Gözlerini sıkıca yumup açtı, omuzlarını oynattı. Saatler önce uyanıp okula gelmişti ama onu tekrar uyku ve uyanıklık ara dönemine iten Yağız Efe'nin konuşmalarıydı. Her cümlesine müteakiben kendini övüp duruyordu.
Karam gün sonunda kavuşacağı imzalı kitapları düşünerek kendini rahatlatmaya çalıştı. Ama giderek artan bademcik şişkinliği gibiydi bu... Daha da artıyordu, katlanmak zor geliyordu.
"Sen arada susabiliyor musun?"
Yağız Efe bir kaç saniye durup beyin kablolarını yokladı. Böyle bir fonksiyon ona eklenmemişti. "Uyurken bile konuşabiliyorum ben."
Bu abartı ifadeye göz deviren Karam "Bir insan uyurken nasıl konuşabilir acaba, sen bi' onu bana desene?" diye sordu. Yefe elindeki simiti yemeyi bırakıp bilgilendirdi.
"Uyuyana kadar kötü rüya görmeyeyim diye, uyurken de şeytan üzerime işemesin diye sürekli dua okuyorum. Nenem öğrettiydi. Uyuyunca da rüyamda konuşuyorum. Ben özel bir insanım bunun gibi eşsiz yeteneklerim var."
Sonunu tekrar övgüyle bitirip Karam'ı ego zehirlenmesine doğru yuvarladı. "Hakikaten susmuyor."
"Ne dedin?" Yefe simiti ağzına sokuşturup korumasına odaklanmak için kendini zorladı. Oysa Karam aklına flaşların ardı ardına çakmasıyla aydınlanma yaşadı. Bu aydınlanmanın, karanlık çağdan aydınlık çağa götüreceği kesin gözüyle görülebilirdi.
"Bir dakika yerken konuşamıyorsun! Ne istersin söyle önüne yığayım."
"Memnuniyetle söylerim. Bir tane daha tost, karam ama senden değil..." sonu gelmeyen listenin önünü Karam'ın bütçesi kesti. Yoksa Yağız Efe bedava yiyecekten faydalanabildiği kadar yararlanacaktı.
Karam dakikalar sonra kolları arasındaki abur cuburu önüne yığdı ve yerini alırken "Al şimdi bunları ye de sus." dedi. Tüm ilgisini yiyeceklere verip paketleri parçalayarak açan Yağız Efe hızla ağzını doldurdu.
"En son nerede kalmıştım, ne anlatıyordum?"
İrkilen Karam duyduğu sesle korkuya kapıldı. Sandalyede tedirgin bir şekilde oturup karşısında ağzındakileri yavaşça çiğneyen Yağız Efe'ye baktı. Az önce onun konuştuğunu duymuştu ama karşısındaki oğlanın ağzı doluydu, dudakları da kıpırdamamıştı. Fazla çeneye maruz kalmaktan dolayı zehirlendiğini hissetti.
"İyice sıyırdım. Ne oluyor? Artık kafamın içinde de onun sesini duyuyorum."
Yağız Efe tepkisiz bakışlarını ona kaldırıp ağzındakileri çiğnerken baktı. "Ağzım doluyken de konuşabileyim diye böyle bir yetenek keşfettim kendimde. Zihinlere girebiliyorum, telepati yapabiliyorum."
Karam teslim olurcasına ellerini kaldırdı gözü hâlâ daha hiç hareket etmemiş dudaklardaydı. "Pes artık ben daha ne diyeyim ki?"
"Nerede kalmıştım... Hah! Sana ne kadar mükemmel olduğumun spoisini vermiştim, reyting arttığına göre şimdi bahsedebilirim."
Karam hayretler içinde aklından geçenleri belirtmekten kendini alamadı. "Gerçekten dünyada eşin benzerin yok vallahi."
"Dur sana azıcık ben olmayı öğreteyim."
Kural bir dert edilecekler listesi en başta gelir.
Dert edilmesi gerekenler: -Aç kalmak.
Bir Yefe kişisi asla ve asla yarın ne yiyeceğini planlamadan dün ne yediğini unutmaz. Her daim yanında yiyecek taşır, çünkü insan her an acıkabilir. Kesinlikle çantasında açlıktan 'ölem mi' adı verilen tam ekmeğin ortasından yarılmış içine dolapta ne bulduysa koyulurken yardırılmış ilk yardım yiyeceği bulundurur.
