İçeriğe geç

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 10

☁️ 10 ☁️

Yekta afallamıştı. Bu ihtimali hiç düşünmemiş olduğu çok belliydi.

"Özür dilerim ama o kızın sen veya başkası olduğunu söyleyemem. Son bölümde Mete'nin bakış açısından tasvir edilen bir kız vardı sadece. Temmuz ayında göl kenarındaki bir kafede buluşuyorlardı. Mekanın ayrıntılı bir tasviri vardı. Orayı bulabilirim sanırım. Ama kızın adından veya görünüşünden bahsetmiyor. Güneşi ile nasıl tanıştığından, onun hayatına nasıl olumlu etkisi olduğundan ve ona duyduğu uçsuz bucaksız sevgiden bahsediyor." diyerek o kitabın sonunu anlattı Yekta.

"Anlıyorum. Peki bizim kitabın sonraki bölümüne baktınız mı?" Çok fazla şey değişmişti şimdiye kadar. Kim bilir daha neler olmuştu.

"Sabah okuduğumuz bölümü bitirdik. Senin Aras'a ceketini geri vermenle o bölüm bitti. Hatta ondan sonraki kısma geçtik. Mete'nin sana çarpması ve revire geldiğin yazıyordu. Üstelik yine bilmeden kitabı değiştirdin. Normalde Mete'yi sınıfa gönderip telefonunu aldırıyordun. Sınıfa gittiğinde Mete Yankı'yla karşılaşıyordu. Durumu öğrenen Yankı endişelenip revire geliyor ve Mete ile kavga ediyordu. Bölüm öyle bitmesi gerekirken sen çocuğu gönderdiğin için Yankı ile kavga etmedi. Bölüm orada bitmedi bu yüzden. Doğal olarak değişti. Kalan kısımda Mete seni tekrar sınıfa taşıyor. Ardından seni evine bırakıyor. Bu bölüm burada bitiyor." diyerek geri kaldığım kısmı açıkladı Yekta. Ablasının aksine onunla fazla vakit geçirememiştim. Sessiz biri olduğunu sanıyordum ama konu kitaplar olunca belli ki Yekta, ablasından daha çok şey biliyordu.

"Bir bölüm bitmeden diğerini göremiyor musun?" diye sordum. Kitabın şu anki sahibi Yankı olduğu için romanı tam anlamıyla inceleme fırsatım olmamıştı. Bu nedenle detayları bilmiyordum.

"Göremiyorsun. Ama sen her halükarda hikayeyi değiştirebildiğin için bir sorun olmasa gerek." dedi küçük kitap kurdumuz.

"Sadece ben değil siz ikiniz de değiştirmişsiniz. Galiba romanın karakteri olmayan kişiler de değişken olabiliyor." bu düşüncem doğruysa kitabı tek başıma değiştirmek zorunda değilim.

"Seni eve biz bırakırız. Zaten seni bu halde tek başına bırakmayacaktık ama asla seni Mete'ye bırakamayız!" diye sinirle söyledi Yankı. Mete'nin kötü biri olduğunu sanmıyordum ama kitabın lanetinden kurtulmak istiyorsam ondan uzak dursam iyi olurdu.

"İstersen o seni sınıfa taşımasın diye ben seni taşıyabilirim." dedi Yekta.

"Salak mısın Yekta? Tuğçe en az göründüğü kadar ağır. Bir hayvan olsaydı balina olurdu. Bu kız sıkıldıkça yemek yiyen biri. Sen bunu taşımaya çalışırsan altında ezilirsin." dedi Merve büyük bir coşkuyla. Arkamdaki yastığı alıp Merve'nin kafasına attım. Gülüp bana geri atınca yastığı kucağıma aldım.

"Merve abartsa bile haksız sayılmaz. Ben ağırım. Ama sınıfa gidene kadar koluna girmeme izin verirsen minnettar olurum." dedim gülümseyerek. O cevap veremeden doktor tekrar yanımıza geldi. Ayağımdaki buzu aldı. Morardığını görünce yüzümü buruşturdum. Kötü görünüyordu. Sonra doktor bir bandajla burkulan ayağımı sardı.

