"Bunca zaman yaptıklarına bakarak bir şekilde kitabın sonu dahil her şeyi değiştirebileceğine inanıyorum. Ama tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim, kitaptan kaçamıyorsun. Seni kurtarması gereken erkek karakterlere yardım ederek çoktan bir şeyleri değiştirdin. Mekanı ve zamanı değiştirebiliyorsun ancak onlarla olan tesadüfi karşılaşmalarını değiştiremiyorsun. Her türlü bir şeyleri bilerek farklı yaptığın için hala kendi sonunu yazma şansın olduğuna inanıyorum." dedi Yekta bana bakarak. Bana umut mu veriyordu? Yoksa yalan mı söylüyordu? Emin değilim ama dediği gibi hikayeyi değiştirebilme yeteneğimle bir şeyler yapabilirdim.
"Bence okulda olduğumuz için böyle oluyor. Eğer zorunlu olarak aynı yerde bulunmak zorunda olmasaydık onlarla olan buluşmaları da engelleyebilirdik." dedi Yankı elini çenesine koyarak.
"Keşke sadece aynı okulda okuyor olsaydık. Üstelik aynı sınıfta okuyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi biri önümde diğer ikisi arkamda oturuyor." dedim bu durumdan ne kadar rahatsız olduğumu belli eden sesle. Gerçi Aras ile olan ilk karşılaşmamız yaşadığım sitede gerçekleşiyordu.
"Bence yat kalk dua et haline. Ya Yankı yerine erkek karakterlerden biriyle sıranı paylaşıyor olsaydın?" diye güldü Merve. Aklı sıra benimle alay ediyordu. Melek yüzlü şeytan seni...
"Merve bak..." dedim sinirle. "Ayağa kalmadan bile seni döverim. Beni çıldırtma!" diye bağırdım. Ancak o benim kız kardeşimdi. Boş tehditlerim ona işlemiyordu. Gülümsedi. Ardından bana dil çıkardı.
"Kitap yanınızda mı?" dedim kardeşimi umursamayarak. Bu hayatta her şey karşılıklıydı. "Sonraki bölümde..." diye devam edecekken biri kapıyı aniden açtı.
"Merhaba." dedi gergince içeri giren Berkay. "Özel bir şey mi konuşuyordunuz?"
"Hoş geldin Berkay." dedim doğal olmaya çalışarak. Tam kitap hakkında konuşurken birden içeri girdiği için korkmuştum. "Önemli bir şey konuşmuyorduk. Merve benimle dalga geçiyordu."
"Bence çok komikti." dedi sırıtan Merve. O benim suç ortağım olduğu için hemen söylediğim yalana ayak uydurmuştu. "Ablam diye demiyorum düz yolda bile doğru düzgün yürüyemez. Yeni okulundaki ikinci gününde revire gelmek zorunda kaldı. Burası yine iyi eski okulunda revir bile yoktu." Merve ne söylediğini umursamıyordu. Bu gidişle benden gerçekten dayak yiyecekti.
"Kardeşim abartmayı sever. O kadar şanssız değilim. Birkaç ufak kaza geçirmiştim ama ciddi bir şey olmadı." diye açıklama yaptım. Daha önce çok düşmüştüm ama ilk defa ayakta bile duramayacak kadar acı çekmiştim.
"Peki..." dedi Berkay bize anlamsızca bakarak. "Ben Mete'den duydum. Çarpışıp düştükten sonra ayağını incitmişsin. Geçmiş olsun demeye geldim." Tanışalı iki gün olmuştu ancak yine de beni görmeye gelmişti. Bu hareketi kalbimi ısıttı. Böyle detaylar insanın gerçek karakterini ortaya çıkartıyordu.
"Sağ ol." Dedim gülümseyerek. "Doktor burktuğumu söyledi. Ciddi bir şey değilmiş."
"Ciddi değil mi?" Dedi yatağın ucuna gelip oturarak. "Mete ayağa bile kalkamadığını söyledi."
"Evet. Bu yüzden beni buraya taşıyıp getirdi. Doktorun dediğine göre öğle arası bittikten sonra buzun etkisiyle acı azalacakmış. O zaman kendim yürüyebilirim."
"Taşıdı mı? Mete mi taşıdı seni?" Dedi şaşırarak.
"Evet. Neden şaşırdın?"
"Mete diğer insanlarla konuşmayı sevmez. Birinin ona dokunmasından da nefret eder. Bunu nasıl yapabildiğine şaşırdım sadece." Dedi Berkay.
