İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 12 · 18 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 12

Burası Altın Günü

••Altın Günü Tadında Davet••

Kadınlar geldi, kadınlar doldu içerisi. Hoş geldin faslı bitip koltuklarda yerlerini aldılar. Karam burada olmaktan memnun olmadığını düz bakışlarından belli ediyordu.

Sohbet hep ondan sekip annesinin cevaplaması ile sonuçlanıyordu. Kadınların toplandığı davet gününe fazlaca yabancı biriymiş gibi katılmıştı.

Giyimi bile ortama aykırıydı. Siyah zincirli kargo pantolon onun üzerinde grafiti şeklinde yazılan rock yazılı sweatshirt vardı. Misafirlikden çok rock konseri için hazırlanmıştı.

Karşı koltuğundan oturan uzak akrabalarından bir kadın, şaşkınlıkla takılarını inceliyordu. Kuru kafa tokasına her gözleri denk geldiğinde içinden fatiha okumak geliyordu.

Annesi buraya gönülsüz ve kaybettiği kavga ile gelen kızına kalkan oluyordu. Bir daha böyle yerlere getirebilsin diye kızını eleştiri ve yorumlardan korumak için elinden geleni yapıyor. Karam'ın canı sıkılmasın diye uğraşıyordu.

Tüm bu savunma hattını delip geçen uzak akrabalarından bir büyükanne oldu. Karam'ın yanındaki koltuğa oturup irdeleyen bakışlarını gizlemeden onu inceledi.

"Senin adın ne bakayım?"

"Karam."

Hızlı bir şekilde cevap verip muhabbeti uzatmamak için kafasını çevirdi. Fakat büyükanne konuşmaya devam etti. Anlamış gibi kafasını salladı.

"Sen o yüzden böyle kara giyiniyorsun. Adını annen mi koydu baban mı?"

Yeni soru karşısında cevap vermeden annesine beni kurtar bakışı attı. Fakat biraz kendini müdafaa etmeli diye düşünen annesi omuzlarını silkti. Kızının insanlarla iletişim kurmasını bunun sağlıklı şekilde olmasını istiyordu.

"Annem." diyerek kestirip atan Karam yeni bir soru beklemiyordu. "Kaça gidiyorsun yavrum?"

Sanki onun inadına soru soruyordu büyükanne. Öyle hissedincede içinden zıt cevaplar vermek geldi.

"Gitmeyi tercih etmiyorum."

"Ha, daha tercih yapmadın öyle mi? Peki hangi okula gitmek istiyorsun."

Donuk ifadesinden hiçbir duygu eklemedi, büyükanneden bakışlarını aldı. Karşıdaki duvara en az beton gibi ruhsuzca baktı.

"Niye soruyorsunuz? Okul parasını mı ödeyeceksin?"

Bunu sizi ne anlamı ile sorarken annesi gözlerini belertti. Kızını büyüklerine karşı yaptığı saygısızlıklara sinirleniyordu. Fakat büyükanne onun yanlış anlamıştı. Ezilerek, mahcubiyetini gizleyemeden konuştu.

"Param yok valla yavrum. Bir emeklim var onlada zor geçiniyorum. Olsa valla öderdim. Ama ben senin için biriktirmeye çalışırım söz."

Böyle nahif düşünen yaşlı kadına kabalık ettiğini anlayan Karam tüm soğukluğunu anında kaybetti. Hemen büyük anneye döndü. Telaş içinde o gocunmasın ya da mahcup hissetmesin diye didinerek konuştu.

"Yok efendim siz beni yanlış anladınız. Hem ben burs alıyorum zaten. B-ben şey diye sormuştum. Ş-ey."

Aklına bir türlü yalan gelmiyordu. Ne diyeceğini nasıl bir mazerete sığınacağını akıl edemiyordu. Derken büyükanne tebessüm içinde onun dili ucundaki kelimeyi tahmin etmek istedi.

"Arkadaşına burs için mi?"

"Hah, tamda onun için." Büyük bir yükü üzerinden kaldırmış gibi sevinç ve rahatlamayla onayladı.

"Bu arkadaşına mı?"

Büyükanne garipseyen bakışlar içinde kaşları ile onun yanındaki sandalyeyi belirtti. Karam merak içinde döndüğünde yanındakini gördü.

Kolları yere süzülmüş, bacaklarını açıp öne uzatmıştı. Rahat edebileceği bir pozisyonda uyuklayan kişiyi gördü. Bu başınıda geri yaslayarak uyuyan Aslı'ydı.

