Burası Değişen Masallar
Masallara karışanlar değiştirdiklerini sanırken başka bir hikayeye dönüştürdüklerini fark etmezler.
Ufuk sınıfa girerken bitkin düşmüş Karam'ın da kolundan tutup ayakta durmasına yardım etti. Kız yorgun ve mutsuz olduğunu o kadar yüzüne yansıtıyordu ki insan ister istemez acırdı.
Sınıfa girdiklerini görenler korku ile irkildiğinde hemen kaçmak için bir çıkış noktası arar gibi bakındılar. Neyse ki Ufuk onlara bakışlarıyla önemli bir durum olmadığını belli edip, içlerini rahatlattı.
"Korkmaya gerek yok ya. Jotunheim, üç oğlanı mı ne yazacakmış. Bu da siz misiniz diye soracakmış. Meczup herhalde."
Yağız Efe gidip sıra arkadaşı Karam'a yardım etti. Onu sıraya kadar getirip oturmasına yardım ettikten sonra yanına geçip sitem etti.
"Adam akıllı sorsaydın ya. Gelmiş selam falan diyorsun."
Karam ruhsal çöküşünden dolayı ağlamak istiyordu. Aslında insan gibi selam verip daha sonra konuya girecekken onu ölüm meleği diye kodlayıp kaçan onlardı. Ne diye şimdi garip karşılanan kendisi oldu aklı ermedi.
Kızamayacak kadar yorgundu, Ufuk onu iki saat ayakta tutup duasına eşlik ettirmişti. Bu yüzden pes edercesine başını sıraya koydu. "Size söyleyecek sözüm yok."
"Ama benim var." deyip ortaya atılan Uzay, yedi mahalle dedikodusu kadar içindeki öfke ile odağı üstüne aldı. İspiyonlar gibi Aslı'yı parmağı ile gösterip kankiloştoşkosuna ihbar etti.
"Bu Kötü Çocuk Meriç'in, memiklerini avuçladı."
Ufuk mahalleler arası dedikodu konu yarışmasını açık ara birincilikle bitirecek meseleye aşırı tepki verdi. Avazı çıktığı kadar "Ne!" diye bağırdı. Hint dizileri flaş sahneleri gibi ardı ardına her açıdan poz verip tepkisini yaşattı.
Tepkiyi hakkıyla verdiğine inanınca, sakince yerine oturdu. Hem sıra arkadaşı hem de kankiloştoşkosu Aslı'ya ayıplayarak baktı. "Edepsiz sen niye milletin, orasını burasını elliyorsun."
Aslı savunmaya geçip ellerini havaya kaldırdı. "Valla yanlışlıkla oldu, elime geldi."
Yağız Efe sırıtarak öne doğru uzanıp kankiloştoşkoların arasına girdi. "Sende hazır gelmişken mıncırdın mı gız?"
Aslı iffetini korumak için ayağa kalktı, hepsinin ithamlarında dolayı küskünlüğünü belli etti. Fakat bu duruma bir Yeşilçam dramı çok iyi giderdi. "Nolamaz! Beni hiç tanımamışsınız, çok yazık." Başını yana çevirip onlarına bakmazken Yeşilçam filmlerinde olduğu gibi depar atarak çıkmak için merdiven aradı ama göremedi. Hönküre hönküre ağlayarak sahneden çıksaydı çok güzel olurdu. Buna fırsat bulamadığı için şansına küstü.
Maya'da sohbete karışıp içinde sindiremediği mevzuyu apaçık belli etti. "Meriç bir de buna tatlı dedi."
Ufuk bunu duyunca genişçe bir gülümsemeye yüzünde yer verdi. İster istemez göğsünü şişirip hava atarak arkadaşı ile gurur duyduğunu belli etti. "Heyt be! Tabii tatlı benim kankiloştoşkom. Göbeği bile tatlı onun."
Aslı gönlünü simit gibi ucundan ucundan kemirilerek alan kankiloştoşkosunu hemen affetti. Yanına oturup gözlerini kırpıştırarak gördüğü ilgiden memnun bir şekilde yeniden istedi.
"Göbeğimde tatlı değil mi?"
