Çarşamba günü geldiğinde sınıfa yine erken gelmiştim. Kardeşim yine beni sınıfın önünde terk etmişti. Bu sefer içeride sadece Mete vardı.
"Günaydın!" dedim zıplayarak ilerlerken. Beni görünce gülümsedi.
"Günaydın." dedi okuduğu kitabı kenara koyarken. Ayağa kalktı. "Yardım lazım mı?"
"Gerek yok. Kendim gelebilirim!" dedim sıraya otururken. Yine beni taşımasını istemiyordum. "Ne okuyordun?"
"Açlık oyunlarının ikinci kitabını. Ateşi Yakalamak." dedi kapağını bana gösterirken. "Küçükken filmlerini izlemiştim. Yakında dördüncü kitabının film uyarlaması gelecekmiş. Onu izlemeden önce tüm seriyi okumayı planlıyorum."
"Öyle mi? Bilmiyordum. Bu arada çok hızlı okuyorsun. Benim bir kitabı okuyup bitirmem en az iki haftamı alır."
Güldü. "Ben de senin gibi ders çalışsaydım ben de yavaş okurdum."
"Sanırım haklısın. Ortaokuldayken iki günde bir kitap okurdum."
"Ne okumayı seversin?"
"Nereden başlasam?.." diye konuşmaya başladım. Sonrada duramadım. Dersin başlamasına beş dakika kaldığı zaman Yankı'yı görene kadar çok uzun zaman konuştuğumuzu anlamamıştım.
Ertesi gün benzer bir olay meydana gelmişti. Cuma sabahı Kayra erkenden okula gelmişti. Çıldırmış gibi soru çözüyordu.
"Günaydın!" dedim. Ama beni duymuş gibi görünmüyordu. Umursamayıp sırama geçtim. Ben de yanımda getirdiğim soruları çözmeye başladım. Yaklaşık beş dakika sonra Kayra sinirle kalemini ve kitabını fırlatıp attı. Nedenini bilmiyordum ama çok sinirliydi. Ardından sesli bir şekilde küfür etti.
"Ne oluyor be?" dedim rahatsız olduğumu belli ederek.
"Çözemiyorum. Bu aptal soruları çözemiyorum." dedi sesini kontrol altına almaya çalışarak.
"Çözme o zaman." dedim sakince. Hışımla arkasını döndü.
"Dalga mı geçiyorsun sen?"
"Hayır. Kafanı çalıştır biraz. Eğer soruları çözemiyorsan bunun illa ki bir nedeni olmalı. Konuları bilmiyor olabilirsin, uykusuz veya yorgun olabilirsin, çok fazla çalıştığın için her şey birbirine girmiş olabilir... Şu an çok stresli görünüyorsun. Bu haldeyken soru çözememen normal. Biraz sakinleşmeye ihtiyacın var."
Alay ediyormuş gibi güldü. "Ben her durumda soru çözerim."
"Çözemedin ama. Boşuna inat etme. Onun yerine bana neden stresli olduğunu anlat. Aynı zamanda ara vermiş olursun. " dedim test kitabımın kapağını kapatırken.
"Bugün bir maçımız var. O yüzden bazı dersleri kaçıracağım. Üstüne çalışacak vaktim de gidecek. Yorgun olacağım için eve gittikten sonra çalışmak zor olacak. Şu an çözebildiğim kadar soru çözmeliyim."
"Maça gitme o zaman." dedim gayet basit bir meseleymiş gibi.
"Olmaz. Ben takım kaptanıyım. Ne maçı ne de takımı bırakabilirim. Her şeye yetişmem gerekiyor ama hiçbir şeye vaktim yokmuş gibi hissediyorum."
"Aslında bu oldukça etkileyici." dediğimde hayretle bana baktı. "Önceki okulumda bazı yazma yarışmalarına katıldığım oluyordu. Derecelere girecek kadar iyi yazıyordum. Fakat iyi bir şey ortaya koymak için birkaç gün ders çalışmayı bırakıp sadece kendimi yazmaya adamam gerekiyordu. Bu süre benim için oldukça stresli geçiyordu. Ödevlerimi bile yapmadığım oluyordu. Senin bu zamanı neredeyse hiç ara vermeden idare edebilmen bana göre takdire şayan." dediğimde tebessüm etti. Ben konuşmaya devam ettim. "Kayra arada bir bırakmakta sorun yok. Bugün dersleri kenara bırak ve maça konsantre ol. Sen spor yapmana rağmen okul ikincisisin. Bir anda bildiğin her şey bir günde yok olup gidecek değil." dediğimde utanmış gibi kafasını eğdi.
"Biliyor musun? Piyano da çalıyorum..." dediğinde kahkaha attım. Gerçekten utangaç mıydı yoksa egoist olduğu için onu övmemi mi bekliyordu emin değildim. Şu an kötü hissettiği için onu pohpohlamaya karar verdim.
"Her şeye nasıl yetişebiliyorsun?" dedim merakla. Ben bütün bunları yapsaydım ilk ona bile giremezdim.
"Aslında birine yoğunlaşırken diğerine ara vermiş oluyorum. Bu nedenle hepsini idare edebiliyorum. Ancak işler ciddiye bindiğinde zorlanıyorum."
"Anlıyorum."