Şaşkınlık içinde alnını kırıştırarak "Senin burada ne işin var?" diye sordu. Fakat sözü boşluğa gitmişti. Aslı bu kadar gürültü ve kişi arasında uyuyordu.

Tekrar donuk bakışlarına kavuşan Karam onu omuzundan dürtüp sarstı. Zaten Aslı sandalyede uyurken kendine uygun pozisyon ve dengeyi zor sağlamıştı. Sarıldığında düşme korkusu ve telaşla uyandı.

Hemen etrafını kolaçan ederek her tarafına baktı. Karam ile karşılaştığında tam konuşacaktı ki o daha önce davrandı. "Ne yapıyorsun burada?"

Böyle bir sorunun gerekliliğine anlam veremedi. Uyuyan bir insanı anlayamıyor muydu? Bunun garipsemesi ile cevap verdi. "Uyuyorum."

"Cidden mi? Bende bilimsel bir kaç araştırma yapıyorsun zannettim." Alay edip terslerdiğinde Aslı sinmiş bir şekilde geriye çekildi. İçinden neden bu kadar gıcık bir insan diye geçirdiğinde içi dışı bir insan olduğunu unuttu.

"Iyy! Ne kadar da uyuzsun."

Karam kaşlarını çatıp sinirle "Duyamadım." diyerek sorguladı. Buna cürret etmesi sinirlendirmişti. Aslı kendini kurtarmak için parmağı ile büyükanneyi işaret etti. "Ben demedim o dedi."

Birden ikili arasındaki muhabbete katılan büyükanne "Ben bir şey demedim kızım." diyerek kendini savundu. Olayı unutturmak ve geçiştirmek için yerinden kalkan Aslı büyükannenin elini öpmeye gitti. "Aa, yaşlı kimse! Ver elini öpeyim, ninem. Ne kadar da tonton. Ay, ne kadar da buruş buruş."

Gereksiz konuşmasını bitirip elini öptükten sonra gerisin gerisi yerine döndü. Karam aynı donuk bakışlarıyla onu bekliyordu.

Bu garip ve ürkütücü bakışları kesmek isteyen Aslı muhabbet açmak istedi. Ona doğru yaklaşıp kısık sesle konuşmaya. "Nineyi doksan derecede yıkamışlar, yüzü abimin çamaşır sepetinin en altında kalan gömleği olmuş." Fakat üzerindeki bakışlar değişmedi.

O da pes edip önüne döndü. Yeni gelen ve sağ baştan herkesle görüşmeye başlayan bir teyzeyi gördü, daha doğrusu oturanlarla eğilerek görüştüğü için koca arkasını gördü.

Karam'ın kızmasını umarsamadan koluna yapışıp çekiştirdi. Odak noktası olan teyzeden gözlerini ayırmadan yaklaşmakta olanı spiker gibi arkadaşına anlattı.

"Saat on iki buçuk yönünde. Mâbad Bayburt yüz ölçümü kadar. Memeler sarkık, yüze badana boya işlemi ile makyaj yapılmış. Tuttuğunu öpüyor. Ultra parlak kırmızı rujlu dudakları adeta öptüğü yanakları içine çekiyor. Evet! Şu an bize doğru geliyor. Gözü sende! Geliyor, geliyor."

Aslı'nın anlatımını yaptığı gibi gelişen olay Karam'ı da germişti. Pek hevesli olmadığı bu görüşmede sıra ondandı. Hızlı davranıp ayağıya kaltı ve dakikalardır kolundan tutup çekiştiren Aslı'yı kendine siper etti.

Bunu beklemeyen Aslı tepki vermesine kalmadan teyze tarafından öpüldüğünde bir hissizlik bulaştı.

"Vuruldum."

Kendini savaşta vurulmuş saydı. Saf dışı bırakılınca yana doğru devrilmeye başladı. Lakin üzerlerine doğru düşmekte olduğu yaşlıları fark edip toparlandı. Karam'a kırgın ve ihanete uğramış kişi olarak teessüflerini sundu.

"Ama en çok sırtımdan vuruldum."

.

Yemek için bahçeye kurulan büyük masaya geçilmeye başladığında Karam üzerine kalmış hissettiği Aslı'yı dürttü. Bu sefer daha bir değişik pozisyonda uyuyordu. Gözlerini deviren Karam yine aynı şekilde dürttü.

Aslı uyanınca yine ilk tepki olarak etrafı hızlıca kolaçan etmeye başladı. Neredeyim ben sorusuna hızlı cevap buluyordu.