"Doğru ya!" Diye bağırdı Yankı. Sonra bağırdığı için utandı. Sesini alçaltarak konuşmaya devam etti. "Yani Mete'nin öyle bir huyu vardı. Kimseye yanlışlıkla bile olsa dokunmamak için genelde sırasından bile kalkmazdı." Bu sözler bana da tuhaf gelmişti.
"Derslere girecek misin?" diye sordu Berkay.
"Gireceğim. Kaçırır mıyım? Seni geçebilmek için konuları kaçırmamam gerek." dediğimde gülümsedi.
"Kendini yorma. Acı çekiyorsan konuları boş ver. Eve gidip dinlen. Ders vakti geldiğinde iyi hissedersen gel. Umarım derste görüşürüz. Benim gitmem lazım." dediğinde yüzüm asıldı. Pislik gidip soru çözecekti. Şimdiden geri kalmıştım. Bu canavarı nasıl geçecektim?
"Görüşürüz." dedikten sonra hışımla revirden çıktı. Acaba beş dakika soru çözemeyince çıldıran tiplerden miydi? Bu yüzden mi öfkeliydi?
"Berkay sayesinde aklıma okuduğum bir kitap geldi. 'Yalnızlık İçinde Kıvranırken' Adı buydu. Ana karakterin psikolojik durumu üzerine yoğunlaşan bir romandı. Çok boğucu olduğu için kitabın çeyreğini bile okuyamamıştım. Kütüphaneye geri vermiştim. Ondan sonra Yekta'dan okumasını istemiştim." dedi Yankı.
"Yoksa tanıdığımız biriyle mi alakalı bir roman?" diye sordum yattığım yerden hafifçe doğrularak.
"Ben o kitabı okuduğumu hatırlıyorum. Ana karakter insanlara dokunmaktan nefret ediyordu. Adı Mete'ydi. Yoksa o Mete ile Tuğçe'ye çarpan Mete aynı kişi mi?" diye sordu Yekta ablasına bakarak.
"Evet aynı kişiler. Bu yüzden senden o kitabı okumanı istemiştim. Ne kadar çok okursak o kadar çok biliriz. Böylece o insanlarla muhatap olduğumuzda elimizde bir koz olur." dedi Yankı. "Hepimiz Bulutlu'da yaşıyoruz. Eminim yan karakter olsalar bile onların da içinde olduğu kitaplar vardır."
"Bunu ben araştırırım." diye kendini öne attı Yekta. "Bu zamana kadar Meryem tarafından yazılmış çok fazla roman okudum. Eğer onlarla ilgili kitaplar varsa onları en kolay ben bulurum. Yine de onların isimleri ve soy isimlerini öğrenmeliyim. Görünüşlerini de bilsem iyi olur."
"Teşekkür ederim. Sayenizde bu kitabı çok kolay bir şekilde değiştirebileceğim." dedim tüm samimiyetimle. Bana beklediğimden daha çok yardım ediyorlardı. Belki Yankı aynı kitabın yan karakteri olduğu için benimle bildikleri her şeyi paylaşıyorlardı. Bunu bilemezdim. Yine de benimle birlikte kitaba karşı çıkmaları hoşuma gidiyordu.
"Bunun için teşekkür etmene gerek yok. Sonuçta biz arkadaşız." dedi Yekta. Bu sözlerin üzerine utandım. Benzer şeyleri ben de Yankı'ya söylemiştim. Arkadaşlar her zaman birbirinin yanında olurdu. Yeni tanışıyor olsak bile "Bu Kalp Kimin İçin Atıyor?" sayesinde aramızdaki bağlar çok hızlı bir şekilde sağlamlaşmıştı.
"Öyleyiz." diyebildim sadece. Sonunda güvenebileceğim arkadaşlarım vardı. Bu gerçekten rahatlatıcıydı. "Mete'nin kitabına bakabilir miyim?" diye sordum. Konuyu değiştirmek istiyordum. Onların haberi yoktu ama ben çok utanmıştım.
"Tabii ki bakabilirsin." dedi Yekta cebinden telefonu çıkarırken. Uygulamadan dediği kitabı bulup bana verdi.
"Aslında kendi telefonumdan okuyabilirim. Seninkini boşuna meşgul etmeyeyim." dedim bana uzatılan telefonu alırken.
"İstesen bile kendi telefonundan okuyamazsın. Unuttun mu? Meryem'in kitaplarını uygulamadan okuyabilmek için daha önce o kitabın basılmış halini görmüş olman lazım." diye açıklama yaptı Yekta.
