Can havliyle gelen otobüse kendilerini attılar. Aslı, olayın şokunu attığında otobüsün camına yüzünü yaslamıştı. Ellerini de cama dayayarak arkasından koşan abisine baktı.
Dramda gişe rekorları kıran, sinema perdelerine yansımış klişe ayrılık sahnesini çekti. Ağlamaklı gözlerle abisine baktı. Onun için fonda duygusal bir müzik vardı.
Uzay, heyecan doluydu. Nefesini kontrol altına almak için ellerini dizlerine koyarak çömelmişti. Birkaç dakika öyle kaldı. Daha sonra dinç bir şekilde dikeldi. Burnunun dibinde gözlerini kısmış ona öfkeyle bakan Aslı'yı görünce irkilip Maya'ya yaslandı. Neler olduğunu anlamaya başladı.
"Senin burada ne işin var!"
Aslı, suratından öfkeyi indirip hayretlerini asarken diğer yolcuları umursamadan "Beni sen sürükledin! Beni de kaçırdın." diye çemkirdi.
Onun konuşmasını duyan yaşlı teyzenin biri ardı ardına dilini şaklatarak ayıpladı. Gözlerini süzerek çevirirken "Yaşlarına başlarına bakmıyorlar..." dediğinde ona hak veren Aslı hüzünle konuştu.
"Haklısın teyze. Benim yaşım başım kaç. Benim iri göbişim bile lens."
Çantasını şişman insanların göbeklerini oynatması gibi hareket ettirip kendini acındırdı. Uzay hafızasında o anlara geri döndüğünde bunun refleksle yapılmış bir şey olduğunu açıklamak istedi.
"Ben o ara ne yaptığımı bilmiyordum. Ne koparırsam kâr deyip tutup koştum. Sen git! Bizim ilk buluşmamızda ne işin var senin!"
Aslı onun söylediklerine gücendi. Daha sonra sinirlendi ve tepki olarak tükürüğünü kurşun gibi ona yolladı.
"Nankör seni! Ben senin için neler yaptım, gelmiş bana ne diyorsun! İnşallah çorabın delinirde oradan kaçan parmağın ayakkabıya değip su toplar."
İlk olarak tükürüğü iğrenerek yüzünden silen Uzay daha sonra garipseyerek ona baktı. "O nasıl bir beddua?"
"Ufo öğretti."
Dırı rıd dırı! Rek lam lar!
Ufo bedduaları! Tüm beddualar patentli olup büyü özelliği taşımaktadır. Ufo bedduaları! Yapmanız gerekenler çok basit; büyümüzün mührü olan tükürüğü kişiye doğru salıverin. Ufo bedduaları! Sonra bedduanızı edin göreceksiniz, tükürüğünüzün tuttuğu gibi bedduanızda tutacaktır. Ufo bedduaları! Yüzde yüz yerli ve özgün!
Bedduaların sekmesi kullanıcı hatası olarak görülür. Mesuliyet kabul etmiyoruz.
Maya onların arasına girdi. Uzay ile yanlız vakit geçirmenin ona ümit vereceğini düşündü, bu kötü olurdu. Bu yüzden yanlarında biri daha olması -bunun bir de hemcinsi olması daha- işine yarardı.
"Bence o da bizimle gelsin."
Aslı burun kıvırdı küçümser gibi "Ne münasebet!?" diye karşılık verdi. Yine de kimsenin itiraz etmesine izin vermeyen Maya, onu koltuğa oturtup yanına geçti. Sahte bir heyecanla tepesinde dikilen Uzay'a baktı, sevimli bir şekilde gülümsedi.
"Çok eğlenceli olacak."
Aslı daha fazla reddetmese bile onu istemeyen arkadaşına gözlerini kıstı. "Otobüsün parasını da sen öde! Pislik!" İçinden gelen öfkeye dayanamayıp yeniden tükürdü.
Ortalarından duran Maya hızla geri çekildi. İleti gibi giden tükürük ile sahibinin arasından çıktı. Tükürük adrese gitti. Yüzüne darbe yemiş gibi gerileyen Uzay, kendine gelebilmek için kafasını salladı. Sonra söylenerek akbilini cebinden çıkardı.
"Sekmiyorda zalım lamanın tükürüğü!"
•
Aslan Hoca giden otobüsün peşinden çaresizce bakarken endişe içinde taksi gelmesini bekliyordu. Vira(Güneş'in arabası) yanına yaklaştı. Güneş arabanın camını indirip seslendi.