Karam sürekli uyuduğu için söylendi. "Sen neden sürekli uyuyorsun ki? Sırf abin öğretmen diye derste uyuduğunda hocalar hiçbir şey demiyor."

Aslı göz kapakları yarıya inmiş uykulu bir şekilde cevapladı. Hocaların ona iltimas geçmediğine inandırmak istedi.

"Yok, diyorlar."

"Ne diyorlar?"

"Uyuma diyorlar."

Uzun bir sessizlik çöktü ve derinlik oldu. Karam diğer üç ahmağın neden bu kızla takıldığını anladı. Çünkü bu da ahmaktı. Gözlerini devirdi daha sonra parmağı ile açık kapıdan diğer odayı gösterdi.

"Bak orada kim var?"

Sağına soluna ve her tarafa bakan Aslı işaret edilen yer hariç her yerde göz gezdirmişti. "Nerede? Kim? Burada mı?"

Buna sinirlenip bu salaklığı hazmedemeyen Karam, hışımla işaret ettiği yerden parmağını çekip arkalarındaki duvara çevirdi. "Yok burada."

Bu bir tepkiydi taktik değildi. Ama işe yarayan bir yol olmuştu. Aslı göstermek istediği yere baktı ve hayretle "Aa gördüm. Maya mı o?"

Ciddi misin der gibi elini indiren Karam kendinde şüphe etti. Yoksa beyni ona oyun oynuyorda sağı göstermek isterken sola mı işaret ediyordu. Bir müddet işaret parmağını baktıktan sonra düşüncelerinden sıyrılır gibi kafasını salladı. Bir terslik varsa o da yanında oturan kızda olmalıydı. Onun salaklığında.

İkisi de birlikte Maya'yı izlediler. Onların aksine hanım hanımcık giyinen arkadaşları sofranın kurulmasına yardım ediyordu. Büyüklerin hepsi ona iltifatlar söylüyor ve övüyorlardı.

Bu durum ikisininde canını sıktı. Fakat fazla samimi olmadıkları için bu duyguyu paylaşmak istemediler. Ama ne var ki dilleri çözüldü. Karam gözlerini süzüp "Ne kadarda gıcık ." dediğinde kendi sözünü bir başkasından duyan Aslı sinirle döndü. "O benim lafım ama."

"Aman al senin olsun."

"Ne kadarda gıcık." Kendi sözüne kavuşup kendi üslubuyla söyleyen Aslı rahatlamıştı. Dikkatini sınıf arkadaşından çekti ve tekrar uyumaya yeltendi.

Karam buna müsaade etmeyip "Yemeğe geçilecekmiş uyuma. Hem senin annen nerede? Geldiğimizden beri görmedim." diye soru sordu.

Aslı etrafına bakındı ellerini iki yanına açtı. Daha sonra aralarında seri bir hızla birbirinin kovalayan konuşma geçti."Bilmem buralardadır."

"Nasıl bilmiyorsun? Birlikte gelmediniz mi?"

"Hayır."

"Tek mi geldin buraya? Annen nerede?"

"Annem burada."

"Ha ayrı ayrı geldiniz?"

"Aslında biz buraya gelmedik."

"Hoba! Seni anlayabilmem için beynimi çıkarıp mı muhatap olmalıyım?!"

"Biz buraya gelmedik çünkü burası bizim evimiz zaten."

"Nasıl?"

"Sende hiçbir şeyi anlamıyorsun var ya! Diyorum ki burası bizim evimiz. Buradaki herkesi biz davet ettik."

"Sen ev sahibisin öyle mi?"

"Evet."

"Ne diye o zaman sabahtan beridir yanımda uyuyorsun. Maya bile senden daha ev sahibi mutfağa girip çıkıyor."

"Annem arkadaşlarınla ilgilen dedi."

"Ha sende gidip Karam'ın yanında uyuyayım mı dedim? Geldiğimizden beridir burada can sıkıntısından patlıyorum."

"Sana odamı gezdirecektim ama sen Yefe'yi hiç sevmiyorsun diye götürmedim."

"Yağız Efe burada mı?"

"Uzi ve Ufo'da burada. Aslında biz annelerini çağırdık ama onlarda geldi. Yemeklerden yemeye gelmişler."

"Akraban mı onlar?"

