ama onu geride bırakıp gittiklerini anladığında elini böğrüne çekti. Terk edilmişti... Üşengeçliği sonu olmuş, koşmayı bilmeyen ayakları onlara yetişmek için hareket bile etmemişti. Yavaşça Karam'a dönüp baktı.
Daha önceden böyle bir anıyı hatırlar gibi olan Uzay'ın tek derdi kaçmakken bir ara durup çimenlerde namaz kılan Yağız Efe'yi algılamaya çalıştı. Fakat bunun için vakit kaybetmeyi göze almayarak koşmaya ve koşturmaya devam etti. En büyük gölgenin üzerine üzerine koştuğunu hiç fark etmemişti.
Üçüncü gölge...
Aslı koşmayıp bıkkınlıkla sürüklenirken Uzay'ın durmasına şaşırdı. Her kaçışta neden onu da sürüklüyor bir türlü anlam veremiyordu. Yüzüne tükürmek için dönecekken Maya'nın hayretler içinde söylediği isimle kalakaldı.
"Meriç."
Aslı direk gözlerini kapattı, göz göze gelmezse belki bir şey yapmazlardı diye düşünüyordu. Bir filmde görmüştü, filmde olduysa doğrudur diyerek uygulamaya koyuldu.
Aslı'ya göre inanılan her şey mümkünlük taşıyordu. Asla saçmalık demez, zihin ürünü diyerek tüm filmlere saygı duyarken onları hayatına kadar sürüklerdi. Yaşadığına inandığı bir sürü insan üstü varlık vardı.
Aslı, yavaştan kaçmak için hareketlenerek elini Uzay'dan çekip yengeç gibi yan yan gitmeye başladı. Onu fark eden Meriç kafasını eğip daha net görmeye çalıştı. Onun tipine şaşırsamı yoksa üzerine gülse mi karar veremedi.
Arkadaşlarına, önünde duran Uzay'ı işaret ettikten sonra futbol maçlarında totem yengeç yürüyüşü yapan kıza yaklaştı. Aslı dikkat çekmek istemeyerek, daha çok dikkat çekmişti.
Aslı kimsenin fark etmediğini düşünerek giderken yolunda duran Meriç'e çarptı. Açmayı düşünmediği gözleri nedeniyle önüne çıkanı ellerini kullanarak algılamaya çalıştı. Elleri, Meriç'in göğsünde gezerken kalp atışını hissettiği yerde avucunu durdurdu, kaşlarını çattı. Aklına gelen meme düşüncesi ile sarkıklığı ölçmek için avuçladı.
Meriç göğsünde duran ellere bakarken "Yanlız bu bariz taciz." diyerek tepki verdi. Aslı ellerini çekip yüzüne kapattı. Sesinden onun kim olduğunu anlamıştı. Yağmurdan kaçarken doluda kafa topuna çıkmıştı resmen.
Meriç kapı çalar gibi yüzünü kapatan kızın ellerine vurdu."Tık, tık, kimse var mı acaba?"
"Yok. Cenaze dolayısıyla kapalıyız."
Aklına başka bir cevap gelmeyen Aslı, bakkal numarası yaptı. Meriç buna güldüğünde olayın kötü bir yere gideceğini düşünen Uzay arkadaşına yardıma gitti. Kepenklerini kapatmış bakkal arkadaşına esnaf desteği çıkar gibi müşteriye ilgi gösterdi. "Buyrun biz yardımcı olalım. Ne vereyim abime?"
Meriç gülümsemesini kaybedip kaşını hiddetle kaldırdı. "Yardımı sana acil servis yapacak merak etme."
Konuşmanın altında şiddet içeriği geçerken Aslı cesaretini topladı. Ellerini yüzünde çekip derin bir nefesle göğsünü şişirdi. Sanki göğsünü cesaretle şişirince boyunun uzanacağını düşünmüştü. Beklediği gibi olmasada bunu çaktırmadı.
Uzay'ın yanına geçip Meriç'in gözlerinin içine baktı. Okuldaki tek üstün gücünü devreye soktu. Tek nefeste çemkirdi. "Bak benim abim matematik öğretmeni söylerim sana sıfır verir."
Meriç onları korkutmaya çalışırken bu kızın söylediğine gülmemek için kendini zor tuttu. Aklından geçeni yakın aradaşı söyledi. "Bizim matematikler zaten sıfır."
Aslı'nın ağzı hayretle kocaman açıldığında onlara teker teker baktı. Mahalle teyzeleri gibi ayıplayarak söyledi. "Hiç utanmıyorlarda, ayıp ayıp. İnsanın az yüzü kızarır. Eşeğin karşısında beş kez anırınca hemen anırıyor. Size onca ders anlatıldı hiç mi bir şey anlamadınız?"
Uzay durumu tamamen unutup arkadaşına yaklaşarak "Gerçekten anırıyor mu?" diye merakla sordu. "Valla ben köydeyken denedim, anırıyor."
Onların konuşmasını öksürükle bozan Maya dişlerinin arasından "Bunu sonra mı konuşsanız acaba?" dedi, söylediği mantıklıydı. Hemen kabul gördü, ikili Meriç'e döndü.