İki kankiloştoşko birbirlerine sevgi gösterirken bunu kıskanan Yağız Efe alt dudağını sarkıtarak izledi. Yanında duran Karam'ı dürtüp gözlerini açmasını sağladıktan sonra ilgi bekleyerek "Bende tatlıyım değil mi?" diyerek sordu.
Son kalan gücü ile başını sıradan kaldıran Karam iyi bir şey söyleyecek gibi gülümseyip "Bok böceğine benziyorsun." dedi.
Yağız Efe omuzlarını dikleştirip uzak noktalara havalı bakışlar atarken "Sahiden beni o kadar yakışıklı buluyor musun?" diye sordu.
Uzay durumu tam olarak anlamayan ve ciddiyetini kavrayamayan arkadaşlarına sinirle baktı. İlk olarak iltifat aldığını düşünen Yağız Efe'ye çemkirdi.
"Bok böceği dedi. Bok, lan bok!"
Yüksek sesi hepsini korkuyla gerilettiğinde nihayet istediği gibi ona odaklanmışlardı. Daha sonra gözlerini korkuyla birbirlerine sarılan kankiloştoşkolara çevirdi. Gözlerini değilde sanki namlusunu çevirmiş gibi öfke ile bakıyordu.
"Bugün tatlı diyen Bad Boy Meriç, yarın ya benimsin ya kara toprağın der. Biz Wattpad'de okuduk bunları. Kendinize gelin!"
Sonunda söyledikleri Ufuk tarafından küçükte olsa bir ciddiyet meselesine döndü. Aslı'ya dönüp endişe içinde "Adını sorduysa Abuzittin falan deseydin keşke." dediğinde beyinleri bir çalışan kankiloştoşkolara herkes hayret etti.
"Zaten öyle dedim."
Aslı bunu deyince sevinç içinde kaldılar. Ufuk kankiloştoşkosunun yanaklarını avucunun içine alıp "Ya hem tatlı hem de zeki. Seni asla bulamaz." diyerek ilgi ve sevgide seller akıtıp mevzuda hiç de gam ve yasa bağlanmadılar.
*
"Pişt, Abuzittin!"
Tostları almış giden Aslı, kantinde seslenen kişiye dönerken kollarını iki yana açıp "Buyrun benim." dedi. Karşısında Meriç'i görmeyi beklemiyordu, keşke sahte ismime bu kadar bağlanmasaydım diye geçirdi. Abuzittin dediğinde dönmese sanki Meriç onu tanıyamayacak zannediyordu.
İnsanları sadece isimlerinden tanındığı bir dönemi yaşadıklarına yemin ediyordu. Kimse bir diğerinin görüşlerinden ve düşüncelerinden tanımaz, hep dedikodudaki isimlerinden bilirdi. Aslı'da kendi ismini vermeyerek tanınırlığını yok ettiğini zannediyordu.
Elindeki tostları yavaşça yukarıya kaldırıp yüzünü örttü. Üç maymunun ata dedelerini yad eden bir gösteriye hazırlanıyordu. Kantin öğrencilerle doluyken tostların arasına karışıp çaktırmadan onu masalarında bekleyen dostlarının yanına kaçmayı planlıyordu.
Ama o dostlara karışamadan düşman tosta karıştı. Meriç elinde tuttuğu tostlardan birini aldı ve ısırdı.
Aslı onun dişleriyle kestiği tostun içindeki sucuk parçasını gördü. Artık sonsuz can kazanmış kadar güçlü bir şekilde onun düştüğü hatayı gülerek söyledi. "O tost Yefe'nindi, bittin sen oğlum."
Meriç kendinden emin bir şekilde tosttan bir ısırık daha aldığında Aslı bağırdı. "Yefe, bu senin tostunu yedi!"
Konuşan ve muhabbetle kaynaşan öğrenciler arasında titreşimler şeklinde ilerleyen ses, net bir şekilde Yağız Efe kulağına ulaştı. İçinde volkanların patlaması ve yanardağların aktifleşmesi ile yangın yerine dönen Yağız Efe, öfkeden deliye döndü. Hemen masanın üzerine çıkıp kantini sesiyle inletti. "Hangi eşek oğlu eşek benim tostu mu yedi?"