"Geçmiş olsun. Birkaç gün üstüne basma ve istirahat et. Müdür yardımcısına haber vereyim seni evine göndersin." dedi doktor.

"Teşekkür ederim doktor hanım. Ama ben derse girmek istiyorum. Bugün dinlensem bile aynı ayakla yarın tekrar okula gelmek zorundayım." dedim sevecen bir sesle. Sanki hiç ayağım acımıyormuş gibi gülümsedim.

"Sen bilirsin. Yine de sağlığına dikkat et."

"Ederim." dediğimde Merve eğilip ayakkabımın sol tekini aldı. Yekta yataktan kalkmama yardım etti. Daha sonra sol kolumdan tutup bana destek oldu. Dördümüz birlikte asansöre bindik. Ben yürümüyordum. Ayağımın üstüne basamayacağım için zıplayarak gidiyordum. Bu yüzden asansörden inince etraftaki insanlar bana garip garip bakıyordu. Onları umursamadan sınıfa girdik. Sıramın etrafında erkek karakterler endişeyle bekliyordu. Beni görünce Mete hemen yanımıza geldi.

"Tuğçe keşke beni çağırsaydın. Ben taşırdım seni." dedi suçlu bir ifadeyle.

"Teşekkürler ama ben Yekta sayesinde gelebildim." diye gülümsedim.

"Senin düz yolda bile doğru düzgün yürüyebileceğinden emin değilim." dedi Aras oturduğu yerden seslenerek. "Gerçekten beceriksizsin." dedi alayla.

"Hiç olmazsa buzda düşmeden yürüyebiliyorum." dedim sırıtarak. Çocuk gibi laf dalaşına girmek istemiyordum ancak beni buna zorluyordu.

"İyi değilsen evine gitsene." dedi Kayra. "Yoksa yarım gün gelmezsen beni derslerde geçemeyeceğini mi düşünüyorsun?" dedi sırıtarak.

"Rakibim sen değilsin ki. Berkay benim rakibim." dedim gülümseyerek. Aslında sinirleniyorum ama onlar hala lanetin etkisindeydi. "Bu arada Berkay nerede?" o, bana Kayra'nın yanına gideceğini söylemişti fakat Kayra buradayken o burada değildi. Bir işi mı çıkmıştı acaba?

"Bilmiyorum. Öğle arasından beri görmedim." dedi Kayra omuz silkerek.

Ben o sırada Yekta'nın yardımıyla sırama oturmuştum. Ardından sırtımı duvara verdim. Böylece hem arka hem de ön sıramdakileri görebiliyordum.

"Çıkışta beni bekleyin. Ben gelir sana yardımcı olurum." dedi Yekta.

"Merak etme. İstesem bile gidemem." dediğimde kafasını sallayıp sınıftan çıktı.

"O kimdi?" dedi Kayra çatık kaşlarıyla sınıftan çıkan Yekta'ya bakarken.

"Benim yüzümden bu hale geldin. Ben seni eve bırakırım. Ayrıca zıplayarak kendini zorlamana gerek yok. Revire taşıdığım gibi taşırım seni." dedi Mete sırasından bana bakarak.

"O çocuğun adını versene bana." Dedi Aras soruyu bana sorarak. "Çıkışta bir şey soracağım." diyerek sırıttı. Bu sözlere ürperdim.