"Doğru. Bunu unutmuşum." dedim üzgünce. "Ya daha sonra başka bir kitaba bakmam gerekirse? O zaman ne yapacağım?"
"Onu merak etme." dedi Yankı. "Çıkışta kütüphaneye gideriz. Meryem'in bildiğimiz tüm kitaplarını size gösteririz. Böylece uygulamadaki kütüphanenizden istediğiniz zaman okuyabilirsiniz."
"Ayağım düzelene kadar gitmesek olur mu?" dedim onlara tatlı olduğuma inandığım bakışlar atarken.
"O zaman haftaya gidelim. Hatta zorlanmayın diye sizi eve biz bırakırız. Sakın zahmet olmasın demeyin. Eviniz evimize giden yolun üzerinde. Unutmadan söyleyeyim biz her gün mutlaka Bulutlu Merkez Kütüphanesine gidiyoruz. İsterseniz siz de bizimle gelin." dedi Yekta.
"Neden her gün kütüphaneye gidiyorsunuz?" diye sordu Merve. Kütüphaneye gitmeyi ve kitap okumayı hiç sevmezdi. O yüzden ona Aksoy kardeşlerin her gün kütüphaneye gitmesi saçma gelmiş olmalı. Bu nedenle birlikte kütüphaneye birlikte gitme kısmını görmezden gelmişti.
"İlk başta Meryem'e ait kitapları okumak içindi. Sonra üniversite sınavına hazırlandığımız için de orada mümkün olduğunca vakit geçirmek iyi oluyor. Gerçi en fazla iki saat kalabiliyoruz okul çıkışı gittiğimiz zaman. Dedemiz birlikte akşam yemeği yememize oldukça önem veriyor." diye açıklama yaptı Yekta.
"Anladım. Bu arada Mete'nin kitabı bitti mi?" dedim merakla. O kitabı okuyarak o çocuk hakkında birçok bilgi alabilirdim. En azından öyle umuyordum.
"Geçen hafta sona gelmişti."
"Nasıl bitti?"
"Mete'nin 'Benim gökyüzümün güneşi' diye isimlendirdiği bir kızla tanışmasıyla bitiyor. Kızın zaman içinde onun yaralarını iyileştirdiğinden bahsediyor. Ama final bölümü gelecekte geçiyor. Bu yüzden kızın kim olduğunu bilmiyorum." Bu açıklamaların ardından hepimiz Yekta'ya dik dik bakıyorduk.
"Ne var? Niye hepiniz bana öyle bakıyorsunuz?"
"Yekta..." dedim sinirime hakim olmaya çalışarak. Sonuçta bu çocuk iki Mete'nin aynı kişi olduğunu bile bilmiyordu. Yalnızlık İçinde Kıvranırken kitabını nasıl hatırlayıp bize söyleyebilirdi? "O kızın ben olmadığımı söyle lütfen."
"Bunca zaman yaptıklarına bakarak bir şekilde kitabın sonu dahil her şeyi değiştirebileceğine inanıyorum. Ama tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim, kitaptan kaçamıyorsun. Seni kurtarması gereken erkek karakterlere yardım ederek çoktan bir şeyleri değiştirdin. Mekanı ve zamanı değiştirebiliyorsun ancak onlarla olan tesadüfi karşılaşmalarını değiştiremiyorsun. Her türlü bir şeyleri bilerek farklı yaptığın için hala kendi sonunu yazma şansın olduğuna inanıyorum." dedi Yekta bana bakarak. Bana umut mu veriyordu? Yoksa yalan mı söylüyordu? Emin değilim ama dediği gibi hikayeyi değiştirebilme yeteneğimle bir şeyler yapabilirdim.
"Bence okulda olduğumuz için böyle oluyor. Eğer zorunlu olarak aynı yerde bulunmak zorunda olmasaydık onlarla olan buluşmaları da engelleyebilirdik." dedi Yankı elini çenesine koyarak.
"Keşke sadece aynı okulda okuyor olsaydık. Üstelik aynı sınıfta okuyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi biri önümde diğer ikisi arkamda oturuyor." dedim bu durumdan ne kadar rahatsız olduğumu belli eden sesle. Gerçi Aras ile olan ilk karşılaşmamız yaşadığım sitede gerçekleşiyordu.
