İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 17 · 9 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 17

Sıralar Arası Hain Avı

Hainlik Kontratı

1.) Madde: Yapılan hainlik asla itiraf edilmez.

2.) Madde:Hain hainin suçunu ortaya çıkarmaz. Çıkarırsa ultra hain ilan edilir.

3.) Madde: Canını seven kaçar. Kaçamayan kaçanın sorunu değildir.

İmza

Ufo & Yefe

"Ulu Bürütüs sen çok yaşa!"

*Sırtımdaki Bıçak

Operasyonu*

"Kurt ininden çıkınca itler sinermiş Bolu Bey'i. İndi kurdun dağdan inme zamanı."

Dün geceden izlediği Cüneyt Arkın filmlerini kendine doldurmuş, hafızasında tüm olayları yedeklemişti. Dün Maya ile güzel vakit geçirme ihtimali için ablasının hışmını göze almıştı. Ama hainler onları bozguna uğramıştı.

O günü mahveden herkesten intikam almak istiyordu. Varlığını hissettiği hainin kokusunu ablasıyla konuştuktan sonra almıştı. Şimdi sıra onu bulmaktaydı.

Yazı tahtasının önüne geçip hoca gelmeden bu işe nokta koyacaktı. Gözleri ile sıraların arasında 'ben hainim' logolu alın yazısına sahip birini aradı.

Ufuk suç ortağının bugün okula yanlız geleceğini söylediğinden beridir işkilleniyordu. Yağız Efe ortalıkta yoktu. Tüm suçun üzerine kalmasından korkuyordu. Uzay'a ablasının otobüsü takip edip bulduğunu söyledi. Fakat arkadaşı bu ihtimale inanmak için kılına zahmet vermeyip oynatmadı bile.

Aslı bile gelmediği için kendini kötü hissediyordu. Neyse ki dün aldığı rüşvet cebinde tatlı bir sıcaklık oluşturuyordu. Onunla alabileceği şeyleri düşünerek gülümsüyordu. Yinede kendini buna çok kaptırmayıp arkadaşının gözüne fazla batmamak için sırasına sindi.

Hainlik kontratının ikinci maddesine sadık kalıyordu. Asla ve asla yaptığı hainliği açıklamıyordu.

Uzay tekrar sınıfa sert bir şekilde sordu. "Ey Zaloğulları! Beni ablama kim gambazladı? Duyan, bilen, bu konuda herhangi bilginin yeli üzerine esmiş bir kişi varsa hemen çıksın ortaya. Kim yaptı bunu?"

"Kara Murat benim!"

Birden sınıfa dalan Yağız Efe öne atıldı. Kahpe Bizans'ın elinden halkını kurtarmak için kendini feda etmeye hazırdı. Fakat aynı dramada iki Cüneyt fazlaydı.

Kameranın çekmediği açıda duran trambolin misali, tüm işi yapıp alkışı almamış Ufuk yerinden büyük bir cesaretle kalktı. 'Demek Kara Murat Yefe'ymiş ha?' diye geçirip dikeldi.

Sınıftakiler kendini feda eden ve onları bu daraltma seansından kurtarmış olan Yağız Efe'ye baktılar. Hepsi Ufuk gibi dikeldi ve göğüslerini şişirerek cesaretle kabardılar.

Yağız Efe, yeni Kara Muratların doğumuna şahit olacağından emin bir şekilde sınıfını arkasında aldı. Filmde herkes kendini öne atıp Kara Murat benim diyordu. Sınıf tek vücut tek ses oldu. İşaret parmaklarının ucunu Yağız Efe'ye çevirip konuştular.

"Kara Murat o!"

Yağız Efe donup kaldı. Dondurmasının üzerine martı işemiş, dişlerini fırçalamadan uyuduğu için sabah ağzında ekşi bir tatla uyanmış, rahmetli dedesinde ona tek miras takma dişler kalmış, gece tuvalete yaptığını zannederken aslında döşeğine yapmış, annesinin mantı pişiriyorum dediği gün tabakta pırasa ile karşılaşmış ve malum durum gibi üç çocuğuyla dul kalmış gibi hissetti.

Uzay hedefe kitlenmiş bir şekilde dramların içine gömülen Yağız Efe'ye yöneldi. Hesap sorar gibi kaşlarını kaldırdı. "Demek Kara Murat sensin?"

