İçeriğe geç

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 11 · 5 dk okuma

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 11

☁️ 11 ☁️

Dersler bittikten sonra Yankı ve Yekta'nın arabasıyla eve gittik. Onlar sayesinde kitaplarım da benimle beraber eve güvenle geldiler. Ayağımın üstüne bile basamazken eve tek başıma gitmek bile zor olurdu.

Eve geldiğimizde annem ve babam çoktan gelmişlerdi. Akşam yemeği yapmak için mutfakta malzemeleri çıkarıyorlardı. Beni bu halde görünce korktular. Onlara önemli bir şey olmadığını söyledim. Ama tabii ki beni dinlemediler. Hemen beni hastahaneye götürdüler. Bu sırada yemek hazırlama işini Merve'ye kitlemiştik. O aramızda yemek yapmakta en kötü kişiydi. Buna rağmen iş ona kaldığı için mutlu olmuştum. Hastahanedeki doktor ayağımda ciddi bir şey olmadığını söylemişti. Haftaya kadar üzerine basmamamı tembihledi. Ardından krem ve ilaç verip bizi gönderdi. Sağlıksız olmaktan nefret ediyordum. Tek başıma etrafta dolanmak zor geliyordu. Ama benim yapmam gereken tüm ev işleri Merve'ye kalmıştı. İlaveten bir şeye ihtiyacım olduğunda ondan istiyordum. İtiraz bile edemiyordu. O benim bu hafta bitene kadar kölem olacaktı.

Ertesi gün bizi okula arabayla sevgili ailemiz bıraktı. Bu yüzden dersler başlamadan kırk beş dakika önce okul bahçesine varmıştık.

"Seni sınıfa kadar götürmemi ister misin?" diye sordu babam arabadan inmeme yardım ederken.

"Gerek yok. Merve var zaten." dedim gülümseyerek. Planım tüm ağırlığımı kardeşime vererek ona beş dakika boyunca eziyet etmekti.

"O zaman biz gidiyoruz. Çıkışta sizi almaya geleceğiz. Bizi bekleyin." dedi annem gülümseyerek. Merve ile aynı anda tamam dedik. Sonra da asansörle sınıfa gittik.

"Ya tüm ağırlığını bana vermesene!" Diye çemkirdi Merve. Düşündüğüm kadar dayanmamıştım ona ama kardeşim ufak tefek bir bir şey olduğu için bu bile ona fazla geliyor olmalıydı. Dönerken Yankı'ya yapışsam iyi olurdu.

"Git bir şeyler ye." dedim. Bu sabah annemlerle birlikte gidebilmek için normalden erken kalkmıştık. Ama bu ebeveynlerim için geç bir saatti. Dolayısıyla bugün ne kahvaltı edebilmiştik ne de yeterince uyuyabilmiştik. Bu da bugün kardeşimin çok sinirli olmasının nedeniydi. Merve de neden sinirli olduğunu hatırlayınca sustu. Sınıfımın önüne geldiğimizde buraya kadar taşıdığı çantamı bana verdi. "Bundan sonrasını kendin gidersin artık." dedi ve tekrar asansöre binip gitti. Ben de zıplaya zıplaya sınıfıma girdim.

Aras oradaydı. Önündeki test kitabını çözmeye çalışıyordu. Beni gördüğü an ayağa kalktı ve yanıma gelip koluma girdi.

"Teşekkürler..." dedi yerime otururken. Sonra önündeki test kitabına baktım. Daha ilk sorudaydı. Soruyu çözmek için çok uğraşmıştı. Etraftaki silgi tozlarından bunu anlayabiliyordum.

"İlk önce temellerini geliştirmen gerekiyor. Bu TYT kitabı. Yani bu dokuzuncu sınıfın konusu. Şu an sınava hazırlanırken yapabileceğin en iyi şey on birinci sınıfın derslerine çalışırken bir yandan da önceki yılların konularına çalış." Dedim tavsiye verirken. Ardından soruyu onun için çözdüm. Her şeyi detaylıca anlattım. Sonra ikinci soruyu çözmesini istedim. Onu da çözemedi. Üçüncü soruya da boş boş bakınca kitabı alıp kafasına geçirmek istedim. "Aras bu soruda işlem bile yapmıyorsun. Sadece dikkatlice okuyarak çözebilirsin." dediğimde soruyu iki kere daha okudu. En sonunda çözdüğü bir soru olmuştu. Ben de ellerimi sevinçle çırptım. Bana oldukça etkilenmiş olduğunu belli eden bir ifadeyle baktı. Bu görüntüyle gülen yüzüm soldu. "Bu Kalp Kimin İçin Çarpıyor?" kitabının ana karakterlerinin çok farklı olmalarına rağmen aynı tip kızlardan hoşlandığı aklıma geldi. Masum, saf, iyi niyetli, yardımsever ve benzeri güzel özelliklere sahip güzel kızlar... Fakat ben ne saftım ne de onların zannettiği kadar iyi biriydim. Sadece ihtiyacım olan yardımı bulmak için Aras'a yardım ediyordum. Onun sonunun nasıl olduğu umurumda değildi.