Kantin sessizliğe gömülürken çıt çıkarmayan öğrenciler hareket bile etmiyordu. Sadece kısa boyundan dolayı diğerlerinin arasında görünmeyen Aslı, zıplayıp ışıklı neon tablo gibi işaret parmakları ile Meriç'i gösteriyordu.
Yağız Efe'nin gözü seğirirken boynunu sağa doğru hareket ettirip çıtırdattı. Kötü Çocuk Meriç bile olsa bunu yapmaya cesaret etmemeliydi. Masadan yere atladı, iki ayaklarının üzerinde dik bir şekilde inmişti. Arkasında gerilim müziği ile onu bitirmek için ilerlerken biri ensesinden tuttu.
"Gel, bakayım sen buraya. Sen okulda küfür mü ediyorsun?"
Onu yakalayan Aslan Hoca'ya döndü. "Hocam bu sucuklu tost meselesi, siz karışmayın." deyip gerilim dolu havayı devam ettirdi. Fakat bu konuda tolerans göstermeyen Aslan Hoca onu kolunda tutup dışarı götürmeye başladı. Yağız Efe pes etmeyip küfrünün son ritmine kadar savaştı. "Eşek oğlu eşek!" diye bağırmaya devam etti. Aslan Hoca her ne kadar onun ağzını kapatsa da elinden kurtulup Meriç'e doğru hücum ederken yine bağırıyordu. "Eşek oğlu eşek!"
Sonunda yaka paça dışarı çıkarıldı. Herkesin ortasında küfredilince aşağılanmış hisseden Meriç kaşlarını çatarak gidenin arkasından bakıyordu. Bu lise birlere karşı artık sabretmesi zordu.
Aslı kıkır kıkır gülerek işaret parmağı ile Meriç'i gösterip "Sana eşek oğlu eşek dedi, sana dedi. Eşek oğlu eşek dedi." diyerek küfürde diretti.
Sabrının son damlasını da tüketen Meriç öfkeyle Aslı'ya döndüğünde bağıracakken alayla uzatılan işaret parmağı tehditle doğrultuldu. Aslı baştan uyardı. "Bana bak, bağıracaksan bende sana bağırırım valla."
Meriç büyük bir sabır daha gösterip merakla "Çok merak ediyorum Abuzittin, bana bir bağırsana." diyerek istek parçada bulunur gibi bekledi. Aslı aklına yüksek desibelli olan tek bir şey geldi. O da 'amman amman goçari' türküsüydü, onu söyleyip söylememekte kararsızdı.
Neyse ki yardımına koşan kankiloştoşkosu onu kurtardı. Ufuk tüm yanlışları önlemek için Aslı'nın ağzını kapattı. Diğer koluyla da sarılarak kaldırıp götürmeye çalıştı. Ama Aslı direnip ağzını açarak neden bu kadar rahat olduğunu kankiloştoşkosuna bahsetti. "Bırak bir şey olmaz. Saf, adımı Abuzittin sanıyor. Beni tanımıyor ki zaten."
Meriç ondan uzaklaşan Aslı'nın yanına gitti. İlk olarak arkadaşının kaldırdı havadan öz güveni ile birlikte yere indirdi. Daha sonra hiddetle, aldığı tostu eline tutuşturup "O arkadaşına söyle ona küfür borcum var, Aslı." ismini baskı yaparak söyledi.
Aslı olduğu yerde kalırken Ufuk koruma iç güdüsü ile ona sarıldı. Artık ismini bildiğine ve intikam ile küfür sözü verdiğine göre gerçekten ciddiye alma zamanı gelmişti.
Bunları uzaktan izleyen Uzay, neler yapması gerektiğini biliyordu. Onun gibi bu durumu uzaktan izleyen Masal'ın yanına gitti. Yanındaki arkadaşlarını umursamadan karşısındaki sandalyeye oturup direk konuya girdi.
"Masal abla, Meriç'i niye zapt etmiyorsun?"