"Yok, annemle okulda tanıştılar." Her şey giderek berraklaştı. Sohbet hâline geçtiler. Aslı parmağı ile salonun girişindeki kadını gösterdi. "Bak bu Uzay'ın annesi. Ablasıda burada ama şu an göremiyorum annem onu özellikle çağırdı, abimle biraz takıştılar diye." Bu ek bilgiyi verirken dedikodunun hazzını yüksek yaşadı. "Ufuk'un annesini de çağırdık ama hastahanede işi çıktı gelemedi. Uzi'nin annesinin yanındaki küçük kız Ufo'nun kız kardeşi."

Karam söylediklerini dinledikten verdiği bilgileri aldıktan sonra kafasını yukarı aşağı salladı. Sindirmeye çalıştı.

"Ve sen, saatlerdir yanımda malak gibi yatıp hiçbir şey demedin."

Aslı ona sinirlendi. "Sormadın ki?"

Aslında öfkeli olması gereken kişi olarak kendini gören Karam'da ona çıkıştı. "Sen insanı deli edersin! Neyse hadi çıkalım şu kırk beş yaş menapozluların yanından, valla Yağız Efe'ye razıyım."

.

Evin bahçesine kadar gelip içerideki fazla sayıdaki kadından çekinen Aslan dışarıda bekledi. Cebinden anahtarla birlikte telefonuda çıkardı.

"Alo anne! Ben kapının önündeyim odamdan bir dosya almam gerekiyor. Tarif edeyim sen getir yada salonun kapısını çek. Ben misafirlere gözüküp onları rahatsız etmeyeyim. Ne arka kapı tarafında mısınız? Tamam o zaman ben zaten ön kapıdayım anne. Kimseyi rahatsız etmeden alır çıkarım."

Evin diğer tarafında olmaları sevindirdi. Böylelikle içerideki onca kadının arasına girip ne kendi rahatsız olacaktı nede ondan çekinen insanlar.

Anahtarı sokup sert ve hızla kapıyı açtığında bir engel ile karşılaştı. Kapının açılmama sebebi acı inlemeyle anlaşıldı. Arkasında duran birine çarpmıştı.

Panik ve dikkatle kapıyı açtığında yerde yatan Güneş'i gördü. İlk onun burada olmasını garipsedikten sonra bayıldığını fark etti.

Hemen yanına diz çöktü, suçlu hissederken bu psikoloji ile bir yandan da başkaları gördü mü diye bakındı. Onu sarsıp "Hanımefendi?" diye kısık sesle uyandırmak istedi. Ama nafileydi.

"Güneş'e uf mu oldu?"

Ağlamaklı çıkan çocuk sesi ile panik içinde kapının arkasına bakan Aslan, Guncik'i gördü. Çocuk tam ağlamaya başlayacakken sakinleştirmek için bu seferde onun yanına gitti.

"Yok yok! Sakın ağlama tamam mı? Halledeceğiz şimdi. Annen uyuyor sadece, hadi onu odaya götürelim orada uyusun. "

Aslan panik ve telaş içinde çocuğu susturduğuna sevinirken yerde yatan Güneş'in yanına gitti. Başına gelen bu talihsizliğe dert yanarken nabzına bakmak için şalını biraz kaldırdı fakat kızın tesettürüne özen gösterip başka yere baktı. Parmağını şah damarı koydu.

"Normal atıyor. Annem beni öldürecek."

Kendine hakim olup annesinin davetini batırmak ve herkesi telaşa vermemeye karar verdi. Onu kucakladı ve küçük kıza döndü.

"Hadi gel anneni uyutalım. Gel bakalım."

Aslan kimsenin görmesinden korkarak Güneş'i yukarı kata çıkardı. Telaşa kapılmıştı ne yapacağını bilemiyordu. Bir an önce onu ayıltmak istiyordu. Arkalarından sürünür gibi merdivenlerden çıkan Guncik ise basamakları sayıyordu.

"Biy, yine biy, yine biy, biy dane yiye biy."

Onun gelmesini bekleyen Aslan kucağındaki beden durdukça ağırlaşır gibi hissederken birine yakalanmanın endişesini hissediyordu. Guncik'in merdivenlerden çıkışına sabredemez oldu. Sabırsızlık içinde beklerken dayanamadı.

"Hadi sene! Sana saymayı kim öğretti?"

Guncik son basmaktan kalkınca ellerini silkeleyip "Yufo!" diye bağırdı. Katta yüksek sesle ona sayı saymayı öğreten abisini söylüyordu, çağırmıyordu. Ama şansa lavabodan kafasını "Efendim!" diye sırıtarak çıkaran Ufuk oldu.

Aslan yakalanmanın verdiği panikle ne yapacağını bilemezken öğrencisi onu görünce dona kalmıştı.