"Teşekkür ederim. Sayende uzun zaman sonra bir soru çözebildim." dedi gülümserken. Bu görüntü kalbimi parçaladı. Şu an benden daha saf görünüyordu. Kötü zihniyete sahip olan bendim. Suçlu hissettim. Bu yüzden kendimi ne olursa olsun yardım ettiğimi söyleyerek avuttum. Sonrada ders başlayana kadar soru çözmesine yardım ettim. O soruları çözemeye çalışırken ben bir taraftan sınıfa gelen Yankı, Berkay, Mete ve Kayra ile konuşmuştum.

"Sen soru mu çözüyorsun?" dedi şaşkınlıkla Mete.

"Daha doğrusu çözmeye çalışıyorum. Sağ olsun Tuğçe yardım ediyor." dedi açıklama yaparak.

"Sen bile çalıştığına göre benim okul birincisi olmam gerekiyor." dedi Mete alayla.

"Hey! Okul birincisi ben olacağım." dedim Mete'ye elimdeki kalemi sallayarak.

"Nasıl oldun?" dedi bana bakarak.

"Dünden daha iyiyim." dedim gülümseyerek.

"Bunu sana aldım." dedi önüme bir kutu koyarak. "Özür hediyesi olarak..."

Kutuyu önüme çektim. Kapağını açtım. "Oha!" dedim sanki ne aldığını bilmiyormuş gibi. Dün Yankı gruba sonraki bölümün fotoğraflarını attığı için neler olacağını biliyordum. Yine de sevinmiştim. Çikolatalar çok iştah açıcı görünüyordu.

"Teşekkürler." dedim ve direkt ağzıma bir tane attım. Yankı da bir tane çikolata yedi. Normalde romanda Tuğçe hediyeye gerek olmadığını söylüyordu. Mete çok ısrar edince çikolataları alıyordu. Ama ben kibar falan değildim. Bana daha önce araba çarpmıştı ama yavaş gittiği için hiçbir şey olmamıştı. Bence bir özrü hak ettim.

Teneffüste Merve ve Yekta çikolata yemeye geldi. Ardından canları çekmiş olabilir diye sınıf arkadaşlarıma da ikram ettim. Böylece tanımadığım kişilerle tanışmış oldum.

Öğle yemeğini yemekhanede yememiştik. Merve bize kantinden yiyecek bir şeyler almıştı. Onları yedikten sonra dörtlü arkadaş grubu olarak bahçeye çıktık. Dışarıda pek fazla insan olmadığı için çardaklardan biri boştu. Oraya oturup konuştuk.

"Ana karakterlerin içinde olduğu kitapları buldum. Aras'la ilgili dört, Kayra ile ilgili beş ve Mete ile alakalı iki kitap buldum." dedi Yekta elindeki tablete bakarken. "Kitapların isimlerini gruba attım. Henüz hepsini okuyamadım. Okuduktan sonra özetlerini sizinle paylaşırım. İsterseniz çıkışta kütüphaneye gidelim. Böylece kitapları uygulamadan ekleyebilirsiniz." Bazı kuralları unutmuştum ama kitabın basılı halini görmeden uygulamadan okuyamadığımızı hatırlıyordum.

"Bu hafta kütüphaneye gidebileceğimizi sanmıyorum. Bu hafta bitene kadar bizi ailem alacak." dedim açıklama yaparak.

"Zaten istesek bile bugün gidemeyiz. Bugün etüt var." dedi Yankı.

"Ne demek etüt var? Benim niye haberim yok?" dedim korkuyla.

"Tuğçe cidden nasıl bilmezsin. Beni bile biliyorum. Çarşamba ve cumaları etüt yapılıyor. Akşam yemeğini burada yiyeceğiz. "Dedi Merve benimle dalga geçerek.

"Cuma da mı etüt var?" Allah'ım sen sabır ver! Derslerim yüzünden ders çalışamayacaktım.

"Artık öğrendin. Konu dağılmadan BKKİÇ'un içinde olduğumuz bölümü hakkında konuşmamız gerek. Önümüzdeki üç gün boyunca olacaklara dikkat etmemiz gerek."

"Üç gün mü? Önceki bölümlerde birkaç bölüm bir günde oluyordu." dedim hayretle. "Çok fazla şey dikkatimden kaçıyor."

"Kitaplarda zaman farklı olabiliyor. Gidişata göre. Bazen tüm gün boyunca birkaç bölüm yazılıyor. Bazen yeni bölüme geçmek için bir aydan fazla beklemek gerekiyor."

"Şaka yapıyorsun değil mi?" dehşete düşmüştüm. Bu nasıl mümkün olabilirdi?

"Şaka yapmıyoruz. Sen neden böyle düşünüyorsun ki?" dedi Yankı kafası karışmış bir şekilde.

"Eğer bölümlerin ilerleyişi böyle yavaşlarsa ne yaparım ben? Seneye sınava gireceğim. O zaman da test çözmek yerine bu üçünden kaçmakla uğraşmak istemiyorum!" dedim hayıflanarak. Ne yapıp edip onlardan kurtulmalıydım. Hem de mümkün olan en kısa sürede!

Bölüm sonu

3 yorum