Masal gülerek elindeki kahveyi masaya bırakıp cevapladı. "Meriç kuduz köpek mi onu zapt edeyim? Ayrıca bana ne ondan. " Uzay hayretler içinde yüzüne baktı. Neden ona karşı bu kadar soğuktu anlayamadı. Olayın vahametini can havli ile anlattı.
"Nasıl sana ne? Sen Masum Girl'sin o da Bed Boy, siz tüm Wattpad kitaplarında birlikte olursunuz. Bu bir Wattpad hikayesi lütfen birlikte olur musunuz?"
Masal buna kahkaha attı. Neden hikayeleri gerçekleştirecek sabit bir karakter olmayı kabul etsin ki. Hikayeyi yazan yazara ne diye boğun eğecekmiş. Üzüleceğini bile bile kendini kuyuya atacak kadar salak değil. Gülerek yanındaki oğlanın elini tuttu ve olayın imkansızlığını Uzay'ın gözüne soktu.
"Uzay, tanıştırayım bu benim sevgilim."
Uzay konuyu aklında oturtamadı. Tüm fikirler beyninde sandalye kapmaca oynayıp birbirlerini iterek mevzuyu daha karışık hale getiriyorlardı. Masal'ın yanındaki üstü gibi eli yüzü düzgün oğlana baktı. Kabul etmek istemez gibi elini havada sallayıp söylenerek kalktı.
"Ama bu İyi Çocuk. Sen Kötü Çocukla birlikte olmalısın." diye söylenerek masadan uzaklaştı. Neler oluyor anlayamadı. Bu masalları kim karıştırıyordu?
***
Yağız Efe hıçkıra hıçkıra ağlarken Müdür Bey onu azarlamayı bırakalı çok olmuştu. Hatta onu azarlamayı bırakıp avutmaları gerekecek kadar çok ağladığını fark etmişti. Olayı Aslan Hocaya bırakıp gitmişti.
Nedenini söylemiyor avazı çıktığı kadar bağırıp ağlıyordu. Belki yatıştırır diye yakın arkadaşlarını da çağırdılar ama yine durmamıştı. Uzay kollarını ağlayan arkadaşına dolamışken tüm şefkatini gösteriyordu, yanağından akan yaşları siliyor saçını okşuyordu.
Giden bir tost, olduğundan daha fazla değere sahipti Yağız Efe için.
Aslı onu avutmak için kantinden bir sürü bir şey getirip önüne serse dahi ağlamayı sürdürünce o da kendini tutamayıp ağladı. Aslan Hoca abarttığı için ağlayan öğrencisine kızarken birde üstüne kardeşi eklenince neredeyse sinir krizi geçirecekti.
Ufuk fayda sağlayacağını düşündüğü için Yiğit'i ve Güneş'i okula gelmeleri için aratmıştı. Aslan Hoca bir can simidi gibi onlardan medet umarak gelmelerine olumlu bakıyordu. Ama bir yandan da tostu yendi diye ağlayan öğrencinin velilerini çağırmak gibi bir anıya sahip olacağı için tuhaf hissediyordu.
Ağlaması tam azalıyor derken abisini gören Yağız Efe tekrar kaldığı yerden başladı. Nedendir bilinmez, acı hafifliğini ortaya koymaya çalışsa bile insan yanında ağlayabileceği birini görünce daha da şiddetlendirir ağlamayı. İnsanın güvendiğine göz yaşını dökmesi acının değil teslimiyetin ayrı bir göstergesidir.
Yağız Efe ayaklanıp hızla abisine sarıldı, kollarını onun sırtında bağlarken yanağını göğsüne yaslayıp göz yaşlarını dökmeye devam etti. Yiğit kardeşini avuturken telefonda söylenenleri pek anlamayan Güneş kısık sesle çocuklara sordu. "Ne oldu?"
Kardeşi bu durumda etkilenip hüznünü ablasının kollarında geçirmek istedi. Yağız Efe'nin abisine sarıldığı, gibi o da ablasına sarıldı. Ufuk "Biri Yefe'nin tostunu yedi." diye kırık sesiyle açıklama yaptıktan sonra Güneş bir kolunu da onun için açtı. Yefe'nin ağlaması hepsinin üstüne üzüntüyü serpmişti. Ufuk, kendine ayrılan yere sokulup sarıldı.