"Bence yat kalk dua et haline. Ya Yankı yerine erkek karakterlerden biriyle sıranı paylaşıyor olsaydın?" diye güldü Merve. Aklı sıra benimle alay ediyordu. Melek yüzlü şeytan seni...
"Merve bak..." dedim sinirle. "Ayağa kalmadan bile seni döverim. Beni çıldırtma!" diye bağırdım. Ancak o benim kız kardeşimdi. Boş tehditlerim ona işlemiyordu. Gülümsedi. Ardından bana dil çıkardı.
"Kitap yanınızda mı?" dedim kardeşimi umursamayarak. Bu hayatta her şey karşılıklıydı. "Sonraki bölümde..." diye devam edecekken biri kapıyı aniden açtı.
"Merhaba." dedi gergince içeri giren Berkay. "Özel bir şey mi konuşuyordunuz?"
"Hoş geldin Berkay." dedim doğal olmaya çalışarak. Tam kitap hakkında konuşurken birden içeri girdiği için korkmuştum. "Önemli bir şey konuşmuyorduk. Merve benimle dalga geçiyordu."
"Bence çok komikti." dedi sırıtan Merve. O benim suç ortağım olduğu için hemen söylediğim yalana ayak uydurmuştu. "Ablam diye demiyorum düz yolda bile doğru düzgün yürüyemez. Yeni okulundaki ikinci gününde revire gelmek zorunda kaldı. Burası yine iyi eski okulunda revir bile yoktu." Merve ne söylediğini umursamıyordu. Bu gidişle benden gerçekten dayak yiyecekti.
"Kardeşim abartmayı sever. O kadar şanssız değilim. Birkaç ufak kaza geçirmiştim ama ciddi bir şey olmadı." diye açıklama yaptım. Daha önce çok düşmüştüm ama ilk defa ayakta bile duramayacak kadar acı çekmiştim.
"Peki..." dedi Berkay bize anlamsızca bakarak. "Ben Mete'den duydum. Çarpışıp düştükten sonra ayağını incitmişsin. Geçmiş olsun demeye geldim." Tanışalı iki gün olmuştu ancak yine de beni görmeye gelmişti. Bu hareketi kalbimi ısıttı. Böyle detaylar insanın gerçek karakterini ortaya çıkartıyordu.
"Sağ ol." Dedim gülümseyerek. "Doktor burktuğumu söyledi. Ciddi bir şey değilmiş."
"Ciddi değil mi?" Dedi yatağın ucuna gelip oturarak. "Mete ayağa bile kalkamadığını söyledi."
"Evet. Bu yüzden beni buraya taşıyıp getirdi. Doktorun dediğine göre öğle arası bittikten sonra buzun etkisiyle acı azalacakmış. O zaman kendim yürüyebilirim."
"Taşıdı mı? Mete mi taşıdı seni?" Dedi şaşırarak.
"Evet. Neden şaşırdın?"
"Mete diğer insanlarla konuşmayı sevmez. Birinin ona dokunmasından da nefret eder. Bunu nasıl yapabildiğine şaşırdım sadece." Dedi Berkay.
"Doğru ya!" Diye bağırdı Yankı. Sonra bağırdığı için utandı. Sesini alçaltarak konuşmaya devam etti. "Yani Mete'nin öyle bir huyu vardı. Kimseye yanlışlıkla bile olsa dokunmamak için genelde sırasından bile kalkmazdı." Bu sözler bana da tuhaf gelmişti.
"Derslere girecek misin?" diye sordu Berkay.
"Gireceğim. Kaçırır mıyım? Seni geçebilmek için konuları kaçırmamam gerek." dediğimde gülümsedi.
"Kendini yorma. Acı çekiyorsan konuları boş ver. Eve gidip dinlen. Ders vakti geldiğinde iyi hissedersen gel. Umarım derste görüşürüz. Benim gitmem lazım." dediğinde yüzüm asıldı. Pislik gidip soru çözecekti. Şimdiden geri kalmıştım. Bu canavarı nasıl geçecektim?
"Görüşürüz." dedikten sonra hışımla revirden çıktı. Acaba beş dakika soru çözemeyince çıldıran tiplerden miydi? Bu yüzden mi öfkeliydi?
"Berkay sayesinde aklıma okuduğum bir kitap geldi. 'Yalnızlık İçinde Kıvranırken' Adı buydu. Ana karakterin psikolojik durumu üzerine yoğunlaşan bir romandı. Çok boğucu olduğu için kitabın çeyreğini bile okuyamamıştım. Kütüphaneye geri vermiştim. Ondan sonra Yekta'dan okumasını istemiştim." dedi Yankı.