Sakince gözlerini öğretmeninden ayırmayan Ufuk duvara sırtını verip sürüterek, sanki hemen önünde biri varda ona değmemeye çalışıyormuş gibi diğer odaya gitti. Bakışlarından hiçbir şey anlaşılmıyordu. Yokmuş gibi davranıyordu. Güya fark ettirmeden gittiğine inanırken kız kardeşi ona el salladı.

"Bay bay!"

İzahını bulamadığı bu olaya ne tepki vereceğini bilemeyen Ufuk stop eden beynini vurdurmaya çalışılan bir Tofaş gibi yokuştan aşağı bıraktı.

Görünmezlik duası ederek hızla onlara yaklaşıp kardeşimi kucağına aldı. Daha sonra karanlıkta olmayan gizli bir şeyden korkan ama bunu belli etmiyormuş gibi yavaş yürüyen biri gibi davrandı. Aynı taktikle sırtını duvarda sürtüp sonunda koşarak girdi odaya. Karanlık koridoru cesur geçen ama ışığa son iki adım kala depar atar gibi koşarak klasik Türk korkusu yaşadı.

Aslan, öğretmen onun ne yaptığına bakmaktan her şeyi unutmuştu. Başını hafif yana eğip onu izlemişti.

Ufuk, kankiloştoşkosunun odasına girince kapıyı kapatıp arkasına yaslandı. Arkadaşları onun tuhaflığına bakarken o gördüklerini kendine anlatmaya çalıştı. İç dünyasında bir karmaşa oldu.

Ufo İsçöp(İç Ses Çöplüğü)

Ufo: Güncelleme çek lan!

Yine Ufo: Şimdi Aslan Hoca vardı.

Ufo: Gunes Aplada vardı.

Yine Ufo: Evet. Aslan Hocanın kucağındaydı.

Ufo: Sence?

Yefe: Benim düşündüğümü mü düşünüyorsunuz? Aynı fikirde miyiz?

Ufo:Senin ne işin var burada!

Yefe:Harbi lan! Ben gidiyorum.

Ufo:Konuya dön! Yoksa?

Yine Ufo: Odasına götürüyordu!

Ufo: Kesin iç organlarını çıkartıp organ mafyasına satacak.

Yine Ufo: Sonra onu toprağa gömer.

Ufo: Toprağa ekilen Gunes Apla meyve verir.

Yine Ufo: Sonra bir sürü küçük Güneşler olur. Onlar büyür.

Ufo: Sonra dünyanın her yerine yayılır. Bırak dünyayı uzaya bile gider. Mars'ı da alır kesin. Bizi de alır.

Yine Ufo: Sürekli ders çalıştırır, hemi de sürekli.

Ufo: Kırbaçlar da kesin

Yine Ufo: Bizde elimizi kaldırır vurma apla nolur vurma deriz.

Hayalindeki kırbaçları arda arda yerken tüm davranış sadece beyninin içinde kalmıyordu aynı zamanda bunu sergiliyordu. Uzay kaşlarını çatıp yaşlı bir teyzenin akıllı telefondaki piksellere direnişini yansıtır gibi baktı. Sonra aklında şimşek çaktı.

"Buldum! Oscar Meymunlar Cehennemi Çöllerde. Çok acıklı bir filmdi!"

Ufuk kendine gelince kardeşini bir kenara bırakıp sessiz sinema oynadığını zanneden arkadaşına telaş içinde bağırdı. Dışarda gördüklerini anlattı. "Gunes Apla dünyayı istila ediyor!"

Onu hiç dinlememiş olan Yağız Efe yanına gelip kucağına oturan Guncik'in eline yiyecek verdi. "Guncik bunları benim yerime yesene. Tabakta kalmasına gönlüm razı değil, içimde durmasına midem. Sanırım biraz sonra kusacağım. Ama olsun yine de yiyeceğim!"

Yağız Efe sofra bezinin üzerine duran yiyeceklere gayet kararlı ve istikrarlı bakıyordu. Herkes aşağıda yerken onlar Aslı'nın odasına piknik yapıyorlardı.

Küçük kız onun dediğini yapıp yemeye başladığında Yağız Efe ağır abi pozları takındı. Sesini kalınlaştırıp boğuk çıkarttı. "Bak yeğen! Bu hayatta ya yemediğin için ya da yemediğin için pişman olursun. Ne buluyorsan ye!"