"Buyrun, sanırım aynı yere gideceğiz."
Kardeşleri birlikte gitmişti. Aslan, bunun için Uzay'ı suçlarken ablasının arabasına binmek istemedi. Kaşlarını kaldırıp reddetti. Ön koltuğa oturmak için heves eden Yağız Efe arkadan uzanıp "Binmiyormuş ben öne geçeyim." diye ısrar etti.
Güneş ona kaşları çatık bir şekilde bakış atıp gerilemesini sağladıktan sonra hocaya döndü.
"Trafiği tıkıyoruz hadi! İş çıkışı saati geçen tüm taksiler dolu olur."
Bu söylediği ikna edici olunca Aslan trip atar gibi arabaya binip sinirle soludu. "Kardeşin neden kardeşimi zorla götürdü?"
"Bunu kendisine sorarsınız."
"Nereye gittiler peki biliyor musunuz?"
Güneş cevap verir gibi dikiz aynasından arkadaki ikiliye baktı. Rüşvet olarak aldığı parayı birde koklayarak test eden Ufuk soruyu cevaplamak için ara verdi.
"Yakındaki AVM'ye gittiler. Kitapçıya gidecekler."
İkiside arkadaşlarını ispiyonladıkları için kendilerini kötü hissetmediler. Ellerinde bulunan Güneş'in konuşturmak için verdiği ikna edici unsur nedeniyle Uzay'ın onlara hak vereceğini düşünüyordu. Sonuçta paraydı bu.
•
AVM'ye yaklaştıklarında otobüste ön koltuktan arkaya kısık ve kindar bakışlar atan Uzay ayaklandı. Maya ile yapacağı yolculukta omzuna başını koyar ya da aynı kulaklıktan şarkı dinlerler diye hayal etmişti. Şarkı listesi bile hazırlamıştı.
Gelgör ki şimdi Aslı, onun aşık olduğu kıza oyuncak ayısı gibi sarılmıştı. Maya'nı omzunda ağzı açık uyurken salyasını akıtıyordu. Kız bu yüzden daralsada uyuyan kızın elinden kurtulabilmek için durağı bekliyordu.
Uzay arkadaşına kibar davranmayıp hâlâ daha 'göbüş' olarak önüne taktığı çantayı çekiştirdi.
"Geldik uyan!"
Sarsılarak uyanınca deprem olduğunu zanneden Aslı panikle gözlerini açıp sığınacak bir yer aradı. Bir yandan ellerini açıp dua etmeye başladı.
"Allah'ım ben Sıdıka teyzenin çamaşır ipini kesmek istememiştim aslında. O uyuzların topunu da saklamak istememiştim aslında. Beni cehenneme atma ne olur!"
Ona ifadesiz bir şekilde bakanları fark edince mahçup olarak yavaşça doğruldu. Bahane olarak "İstanbul depremleri psikolojimi bozdu da." giderek kısılan sesiyle birlikte ellerini önünde birleştirdi ve başını eğdi.
Rezil olmasına gülen Uzay işaret parmağını uzatarak yerin dibine girmek isteyen arkadaşını daha da belirginleştirdi. Aslı ona tükürmek için tam harekete geçecekken Uzay teslimiyet gösterip ellerini havaya kaldırdı.
Onların arasındaki fazlaca çocuksu şakaları kaldıramayan Maya derin bir nefes aldı ve omuzlarını düşürdü. Şimdiden sıkılacağını hissediyordu.
Durakta inip AVM'ye doğru yürümeye başladılar. Maya üstüne başına çeki düzen verip insanlar arasında daha iyi gözükmeye çabaladı. Saçlarının önünü düzeltip parmaklarını kaşlarından geçirdi.
Onun bu seyansını şaşkın gözlerle izleyen Aslı duraksadı. Bir kız olarak kendininde çeki düzen vermesi güzel olurdu. Fakat onun yapacağı düzeltme karışık küt saçlarını kamufle etmek için geniş sweatinin kapüşonunu geçirmek oldu. Birde iplerini en sıkı şekilde germek.
Uzay gözlerine hülyalar yerleştirmiş. Tavuk dönerin camekanına bakan Şaban gibi kaldı. Maya'nın her halinin güzel olmasını olağanüstü bir durum geliyordu.