"Yoksa tanıdığımız biriyle mi alakalı bir roman?" diye sordum yattığım yerden hafifçe doğrularak.
"Ben o kitabı okuduğumu hatırlıyorum. Ana karakter insanlara dokunmaktan nefret ediyordu. Adı Mete'ydi. Yoksa o Mete ile Tuğçe'ye çarpan Mete aynı kişi mi?" diye sordu Yekta ablasına bakarak.
"Evet aynı kişiler. Bu yüzden senden o kitabı okumanı istemiştim. Ne kadar çok okursak o kadar çok biliriz. Böylece o insanlarla muhatap olduğumuzda elimizde bir koz olur." dedi Yankı. "Hepimiz Bulutlu'da yaşıyoruz. Eminim yan karakter olsalar bile onların da içinde olduğu kitaplar vardır."
"Bunu ben araştırırım." diye kendini öne attı Yekta. "Bu zamana kadar Meryem tarafından yazılmış çok fazla roman okudum. Eğer onlarla ilgili kitaplar varsa onları en kolay ben bulurum. Yine de onların isimleri ve soy isimlerini öğrenmeliyim. Görünüşlerini de bilsem iyi olur."
"Teşekkür ederim. Sayenizde bu kitabı çok kolay bir şekilde değiştirebileceğim." dedim tüm samimiyetimle. Bana beklediğimden daha çok yardım ediyorlardı. Belki Yankı aynı kitabın yan karakteri olduğu için benimle bildikleri her şeyi paylaşıyorlardı. Bunu bilemezdim. Yine de benimle birlikte kitaba karşı çıkmaları hoşuma gidiyordu.
"Bunun için teşekkür etmene gerek yok. Sonuçta biz arkadaşız." dedi Yekta. Bu sözlerin üzerine utandım. Benzer şeyleri ben de Yankı'ya söylemiştim. Arkadaşlar her zaman birbirinin yanında olurdu. Yeni tanışıyor olsak bile "Bu Kalp Kimin İçin Atıyor?" sayesinde aramızdaki bağlar çok hızlı bir şekilde sağlamlaşmıştı.
"Öyleyiz." diyebildim sadece. Sonunda güvenebileceğim arkadaşlarım vardı. Bu gerçekten rahatlatıcıydı. "Mete'nin kitabına bakabilir miyim?" diye sordum. Konuyu değiştirmek istiyordum. Onların haberi yoktu ama ben çok utanmıştım.
"Tabii ki bakabilirsin." dedi Yekta cebinden telefonu çıkarırken. Uygulamadan dediği kitabı bulup bana verdi.
"Aslında kendi telefonumdan okuyabilirim. Seninkini boşuna meşgul etmeyeyim." dedim bana uzatılan telefonu alırken.
"İstesen bile kendi telefonundan okuyamazsın. Unuttun mu? Meryem'in kitaplarını uygulamadan okuyabilmek için daha önce o kitabın basılmış halini görmüş olman lazım." diye açıklama yaptı Yekta.
"Doğru. Bunu unutmuşum." dedim üzgünce. "Ya daha sonra başka bir kitaba bakmam gerekirse? O zaman ne yapacağım?"
"Onu merak etme." dedi Yankı. "Çıkışta kütüphaneye gideriz. Meryem'in bildiğimiz tüm kitaplarını size gösteririz. Böylece uygulamadaki kütüphanenizden istediğiniz zaman okuyabilirsiniz."
"Ayağım düzelene kadar gitmesek olur mu?" dedim onlara tatlı olduğuma inandığım bakışlar atarken.
"O zaman haftaya gidelim. Hatta zorlanmayın diye sizi eve biz bırakırız. Sakın zahmet olmasın demeyin. Eviniz evimize giden yolun üzerinde. Unutmadan söyleyeyim biz her gün mutlaka Bulutlu Merkez Kütüphanesine gidiyoruz. İsterseniz siz de bizimle gelin." dedi Yekta.
"Neden her gün kütüphaneye gidiyorsunuz?" diye sordu Merve. Kütüphaneye gitmeyi ve kitap okumayı hiç sevmezdi. O yüzden ona Aksoy kardeşlerin her gün kütüphaneye gitmesi saçma gelmiş olmalı. Bu nedenle birlikte kütüphaneye birlikte gitme kısmını görmezden gelmişti.