Aslı'da abisine sarılmak istedi ama durumu anlamayıp abeslediği için ona karşı öfkeliydi. Aslan bu kadar drama bağlanan mevzunun masanın üzerindeki gibi bir tosttan nasıl çıktığını anlamıyordu.
Herkesin yüzüne teker teker alt tarafı tost diye bağırmak istiyordu. Kız kardeşi de bunu hissediyordu, abisinin neden hiçbir şeyi doğru anlamadığına hep şaşırıyordu zaten.
Yiğit kardeşini kendinden uzaklaştırıp "Ağlama artık abiciğim." dediğinde Güneş etrafındaki çocukların hepsine konuştu. "Gelin bakalım siz benimle."
Hepsi onun yüzüne baktığında ne yapması gerektiğini bilmiyordular. Ama Güneş dallarındaki çiçek gibi duran çocukları ve karşısında bekleyen çiçekleri harekete geçirdi. Daha önceden kardeşini okula kaydetmek için geldiğinde gezmişti, bu yüzden kütüphanenin yerini biliyordu. Onları anlamak yerine yargılayan Aslan'dan izin almak istemedi.
Yefe'nin elinden tutup diğerleri de onu takip ederken müdür yardımcısının odasına kafasını uzattı. "Hocam iki dakika kütüphaneyi kullansak olur mu?" diye sordu. Onun tanıyan ve seven müdür yardımcısı müsaade etti.
Ders olduğu için boş olan kütüphaneye geçip bir masanın etrafında toplandılar. Yağız Efe'nin ağlaması tam olarak durmamıştı, sadece yorgun düşmüş gibi yanaklarına yaşlar usulca dökülüyordu.
Onun yanağındaki yaşı parmağının ucuyla silen kayınçosu Aslı, onu teselli etmek için sarıldı. Masaya oturmak yerine bir rafa yaslanan Aslan, gözlerini devirdiği olayın sadece kıyısında durmak istiyordu.
Güneş ise onu umursamayıp dinlemeye hazır çocuklara döndü. Aslında dinlemesini istediği kendi konuşmaları değil Yağız Efe'nin acısıydı. Yumuşak bakışlarını ona çevirip "Niye bu kadar çok ağladın?" diye sordu.
Sesindeki çatallanmayı gidermek isteyen Yağız Efe yutkunduktan sonra konuştu. "O çocuk benim tostumu yedi."
Aslı suçu üstlenerek çenesini hafif yukarı kaldırıp "Tostunu koruyamadığım için özür dilerim." dedi. Yağız Efe onu suçlamıyordu, bunu bilsin diye de elini onun başına koydu.
Güneş durumu anladığını o kadar belli ediyordu ki Yiğit bu duruma cahil kalmayı gururuna yediremeyip belli etmemeye çalıştı. Yoksa kardeşine yeni bir tost almayı ve bunun için ağlanmaması gerektiğini söyleyecekti. Bir bakıma o da Aslan gibi düşünüyordu ama yargılamak yerine onların yanında durup anlamayı seçiyordu.
Güneş'in "Yefe, bu dünya için normal. Bazen olur böyle şeyler." diyerek başladığı konuşmayı Yağız Efe küskün sesiyle böldü. "Ama o benim tostumdu."
Uzay, ablasının meseleyi anladığına güveniyordu ama arkadaşını anlatmaktan için harekete geçti. "Mesele sahip olması değil, mesele ait olması."
Ufuk'ta destek verdi. "Dünyada milyonlarca tost var, ve yine yapılabilir. Ayrıca Yefe bunlardan birine de sahip olabilir. Ama ona ait olanı başkası yedi. Bunun için acı çekmesi normal."
Aslı aklına gelen fikirle tekrar çenesini kaldırıp sarıldığı arkadaşının yüzünü görmeye çalıştı. "Acı çekmek yerine, çektirsek. İntikam alsak."