Yağız Efe geriye adımlayarak ondan uzaklaşırken sıraların arasında gittikçe mesafe açıyordu. Savunmasız ve silahsız olduğu için şu anlık bildiği teknik olan sıvışmayı kullanacaktı.

"Kendimi paklayabilirim."

Dayanamayıp reklam çekiminden kendini muaf tutamayan Ufuk aralarına girdi. Elinde olmayan çamaşır deterjanını tutuyormuş gibi davrandı. Her mantıklı insanın yaptığı gibi yanında deterjan taşımanın en büyük zeka belirtisi olduğundan emin davrandı.

"Biraz bulaşık deterjanı damlat hiçbir şeyciği kalmaz."

Uzay yüzünü buruşturup reklam filminde başrol olan arkadaşına yaklaştı. "Ne yapıyorsun?"

Ufuk bilmiş bir edayla ellerini indirdi. Her konuda diyecek ve eleştirecek bir şeyi vardı. Bu kanayan yaraya da parmak bastı.

"Yirmi birinci yüzyıl reklamı gerçi on sekiz ve on dokuz yüzyıllarda da aynıydı. Tv sektörü hiç ilerlemiyor."

Ondan geri kalmayan Uzay'da ona yaklaşıp iz üstündeki meseleden uzaklaştı. "Biliyor musun bende öyle düşünüyorum. Dizi sektörleride hep sömürüden gidiyor, duygularımızı sömürüyorlar. Hep ekran karşısında salya sümük oluyoruz."

Aynı yargıda bir olmak onları coşkulu bir sohbete sürükledi, çekirdekte olsa çitleye çitleye yarım saat konuşacaklardı. Ufuk kolunu arkadaşının omzuna attı.

"Aynen kardi, askeri dizilerin çıkış tarihini biliyoruz canım, salak değiliz."

Ufuk'un bu gözü açık ve zekiliği ile gurur duyan Uzay elini onun omzuna koyup sarstı. "Helal kardi."

İki arkadaşın kendilerine olan güvenleri bakışları takıldı, tamda şu an Yağız Efe gelip bu durumu bölerdi. Her zamanki davranışı buydu Uzay etrafa bakındı. Bir şeyler eksikti. Sonunda Kara Murat'ının yokluğunu anladı.

"Bir dakika konuyu dağıtma. Yefe? Yefe Malı neredesin?"

Etrafa seslenirken sınıftaki diğer arkadaşlarından nerede olduğu hakkında bilgi aldı, bakışlarından iz sürdü. Hepsinin kaş ve gözleriyle gösterdiği yere döndü.

Fonda havalı rock müzik, bakışlarında hafif haşinlik ile Yağız Efe sınıfa yeniden giriş yaptı. Bir önce Kara Murat cesareti Jason Statham havalı girişine dönüşmüştü. Alnına dökülen saçları yukarıya dikmiş güneş gözlüklerinin yanı sıra deri ceketi giyinmişti.

Uzay şaşkınlığı geçtikten sonra olmaya çalıştığı bad boy tarzını saniyeler içinde arkadaşında görünce hüzünle çöktü. Alışmamışta durmadığını söyledikleri bad boyluk jelatini Yağız Efe'ye otururken dudaklarını büzüp cuk demişti. Cabası olarakta müttefik sularında demir atmış Karam'ı görmesi yetmişti.

Karalar bağlamaya hazır ve nazır tam tekmil komuta depresyondan emir bekleyen Uzay, tam üzerine yıkıldım ayakta değilim etiketi asacakken tüm umutların can suyu olan Maya içeriye girdi.

Ayakta duracak ve asla yıkılmayacaktı. Hiçbir zaman umudunu yitiremezdi, sonuçta deniz atları hipodromda koşmazdı.

Uzay kişisi, ablasının mal çocuğu da asla umudunu yitirmez sevgisinin düğümünü sevdiğinden çözmezdi.

Sıralar arası hain avını buraya kadardı. Maya'nın peşinde koşarak günaydınlarını gülüşüyle sundu. "Günaydın Maya. Bugün nasılsın?"

"Her zamanki gibi seni görene kadar çok iyiydim."

Daha gösterilmeye başlanmamış ilgiden bıkan Maya gözlerini devirdi. Çantasını çıkarıp başka sıraya oturdu. Onun bu sözlerine alışkın olan Uzay hiç aldırış etmeden diğer sıradan çantasını aldı. Onun yanına koyacakken biri elindeki çantayı tutup çekti.