"İlk başta Meryem'e ait kitapları okumak içindi. Sonra üniversite sınavına hazırlandığımız için de orada mümkün olduğunca vakit geçirmek iyi oluyor. Gerçi en fazla iki saat kalabiliyoruz okul çıkışı gittiğimiz zaman. Dedemiz birlikte akşam yemeği yememize oldukça önem veriyor." diye açıklama yaptı Yekta.
"Anladım. Bu arada Mete'nin kitabı bitti mi?" dedim merakla. O kitabı okuyarak o çocuk hakkında birçok bilgi alabilirdim. En azından öyle umuyordum.
"Geçen hafta sona gelmişti."
"Nasıl bitti?"
"Mete'nin 'Benim gökyüzümün güneşi' diye isimlendirdiği bir kızla tanışmasıyla bitiyor. Kızın zaman içinde onun yaralarını iyileştirdiğinden bahsediyor. Ama final bölümü gelecekte geçiyor. Bu yüzden kızın kim olduğunu bilmiyorum." Bu açıklamaların ardından hepimiz Yekta'ya dik dik bakıyorduk.
"Ne var? Niye hepiniz bana öyle bakıyorsunuz?"
"Yekta..." dedim sinirime hakim olmaya çalışarak. Sonuçta bu çocuk iki Mete'nin aynı kişi olduğunu bile bilmiyordu. Yalnızlık İçinde Kıvranırken kitabını nasıl hatırlayıp bize söyleyebilirdi? "O kızın ben olmadığımı söyle lütfen."
"Bunca zaman yaptıklarına bakarak bir şekilde kitabın sonu dahil her şeyi değiştirebileceğine inanıyorum. Ama tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim, kitaptan kaçamıyorsun. Seni kurtarması gereken erkek karakterlere yardım ederek çoktan bir şeyleri değiştirdin. Mekanı ve zamanı değiştirebiliyorsun ancak onlarla olan tesadüfi karşılaşmalarını değiştiremiyorsun. Her türlü bir şeyleri bilerek farklı yaptığın için hala kendi sonunu yazma şansın olduğuna inanıyorum." dedi Yekta bana bakarak. Bana umut mu veriyordu? Yoksa yalan mı söylüyordu? Emin değilim ama dediği gibi hikayeyi değiştirebilme yeteneğimle bir şeyler yapabilirdim.
"Bence okulda olduğumuz için böyle oluyor. Eğer zorunlu olarak aynı yerde bulunmak zorunda olmasaydık onlarla olan buluşmaları da engelleyebilirdik." dedi Yankı elini çenesine koyarak.
"Keşke sadece aynı okulda okuyor olsaydık. Üstelik aynı sınıfta okuyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi biri önümde diğer ikisi arkamda oturuyor." dedim bu durumdan ne kadar rahatsız olduğumu belli eden sesle. Gerçi Aras ile olan ilk karşılaşmamız yaşadığım sitede gerçekleşiyordu.
"Bence yat kalk dua et haline. Ya Yankı yerine erkek karakterlerden biriyle sıranı paylaşıyor olsaydın?" diye güldü Merve. Aklı sıra benimle alay ediyordu. Melek yüzlü şeytan seni...
"Merve bak..." dedim sinirle. "Ayağa kalmadan bile seni döverim. Beni çıldırtma!" diye bağırdım. Ancak o benim kız kardeşimdi. Boş tehditlerim ona işlemiyordu. Gülümsedi. Ardından bana dil çıkardı.
"Kitap yanınızda mı?" dedim kardeşimi umursamayarak. Bu hayatta her şey karşılıklıydı. "Sonraki bölümde..." diye devam edecekken biri kapıyı aniden açtı.
"Merhaba." dedi gergince içeri giren Berkay. "Özel bir şey mi konuşuyordunuz?"
"Hoş geldin Berkay." dedim doğal olmaya çalışarak. Tam kitap hakkında konuşurken birden içeri girdiği için korkmuştum. "Önemli bir şey konuşmuyorduk. Merve benimle dalga geçiyordu."
"Bence çok komikti." dedi sırıtan Merve. O benim suç ortağım olduğu için hemen söylediğim yalana ayak uydurmuştu. "Ablam diye demiyorum düz yolda bile doğru düzgün yürüyemez. Yeni okulundaki ikinci gününde revire gelmek zorunda kaldı. Burası yine iyi eski okulunda revir bile yoktu." Merve ne söylediğini umursamıyordu. Bu gidişle benden gerçekten dayak yiyecekti.