Eros ayıp bilmeden avret yerlerine flu çekilmiş vaziyette tepesinde geziniyordu. Elindeki oku ile ara ara şeytan gibi dürtüyor 'napen bakem' diyerek yokluyordu.
Aslı ona olan sinirini yansıtmak için bu ahmak halinden yararlanmak istedi. Gafil avlamak için fırsattı. İlk önce ayağını ona doğru uzatıp çelme taktı.
Uzay ne olduğunu anlayamadan yere yüz üstü düştü. Yanağını zemine değdiğinde acıdan iniltiler çıkardı. Kemikleri acımıştı ve bu acıdan sonra sevdiği kızın yanında düşmenin mahçupluğunu yaşayacaktı.
Aslı vicdan azabı hissetmeyip sahte ve yapmacık bir şekilde düşüyormuş gibi sendeledi. En kötü ve yapmacık oyunculuğunu sergiliyordu.
"Omen tonrem. Sanırsam düşüyorum. My Got ooo!"
Bir kaç yalancı dengesizlik sonrası kendini yerde acı içinde yatan Uzay'ın üzerine bıraktı. Uzay son nefesini de derin bir şekilde içinden bırakıp sükunete koştu. Ablası yakalasa daha mı iyi olur diye düşünüyordu.
Aslı ise hâlâ yapmacık rolünden çıkmış ne de çocuğun üzerinden kalmıştı. "İri göbüşüm, dengemi bozduysa tabii. Düşüverdim birden."
•
"Dur! Burası!"
Yağız Efe eliyle işaret edip AVM'nin en alt katındaki marketi gösterdi. Güneş onun gösterdiği yeri gözleri ile taradı. Kardeşini görmemişti ama reyonların arasında olabilirdi. Bu kocaman markette bulmak oldukça zor olacaktı.
Güneş heyecan içinde yerinde duramayan Yağız Efe'ye komut verdi. "Siz bu taraftan gidin. Eğer beni satmazsanız ve Uzay'ı bulunca beni ararsanız. Bir ellilik daha alırsınız."
Gözlerinden paralar fışkıran Yağız Efe tazı gibi tavşanın aramak için vakit kaybetmeden reyonların arasına koştu. Parayı duyunca oyundan yeni bir can hediye enerjiyle dolmuş Ufuk'ta etrafa bakındı.
İlk gördüğü alışveriş arabası çekip içine girdi. Korsan gibi hissedip elindeki hayali dürbünü ile etrafı taradı. Ganimete konmalıydı. Hırs gözünü bürüdüğünde Jack Sparrow oldu. Siyah İnci'nin peşine düşecekti. Kimsenin bilmediği diyarlarda gemisi ile gezecekti.
Ama her şey bozuldu, hayalleri gemiden suya düşüp bozuldu. Bu hayalden Güneş'in kafasına vurduğu şaplakla ister istemez çıktı. Güneş kaşlarını çattı, hiçbir açıklama beklemeden çemkirdi.
"Babanın eşeği vardı sanki. Kim itecek seni? Kalk git, düzgün ara!"
"Vurma çocuğa!"
Aslan varlığını belirtirken sesindeki uyarıcı ton kibarlıktan uzaktı. Güneş biraz çekindi fakat geriye çekilmedi. Kardeşini bulmaya odaklanacaktı, sağa yönelip bakınarak ilerledi.
"Yefe Annecim!"
Ufuk alışveriş arabasının kenarından tutup arkadaşına seslendi. Burada bir başına kaldığında annesi tarafından terk edilmiş gibi hissetti. Gözünün önünde yüzlerce çikolata olsa da annesi için ağlayacaktı. Neyseki çağrısına hemen yetişen anaç ruhlu Yağız Efe onu şefkatli kollarla sardı.
"Oy benim balam(yavrum) korkmuş mu? Kıyamam."
Bu sıcak temas kesilince odak noktaları yine aynı oldu. Para; yani Uzay'ı bulmak. Yağız Efe market içinde alışveriş arabasında Ufuk'u iteklerken iki çift göz radar gibi işliyordu. Onu bulacaklardı.
Ufuk, içki reyonuyla karşılaştıklarında televizyonda flu çekilirmiş gibi ellerini gözlerine kapattı. Sırf harama bakmakla günah işleyip cehenneme giderler diye korkuyordu. Alışveriş arabasını içine iyice sindi.
Sokakta öpüşenleri görmüş sarkık göğüslü şişman teyzenin ayıpladığı şekilde Yağız Efe'de alkol reyonuna kocaman açtığı gözleriyle bakıyordu. Alışverişi bir an önce bitirmeliydiler.