Meriç tam onlara bir şey söyleyecekken yanlarına koşarak gelen Yağız Efe nefes nefese sordu. "Ne yapıyorsunuz? Kavga mı ediyorsunuz? Ben şiddete karşıyım." deyip kendi sorusunu kendi cevaplayıp, yargıda bulunduktan sonra koşarak oradan uzaklaştı. Asla kavgaya giripte nacizane vucüduna zarar veremezdi. Onun korkaklığı ilk kez bir işe yaradı, Meriç'i farklı düşündürdü.
"Bu salak abini çağırmaya mı gitti?" diyerek Aslı'ya sordu. Onda oluşan çekingeyi fark ettiklerinde üstüne gittiler. Aslı ellerini beline koyup "Ne sandın?! Benim abim matematik öğretmeni seni bir çarpar görürsün." deyip atar yapmaya başladı.
Gaza gelen Uzay'da onun gibi durup bir şeyler söylenmeye çalıştı. "Benim ablamda var ya?... Benim ablam? Ablam bir şey değil, boş gezenin boş kalfası." diyerek hava atacak ya da korkutacak bir şey bulamayınca sönüp kaldı.
Meriç bu günlerde karşısına sık çıkan Uzay'a tehtit ederek parmak salladı. "Sen benim gözüme batmaya başladın. Diğer sefer yaptığını Masal üstlendi ama bir dahasına seni sağ bırakmam."
Uzay yavaşça Aslı'nın arkasına geçip omzunun üstünde bakmaya başladı. Boyalı suyla ıslattıkları zaman neden bir şey yapmadığını şimdi anladı. Masal araya girmişti ve ' keşke şimdide araya girse' diye diliyordu.
Aslı, Meriç'le birebirde tek kalınca atar yapmadı. Uzay onun arkasına saklanmış, Maya en son yaşadığı kalp kırıklığı ile hayran olduğu kötü çocuğa bakıyordu.
Aslı, Meriç'in havadaki parmağını kendi küçük parmağı ile yere iterken şirince sırttı. "Şöyleki çok korkutucusun ama benim abim matematik öğretmeni unutma." tehtitten çok rica ediyordu. İri gözlerini kırpıştırarak Meriç'e bakıp "Ben sana bir şey yapmadım ki. Sende bana bi'şey yapma, tamam mı?" diye ikna etmeye çalıştı.
Karşısında yavru kediden farksız duran kıza gülümseyen Meriç "Tamam." dedi. Aslı ondan söz almış gibi sevinip kollarını havaya kaldırarak sevinçle kutladı. Sırtına yapışan Ufuk'tan kurtulup gitmek üzere el sallamaya başladı.
Meriç "Senin ismin ne matematikçinin kardeşi?" diye sorduğunda. Ona bir şey yapmayacağı için artık rahat olan Aslı sırıtarak "Abuzittin." dedi..
Meriç'te dahil lise sonların hepsi ona gülümserken Aslı kollarını sallaya sallaya uzaklaştı. Arkadaşı, Meriç'e "Abi bu kız ne ya? Bıyıklının böyle bir kardeşi mi var?" diyerek hiç beklemediğini belli etti. Meriç'te giden kızın arkasından bakarken "Bende beklemezdim, tatlı kızmış." dedi.
Onun böyle bir yorum yapmasını kimse beklemiyordu. Arkadaşları çapkın bir ima ile "Oo!" tezahüratları yaparken, Maya kıskaçlıkla kaşlarını çatıp oradan uzaklaştı.
Meriç arkadaşlarını yok öyle bir şey der gibi bakışlar atsada yüzündeki gülümseden bir haberdi. Herkes gidipte yanlız kalan Uzay içinden çıkamadığı düşünceyi mırıldandı. "Aslı tatlı mı?"
*
Aslı abisinin matematik öğretmeni olduğuna şükrederek sınıfına gittiğinde meseleyi hallettiği için huzurla uyuyarak kendini ödüllendirecekti. Tam sırasına oturacakken altından çıkan Yağız Efe ödünü patlattı.
"Kavga bitti mi kayınço?"
Aslı damağını kaldırıp kopan ödünü toparladı. Yağız Efe'nin kavgadan kaçmasına şaşırmak yersizdi. Buna aldırmadı, etrafa bakıp kankiloştoşkosunu göremeyince "Ufo nerede?" diye sordu.
*
Karam tam avuçlarını indirmişti ki Ufuk tekrar coşkuyla duaya devam etti. "Allah'ım seni bizi şeytandan şeytanlaşmış insanlardan koru! Allah'ım sen bizi münafıklardan koru! Hazır koruyorken matematiktende koru!"
Karam her cümlesinde amin deyip tam bitti diye düşünerek elini yüzüne sürecekken Ufuk devam ediyordu. Onun yüzünden ne gidebiliyor ne de konuşabiliyordu.
Korkunun ve üşengeçliğin oluşturduğu durumdan zekası ile böyle bir çözüm bulan Ufuk, korku içinde bitmek bilmeyen duasını gerçekleştirirken Karam'ın şerrini erteliyordu.
"Allah'ım sen devletimize zeval verme! Allah'ım sen uzaya çıkabilmemi astronot olmamı nasip et."
Karam ağlayarak dizlerinin üzerine çöküp duanın bitmesi için dua etti. Ayakta durup amin demekten yorulmuştu.