"Kardeşim abartmayı sever. O kadar şanssız değilim. Birkaç ufak kaza geçirmiştim ama ciddi bir şey olmadı." diye açıklama yaptım. Daha önce çok düşmüştüm ama ilk defa ayakta bile duramayacak kadar acı çekmiştim.
"Peki..." dedi Berkay bize anlamsızca bakarak. "Ben Mete'den duydum. Çarpışıp düştükten sonra ayağını incitmişsin. Geçmiş olsun demeye geldim." Tanışalı iki gün olmuştu ancak yine de beni görmeye gelmişti. Bu hareketi kalbimi ısıttı. Böyle detaylar insanın gerçek karakterini ortaya çıkartıyordu.
"Sağ ol." Dedim gülümseyerek. "Doktor burktuğumu söyledi. Ciddi bir şey değilmiş."
"Ciddi değil mi?" Dedi yatağın ucuna gelip oturarak. "Mete ayağa bile kalkamadığını söyledi."
"Evet. Bu yüzden beni buraya taşıyıp getirdi. Doktorun dediğine göre öğle arası bittikten sonra buzun etkisiyle acı azalacakmış. O zaman kendim yürüyebilirim."
"Taşıdı mı? Mete mi taşıdı seni?" Dedi şaşırarak.
"Evet. Neden şaşırdın?"
"Mete diğer insanlarla konuşmayı sevmez. Birinin ona dokunmasından da nefret eder. Bunu nasıl yapabildiğine şaşırdım sadece." Dedi Berkay.
"Doğru ya!" Diye bağırdı Yankı. Sonra bağırdığı için utandı. Sesini alçaltarak konuşmaya devam etti. "Yani Mete'nin öyle bir huyu vardı. Kimseye yanlışlıkla bile olsa dokunmamak için genelde sırasından bile kalkmazdı." Bu sözler bana da tuhaf gelmişti.
"Derslere girecek misin?" diye sordu Berkay.
"Gireceğim. Kaçırır mıyım? Seni geçebilmek için konuları kaçırmamam gerek." dediğimde gülümsedi.
"Kendini yorma. Acı çekiyorsan konuları boş ver. Eve gidip dinlen. Ders vakti geldiğinde iyi hissedersen gel. Umarım derste görüşürüz. Benim gitmem lazım." dediğinde yüzüm asıldı. Pislik gidip soru çözecekti. Şimdiden geri kalmıştım. Bu canavarı nasıl geçecektim?
"Görüşürüz." dedikten sonra hışımla revirden çıktı. Acaba beş dakika soru çözemeyince çıldıran tiplerden miydi? Bu yüzden mi öfkeliydi?
"Berkay sayesinde aklıma okuduğum bir kitap geldi. 'Yalnızlık İçinde Kıvranırken' Adı buydu. Ana karakterin psikolojik durumu üzerine yoğunlaşan bir romandı. Çok boğucu olduğu için kitabın çeyreğini bile okuyamamıştım. Kütüphaneye geri vermiştim. Ondan sonra Yekta'dan okumasını istemiştim." dedi Yankı.
"Yoksa tanıdığımız biriyle mi alakalı bir roman?" diye sordum yattığım yerden hafifçe doğrularak.
"Ben o kitabı okuduğumu hatırlıyorum. Ana karakter insanlara dokunmaktan nefret ediyordu. Adı Mete'ydi. Yoksa o Mete ile Tuğçe'ye çarpan Mete aynı kişi mi?" diye sordu Yekta ablasına bakarak.
"Evet aynı kişiler. Bu yüzden senden o kitabı okumanı istemiştim. Ne kadar çok okursak o kadar çok biliriz. Böylece o insanlarla muhatap olduğumuzda elimizde bir koz olur." dedi Yankı. "Hepimiz Bulutlu'da yaşıyoruz. Eminim yan karakter olsalar bile onların da içinde olduğu kitaplar vardır."
"Bunu ben araştırırım." diye kendini öne attı Yekta. "Bu zamana kadar Meryem tarafından yazılmış çok fazla roman okudum. Eğer onlarla ilgili kitaplar varsa onları en kolay ben bulurum. Yine de onların isimleri ve soy isimlerini öğrenmeliyim. Görünüşlerini de bilsem iyi olur."