Yaklaşık beş dakika sonra kendileri için bir şey alıp kasadan geçirdiler. Ücretini isteyen kasiyer kadın Yağız Efe ve Ufuk'a sertçe bakmaya başladı. Ufuk hâlâ daha alışveriş arabasının içinde oturmuş aldıklarını kucağında tutuyordu.
Yağız Efe kendinden para istendiğinde saniyelik kalp krizi geçiriyordu. Evladından ayrılırmış gibi tek bir kuruş için dram yapıyordu. Ama bu sefer rahattı. Kasaya gelmesi için Güneş'e mesaj attı. Dakikalar sonra gelincede ödemeyi yapması gerektiğini söyledi.
Güneş ellerini beline koyup "Bak sana sen! Senin babanın eşeği mi var? Kendi aldıklarınızı kendiniz ödeyin." diye çıkıştı. Ama onun burada olması gibi mükemmel bir fırsatı kaçırmayacak iki arkadaş üstüne gittiler.
Ufuk şeytani bir gülümseme ile yaklaşıp kısık sesle teklifte bulundu. "Eğer istersen kitabını ünlü bookstagram hesabında tanıtılmasını sağlarız."Buna ihtiyacı olmamasının kibrini yüzüne yansıtan Güneş gerindi. "Sence bu gibi reklama ihtiyacım var mı benim?.."
"Bir ay boyunca arabanı yıkarız."
Yağız Efe'nin teklifi hiçbir zaman reddemeyeceği bir teklifti. Arabasını yıkamaktan hoşlanmayan Güneş, bu işi onlara yıkmayı seviyordu. Direk cebinden cüzdanını çıkarıp ödedi.
•
Yemek katına giderlerken karşılarına çıkan kitapçıyla rotayı hemen oraya çevirdiler. Aslı kapüşonunun ipini gevşetip etrafa merakla bakarken hangi kitaba el uzatması gerektiğini bilmiyordu. Ne Uzay ne de Maya gibi kitap okuyordu. Onların ikisi hep kitap okuyorlardı ama Aslı okuma ihtiyacını ders kitaplarını okurken karşıladığına inanıyordu.
Fakat tayfada Uzay ve Ufuk kitaplardan bahsedip hararetli yorumlar yaparken hep okumaya imreniyorum. Daha sonrada okumaya erinip her boş bulduğu vakitte uyuyor ya da dizi izliyordu.
Maya çok satanların önünde durdu. Heyecanla göz gezdirdi. İçinden çığlık atarcasına eline aldığı kitabı evirip çevirirken gözleri parlıyordu. Buna göz devirecek olan Uzay kitabın içeriğindeki konuyu rolle aktarmaya başladı.
Sesini tizleştirip rol arkadaşı olarak Aslı'yı seçti. Karşısına geçtiğinde zaten kankiloştoşkosu ile bu tür tiyatroları yapan Aslı'ya kitaptaki karakter ağzından konuştu.
"Bana kötü davranıyorsun ama olsun. Seni seviyorum bad boyum, narsistim, psikopatım. Niye? Çünkü ben malım. Beni kolumdan tutup evinden attın, üzerime nice güller kokladın ama Bad Boyum ben seni seviyorum. Sende beni seviyorsun nereden mi biliyorum? Nahanda bi bok bilmeyen şuramdan."
Sonunda elini sertçe kalbine bastırdı ve bayık kurgunun temasını ortaya döktü. Maya onu izlerken kitabın heyecanını söndürmesine sinirlendi. Bir hışımla yerine koyup diğer raflara yöneldi.
Bu sefer fantastik türdeki bir kitabı aldı. Uzay'ın buna nasıl bir yorum getireceğini merak edip yüzüne doğru salladı. "Peki bu? Kitap fantastik. İçinde krallıklar falan var."
Uzay bu bilmiş tavırları bir ceket gibi üzerine giyindi. Köşe yazarı edalarında elini çenesinin altına koydu.
"Kitap fantastik ama gelgör ki romantizmden başka bir şey yok. Yazar sırf insanlar mantıklı düşünmesin diye fantastik yapmış. Kendi evreni içinde baş karakterlere aşk yaşatmak için ortam hazırlamış. Bunun fantastikliği evlilik yıl dönümü kutlamak için hazırlanan masalar gibi. Normallerden farklı; tabakta gül var bu çok saçma. Ama sırf yıl dönümü olduğu için bunu düşünmüyorlar. Kitabın fantastikliği işin ambiyansı. Yoksa bir Yüzüklerin Efendisi değil o kitap."
