"Kayınço savaşları başlasın o zaman!"
Ama bu ciddi bir konuydu; aşırı ciddiyet yoksukluğu olan her mevzuya ciddi yaklaşırlardı. Bu artık Lise Teksas olayıydı. Bu işe anca bayılana kadar ciddiyetsizlik çözerdi.
Lise Teksas'ta sıradan bir gündü... Her şey her zamanki gibi vahşiydi. Sallanan kapıdan aynı anda giren iki kovboyda Açlar Birliği Şefliği için kıyasıya yarışacakları gözlerinden belliydi. İkiside silahlarının tozunu alır gibi ovuşturdular.
Güçlü, tuttuğunu ısırıp koparan dişler, yüklü miktarda mühimmat alacak büyük ağızları ve gönderdikleri her besinin içinde saklambaç oynarken kaybolduğu derin mideleri... Tüm silahları bunlardı.
Açlar Birliğinin Şefi olmak hiçte kolay olmayacaktı. Bara doğru yaklaşıp yumurta topuk çizmelerini seslerini duyurdular. Tabureye oturduklarında ikiside keskin bakışlarını birbirine mide krampı olsun diye yolladı.
Onlara yemek getirecek bir hancıya, hiç yorulmadan yemek yapacak aşçıya ihtiyaçları vardı.
Onların kavgalarına odaklanmış dörtlüye döndüler. Güneş beni salın der gibi bıkkınlıkla kafasını çevirirken Aslan biraz sonra içinde biriken tüm öfkeyi salacağını belli eder gibi bıyıklarını düzeltti.
Düşmanlar ilk kez ortak fikirde bulundular, ikiside aynı anda taraftarlara konuştu.
"Tarafınızı seçin."
Güneş tepkisiz kalmayıp "Saçmalamayı kesinde gidelim artık dediğinde." ciddiye alınamamak Yağız Efe'yi üzdü.
"Bu çok önemli bir ciddiyetsizlik Güneş Apla. Konu çok ciddi lütfen tarafını seç."
Güneş gülerek cevapladı. "Senden uzak Allah'a yakın olmayı seçiyorum o zaman."
Yağız Efe ambarına fare dadanmış, tüm tarlaları yanmış köylü gibi dizlerinin üzerine çöktü. En güvendiği yerden darbe yemişti. En büyük oyuncu kaybını yaşadı. Arkadaşı Uzay onu teselli etmek ister gibi elini omzuna koydu.
"Ben senin yanındayım kardi."
"Sen değil banka kartı ablan lazım."
"Bu dünyada paradan daha değerli şeylerde var kardi."
"Keklemişler seni mal! En değerli şey para çünkü onunla yemek alabiliyorsun."
Güneş onu ızdırabını keyifle izliyordu. Sürekli onu sinir eden Yağız Efe'nin çöküşünü ilan etmişti. Onu teselli etmeye çalışan kardeşine de bakıp onlar için toplu intikam töreni hazırlamaya koyuldu. Aslı'nın yanına geçip omzuna kolunu attı.
"Kız dayanışması diyorum."
Ufuk'un gözleri parladı ve kazanacağı belli olan takımda bir an önce yer almak için işe koyuldu. İki kızı meşakkatle ayırıp ortalarına girerek yenileceğini düşündüğü arkadaşlarına sırıttı.
"Kankiloştoşko dayanışması diyorum."
Yağız Efe bu ihanetin acısıyla hırs yapıp ayaklandı. Üzerine kuma getiren arkadaşına delici bakışlar yolladı. "Senin aklını hep kayınço karıştırdı. Az önce anne diye peşimden ağlıyordun oğul, sütümü sana haram ediyorum."
Aklına gelince çikolatalı sütünü cebinden çıkarıp pipeti dişlerinin arasına alan Ufuk ona hak verilmesini istedi, anlamalarını rica eder gibi baktı. "Matematik çok şerefsiz bir spordur kanka."
Aslan bu duruma adapte olamayıp az önce eve gidecekleri kız kardeşine baktı. "E, yani şimdi ne yapacaksınız?"
Aslı ve Yağız Efe kapüşonlarını kafalarına geçirip güç gösterir gibi iplerini sıktı. Sağ gözünü havalı olmaya çalışarak seğirten Aslı inme iniyormuş gibi gözüktüğünün farkında olmadan iddialı konuştu.
"Ruhumuza kadar sinmiş tüm açlıkla yiyeceğiz. Açlık oyunlarını hamburgercide vuruşurcasına yiyeyerek sonlandıracağız."
Yağız Efe ümidi olmasada şansını denemek istedi. Şirin bir şekilde sırıtarak hocasına yaklaştı.
"Hocam benim tarafımı tutar mısınız? Karşılığında iki ders boyunca konuşmam."
Dilekleri kabul olmuşçasına hemen atılan Aslan "Tabii. Ben de huzurlu eğitim diyorum." diyerek kız kardeşine ihanet etti. Kız kardeşinin gönlünü alma fırsatı olabilirdi ama bu yüzyılda bir gelen Yağız Efe'nin derste sessiz olmasını kaçıramazdı.