"Sen nasıl yazmaya başladın?" dediğinde bu sefer heyecanla bir şeyler anlatma sırası bendeydi. Ancak koyu bir sohbete dalmıştık. Bu yüzden az kalsın Kayra takım kaptanı olarak buluşma yerine geç kalacaktı. Ama o buna hazırlıklı olduğu için alarm kurmuştu. Böylece takım arkadaşlarını yanına maçın yapılacağı okula gitmek için gitti. Ben de kalan zamanımı ders başlayana kadar test çözerek geçirdim.
O hafta bitikten sonra ayağım iyileşti. Berkay da kendini grubumuza aldırdığı için onunla da yakınlaşmıştık. Kitapsa ilerlemeyi durdurdu. Bu süre içinde Aras, Mete ve Kayra'dan kurtulurum diye düşünmüştüm. Tabii ki düşündüğüm gibi olmadı. Onlar benimle ilgilenmeye devam ettiler. Ama şimdiye kadar hiçbiri arkadaşlık dışında bir duyguyla bana yaklaşmamıştı. Buna minnettardım.
Bu süreyi boş geçirmemek için kütüphaneye gidip kitap okumaya karar vermiştik. "Bu Kalp Kimin İçin Çarpıyor?" isimli kendi kitabımızla başladık. Ardından Mete'nin kitabını okumaya başladım. Adı "Yalnızlık İçinde Kıvranırken"di.
Soğuk bir odanın içinde dokuz yaşında küçük bir çocuk tek başınaydı. Yerde acıdan ve açlıktan kıvranıyordu. Ancak en büyük acısı babasının ona olan ilgisizliğiyle içinde oluşan sevgi hasretiydi. Annesi yoktu. Onu doğurduktan sonra öldüğünü söylemişti teyzesi. Bu yüzden annesini öldüren kişi olduğunu düşünüyordu. Babası ise sürekli çalışıyordu. Eskiden işten çıkınca eve gelip çalışma odasında işlerine devam ederdi. O zamanlar küçük çocuk babasını günde birkaç dakika olsa da görürdü. Bu çocuğa hiçbir zaman yetmezdi. Ancak o birkaç dakikanın zannettiğinden çok daha önemli olduğunu babasının işleri büyüdükten sonra anlamıştı. Artık babası sürekli iş seyahatine çıktığı için onu aylarca görmediği oluyordu. Ona bakıcılık yapan akrabası ise evin sahibinin yokluğunda çocuğu ihmal etmişti. Artık o tek başınaydı. Evde ne bulursa yiyordu. Üstü pisti. Önce kıyafetlerini değiştirmeyi öğrendi. Daha sonra banyo yapmayı... Günün birinde kendi çamaşırlarını yıkarken buldu kendini. Bunların hepsini tek başına öğrenerek büyüdü.
Liseye geçtiğinde babası bakıcısını kovmuştu. Parayı direkt oğluna gönderiyordu. Oğul artık o okuldayken ev işleriyle ilgilenecek ve ona yemek yapacak insanlar bulmuştu. İşler onun için bir nebze de olsa kolaylaşmıştı. Yine de okuldan sonra eve geldiğinde ev boştu. Sessizdi...
İçindeki boşluğu bir türlü dolduramıyordu genç. Küçükken arkadaş edinmeyi denemişti ama sınıf arkadaşları onunla dalga geçmişti. O gün bırakmıştı umudu insanlarda aramayı. Babasından dahi vazgeçmişti. Gerçek Dünyadan kaçmanın bir yolunu bulmuştu. Kitaplar ve oyunlar... Bu kurgusal evrenler onu gerçekte olduğundan daha canlı hissettiriyordu. Kitap karakterleriyle ağlıyor, gülüyor ve sinirleniyordu. Her şey oradaydı onun için. Görmediği aile şefkati, edinemediği arkadaşları, hiç tatmadığı aşklar ve daha niceleri... Oyunlar ise adeta yaşama amacı olmuştu. Okula sadece hava değişikliği olsun diye gidiyordu. Derslerdeyken eve gelip oyun oynamak için can atıyordu. Kimi zaman seviye atlamak için çıldırıyor kimi zamanda sanal bir dünyada yeni bir hayat kuruyordu. Kurgular sanal ortamdan daha iyiydi onun için.
Genç, bu düzene alışmıştı. Lise bitince ne olacaktı bilmiyordu. Kocaman bir evde yalnız yaşıyordu. Bazen bir evcil hayvan almayı düşünüyordu. Ama henüz kendine bile bakamadığı için bu fikirden hemen vazgeçiyordu. Muhtemelen babası tarafından yetişkin olduğu an terk edilecekti. O gün bu anlamsız rüyası son bulacaktı. O zamana kadar bu düzen devam edecekti. Tabii genç erkek böyle zannediyordu.
Bir kış günü eve geldiğinde ışıkları açık buldu. İçeride bir hırsız olduğunu zannetti. Hiç korkmadan içeri girdi. Ancak içeride hiç beklemediği biriydi. Babası eve gelmişti...
Yavaşça kitabın kapağını kapattım. Mete ihmal edilmiş bir çocuktu. Üstelik annesinin onun yüzünden öldüğünü sanıyordu. Kendimi lanetten kurtarmayı istiyordum. Bu yüzden Mete hayatımdan çıkarmam gereken
biriydi. Ama onun gerçeğini bile bile nasıl onu görmezden gelecektim?