Güneş olmaz der gibi dilini şaklattı. "İnsanlar çektikleri acının intikamını almayı düşünebilmeliler, Aslı. İstediğinin olması için Yefe'nin acı çekmesi gerekli ."
"Zaten acı çekiyorum." dedi Yağız Efe. Güneş bunu belirtmesine kırık bir tebessümler yaklaşırken "Peki tam olarak ne için olduğunu seçebiliyor musun?" diye sordu.
Ona ait bir şeyi kaybetmenin mi yoksa elinden alınmasının mı acısını çekiyordu bilmek istedi. Çünkü kaybettiğini düşünürken kendini suçluyordur insan. Elinden alındığını söylüyorsa da karşısındakini suçluyordur.
"Ben dünyaya bile karışmam. Ama benim olana karışabiliyorlar diye çok üzüldüm. Güneş Abla ben bir şeyi anladım ve sanırım istemeden biraz büyümüş oldum."
"Neyi anladın?"
"Aslında bizim yaptığımız bize yapılmıyor. Annemin etme bulma dünyası demesi gerçekse bile her zaman olmayabilir. Dünya karşılaştıklarımızın oluşmasıyla hayatı oluşturuyor. Biz karışmasak da bize karışıyor."
Güneş kalbi kırık çocuğu avutmanın veya aldatmanın kötü olacağını düşündü. Yağız Efe artık dünya hakkında acı bir şey öğrenmişti. Bu öğrendiğini bir kenara yazıp bir daha ki sefere bu kadar üzülmezdi. Güneş sevgiyle onun elini tutup üzerine öpücük kondurdu.
"O zaman büyüdüğüne göre biraz daha acı çekmeyi kaldırabilirsin Yefe. Sadece biraz daha üzüldükten sonra geçecektir."
buna tüm çocuklar inanç gösterip kabullendiler. Yağız Efe tamam der gibi kafasını salladığında arkadaşları kendilerini belli ettiler. Uzay her daim yanında olduklarını "Biz senin yanındayız." diyerek belli etti. Ufuk'ta ona iyi gelebilecek bir şeyi vaat etti.
"Sana söz veriyorum Yefe, Mars'ı sana alacağım. Seninde dünyaya karışmana gerek kalmayacak."
Kollarını sevgiyle ve dostlukla saran Aslı "Seni seviyoruz Yefe, bizimle üzülebilirsin." diyerek manevi sarılışının hep üzerinde olacağını hissettirdi.
Çöp konteynerına çikolatasını attıktan sonra kafa tutan çocuk üzülmek için ayağıya kalktı. Halbuki o gün rest çekip; içinde pislikler ve değerli şeylerle karışık olduğunu itiraf ettikten sonra ayırt etmek için bile olsa kirlenmeyeceğini ve umurunda olmadığını bağırmıştı. Aslında karşısındaki dünyaydı ve ona karışmayacağını bağırmıştı. Oysa şimdi ona karışıldığı için üzülmesi gerektiğine baş eğerken arkadaşları ile birlikte kütüphaneden çıktı.
Ardından bıraktığı büyüklerin dünyasından iki adam olan bitene anlam verememişti. Güneş sandalyesinden kalkıp onlardan ayrılırken durdu. İşaret parmağını duvara asılmış kitap posterine çevirdi, onlarında anlamasını istiyordu.
"Küçük Prens." diye belirttiğinde büyüklerin dünyasındaki iki adamda postere döndü. Güneş çıkmadan önce "Dünyada milyonlarca olsa da Küçük Prens'in aklı kendi gezegenindeki gülündedir. Ayrıca... Çocukların acısını kitap dolu bir yerde alabilirsiniz, çünkü onlar hayata değil masallara inanacak yaştadırlar. " deyip çıktı.
Durumu yavaşça akıllarına ve sonra kalplerine sokulacak kadar anlayan iki adam birbirlerine baktılar. Aslan Hoca şaşkınlıkla "Küçük Prens'in gülü, Yağız Efe'nin de tostu." dedi.
Yiğitte aklının ermediğini ve en az onun kadar şaşkın olduğunu belli edercesine düşüncesini paylaştı. "Kim derdi ki Yefe, küçük Prens'tir aslında."