Ufuk önemsenmediğine sinirlendi. Tekrar dikkatleri kendine toplayıp arkadaşlarına durumun ne kadar ciddi olduğunu anlatmaya çalıştı. "Ya Guneş Apla diyorum, her yerde olacak diyorum-"

Derken sözü kapının açılması ile kesildi. Kucağında Güneş'i taşıyan Aslan kapıda belirdi. Uzay ablasına karşı endişe duyup yanına gitti. Alnındaki kanı görüp tam bir şey diyecekti ki öğretmeni bağırdı.

"Kız kardeşimin odasında ne işiniz var?"

Gittiği gibi geri dönen Uzay yerini korkuyla köşeye sinen Ufuk'a kaptırmıştı. Bu nedenle onun önüne oturdu. Yağız Efe ise korku ile kendini ve kucağındakini güvene almak istedi. Bir eliyle kendi gözlerini, diğeri ile Guncik'inkini kapattı.

"Biz burada yokuz ki!"

Yüzündeki ele tepki verip kıpranan Guncik şarkı söylermiş gibi "Ne buyuysan ye!" deyip Yağız Efe'nin elini ısırdı.

Öğrettiğinin başına geleceğini tahmin edemezdi. Elini acıyla çeken Yağız Efe hışımla Guncik'i kendine çevirdi.

"Sen benden aç çıktın! Beni de mi yiyeceksin?! Valla yerim kız seni!"

Bu tepkiyi komik bulan Guncik gülme krizine yakalanmış gibi gülmeye başladı. Sinirden kucağındaki Güneş'i unutan Aslan onlara yaklaşıp sorusunu yineledi. "Sizin kardeşimin odasında ne işiniz var?"

Yefe gülen Guncik'i bir kenara koyup koyun gibi birbirine sokulan arkadaşlarına katıldı. Ufuk kendine siper ettiği arkadaşı Uzay'ı kışkırttı.

"Sende benim ablamın senin kucağında ne iş var diye sor?" Fakat istediği olmadı Uzay ona döndü. "Çok istiyorsan sen sor!"

Merdivenleri çıkarkan odasından gelen seslere anlam veremeyen Aslı yanında Karam ile ilerledi. Odanın kapısına gelip herkese şaşkınlıkla baktı. Guncik gülme krizine yakalanmış etrafta dolanırken bu seferde Güneş'in aşağıya sallanan elini gördü.

"Ne buyuysan ye!" deyip dişlerini tam Güneş'in eline saplıyordu ki Karam yetişti. Öğretmeninin kucağında bayılmış birini görünce meseleyide ona sordu.

"Hocam ne oluyor burada?"

Abisi açıklamadan olaya atlayan Aslı ağıtlar yakarcasına hüzünle kendini dizlerinin üzerine bıraktı. "Abim katil olmuş! Bunlar geçen okulda da kavga etmişlerdi ya abim katil olmuş! Ben ne edem! Kendimi nerelere vuram!" Ellerini göğsüne vurup dövünürken yanına Ufuk geldi. "O da bir şey mi? Guneş apla dünyayı istila edecek." diyerek onun gibi dövünmeye başladı.

Ellerini göğüslerine vurup manasız kelimeleri nağmelerle söylüyorlardı. Kucağındaki baygın kız aklına gelen Aslan telaş ile onu yatağa bıraktı. Odadaki sese aldırış etmeden onu uyandıracak bir kaç şey yapmak istedi. İlk olarak yanaklarına vurduğunda kedi gibi bir kenara sinen Uzay ayaklandı. "Valla bende sizin kardeşinize vururum Hocam! Gel buraya kız, senin saçını başını yolacağım." Cazgır bir mahalle karısıları gibi kıvırtarak arkadaşına gitti. Aslı dramı kesmiş korku ile bakarken Uzay bu fikrinden caydı.

Aklına ablasının sözü gelmişti. Aslı'ya kibar davranacaktı. Geri cayıp Aslan Hocanın yanına giderek bir teklifte bulundu. "Herkes kendi kardeşinin saçını yolsa olmaz mı?"

Sonunda tek odak noktası Güneş olan Aslan dayanamayıp bir volkan gibi patladı. "Allahım sen bana sabır ver! Ablan bayılmış sen gelmiş neler saçmalıyorsun!"

Buna karşı beklediği azıcıkta olsa farkındalık ve endişeydi. Oysa Uzay omuzlarını silkti. "Ne yapabilirim Hocam, kendi hür iradesi ile bayılmış. Ben karışamam."