Kim olduğuna baktığında Karam'ı görünce hafiften geriledi. Yine kıza asıldığını düşünüp onu herkesin içinde azarlayarak kırıcı sözler söyleyecekti. Bu yüzden geri çekildi ama beklediği gibi olmadı.

Karam çektiği çantayı eski yerine bıraktı. "Neden şu kızı havalara sokuyorsun anlamıyorum... Kendini bir şey zannedip duruyor oysa etrafına baksa senden başka seveni olmadığını görür."

Uzay kendi tarafında olan bir adet Karam'ın varlığı ile sarsılmış ve inanamazken Maya'nın yüzü düştü. Gurur kıran ve küçük düşüren sözlere karşılık vermekten kendini alamadı.

"Seni ne ilgilendirir Karam!? Pardon seni ilgilendiren hiçbir konuya sahip olmadığın için başkalarına karıştığını unutmuştum."

Bak sen der gibi onun cürretine şaşıran Karam silahlarına bürünmüş gibi ilerledi. Tam olarak oluşan durumun ne olduğunu anlamayan Uzay meselenin kendi olup olmadığından emin değildi.

"Aslında hiçte kavga etmeye gerek yok." diyerek ara bulmaya ve ortamı yumuşatmaya çalışırken Yağız Efe heyecanla kafasını arkalarından uzatıp havalı gözlüklerini çıkarttı. "Ama kavgada edebilirsiniz, izleriz falan eğlenceli olur."

Sürekli sık boğaz edilen Maya, ilgi ya da sevgi istemiyordu. Kendi dünyalarında varolan bu tayfadan sıkılmıştı. Ona göre dünya böyle değildi.

Onlar gibi içinden her geçeni yapmazdı. Olmak istediği ve olduğu kişi olarak içi bölünürken birde işe olması gereken kişi karışıyordu. Farklı olduğu ve bunları yaptıklarında onlara katlanamadığı için suçlanamazdı. Onlar ne kadar kendi olmakla gurur duyuyorlarsa Maya da kendi olduğu için yargılanamazdı.

"Yeter artık! Hepinizden sıkıldım! Uzay'ın darlamasından, sınıftakilerin gerzekliğinden! Ne var? Ne istiyorsunuz benden? Arkadaş falan değiliz tamam mı? Tanıdık kelimesinin anlamını öğrenmeniz lazım, herkesi arkadaşınız olarak görmeyin. Sizi sevmek ya da arkadaşınız olmak zorunda değilim. Sizi sevmek zorunda değilim!"

Son cümlesinin altına basa basa vurgularken Uzay hariç diğerleri ondan fiili olarakta uzaklaştı.

Karam sırasına geçerken yanına oturan ve sinir içinde kaşlarını çatmış Yağız Efe'ye döndü. "Sanırım benden daha korkutucu biri ile tanıştınız."

Maya içindekileri, gömülü bombanın patlarken toprağı saçması gibi etrafa püskürttükten sonra sırasına oturdu. Hâlâ daha başında bekleyen Uzay'a döndüğünde yine öfkesini kusarak baktı. Söylediği onca sözden hiç duymadığı kelimeleri sezen Uzay zoraki bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirdi.

"Kötü bir gün geçiriyor olabilirsin. Olur böyle çok üzme kendini."

Maya tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki Ufuk arkadaşının kolundan çekip oradan uzaklaştırdı. "Sevgi ve zorundalık kelimesini aynı cümlede kullanan biriyle konuşma."

"Ama belki bir sorun olmuştur ondan dolayı sinirlidir."

"Siniri sevgiyi yenebiliyorsa konuşmaya değer bir insan değil."

Ufuk arkadaşını zorla sırasına oturttuğunda diğer sınıf arkadaşlarıda ona katıldı. Sonuçta Maya'nın söyledikleri hepsini ilgilendiriyordu.

Yılan Yalın kaprisini sesinin her zerresinde belli edercesine arkadaki sırasından tüm sınıfa seslendi. "Zorunda değilsiniz, beni sevmeye ya da konuşmaya. Bu zamana kadar samimi olmayanlar varsa, karşı şeride alalım. Şükür gerzeğiz ama kalbimizde, sevenimizde var."

•

"Okulun tenhasında ne işin var birinci sınıf."

Uzay kafasını yasladığı kazan dairesinin kapısından çekip konuşuna baktı. Öğle arası için en sessiz ve kimsenin olmayacağı yeri tercih ederken hesaplamalarda hata yaptığını gördü. Keyifsiz bir şekilde uzattığı ayaklarını toplayıp karnına çekerek son sınıftaki kıza döndü. Onu tanıyordu. "Tenha değil sende varsın. Ayrıca tenhadaki tek iş-"

"Sessizliği seviş."