"Bana bakın." diye kızdı Yankı. "O benim küçük kardeşim Yekta. Onun ne kılına zarar görecek ne de hakkında kötü bir söz duyacağım. Aksi halde karşınızda beni bulursunuz! Ayrıca Tuğçe'yi bugün evine biz bırakacağız. O yüzden kızı darlamayı bırakın." Gerçek hayatta olmasa bile kitaplarda Yankı'nın kötü kızdı. Bu yüzden erkek karakterler ondan korkup kaçmasa bile en azından bana daha fazla soru sormayı bırakmıştı. İşin komiği ben onları takmayıp telefonumu elime almıştım. Dün beni Yankı sınıf grubuna eklemişti. Oradan Berkay'ın numarasını bulup mesaj attım. Ancak çevrimiçi değildi. Nerede olduğunu merak ediyordum ama rahatsız etmek gibi bir niyetim yoktu. Aramaktan vazgeçip iki taraftaki sıralardan destek alarak ayağa kalktım. Duvarlar beni boğuyormuş gibi hissettiriyordu. Camı açtım. Ardından bahçeye bakmaya başladım. Şubat ayında olduğumuz için etrafta fazla kişi yoktu. Gözlerimle bana yabancı olan bu yere bakarken gözlerim tanıdık bir simayla buluşunca yüzümde istemsiz bir tebessüm belirdi. Hemen sıranın üzerindeki telefonumu elime aldım. Hiç vakit kaybetmeden onu aradım.

"Alo?" dedi sorarcasına. Bu sırada bahçedeki bir banka uzanmış gökyüzünü seyrediyordu. Kulağında kulaklık vardı. Bu yüzden arama gelince direkt olarak cevap vermişti. Kimin aradığını bilmiyordu.

"Hava hala çok soğuk. Neden montsuz dışarı çıktın ki?" dediğimde doğruldu.

"Tuğçe, sen misin?" sesi kafasının karıştığını belli ediyordu. "Nereden gördün beni?"

"Sınıfın penceresine bak Berkay. Buradayım." dediğimde kafasını kaldırdı. Göz göze geldik. Sanki onu ilk defa görüyormuş gibi bir his doğdu içime. Esen rüzgar soğuğu bedenime işlerken üşümek yerine daha canlı hissetmiştim. Bazı insanların frekansının çok çabuk tuttuğunu düşünüyordum. Birbirimize benzediğimize dair bir inanç vardı içimde. Bu yüzden onu tanımak istiyordum. Onun hakkında tamamen yanılıyor olabilirdim. Yine de onunla bir şeyleri paylaşma ve yakın arkadaş olmak istiyordum.

"Eve gittiğini sanmıştım." dediğinde Yankı ne yaptığımı anlamak için pencereden benim baktığım yöne bakıyordu.

"Gitmek istemiyorum."

"Sağlık konusunda inat etmemelisin."

"İnat etmiyorum zaten. Evde şu an kimse yok. Ebeveynlerim eve hemen hemen bizle aynı zamanda varıyor. Yalnız olmak istemiyorum."

"Sadece birkaç saat tek kalamaz mısın?"

"Kalırım ama şu an ayağım acıyor." ben onunla konuşurken erkek karakterlerin de camdan dışarı baktığını fark etmiştim. Başımı çevirip baktığımda birkaç kişinin daha boş boş cama baktığını gördüm.

"Anlıyorum..."

"Anlamıyorsun. Eve gidip annemle babama şımarmam gerek." dedim tekrar gözlerimi gözlerine kenetleyerek. Güldü. Sanırım ilk defa güldüğünü görüyordum. O an zil çaldı. Bahçedeki diğer öğrenciler yavaş yavaş okul binasına girerken Berkay oturduğu yerden kalkmaya tenezzül bile etmiyordu.

"Zil çaldı. Hadi sınıfa gel."

"Geliyorum." Dedi yerinden kalkıp binaya doğru yaklaştı. Gözleri hala gözlerimdeydi. "Ama neden herkes bana bakıyor Tuğçe?"

"Neden olacak! Okul birincilerinin bu kadar tembel olmalarına şaşırıyorlar. Böyle devam edersen senin yerini almak bir bebeğin elinden şekeri almak kadar kolay olacak."

"Tamam. Geliyorum."

Panikle arkama baktım. "Hoca geldi Berkay koş!" dediğimde telefonu kapattı. Ama koşmak yerine pencereden ona bakan biz ana karakterlere bakarak yürümeye devam etti. O zamanlar bilmiyordum ama o an Berkay'ın romanın iyi ve kötü karakterlerinin tamamını gördüğü ilk seferdi.

Bölüm sonu

7 yorum