Karam, orada hocasına yardım edebilecek tek kişi olduğunu anladı. Isırmasından korktuğu için bir köpek yavrusu gibi ilerde tuttuğu Guncik'i Yağız Efe'ye verdi.

Karam aklına gelen fikri paylaştı. "Hocam yüzüne su falan mı çarpsak, ben elimi ıslatıp geleyim."Az önce gördüğü lavaboya doğru ilerledi. Ama karşısına elinde bir silah gibi Guncik'i öne uzatmış tutan Yağız Efe çıktı, tehdit ediyordu.

"Bir daha bana laf sokacak mısın? Valla Guncik'i salarım üstüne!"

"Geri zekalı çekilsene. Kadın bayılmış ayıltmaya çalışıyoruz."

Yağız Efe kaçırdığı bir konu olduğunu düşündü. Merakla ona sokuldu. "Aa! Karı mı var burada? Nerede bayılmış?"

Karam elini sertçe alnına vurdu, sinirlerine hakim olmak çok zorlaştı. "Bak benim gerikezalı, ayakta bayılmışım gördün mü?" Dalga geçtiğini anlayan Yağız Efe yine tehdit etti. "Bak uyuz uyuz konuşma. Valla salarım üstüne. Atıl kurt!"

Karam elleri ile öfke içinde yatağı gösterdi. "Yatakta yatan kadın! Kim var başka?" Yağız Efe büyüttüğü meselenin bu olduğunu anlayınca küçümsedi. "Gunes Aplayı diyorsun sen. Size ne canı istemiş bayılmış, niye rahatsız ediyorsunuz?"

Karam onun bu bakış açısına şaşıp kaldı. "Saçmala uyandırmamız gerek." Yağız Efe küçük çocuğu onun eline tutuşturdu. "Ben onu uyandırırım ki tut sunu." Kahramanlık ve eğlence bir arada olunca kendini durduramadı.

Yağız Efe bilmiş bir edayla ilerledi. Toplanma borazanı için opera sanatçısı gibi uzun soluklu bir nida çıkardı. Ufuk, ve Uzay odanın köşesinden Aslı ile kendi hallerinde takılırken sesi duyunca diklendiler.

Görev aşkı ile yanıp tutuşuyormuş gibi göğüslerini kabartıp işe koyuldular. Aslan'ın tüm itirazlarına ve engellemelerine rağmen Güneş'in başını sardılar.

Uzay takılmış bir plak gibi seri şekilde abla diye seslenerek bilincine ulaşmaya çalıştı. Daha sonra Yağız Efe kulağına yaklaşıp kısık sesle konuştu.

"Güneş Apla yeni kitabın telif yemiş diye duyduk."

Ufuk'ta bu meseleyi körüklemek istedi. Diğerleri duymadan diğer kulağına yaklaştı. "Çalıntı demişler. Birde sana ergen yazarı demişler, valla biz öyle duyduk."

Fitneyi daha da iyi yerleştirmek isteyen Uzay sırıtarak arkadaşını itip yerine geçti. "Abla sen gizli yazar olarak takılıyorsun ya. Kitap yazarken kağıt başında yemiş yemiş tıkınmışta çirkinmiş diye kendini saklıyormuşda."

Aslan bu kulaktan kulağa oyunun saçmalık olduğunu düşündü. Tam onlara müdahele edecekti ki Güneş gözlerini sayılayarak açtı. Manasız vir cümle kurdu. "Ergen değilim, yazar."

Diğerleri şaşırıp kalırken Yağız Efe cerrahi operasyonu başarılı geçen bir doktor edası ile poz verdi. Herkese hava atmaya çalıştı. "Biz tıpa değil gevezeliğe inanırız. Bakın anlatmaya gerek yok görüyorsunuz, uyandırdık."

Güneş tam anlamı ile kendine geliyordu ki Uzay arkadaşının yersiz övünmesini alt etmek istedi. Ablasının alındaki kana parmağını sürüp hocasına gösterdi.

"Ablamı kan tutarda, bakın şimdi."

Kanıtlamak için parmağını ablasının göz hizasına getirdi. "Abla bak bu kan." Kanı görünce gözleri boşluğa doğru kayan Güneş tekrar bayıldı. Yaptıkları işide boşa götürdüler.

Aslan Hoca sinirden köpürmüş bir şekilde bakışlarını üçlüye uzattı. Gerilen Uzay ablasını dürttü.

"Abla, abla. Kalk yerine yat bakayım." Ufuk hazin sona yaklaşıklarını anlayınca çaresiz ve kabullenmiş bakışları ile Yağız Efe'ye baktı.