Maya dayanamadı. "Bunun nesi kötü!"
"Biz okuyucuyuz bize kötü olmasa bile gerçek fantastik yazarlar için kötü. Düşünsene romantizm yazıpta fantastik yazdığını zanneden yazarla aynı kategoridesin."
Maya kendini tutamadı, o kadar ayrı kafadaydılar ki bunu küçümseme içinde belli etti. "Düşünsene sende benim gibi kitap okuyorsun."
"Ne kadar ortak noktamız var değil mi?"
Onun aşk dolu bakışlarından kaçan Maya hızla diğer raflarda gezindi. Onun bu ukala haline bir son vermek istiyordu. Aynı zamanda çok merak ettiği bir noktaya gelmek istedi. Rafta bulduğu kitabı sevinçle eline aldı. Sinsi bir gülümseme ile kitabı ona doğru uzattı. "Peki bu kitap çok bilmiş."
"O Jotunheim'ın kitabı." Gözlerini kaçıran Uzay köşeye sıkışmıştı. Fakat ablasının kimliğini söylemeyecekti. Bunu yaparsa büyük bir hata yapmış olurdu. Gözleri gezinirken Maya'nın arkasındaki ablasını gördü.
Maya kaşını kaldırıp asıl sorusunu sordu. "Evet. Bu senin, kimsenin erişemediği kitap kapağına kolaylıkla eriştiğin yazarın kitabı. Söyle bakalım onu nereden tanıyorsun?"
Kaderin olağanca sakinlikle yaşanmasını istediği her şey itaatkâr olup yaşamda seyrediyordu.
Uzay, tenis maçı seyreder gibi kafasını ablasına ve sorusuna cevap bekleyen Maya'ya çeviriyordu. Gerilimden fayda sağlayıp kendine drama kasan Aslı arkasındaki rafa sırtını verip kollarını iki yana açmıştı.
Yeşilçam filmlerinin bastımyanlışanladım sahnelerinin parodi çekimi içerisindeydi. Biraz daha sürse 'nayır talat yanlış anladın bizi' diyerek Güneş'in yanına yavaşlatılmış hareketlerle gidecekti.
Uzay, ablasına son bir kez baktı. Sura üflense Aslı'yı anca bu kadar panikletebilecek komutu bağırdı. "Run!"
Uzay ve Aslı için can havli ile kaçış vakti. İkiside panik içinde rafların arasına girmeye çalıştıklarında birbirlerine çarpıp yere serildiler. Bu sefer kardeşini elinden kaçırmak istemeyen Güneş toparlanmasını beklemeden tepesinde bitti.
İki arkadaş birbirlerine hüzünle baktılar. Yakalanmışlardı. Şapşallıkları sonları olmuştu.
Kardeşinin kolundan tutup ayağa kaldırırken sinirle söylendi. "Mal çocuk sanki bir tek kendileri ingilizce biliyor. Run deyince koşacağınızı biz anlamıyoruz çünkü..."
Aslı arkadaşı yakalanınca kendide otomatik olarak yakalandı saydı. Ellerini yukarı kaldırıp etrafında yüzlerce polis varmış gibi silahsızlığını kanıtladı.
Bugünki aksiyonun sonuna gelindiğini anlayan Maya omuzlarını silkti. "Sanırım bugünü burada sonlandırıyoruz. İyi günler." deyip onları umursamadan arkasını döndü.
Onun bu tepkisizliği Uzay'ı yaraladı. Yanında kalmasını ve Aslı gibi saçma şakalarda bulunmasını isterdi. Alt dudağını sarkıtıp sesi titreyerek arkasından seslendi. "Açaydım gollarımı gitme diyeydim."
Maya umursamadan kitapçıdan çıkarken gördüğü matematik hocasına başıyla selam verip yoluna devam etti. Aslı, abisini görünce kollarını indirip telaşa kapıldı.
Uzay'ın önüne geçip kendini siper ederek oyunculuğunu yeşilçamdan günümüz aşiret dizilerine transfer etti.
"Elini kana bulama Abey, isteyerek kaçmışımdır! Elini yanağını öpem ağam, tek çaresi ölüm olmayabilir."