•
Siparişler geldi, iki ezeli düşman karşı karşıya geçtiler. Önlerine yığılan hamburgerlere kısa bir göz gezdirip ince bakışlarla süzdüler. Yağız Efe rakibini kışkırtarak morali bozup strateji yapmaya çalıştı.
"Benim kadar aç olmazsın kayınço. Ben açlığını bile yiyebilecek kadar aç biriyim."
"Sen merak etme Yefe benim midem bile ayrı bir canlı halinde yaşar. (Elini karnına vurdu.) İçeride yerimiz bol bizim. Kamyon yanaştır mideme boşalt o kadar yani."
"Az laf çok hambuger kayınço."
Uzay'ın geriye sayımı ile savaş başladı. Yırtıcı gibi üzerine atıldıkları hamburgerlerin bedenlerini parçalayıp etini kopardılar. Can havliyle yemeye koyulduklarında tribünlerde hamburgercinin çalışanlarıda vardı.
Uzay ve Ufuk birkaç turşu ile bahis bile oynadılar. Tuttukları yarışçıların omuzlarını ovup alınlarındaki teri alarak destek çıktılar.
Süre dolmak üzereyken en çok hamburger yiyen kazanacaktı. Aslı odasını toplamayıp yatağının altına sıkıştırdığı eşyalar gibi hamburgeride son saniyelerde koca yanaklarının içine sıkıştırdı.
Yağız Efe parmakları arasında kaçmak isteyen parçaları bile yakalayıp ağzına atıyordu, nefes almadan yiyordu. Zaman bittiğinde kazanın kim olacağı merakı saran Güneş elini masaya vurdu. "Bitti!" diye bağırdı. İkisi de geri çekildi.
Sonucu söyleyecek olan ve noterlik görevini üstlenmiş sayısalcı Aslan tabaktaki hamburgerlere bakıp hesabını yaptı. Kardeşine üzülerek baktıktan sonra "Kazanan Yağız Efe." diye ilan etti.
Yağız Efe sevinç çığlıkları atıp yumruk yaptığı elini zaferle havaya kaldırdı. Kendiyle gurur duyuyordu. O gelmiş geçmiş en büyük açtı, gözleri yaşardı. Açlar Birliği Şefi kesin olarak oydu.
Aslı ağzındakiler yutup alt dudağını sarkıtarak kankiloştoşkosuna döndü. "Yola bensiz devam et, yoldaş."
Sonra resmi devrilişini ilan eder gibi yanında oturan Güneş'in üzerine bayılırdı. Açlığının son damlasına kadar savaşmıştı. Onuruyla son nefesine kadar yemişti.
Ufuk kankiloştoşkosunun tabağını önüne alıp yiyemediği haburgerlerden turşuları çıkarıp aldı. Bahsi onlara karşı kaybettiği ve arkadaşı ile zafer sevinçleri yaşayan Uzay'a uzattı.
"Bizde turşu borcu namus borcudur, al kardi."
•
Eve geldiklerinde her ne kadar kaçarsa kaçsın muhterem sona gelen Uzay aman dilemek için ablasına baktı. Ceketini çıkarıp portmantoya asan Güneş kurbanının kesim için uygunluğuna baktı. Gayette uygundu.
"Odama." diye komut verip önden yürüdü. Uzay kaderine mahkum, eli mecbur, dili suskun arkasından çantasını sürterek takip etti. Dar ağacı olan yatağa oturup karşısında cellat gibi dikilen ablasından af diledi.
"Özür dilerim abla."
"Neden yaptın? Sonradan özür dilemek için mi?"
Uzay ablasının anlamasını umarak itiraf etti. "Onunla vakit geçirebileyim diye yaptım. Senin hayranın, en çok sevdiği yazarsın. Kitabın kapağını herkesten önce görmek mutlu ederdi."
Güneş ister istemez yumuşayıp kardeşinin yanına oturdu. Onun yaptığı yanlış bile bir yanlışın doğurduğuydu. Vakit geçirebilmek için sevdiği yazardan faydalanmak ve rüşvet verir gibi kapağını vermek yanlıştı.
İnsan karşılık bulmak istediği sevgiye içtenlik verebilirdi, rüşvet değil. Bugün kızıda görmüştü ve kardeşini umursamadığını düşünüyordu.
"Bak mal çocuk. İnsan birini sevdiğinde onu etkilemeye çalışır, o da onu sevsin ister. Ama bunu kendi benliğini göstererek yapar, bir başkasından faydalanarak ya da bir başkasını gibi davranarak değil. Kendin ol seviyorsa seni böyle sever."
"Kişisel gelişim kitapları gibisin abla. Hayat yolunda kırbaç veren sözlerin var ama hepsi hava gazı."
Ablasının söylediği ve ettiği tavsiyeler sonucunda Uzay hırçın ve derbeder haline yeni türküler ekleyerek ayağıya kalkıp odadan çıktı. Kimsenin onu anlamadığını düşünüyordu.
Aslında ona göre her şey basitti. O Maya'yı görür görmez etkilenmişti. Maya'da ondan etkilensin ve sevsin istiyordu. Her şey bu kadar basitken işi karıştıranın ergenlik olduğunu biliyordu.