"Son bir çare kaldı. El mahkum."

Yağız Efe buna dünden razıymış gibi avucunu elinin üzerine koydu. Bu işe hep heves ediyordu. "Kalp Mesajı!"

Şu ana kadar bayılmış ablası için endişelenmeyen Uzay şimdi endişelenmişti. Onları caydırmak için kafasını iki yana salladı. Onu ikna etmek için Ufuk devreye girdi. Ellerini arkadaşının omzuna koyup kuvvetle sarstı.

"Metanetli olmalısın dostum!"

Aslan tüm bu saçmalıklara son vermek istiyordu. Acıklı bir melodi çalıp eli kalp masajı için hazır bekleyen Yağız Efe'yi geri itti. Elinden bayılan kızı aldı. Tüm bu kargaşadan kurtarmak için hastahaneye götürecekti.

Biz iyileştiriz diyen çoçuklar hocalarını vazgeçirmek için bir çok şey söylediler. Köşede uyuklayan Aslı uyanıp dramını devam ettirdi. Onun efkarına eşlik eden Ufuk tekrar hayal ürünü geleceği için gözyaşı dökmeye başladı. Her şey bir anda en başa sardı. Aslan Hoca kulaklarından duman çıkar gibi hissedip cinnetin eşiğinde sek sek oynuyordu.

Güneş hissettiği acıdan yüzünü buruşturarak gözlerini açtı. Duyduğu seslere mana veremiyordu ama etrafa bakındığında nerede olduğunu anladı.

Uzay onu fark etti. "Aa bakın uyanıyor." Ona el sallayan kardeşini görünce hafiften bir gülümsedi, nasıl ki belirli bir yüksekte olduğunu anladı işte o zaman kafasında ardı ardına şimşekler çaktı. Başını çevirip Aslan'ı görünce hemen kıpranıp yere inerek ayakları üzerinde durdu. Hafiften başı döndü, sendeledi fakat hemen toparladı kendini.

"Ne oluyor burada?"

Karam araya girmekten çekinircesine konuştu. "Bende aynı şeyi sormuştum. Sonra her şey toz bulutu oldu." Sesine diğerlerinin ağlaması karıştı.

Aslı "Abim katil olmuş!" Ufuk'ta "Gunes Apla dünyayı istila edecek." diye ağlamaklı cevap verdiler. Başı ağrıyan Güneş ağlamalarını kesmek için yakınında olan Aslı'nın kafasına şaplak vurup kendilerine getirdi.

Aynı anda sanki görünmez bir elde Ufuk'a da vurmuştu, o da kankiloştoşkosu gibi başını tutup sıvazladı. Karam deliriyor muyum diye yine kendini sorguladı. Birine vurunca nasıl diğerininki acıyabilirdi.

Neyseki hep işe yarayan bu taktik sonrası sessizlik çöktü. Güneş anlarının zaman çizelgesini sayıkladı.

"Ben buraya nasıl geldim? En son Guncik'le yakalamaca oynuyorduk-" diye son anlarını hafızasında kovalayan Güneş, kendine emanet edilen küçük kızı hatırladı.

Çevresinde ararken Karam'ın onu öne bir köpek yavrusu uzatarak tuttuğunu gördü. Bu davranış sinirine gitti.

"O çocuk canım, köpek değil." Deyip hışımla kucağına aldı.

Guncik her zaman ki gülümseyen yüzü ile konuşmaya başladı. "Guyeş kapı saya pat yaptı, yayıldın. Bu yamca yaptı. Biy biy yine biy biy daha biy saydım buyaya geldik. Mende Yayızı yedim." Konuşmasını bitirdikten sonra kendini alkışlayan küçük kızı takdirlikti.

Yağız Efe elini gösterdi. "Valla yedi. Süt dişlerini izi çıkmış." Şikayet ettiğinde Uzay'da sessizce ablasına sokuldu. Onunda bir şikayeti vardı. "Aslan Hocada bize bağırdı abla."

Yaptığı bu ispiyona tam destek veren Ufuk ve Yağız'da hemen gruplaşır gibi toplandılar. Bir araya toplanan bu grupta suçlayan bakışlar tek bir kişideydi.

Tüm oklar Aslan'ı gösterirken sinirlenmeye başlayan Güneş kaşlarını çattı. Sağ gözü seyirmeye başladığında hayra alamet değildi. Zaten hepsinin bir arada olupta sakin bir gün geçirmeleri mümkün olamazdı.

Bölüm sonu

2 yorum