"Teşekkür ederim. Sayenizde bu kitabı çok kolay bir şekilde değiştirebileceğim." dedim tüm samimiyetimle. Bana beklediğimden daha çok yardım ediyorlardı. Belki Yankı aynı kitabın yan karakteri olduğu için benimle bildikleri her şeyi paylaşıyorlardı. Bunu bilemezdim. Yine de benimle birlikte kitaba karşı çıkmaları hoşuma gidiyordu.
"Bunun için teşekkür etmene gerek yok. Sonuçta biz arkadaşız." dedi Yekta. Bu sözlerin üzerine utandım. Benzer şeyleri ben de Yankı'ya söylemiştim. Arkadaşlar her zaman birbirinin yanında olurdu. Yeni tanışıyor olsak bile "Bu Kalp Kimin İçin Atıyor?" sayesinde aramızdaki bağlar çok hızlı bir şekilde sağlamlaşmıştı.
"Öyleyiz." diyebildim sadece. Sonunda güvenebileceğim arkadaşlarım vardı. Bu gerçekten rahatlatıcıydı. "Mete'nin kitabına bakabilir miyim?" diye sordum. Konuyu değiştirmek istiyordum. Onların haberi yoktu ama ben çok utanmıştım.
"Tabii ki bakabilirsin." dedi Yekta cebinden telefonu çıkarırken. Uygulamadan dediği kitabı bulup bana verdi.
"Aslında kendi telefonumdan okuyabilirim. Seninkini boşuna meşgul etmeyeyim." dedim bana uzatılan telefonu alırken.
"İstesen bile kendi telefonundan okuyamazsın. Unuttun mu? Meryem'in kitaplarını uygulamadan okuyabilmek için daha önce o kitabın basılmış halini görmüş olman lazım." diye açıklama yaptı Yekta.
"Doğru. Bunu unutmuşum." dedim üzgünce. "Ya daha sonra başka bir kitaba bakmam gerekirse? O zaman ne yapacağım?"
"Onu merak etme." dedi Yankı. "Çıkışta kütüphaneye gideriz. Meryem'in bildiğimiz tüm kitaplarını size gösteririz. Böylece uygulamadaki kütüphanenizden istediğiniz zaman okuyabilirsiniz."
"Ayağım düzelene kadar gitmesek olur mu?" dedim onlara tatlı olduğuma inandığım bakışlar atarken.
"O zaman haftaya gidelim. Hatta zorlanmayın diye sizi eve biz bırakırız. Sakın zahmet olmasın demeyin. Eviniz evimize giden yolun üzerinde. Unutmadan söyleyeyim biz her gün mutlaka Bulutlu Merkez Kütüphanesine gidiyoruz. İsterseniz siz de bizimle gelin." dedi Yekta.
"Neden her gün kütüphaneye gidiyorsunuz?" diye sordu Merve. Kütüphaneye gitmeyi ve kitap okumayı hiç sevmezdi. O yüzden ona Aksoy kardeşlerin her gün kütüphaneye gitmesi saçma gelmiş olmalı. Bu nedenle birlikte kütüphaneye birlikte gitme kısmını görmezden gelmişti.
"İlk başta Meryem'e ait kitapları okumak içindi. Sonra üniversite sınavına hazırlandığımız için de orada mümkün olduğunca vakit geçirmek iyi oluyor. Gerçi en fazla iki saat kalabiliyoruz okul çıkışı gittiğimiz zaman. Dedemiz birlikte akşam yemeği yememize oldukça önem veriyor." diye açıklama yaptı Yekta.
"Anladım. Bu arada Mete'nin kitabı bitti mi?" dedim merakla. O kitabı okuyarak o çocuk hakkında birçok bilgi alabilirdim. En azından öyle umuyordum.
"Geçen hafta sona gelmişti."
"Nasıl bitti?"
"Mete'nin 'Benim gökyüzümün güneşi' diye isimlendirdiği bir kızla tanışmasıyla bitiyor. Kızın zaman içinde onun yaralarını iyileştirdiğinden bahsediyor. Ama final bölümü gelecekte geçiyor. Bu yüzden kızın kim olduğunu bilmiyorum." Bu açıklamaların ardından hepimiz Yekta'ya dik dik bakıyorduk.
"Ne var? Niye hepiniz bana öyle bakıyorsunuz?"
"Yekta..." dedim sinirime hakim olmaya çalışarak. Sonuçta bu çocuk iki Mete'nin aynı kişi olduğunu bile bilmiyordu. Yalnızlık İçinde Kıvranırken kitabını nasıl hatırlayıp bize söyleyebilirdi? "O kızın ben olmadığımı söyle lütfen."