Onun bu haline hepsi göz devirirken Aslı ciddiye alınmadığını veya herhangi bir alkış almayacağını anlayınca modu düştü. Neden istediği dizide play tuşunda yaşarken insanlar hep pause'da takılmışlardı anlayamıyordu. Yana doğru çekilirken Güneş'i gösterdi.
"Olmadı bu kızı sana alır berdel yaparız. Olay kapanır."
Güneş duyduğu söz sonrası nefesi boğazına tıkınırken Aslan'da kız kardeşine gözlerini belertti. "Bir daha annemle dizi izlemek yok sana. Saçma sapan dizilere bakmayacaksın."
Elindeki çubuk krakeri ısıran Ufuk, öğretmeninin yanında birden belirmiş gibi adamı korkutarak konuşmuştu.
"Annesiyle değil benimle izliyor."
Konu diziden açılınca son güncel dedikodularını yapmadıklarını hatırlayan iki kankiloştoşkolar yaklaşıp konuşmaya başladı. Ufuk gözlerini kısıp kaynana taraftarı olarak geline olan kinini kustu.
"O pis şıllık son bölümde neler etti öyle. Ben kaynanadan büyük atak bekliyorum. Fragmanı izledin mi sen?"
"Sen onu geçte, damadı cıvık sakız gibi tüm oyunlara çektiler. Ben adam yerinde olsam anamı karımı boşar, aşiretimi de terk ederdim."
Uzay odak noktasında ayrıldığı için mutlulukla sırıtıyordu. Ablası bunu görüp tam ona dönmüştü ki kitapçının camına Yağız Efe yapıştı. Hızla seyreden bir arabanın camına yapışmış sinekten farksızdı.
Olanları duymak için kulağına cama dayadı ama ses gelmeyince o konuştu. "Az sesli konuşun duymuyorum."
Uzay, ablasının elinde kurtulmak için sıvışarak "Ben gidip Yefe'ye bakayım." dediğinde bu numarayı yemesede insanların içinde ona kızmak istemeyen Güneş hesaplaşmayı eve sakladı. Kardeşinin gururunu incitecek bir şey yapmayı kendine ve Uzay'a da yakıştıramadı.
Aslan'da kitap reyonun dayanmış arkadaşıyla dizi dedikodusu yapan kardeşine seslendi. "Hadi Aslı, eve gidelim."
Uslu bir kız olarak abisinin sözünü dinleyen Aslı kankiştoşkosunun koluna girerek ilerledi. Hep birlikte kitapçıdan çıkarken Yağız Efe cama yüzünü yapıştırmış neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Az sesli konuşun dedim. Nereye gidiyorsunuz?"
Kimseyi göremeyip panikle bakarken Uzay kolundan çekip camdan uzaklaştırdı. Bir an kendini boşlukta hissedip fanusundan çıkmış balık gibi alık alık bakındı. Dünya üzerinde bir kopukluk yaşadı. Bu hayat boşluğunu en çok değer verdiği nokta olan yemekle doldurup yaşamına geri döndü.
"Yemek yiyelin! Tokum ama yine de yiyeceğim!"
Onun hatırlattığı nokta ile karnı guruldamaya başlayan Aslı abisine yavru köpek gibi gözlerini kocaman açık parlatarak baktı. "Ben ve midemde açız."
Güneş ve Aslan birlikte bir yemek yemeyi gözleriyle anlaşarak karar vermeye çalışıyorlardı. Pek iyi bir muhabbetleri yoktu ama kardeşleri için bunda sakınca görmediler. Hepsi birlikte hamburgerciye gidebilirlerdi. Sadece çekinerek birbirlerini davet edemediler.
Yağız Efe gözlerini kısıp sinsice Aslı'ya yaklaştıktan sonra çemkirdi. "Ben ve midemmiş! Aç! Sen benim geldiğim yere gelemezsin. Bir mutfağa iki aç çok kayınço! İkimizden birine dar bu AVM."
Aslı bu konuda asla geriye çekilmezdi, açlık bir onur meselesiydi. Kankiloştoşkosunun kolundan çıkıp rest çekerek karşılık verdi.
"Bu savaş sürer gider kayınço, benden söylemesi."
Kendilerine komedi çıkmış Uzay ve Ufuk heyecanla tribün oluşturmuştular. İkiside aynı şeyi söyleyip kızıştırdıkları olaydan nemalanmayı beklediler.
"Kayınço savaşları başlasın o zaman!"