Sözünün gerisini getiren kız tatlı gülümsemesi ile yanına oturdu. İkisininde sessizliği aynı anda sevmelerine bir mâni görmüyordu. Konuşmaya başlayacak konu bulamazlarken az önceki ikisininde emeği ile dünyaya ulaşan kelimenin sahibini andılar.

"Jotunheim?"

"Jotunheim..."

Blog yazarının ismi ile açılan sohbeti canı sıkkın kız merak ettiği bir şeyi Uzay'a sordu. "Herkes neden o yazarı okuyor anlamıyorum."

Az önce kitabındaki bir sözü ezbere bilen kızın sevmediğini görünce şaşırdı. Ona doğru başını çevirdi. Ablası bunu duysa çok üzülürdü. "Sen okumuyor musun? Ama sözünü biliyorsun."

Tatlı ve samimi kız yine içini ısıtan bir şekilde gülümsedi ve sır verirmiş gibi kimsenin duymasından çekinerek kısık sesle konuştu.

"Bende okuyorum ve seviyorum ama niye sevdiğimi bilmiyorum. Sana bu yüzden sordum."

Uzay buna gülümseyip önüne döndü. Ablasının benim kitabımı herkes sever kibri doğru çıkmıştı. Ondan büyük olan kızın merağını giderdi çünkü onunla konuşmak hoşuna gitmişti.

"Aslında masalları hep aynıdır, abla."

Kız bu dediğini tartsada okuduğu kitaplarla oturtamadı. "Ama klişe değil."

"Çünkü kahramanları farkıdır. Biz sonunu bilsekte bu sefer farklı olur ümidi ile yeni kahramanların hatrını da katarak dalarız kitaba."

İkiside derin bir nefes alıp içlerindeki çöküntüye daha da gömüldüler. Kız iç çekerek "Değişmiyor sonu." diyerek dertlendiğinde küçük dert ortağı Uzay'da katıldı. "Ama yine de dalıyoruz."

Uzay kafasını çevirip yanında oturanı inceleyerek baktı. Yeni bir şeyin geleceğini anlayan kız hazırım gönder der gibi baktı. Uzay'da merak ettiği şeyi sormaya cesaret etti."Meriç, sizin sınıftaki kötü çocuk. Sence onun gibi olabilir miyim?" Bu sorunun cevabını o kız bilebilirdi.

Kız bundan gerçekten korkar gibi "Allah yazdıysa bozsun." dediğinde Uzay'ın yüzü düştü. Sanki son şansını yitirmiş ve bu şansı ona bu kız bahşedebilirmiş gibi hissetmişti.

"Ama eğer o olursam baş kahramanı ben olan hikaye yazılır ."

Onun naif kalbinin varlığını sezen sevecen kız onu teselli edercesine "O zaman aynı hikaye olmaz mı?" diye sordu. Böyle deyince Uzay aniden küsüp kollarını göğsünde birleştirdi. "Senden küçüğüm ama salak değilim. Beni kandırmaya çalışma lütfen."

"Ne dedim ki ben? Kandırdım mı, ne konuda?"

"Seninde aynı hikayedeki masum kız olduğun konusunda. Sende aynı hikayenin içindesin, Kötü Çocuk Meriç seni seviyor. Sende onu seviyorsundur kesin. Benide aynı hikayede olmaktan caydırmaya çalışıyorsun. Bende sevdiğim kıza baş karakter olmak istiyorum. Sakın sende ablam gibi deme bana."

Kız teslim olmuş gibi kafasını kapıya dayadı. "Kötü Çocuk Meriç'i sevip sevmediğimi bilmiyorum." Alt sınıf öğrencisiyle dertleşirken kendine inanamayan kız canı sıkkın oğlana döndü. "Sevmek için küçük müsün, ablanın dediği yani. Ablan sana böyle mi diyor?"

Uzay dilini şaklatıp reddetti."Hayır. Seven kalp bensem severken başkası gibi davranmamam gerektiğini söylüyor."

Kız tanıdık cümleyle gülümseyip "Sanırım ablandan Jotunheim okuyor." dediğinde yine dil şatlatması duydu.

"Keşke okusa. Okusada her masal aynıyken beni başka hikaye yazmam için zorlamasa."

Bölüm sonu

5 yorum