Yürüyüş yollarını, varılacak istikameti, market ve büfe kaldırım kısmında yapar. Dünyanın bin bir türlü hali var sonuçta ya acıkırsam. Allah, ramazanda yedi kez iftar yapan Yefe kişilerini açlıktan korusun.
-Parasız kalmak.
Bir Yefe kişisi asla ama asla parasını harcayıp cebindeki soğuklukla yaşamına devam edemez. Para her şey demek olmasa da satın alınacabilecek her şey demektir.
Çevresinde ve hayatında bulunacak kişilerin net aylık harcamalarını hesaplayıp onlara fazla kalacakları gasp etmek suretiyle, harçlık kisvesi altında almak biricik solunum işlemidir.
Allah kuluna kulu aracılığla yardım eder diyerek hazırladığımız kılıfı haram paranın üzerine geçirip öyle kullanılması daha rahattır.
-Fazla derse maruz kalmak.
Bir Yefe kişisi derse oturup halay çekerek kalkmazsa en iyi ihtimalle uyumuş biraz dramatize edilmiş ihtimalle de ölmüş olması gereklidir.
Temeli öğrenmek olan hazırlanılmış bilgilere fazla mazur kalmak Yefe kişiliği bozulabilir. Zira tecrübe edilen her bilginin öğrenildiği andaki haz ve mutluluk, bilginin sabitliği neticesiyle duygusuzlaşır. Fazla duygusuzluk kişilik bozumuna yol açabilir.
Büyük bir iş yapan bilim adamının gurur ve sevinci yani atomun parçalanması artık duygusuzluktan dolayı gurur verici veya şaşırtıcı değil. Aksine ne gerek vardı yani buna deyilesi olmuştur. Bu yüzden fazla derse maruz kalınmamalıdır.
Yapılması gereken hoş aktiviteler...
Yapılması şiddetle tavsiye edillirken yapılınca şiddetle terbiye edileceği göze alınanlar aktiviteler:
-Kızlar tuvaletine girip fare var diye bağırmak.
Her yaramazlığın karşılıksız kalmaması gibi dünya düzenini dengeleyen bir döngü vardır. Bu döngüde terazinize neyin geleceğini hesaplamanız gerek.
Şöyle ki Kötü Çocuk Meriç ya da kızlardan dönüş almak arasındaki farkı sezin isterim. Eşsiz yaratılmış olan her Yefe kişisi nadide bedenini hor kullanmamalıdır. Eğer üst sınıf büyüklere bulaşırsak döverler bu nedenle kızların üstüne kaldık.
Onların sizi dövmeye fırsat bırakmayacak durumlar eşliğinde korkutarak faydalanın. Fareye korkuları baskın çıkacağı için tuvalete girdiğin için seni dövmeyi unutup orada bırakarak kaçacaklardır.
-Pencereden aşağı tükürmek.
Bu gibi küçük gözüken fakat dehaların parçalanması olayı zor bulunur. Aşağıya tükürürken enzim miktarını ve yüksekliği hesaplayıp yere ulaşacağı saniyeyi tahmin etmek, mükemmel zeka meselesidir.
Çok kolay gözüksede tahmini tutturmak zordur. Ama olasılıkların arasına aşağıdan geçen birinin başına düşmesini de katın. O talihsiz kişi sizi de talihsiz yapabilir.
-Her dedikoduya kulak kesilmek.
Farklı hayatların tadımı her zaman güzel olur. Yaşamış olmadığınız bir hayatın en ince noktalarını emcüklemiş olmak, tencerede kalan pudingi parmağınızla sıyırmak kadar güzel olur.
Başkasının hayatına karışmak çok banal diyen geniz etli şahsiyetler genelde kitap okur. Neden? Why? Çünkü onlara da olmayan kişilerin hayatları içerisinde bulunmak güzel gelir.
Bilge kişilikli Yefe kişisi, insanın sadece kendi hayatına mutabık olmayacağının farkında ama diğerleri bunun farkında değildir. Aynı benim mutabık kelimesinin ne olduğu hakkında herhangi bir bilgim olmadığı gibi. Neyse...
Bir mahalleye yedi mahalleyi sokabilecek dedikodu büyüsüne kendini teslim edeceksin. Kulaklarını açıp her şeyi dinleyeceksin. Neden mi? Why mi? Çünkü ucu sana dokunmayıp dakikalar sonra unutacağın hiçte umurunda olmayan hayata burnunu sokmak ve yargılamak çok güzel.
-Üzerine vazife olmayan her şeye karışmak
Sorumlu olduğun her şey elbet seni bulacak yakana yapışacaktır. Hiçte üzerine vazife olmayan şeylere karışmak kesinlikle keyif işidir. Birinin özenle başarmak istediği bir konuda düşüncelerini belirtip fikirler ver. Faydalı olup olması önemli değil, sen sadece yol göster. Yol yanlışsa sende niye seçtin dersin. Seni ırgılamaz çünkü üzerine vazife değildir.
-Soruda kendi şıkkını hocaya doğru kabul ettirmek için çabalamak.
Şimdi tam olarak bilim yüzyıllar önce deneme ve yanılma yoluyla rayına oturduğuna göre benimde yanılma payımda denemelerim olabilir.
Simyacı olabilmek bana biçilmiş kaftanken bunu yok eden kimyacılardan öcümüzü almalıydım. Ölümsüzlük iksirinden ve her şeyi altın yapma fikrinden caydırılmış olmak bağrımda yarayken bende bilimin döşünde yara bırakmalıydım.
Bu elbet ki bilgi yanılmasında olurdu. Yanlış şık üzerinde öyle ısrarcı ve tutucu olmak gerekir ki hoca 'baba illahlah' edip pes etmeli. Dünyadaki en güçlü kişi bilgiyi önünde diz çöktüren kişi olacaksa o kişi kesinlikle Yefe kişilikli kişisi olabilirdi.
-Üst sınıf lisesonbilere bulaşmak
Bu bir adrenalin tutkusudur. Kendini üniversite sınavlarına hazırlayan öğrenci topluluğunun içinde bulunmak canına susamaktır. Ama bu susuzluk elbette ki en derin arzuların esiridir. Elbette onlara bulaşmalı ve lise dünyasından hayatta kalmaya kafa tutulmalıdır.
-Koridorda gördüğün kişilere müdür seni çağırıyor diye yalan söylemek.
Bu gibi zahmetsiz ve stabil uyuzluklar gayet rahattır. Koridorda tuttuğun öğrenciye müdürün çağırdığını söyle. Kuzey ve Güney Kore arasında belge taşıyan kişi kadar gerilen öğrenci birde gidip Müdür ile bakışınca sende anırmak suretiyle güleceksin.
Yanlız burada dikkat kesilmesi gereken nokta her tuttuğunu göndermeye kapılmamaktır. Onlar toplanıp senin üstüne yürüyebilir ya da müdür 'Sen ne diye her önüne geleni benim odama gönderiyorsun?" diyerek sana kızabilir.
-Paran olsada tostunu arkadaşına ısmarlatmak.
Bu gibi en ulvi hizmete basamak olan beleşçilik elbetteki yemek yemek için kullanılmalıdır. Kendine tostlarını söyleyip bir uzay boşluğu misali olan cebine eli sok ama para çıkarmadan arkadaşına küçük ceylan bakışları at. Dudağın ile birlikte sesini de titreterek konuş.
"Karnım aç Karam, bana bir tost alan mı?"
Karam kantincinin uzattığı tostları alıp kaşını kaldırdı. Yağız Efe'nin mazlumluktan bükük duruşuna rağmen üzerine doğru dikeldi. "Öde lan şunların parasını!"
Yağız Efe irkildi, başını sallayarak elini gayya kuyusuna sokup parayı çıkardı. Ona dik dik bakan ve tosttan ısırık alan Karam'a zoraki bir şekilde gülümsedi.
"Bu da bir seçenek olabilir tabi."
Karam dudağındaki hafif kıvrılmayla masalarına dönerken Yağız Efe gururla gözleri yaşarmış bir şekilde onu izledi. "Çabuk öğreniyor kerata."
